Bir kadının milyonlarca kadın gibi ataerkil toplum tarafından yavasca ve en igrenc sekilde hayattan ittirilmesi..
O kadar gerçek ve bi o kadar da su an ki hatta: 10, 100, 1000 sene sonrası…
Her olayın, satırın içersinde sırtıma yük bindi. Hayatımız da normalleşen, zorunluluk olan şeyleri okumak midemi bulandırdı.
Her ev, her şehir, her ülkede kadınlara davranış biçimleri aynı;
Çalışamaz çocuğu var ama kocasının parasını da yiyor olamaz. Kendine vakit ayırmamalı ama her şeyi bilip yapabilmesi gerekmeli.
Kilolu olmamalı ama zayıf da olmamalı. Gösterişli olamaz ama “pasaklı” şekilde de gezmemeli o olmalı su bu olmalı dıye dıye bir gram fikirleri olmadığı işlerden hislerden ve yüklerden konuşan bazı erkekler tarafından cambaz gibi incecik ipin bir ucundan diğer ucuna gidiyoruz.
Ve bunlar bizim zorunluluğumuzmuş yemişim
Kısacası hayatının en basından itibaren etrafında ki bi sik bilmeyen erkekler tarafından sürekli çekiştirilmeye, ordan oraya sürüklenmeye çalışan bir kadın ve onun hikayesi
çok iyi bildiğimiz tanıdık lafları, hisleri ve baskıları okumak isterseniz simdiden iyi okumalar ne kadar iyiyse
- Güzelsiniz ama boşsunuz, demiş onlara sonra. Kimse sizin için canını vermez. Elbette herhangi biri benim gülümün size benzediğini sanacaktır. Ama o, sadece o, hepinizden daha önemli, çünkü o benim suladığım gül. Çünkü fanusun altına koyduğum gül o. Çünkü rüzgârdan koruduğum gül o. Çünkü tırtıllarını (kelebek olabilsinler diye bir iki tanesi hariç) öldürdüğüm gül o. Çünkü yakınmasını, böbürlenmesini, hatta bazen susmasını dinlediğim gül o. Çünkü o benim gülüm.