• Öykü Otobüsü: #32743786
    Yolcu listesi: http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg
    Öykünün ilk kısmı : #33619327

    Bağlantılı öyküler :
    #33861382 - #32867531

    Su krizini atlattıktan sonra yol arkadaşım da ben de kitaplarımıza dönüyoruz. Zaten ses tonundaki biraz abartmadın mı tınısından da hoşlanmadım. Tabi üzerine sıcak su dökülüp yanan benim!

    Kulaklığımı takıp bir süre okuduktan sonra okuduğum cümleleri anlayamadığımı fark ediyorum. Aklım yine yolculuğa çıkmış.

    Ne yapıyorum ki ne işim var benim Hatay’da? Yeni bir başlangıç mı çıktığım yolculuk, yeni bir hüsrana mı gebe? Uzun uzun irdelemedim sadece olacağına bırakmak istedim, işte gidiyorum. Onca yıl geçti üzerinden hala aynı mı ki her şey? Ben aynı mıyım ki? Uzaktayken kolaydı tabi attım tuttum, ne diyeceğim şimdi gidince? Karşılaşınca...?

    “Ben geldim!” ? Saçma! Sanki görmüyor benim geldiğimi.
    “Çağırdın geldim.”? Hayır bu da saçma sanki sırf çağırdı diye gidiyormuşum gibi.

    Bu yolculuğun sonunda pişman olmak da var ama artık yola çıkıldı. Bunları zaten düşünmedim mi? Aklımın tiyatrosunda bin bir senaryo oynatıp, artısını eksisini hesaba katıp çıktım bu yolculuğa. Ne olacaksa olacak, ne yaşayacaksam yaşayacağım. En kötü üzerinden biraz geçtiğinde bu yolculuğu ve Hatay’da geçirdiğim bir kaç günü hatıra olarak saklarım, amaaan düşün düşün sonu yok.

    “Gelmek istedim, seni görmek için. En son görüştüğümüzde kararını ver öyle gel demiştin. O zamandan sonra çok düşündüm, işte yanındayım. “

    Bu cevap hoşuna gider biliyorum, güler hatta ben bunları söylediğimde, ciddi meseleleri ciddi konuşamadık ki hiç.

    Kimselere demedim neden gidiyorum, aklımı karıştırmalarını istemediğim için. Neden sen gidiyorsun? Neden gidiyorsun? Neden o gelmedi? Kaç sene geçmiş üzerinden… Bu hesaplara girmek istemedim o yüzden de demedim ki ben Hatay’a gidiyorum, şunları bunları konuştuk. Gidip görmek, gidip yaşamak kararımı buna göre vermek istiyorum.

    Bir parça endişeyle karışık heyecan hissediyorum. Gerginim her an kopacak bir tel misali.

    Yanımda bir hareketlilik sezerek daldığım düşüncelerimden otobüsün içine dönüyorum. Semih Bey o sırada hışımla ayağa fırlıyor, ne oldu yahu kulaklık takılıyken bir şey mi dedi bana da anlamadım diye düşünürken sesi çıkabildiğine bağırmaya başlıyor;

    "ULAN MEMLEKET SİZİN GİBİLER YÜZÜNDEN İLERLEYEMİYOR. YETER ARTIK, BIRAKIN MİLLETİN SAF DUYGULARIYLA OYNAMAYI. KÖRÜM DİYE DUYGU SÖMÜRÜSÜ YAPIYORSUN, BİR GÖZÜNLE DE YANDAKİ KADINA BAKIYORSUN. AYIP ULAN AYIP!"

    Önümüzdeki ve arkamızdaki koltuklarda oturanların da ilgisini çekiyor bağrışı, herkes merakla bir Semih’e bir kör yolcuya bakıyor.

    “Yuuhh kör adam kör değil miymiiişşşş!!” diye ben de bağırıyorum şaşkınlıkla.

    Semih Bey’in “Yok ya ne körü baksanıza elf gibi keskin gözleri maşallah iki saattir sizi kesip duruyor yandan pis herif!! Yok şöyle kokuyor böyle kokuyor..!!” demesiyle kan beynime sıçrıyor.

