Bir insanın ölümden sonra dirilmesi, ne bir gelişmenin ne bir devrimin sonucudur. Sadece bir başka hayatta ayağa kalkmadır. Kış geçip bahar gelince, tabiatın yeniden dirilişi gibidir bu.
İslam, bir destan gibi doğar, bir destan olarak gelişir, tarihi bir destan olarak, sürekli olarak destan doğurucu bir destan kalıbı halinde, binlerce destanın doğmasına sebep olur. Halid bin Velid'in atı denize doğru bir yay gibi gerili ufuklara bakan, Cebelitarık'a ulaşmış İslam kahramanına, Kafkas kahramanı Şeyh Şamil'den, aynı cephede şehit düşmüş adsız Birinci Dünya Savaşı şehidine kadar sonsuz bir destan kahramanları külliyatına sahip bir destandır İslam destanı...
Günümüzün kutuplaşmış dünyasında, tarihte birden çok defa Doğu ile Batı arasında köprü olmuş İslam, kendi öz misyonunun bilincine varmalidir. Geçmişte nasıl eski medeniyetler ile Avrupa arasında bir aracı olmuş ise bugün de dramatik çıkmazlar ve alternatifler anında, İslam yeniden bu kutuplaşmış dünyada "aracı millet" rolüne bürünmelidir. Üçüncü yolun, İslam yolunun manası burada saklıdır.