Orhan’ın artık elini sürmeyeceği gözlüğüyle, masasının üzerindeki yarım kalmış romanla, ayağının izi çıkmış ev terlikleriyle, lavabonun kenarındaki traş takımıyla, portmantoda asılı, cebinde hala mendili duran hırkasıyla başbaşa kalmak gidişinin en sert tokatlarından biri oldu bana.
Evlilik konusu aile kurmak, çocuk yetiştirmek, bu pis dünyada onları büyütmek ve yol göstermek gibi tüm zorluklarıyla bence bir insanın yapabileceği en kutsal şeydir. Ve dünyada milyonlarca insanın bunu başarması bu kutsiyeti değiştirmez. Aslında görüldüğü gibi birçok kişi bunu başaramıyor ve ayrıca bu küçük kesim de o başarıyı bilinçli bir şekilde elde etmiyor, hayat onları bir şekilde buna yönlendiriyor.
Zaten sen bizden, ailenden uzaklaştıkça daha iyi bir insan oluyorsun, dost canlısı, anlayışlı ve nazik birine dönüşüyorsun. Daha saygılı oluyor, etrafına ilgi gösteriyorsun, bu hem ruhunda hem de tavırlarında var olan bir şey. İmparatorların kana susamışlıkları doyuma ulaştığında halklarının arasına karışıp onlarla iletişim içine girdiği gibi bir sahne.