    “BANA BAK GEBERTİRİM SENİ PİSS SAPIK!! ŞEYTAN DİYOR Kİ KAFASINI GÖZÜNÜ PATLAT. BİZ DE VİCDAN YAPIYORUZ İKİ SAATTİR KÖR ADAMCAĞIZ ÇAYI KAHVEYİ İÇERKEN YANINDAKİ SAKALLI ADAM YARDIM ETMEK ZORUNDA KALIYOR DİYE. UTANMAZ AYIP DEĞİL Mİ ADAM KAHVEYİ AĞZINA TUTTU BE!!”

    “Yaa ayıp ediyorsunuz hanımefendi bir dakika… “

    Sakallı adam da şaşkınlıktan bembeyaz kesmiş.

    “Gerçekten çok şaşkınım bu nasıl bir terbiyesizlik, nasıl utanmazlık. Ama işte toplum bu hale neden geldi durup düşünmek lazım. Dolandırıcılık, yalancılık, riyakarlık, çakallık kanınıza işlemiş efendim!! Tühh rezil herif seni. Seni utanmaz. Nedir senin amacın insan niye böyle bir yalan söyleme ihtiyacı hisseder!? Anlayamıyorum abicim. “

    “ Necip dur bi…”

    “ Sus!! Durmuş!! Ağzını burnunu kırmadığıma dua et. Saf gibi dinleyip üzüldüm sana bir de ahlaksız herif!” adı Necip olan adam, yanındakine bir yumruk savurmamak için kendini zor tutuyormuş gibi gözüküyor. Yanımdaki Semih Bey ise Necip denen adamdan daha da sinirli. Ben de adamı parçalamamak için zor duruyorum. Kan kokusunu tatsın bakalım bir de tanıyor mu görelim!

    “Gel ulan buraya!!”
    “Ayhh!! Semih Bey bir saniye ayağıma basıyorsunuz!” diye çığlık atıyorum.
    “BİR DAKKA SAYIN YOLCUĞLARIMIZ, Nolyorsunuzğğhh!”
    “Muavin bey bu adam kör numarası yapıp karıya kıza sarkıntılık ediyor.”
    “Vay ben senin…” deyip adamın yakasına yapışıveriyor muavin. “Doğru mu diyor bu adam yalan mı yapıyon lan sen?”
    “O tam öyle değil muavin bey kardeşim..”

    Arkadan birileri daha karışıyor olaya, neyin ne olduğunu anlamadan;

    “Aaa kör adama utanmıyor musunuz saldırmaya!”
    “Kör falan değil o!” diye bağırıyorum.
    “Püüü! Bir de yüzüne karşı kör deyip rencide ediyorlar adamcağızı.”
    “Ablacım kör adam manalı manalı bakar mı rica ediyorum anlamadan cevap verme!” diye Semih Bey de beni destekliyor.
    “Sensin abla! Kime abla diyosun sen. Nerden ablan oluyorum ben senin!” Sen kimsin de bana emirli cümleler kullanıyorsun, terbiyesizz!” derken Semih’e saldırmaya başlıyor.

    1 numaradaki yolcu da “Ya teyze bıraksana adamın yakasını!” deyince kadın hepten çıldırıyor ve bir anda nasıl oluyor anlayamıyorum hepimiz birbirimize giriveriyoruz.

    Her kafadan bir ses çıktığı için kimin ne dediği anlaşılmıyor ama küfürler, hakaretler, tehditler havada uçuşuyor. Olay adeta kör adamdan çıkıp mahalle kavgasına dönüşüyor. Kim kimi bulursa saldırıyor, kavga büyüyor. Ben o arada fırsattan istifade bizi ayırmaya uğraşan, arada da nasibini alan muavine de geçiriyorum bir kaç tane. Sıcak suyun öcünü de alıyorum karışıklıkta. :)

    O kargaşada otobüsten indiğimizin hayal meyal farkındayım. Boğuşmaktan herkes soluk soluğa, yaka paça dağılmış, suratlar pancar gibi olmuş.

    “Evlatlar kendinize gelin ne bu hal ne oluyorsunuz!”
    “Hayri baba bu 7 numaradaki adam kör tahliti yapıp karıya kıza sarkıyomuş. Bi de yanındaki adam bunun ağzına mı etmiş ne öyyle bişeler, ben de tam anlayamadım ama bu 7 numaradaki tam bi pisslikkk çıktığ. Uff anam suratımı yolmuş biri zaten! Çok fena yanıyo.”
    “Ağzına etmek falan ne biçim konuşuyorsunuz muavin bey.”
    “Ya sen ne arsız adamsın hala konuşuyor musun?”
    “Semih Bey bir sakin olursanız anlatacağım.”
    “Birader gözlerini bilemem de kulakların pek bir keskinmiş.” diye söze karışıyor 2 numarada oturan papaz.

