Büşra Aydın

Büşra Aydın
@busraydbn
Altı çizili satırlarımın dijital arşivi
Sartre'a göre otantiklik, eylem ve seçimlerimizin sorumluluğunu almaktan geçer. Otantiklikten kaçış ise seçim yapmıyormuş veya yapamıyormuş gibi davranmak olarak kendini gösterir. İstediğimizi yapabilmekle ilgili değil, yaptığımız seçime sahip çıkmakla ilgilidir. Camus'ye göre otantiklik, içinde yaşadığımız dünyanın ve varoluşun koşullarını kabul edip, yüklenip, ayağa kalkabilmekle ilgilidir. Camus'ye göre bu absürtlüğü sırtlanmak tam da canlılığın kaynağıdır. Nietzsche'ye göre otantiklik sürü ahlakını geride bırakıp iyi ile kötünün ötesini görmekten geçer. Kierkegaard'a göre otantikliğin temel koşullarından biri kişinin her şey ve herkesten önce kendine dürüst olabilmesidir.
Sayfa 146·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Varoluşçu bakış açısına göre yabancılaşmanın panzehiri otantikliktir. Peki bu otantiklik dediğimiz nedir? Otantiklik özgünlük değildir. Kendinizden özgün olmayı beklemeyin, bu çok zorlu bir misyon. Dünyanın en orijinal fikirlerini bulup gerçekleştirmeye çalışmak da yabancılaşmanın farklı bir şekli olabilir (ne kadar orijinal olduğumuzu diğerlerine kanıtlamaya çalışırken kendimizden uzak düşerek).
Sayfa 146·Kitabı okudu
Sporda kasların nasıl geliştiğini bilir misiniz? Ve hatta vücudu geliştirmekle sakatlanmak arasında çok ince bir çizgi olduğunu? Aslında kasların gelişmesi demek onları sık sık "travmatize" etmek, yani küçük, onarılabilir yırtıklar açmak demektir. Gelişim diye kastettiğimiz ise bu yırtıkların iyileşmesiyle kasların daha ve dayanıklı hale gelmesidir. Ancak abartırsanız veya başınıza bir iş gelirse (kaza gibi) vücudunuzun onaramayacağı kadar büyük bir yırtık meydana gelir ve sakatlanmış olursunuz. Bu, ruhsal anlamda da geçerlidir. Hayatın trajik yanları ile ruhsal anlamda güçlenmek ile büyük bir olayla adeta ruhsal anlamda "sakatlanmak" arasındaki ilişkide tam böyledir. Kısacası mesele "travmatik bir olay" yaşayıp yaşamamak değil, yaşadığımız olayın kurduğumuz hayatta nasıl bir yırtık açtığı ve bizim bu yırtıkla ne yaptığımızla ilgilidir.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Nietzsche *amor fati*'den, yani kaderimize aşık olmaktan bahseder. Başımıza gelenleri olduğu gibi kabul etmek, onlara ve onlarla ilgili tüm hislerimize sahip çıkmak sanırım kaderimize aşık olmanın tam tanımı olurdu. Baştada belirttiğim gibi, ailemiz bizim kaderimiz. Onlara da Nietzsche'ci anlamda aşık olmamız gerekir; içimizde yankılandığı şekliyle onları olduğu gibi kabul etmek ve onlara dair her ne hissediyorsak (ki genellikle çok katmanlı ve karmaşık hissederiz) buna sahip çıkmak. Dış dünyada ailenizi reddedebilirsiniz, onlara sınır koyabilirsiniz, hayatınızın sadece bir kısmına girmelerine izin verebilirsiniz. Ahlakçılık yapmak istediğim son şey olur. Bir daha altını çizmek isterim ki, şu an aileniz hayatınızın neresinde durursa dursun, onlara ve onlarla olan geçmişinize, yani çocukluğunuza sahip çıkmak özgürleşmenin en temel koşulu.
Bu dünyada yalnız değiliz ve hayatta kalabilmek için ötekilere ihtiyacımız var. Yaşamımızı sürdürebilmek için de onlara göre şekil almamız icap edebilir. Tam da bu noktada varoluşçu bakış açısı kendimizi bulamadan ötekini tanıdığımızı iddia eder. Daha henüz kendi zevklerimizi, isteklerimizi ve arzularımızı keşfedemeden tabiri caizse ötekine yaranmayı öğreniriz.
Sayfa 102·Kitabı okudu