    Semih de ondan cesaret alıp tekrar bağırmaya başlıyor.

    “Ya dimii? Tazı gibi kokluyor hem de tazı gibi de duyuyor maşallahı var!”
    “Birader maşallah inşallah bunlar hep arap bozması.” diye alakasız bir laf karıştırıyor araya 1 numaradaki satanist gibi olan tip.
    “Dua et sen Hayri kaptana!” diye yine bağırıyor Semih.
    “Kaptan bu adamla daha bir dakika geçiremem ben, terbiyesiz herif ağzına besledim bunu acıdım da haline. Yok sevdiği varmış terk etmiş, deney yapmışlar da... Bir deney de ben yapayım üzerinde diyorum. Kendimi zor tutuyorum okkalı bir tokat çakmamak için kendisine!”
    “Durun evlatlar bir sakin olun neyin ne olduğunu anlayalım.”
    “Hah kaptan ne güzel diyor, kızgınsınız bana saygı duyuyorum fakat belki geçerli bir sebebim vardı, dinlemiyorsunuz ki…”

    Semih “Bak hala ne diyor ya, başlatma saygına maygına!!” deyip adamın üzerine yürümeye davranıyor ama satanist tipli ile papaz kılıklı olan “Uyma dostum boşver, bi sakin ol!” deyip tutuyorlar, Hayri Kaptan da araya girip durdurmaya çalışıyor. Bu arada sahte kör ellerini kaldırmış, kafasını omuzlarının arasına kıstırmış gelecek muhtemel bir darbeden kendisini koruma pozisyonu almış bu durumdan zarar almadan çıkabilecek mi kestirmeye çalışıyor. Yüz ifadesi çokça endişeli, ee zaten nasıl olsun ben de insanları kandırıp duygularıyla oynasam linç yerim diye üç buçuk atardım herhalde. Yalancı pislik!

    Bir türlü sakinleşemeyen Semih’e dönüp “Semih Bey ben muavine kızınca “Uzun yılcılıklarda insının daha iradeli ve sinirlerine hakim olmısı girekiyor…” diye akıl veriyordunuz az evvel pek bir iradeliymişsiniz siz de.” diyorum.

    Diyorum ve film bir kez daha kopuyor. Körden hıncını daha alamamışken üstüne de ben sinir edince hepten çığrından çıkıyor Semih.

    “Bu otobüsteki herkes mi manyak ya şeytanın otobüsü sanki hangi koltuğa baksan sorunlu sorunlu tipler.”


    “Evlat sakin olmazsan atmak zorunda kalıcam bak seni otobüsten.”
    “Hele bir deneyin bakalım nasıl süründürüyorum sizi mahkemelerde! Avukatım ben avukat dava ederim sizi Hayri Beeeeey!”
    “Senin avukatlığın bana sökmez ulan git istediğin yere şikayet et! Otobüs Hatay’a varana kadar bu otobüsün kanunu da avukatı da mahkemesi de benim.”
    “Kamera şakası falan mı bu ya? Aklımı mı oynatıyorum ben yoksa?İnsanları kandıran bu adam yerine beni mi atacaksınız? ZATEN HEP BÖYLE OLUR DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR DİYE BOŞA DEMEMİŞLER!”

    “Kamil ver oğlum şunun valizini, sakinleşmeyecek bu belli, almıyoruz bunu otobüse kalsın burda.”

    “Tamam babam sen ne dersen o!” diye koşup valizi getiriyor muavin aynı zamanda da pis pis, yapış yapış sırıtıyor. Bu da kimin tarafında belli değil 10 dakika önce Semih’le bir olup sahte körü tartaklamıştı, kaos düşkünü müdür nedir!!.

    “Yazık Hayri baba yaa napacak adam yolun ortasında, atmasaydınız.” diye engellemeye çalışıyor 2 numaradaki papaz kılıklı herif ama şoför çok sinirlendi belli. Apar topar eşyalarını verip itirazları da takmayan Hayri şoför;

    “Avukat beye eşlik etmek isteyen varsa beklesin burada. Biz Hatay’a gidiyoruz.” deyip dönüp arkasını biniyor otobüsüne. Vira bismillah deyip çalıştırıyor aracı. Yol ortasında kalmak cazip gelmiyor, Hayri kaptan da dediğini yapacak birisine benziyor. Kusura bakma, hayret bir şey ve pek çok çeşit itiraz cümlesi ile otobüse geri biniyoruz.

    Semih de binmek istiyor ama Kamil sımsıkı sarılmış belinden kıpırdaması mümkün değil, bağırıyor çağırıyor ama Kamil tın. Herkes bindikten sonra Semih’i yolun kenarına savurup koşarak otobüse biniyor. Bu kadar sinirli olmasam komik bir sahne aslında.

    Camdan Semih’e bakıyorum, hala tehditler savuruyor arabanın yanından koşuyor ama Hayri kaptan kapıları açmıyor ve Semih’i orada bırakıp yola devam ediyoruz. Ediyoruz da ne ben ne adının Necip olduğunu öğrendiğim sakallı, bu sahtekar ile yanyana oturmak istemiyoruz. Göz göze geliyoruz, bir söz söylemeye gerek kalmadan anlıyoruz ki derdimiz ortak. Aynı anda yerlerimizden kalkıp usulca kaptanın yanına gidiyoruz. Bu sahtekar, sapık adamı yanımızda istemediğimizi söylüyoruz.

    “Kaptan avukat sinirlendi otobüsün huzurunu bozuyor diye orada bıraktın da Hatay’a kadar bu sahtekar adamla nasıl gideceğiz. Bütün otobüs cephe aldı şuanda adama.”
    “Dur hanım kızım vardır bir bildiğim. Biz bu yolları haybeye eskitmedik! İlerde ilçe karakoluna gidip jandarmaya teslim edeceğim sahtekarı.”
    “O zamana kadar ben o sahtekarla oturmak istemiyorum Hayri kaptan, yer değiştirebilir miyiz?”
    “Oğlum kimin yanına koyayım onu şimdi, kimin yanına koysam sıkıntı. Az daha sabret.”
    “En arka 4lü boş atalım oraya tek başına olmaz mı?” diyorum.

    “ Kamiilll! diye sesleniyor. “Bak oğlum bana.”

    Aksiyon kokusunu alan muavin hemen yanımızda bitiveriyor.
    “Buyur baba?”
    “Şu sahtekar yok mu kör numarası yapan bunlar onunl yanyana oturmak istemiyorlar oğlum adamı arkadaki boş koltuklara oturtuver. “
    “Tamam baba, hallediyom.”

    Yine o uyuz sırıtışı takıyor yüzüne, sanki gizli bir iş çeviriyor da işler de tam istediği gibi gidiyormuş gibi.Çarpıveresim var ağzının ortasına! Zaten kör yaratıktan da sinirimi alamadım. Birlikte koltuğuma doğru ilerliyoruz, Osman denen sahtekar hala Necip Bey’e bir takım açıklamalar yapmaya uğraşıyor fakat Necip hiç oralı değil.

    “Kalk!” diyor Kamil “Arka koltuğa geç.”
    “Benim yerim burası sonuçta neden başka yere oturuyorum.”
    “Hadi kardaşım uğraştırma beni. Kalk lan dua et mapusta neyinh değilsin, Hayri Baba’ya dua et.”
    “Zorla kaldıramazsınız beni ben bu koltuk için bilet aldım, bak bilette bu koltuğa sigorta yapmışlar benim adıma, ya kaza maza olursa ben oraya oturmayacağım.”

    “Pess” diyorum dönüp bana bakıyor.

    “Bilader benim sinirimi zıplatma, kalk leyn geç arka koltuğa diyorum.”
    “Sen cidden ne kadar arsızsın ya bana o kadar yalan zırvaladıktan sonra saatlerce yanımda oturmaya devam mı edeceksin, hiç sıkılman utanman yok di mi?”
    “Necip konuşmama fırsat vermedin ki anlatıcam diyorum.”
    “Anlatırsın cağnım anlatırsın hadi kalkğ uraştırma beni bak kötü olacak demedi deme.”
    “Kalkmıy…” lafını bitiremeden daha muavin yakasından tuttuğu gibi çekiyor koltuktan.
    Aaaaağğ!! sesleri eşliğinde ve sahtekarın “Dur napıyosun, çek ellerini.” bağırışları arasında sürükleye sürükleye arka koltuğa götürüp koltuğa fırlattı adamı. Koltuğa fırlattığında üzerine abandığını gözlemliyorum, en arkada olduklarından muavinin dediklerini duyamıyorum ama muavin doğrulduğunda sahte körün yüzündeki korkmuş ifadeyi görüyorum. Ne demiş olabilir ki bu yapışık adama da adam böyle korkmuş olabilir, jandarmaya bırakacaklarını falan söyledi heralde. Neyse kurtulduk, Necip Bey’e bakıyorum iç çekip kör şeytan der gibi kafasını sallayıp yerine oturuyor. Ben de cam kenarına yanaşıyorum iki koltukta benim şuanda. Olan Semih’ oldu diye geçiyor içimden.

    Nasıl bir yolculuk oluyor böyle, yolun yarısına varamadan olaylar olaylar… Telefonumun titremesi üzerine cebimden çıkartıp bakıyorum. Whatsapp mesajı gelmiş, “Napıyorsun nasıl gidiyor yolculuk? Nerelerdesiniz?”

    “Bilmiyorum nerelerdeyiz de neler neler oldu bir bilsen, otobüs birbirine girdi, ortalık karıştı ama şimdi yatıştı. Şeytan otobüsün içinde dolaşıyor sanki… Buluştuğumuzda anlatırım ne olduğunu. Varabilirsem sağ salim tabii.”

    “Yapma yaa.. İyisin dimi? Tek parça gel, şeytan varsa da tuz falan dök. :)” Gülümsüyorum bu cevaba, birlikte izlediğimiz Supernatural diye bir diziye gönderme yapmış.

    “Şeytanın hangisi olduğunu bulursam çevresine tuz çemberi yaparım, iyi hatırlattın. :D :D “
    “İyi benim az işlerim var, molada ararsın beni, kimseye bulaşma :) başını belaya sokmadan gel. :) Zaman kısaldıkça sabırsızlığım artıyor. Özledim seni....”

    Ben de onu özledim. Yıllardan sonra yüz yüze ilk görüşmemiz olacak. Yarım kalanları tamamlayacağız, karamsar düşüncelerimi bastıran bir umut yerleşiyor içime. İster şeytan uğraşsın şimdi, ister sahte körler yüzünden otobüs birbirine girsin, isterse muavin saçmalasın. Keyfimi kaçıramaz hiç birisi.

    “Ben de seni özledim.” cevabını gönderiyorum, kulaklığı tekrar telefona takıp, kitabımı kucağıma alıyorum ve bir müzik seçip tüm arbedeyi geride bırakıyorum.

    https://youtu.be/HBOqfS5VC3U
  • Rüyada Neşet Ertaş`ı Görmek

    “Bir gün gideceğim Kütahya`dan” dedim babama; “otur, dersine çalış” dedi.

    “Kars`ı görmek istiyorum” dedim anneme; “akıllanmayacaksın sen” dedi.

    “Seyyah olacağım, yollarda geçecek ömrüm” dedim abime; “beni örnek al da işletme oku” dedi.

    “Doğa direnişçilerine katılıp, derelerin, nehirlerin ve ormanların bölünmez bütünlüğünü savunacağım” dedim öğretmenime; “böyle konuşmaya devam edersen disipline gönderirim seni” dedi.

    “Çocuklara Barış Kültürü ve Vicdan Bilgisi dersleri anlatacağım tabiat ananın başucunda” dedim komşumuza; “senden adam olmaz” dedi.

    “Beraber saz kursuna yazılalım, belki bir gün Munzur Festivali`nde çalar söyleriz” dedim arkadaşıma; “Tunceli`de ne işimiz var; ama bilirim ki sen gidersin” dedi.

    “Karadeniz yaylalarının görsellerini indirdim, slayt yapmayı öğretsene bana” dedim bilgisayarcı tanıdığıma; “bütün arkadaşların porno seyrediyor, sen nelerle uğraşıyorsun” dedi.

    “Ben bir kulübe yapmak istiyorum kendime, bana yardım eder misin?” dedim marangoza; “ elin ekmek tutsun da TOKİ`den ev al kredi çekip” dedi.

    “Bahçenize bakmama, çiçekler ekmeme izin verir misiniz?” dedim aile dostumuza; “ zeki bir çocuksun ama boş işler peşindesin” dedi.

    “Ekoloji kitapları var mı?” dedim kitapçıya; “dua kitapları vereyim sana” dedi.

    “Doğada bir başına yaşayan insanlara özeniyorum” dedim bakkala; “bırak bunları, vatanına milletine faydalı bir insan ol” dedi.

    “Kendi bisikletimi kendim tasarlayacağım, çizimiyle uğraşıyorum şu ara” dedim sanayideki ustaya; “işe girdiğinde birikim yap, hiç olmazsa ikinci el bir araban olsun” dedi.

    Bir gece Neşet Ertaş girdi rüyama. “Ah güzel gardaşım, ölülerden bilme beni; yoruldum, gittim” dedi. “On beş yaşındayım ve kendimi yorgun hissediyorum” dedim. “Saz çal” dedi. “Öğreneceğim, söz” dedim. “Kendi sözünü yaz, kendi türkünü havalandır” dedi. “Yapabilir miyim, bilmiyorum” dedim. “Yaparsın gardaşım, özü toprak kokanın gözü yağmur dolarmış; bundandır yorgunluğun, kederin, sitemin” dedi. Diyemedim bir şey ve iki gözüm iki bulut oldu o anda; iki buluttan yağmur indi başucumdan ayakucuma kadar… “Üzülme gardaşım, Kırşehir`e gel” dedi Neşet Ertaş. “Ah bir düşsem yollara, ilk Kırşehir`e geleceğim” dedim. “Babamla ben yan yanayız, önce babam Muharrem`e selam ver, sonra bana” dedi. “Sen ne güzel bir adamsın, sen ne güzel bir abdalsın” dedim. Gülümsedi bana. “Sen özünle yaşıyorsun; bir avuç toprakta vücut bulmuş senin özün gardaşım, ne mutlu sana” dedi. Sarıldık birbirimize. Nereden gelmişse dilime, nasıl konmuşsa, bir türkü havalandırıyordum uyandığımda; özümden dünyaya doğru.bir can hali…

    Bir başıma üryan kalsam
    Sözüm bitse, sükut etsem
    Şu dünyadan ayrı düşsem
    Sevda canda, can bendedir…

    “Başka bir dünya mümkün” dedim herkese; nicesi kınadı, bir Neşet Ertaş anladı beni…

    Yazan: Ergür Altan
  • Rüyada Neşet Ertaş`ı Görmek

    “Bir gün gideceğim Kütahya`dan” dedim babama; “otur, dersine çalış” dedi.

    “Kars`ı görmek istiyorum” dedim anneme; “akıllanmayacaksın sen” dedi.

    “Seyyah olacağım, yollarda geçecek ömrüm” dedim abime; “beni örnek al da işletme oku” dedi.

    “Doğa direnişçilerine katılıp, derelerin, nehirlerin ve ormanların bölünmez bütünlüğünü savunacağım” dedim öğretmenime; “böyle konuşmaya devam edersen disipline gönderirim seni” dedi.

    “Çocuklara Barış Kültürü ve Vicdan Bilgisi dersleri anlatacağım tabiat ananın başucunda” dedim komşumuza; “senden adam olmaz” dedi.

    “Beraber saz kursuna yazılalım, belki bir gün Munzur Festivali`nde çalar söyleriz” dedim arkadaşıma; “Tunceli`de ne işimiz var; ama bilirim ki sen gidersin” dedi.

    “Karadeniz yaylalarının görsellerini indirdim, slayt yapmayı öğretsene bana” dedim bilgisayarcı tanıdığıma; “bütün arkadaşların porno seyrediyor, sen nelerle uğraşıyorsun” dedi.

    “Ben bir kulübe yapmak istiyorum kendime, bana yardım eder misin?” dedim marangoza; “ elin ekmek tutsun da TOKİ`den ev al kredi çekip” dedi.

    “Bahçenize bakmama, çiçekler ekmeme izin verir misiniz?” dedim aile dostumuza; “ zeki bir çocuksun ama boş işler peşindesin” dedi.

    “Ekoloji kitapları var mı?” dedim kitapçıya; “dua kitapları vereyim sana” dedi.

    “Doğada bir başına yaşayan insanlara özeniyorum” dedim bakkala; “bırak bunları, vatanına milletine faydalı bir insan ol” dedi.

    “Kendi bisikletimi kendim tasarlayacağım, çizimiyle uğraşıyorum şu ara” dedim sanayideki ustaya; “işe girdiğinde birikim yap, hiç olmazsa ikinci el bir araban olsun” dedi.

    Bir gece Neşet Ertaş girdi rüyama. “Ah güzel gardaşım, ölülerden bilme beni; yoruldum, gittim” dedi. “On beş yaşındayım ve kendimi yorgun hissediyorum” dedim. “Saz çal” dedi. “Öğreneceğim, söz” dedim. “Kendi sözünü yaz, kendi türkünü havalandır” dedi. “Yapabilir miyim, bilmiyorum” dedim. “Yaparsın gardaşım, özü toprak kokanın gözü yağmur dolarmış; bundandır yorgunluğun, kederin, sitemin” dedi. Diyemedim bir şey ve iki gözüm iki bulut oldu o anda; iki buluttan yağmur indi başucumdan ayakucuma kadar… “Üzülme gardaşım, Kırşehir`e gel” dedi Neşet Ertaş. “Ah bir düşsem yollara, ilk Kırşehir`e geleceğim” dedim. “Babamla ben yan yanayız, önce babam Muharrem`e selam ver, sonra bana” dedi. “Sen ne güzel bir adamsın, sen ne güzel bir abdalsın” dedim. Gülümsedi bana. “Sen özünle yaşıyorsun; bir avuç toprakta vücut bulmuş senin özün gardaşım, ne mutlu sana” dedi. Sarıldık birbirimize. Nereden gelmişse dilime, nasıl konmuşsa, bir türkü havalandırıyordum uyandığımda; özümden dünyaya doğru.bir can hali…

    Bir başıma üryan kalsam
    Sözüm bitse, sükut etsem
    Şu dünyadan ayrı düşsem
    Sevda canda, can bendedir…

    “Başka bir dünya mümkün” dedim herkese; nicesi kınadı, bir Neşet Ertaş anladı beni…

    Yazan: Ergür Altan
  • I
    Seni bir boşluğa attım
    gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..

    sonra dönüp üz beni.

    Yüzüm yüzünü terk edeli kıştı.
    Yeni yeni kıştı. Kollarım kendi
    bacaklarımı sarmıştı. Fotoğrafta görünmeyen
    ışıklar vardı. Sandalyenin ucuna oturmuştum.
    Gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma,
    sonra bacaklarıma, sonra daha uzağa, salondan
    da uzağa,
    o yok yere bakıyordu.

    seni bir boşluğa attım
    gitmek üzereydim kalktım
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..

    Gözlerimdeki ay ışığı
    gözlerinin körlüğü içindi.

    II
    Hadi benim umarsızım
    ben ölmek üzereyim
    yorgunluğum da öyle
    sabrımın son parçasını da yedim
    az önce.

    Hadi benim suskunum
    geçtiğim yılları yaktım ardımda
    çocukluğumdan gelirken düştüğüm
    o keskin virajdan
    sürüklendiğim bu vakte dek
    sıkıca tuttuğum
    kırık dökük inançlarım bile
    ölmek üzere.

    hadi benim kırgınım
    kışın bana yaptıklarından,
    yazın beni öldüren yıldızlarından sonra
    yitirdiğim mevsimler değil,
    vaktim yok,
    baktığım yerleri yaktım
    içime ağladığım suları da içtim
    az önce.

    III
    Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
    sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
    sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
    hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
    fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.

    Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
    ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
    aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
    artık sonsuza dek yitirdiğimizi
    büyünün bitişini,

    hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
    çok gereken yıllarda da fırtına
    nasıl yaşanır onu anlatacağım.

    Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?

    IV
    Kalbim
    ölü mevsimler gibisin
    bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
    ama bitti mevsim,
    bir başka yolcu yok sana
    fark etmez gibisin.

    Kalbim
    demir masanın küfü, örtünün yırtığı
    camın kırığı, patlayan freni hayatımın
    kalbim, anla, bitti mevsim
    bir başka yolcu yok sana.


    - Birhan Keskin
  • Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınamadığını,
    çünkü aşkın yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu,
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü,
    oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?

    Birhan Keskin