• Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?
  • “seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?”

    Birhan Keskin
  • Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
    sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
    sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
    hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
    fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.

    Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
    ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
    aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
    artık sonsuza dek yitirdiğimizi
    büyünün bitişini,hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
    çok gereken yıllarda da fırtına
    nasıl yaşanır onu anlatacağım.

    Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,

    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?

    Birhan Keskin
  • Seni bir boşluğa attım
    gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..sonra dönüp üz beni.Yüzüm yüzünü terk edeli kıştı.
    Yeni yeni kıştı. Kollarım kendi
    bacaklarımı sarmıştı. Fotoğrafta görünmeyen
    ışıklar vardı. Sandalyenin ucuna oturmuştum.
    Gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma,
    sonra bacaklarıma, sonra daha uzağa, salondan
    da uzağa,
    o yok yere bakıyordu.seni bir boşluğa attım
    gitmek üzereydim kalktım
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..Gözlerimdeki ay ışığı
    gözlerinin körlüğü içindi.Hadi benim umarsızım
    ben ölmek üzereyim
    yorgunluğum da öyle
    sabrımın son parçasını da yedim
    az önce.Hadi benim suskunum
    geçtiğim yılları yaktım ardımda
    çocukluğumdan gelirken düştüğüm
    o keskin virajdan
    sürüklendiğim bu vakte dek
    sıkıca tuttuğum
    kırık dökük inançlarım bile
    ölmek üzere.hadi benim kırgınım
    kışın bana yaptıklarından,
    yazın beni öldüren yıldızlarından sonra
    yitirdiğim mevsimler değil,
    vaktim yok,
    baktığım yerleri yaktım
    içime ağladığım suları da içtim
    az önce.Seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
    sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
    sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
    hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
    fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana.Yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
    ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
    aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
    artık sonsuza dek yitirdiğimizi
    büyünün bitişini,hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
    çok gereken yıllarda da fırtına
    nasıl yaşanır onu anlatacağım.Seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?Kalbim
    ölü mevsimler gibisin
    bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
    ama bitti mevsim,
    bir başka yolcu yok sana
    fark etmez gibisin.Kalbim
    demir masanın küfü, örtünün yırtığı
    camın kırığı, patlayan freni hayatımın
    kalbim, anla, bitti mevsim
    bir başka yolcu yok sana.



    Birhan Keskin
  • ...
    Ben seni hep sevgilim, ben seni hep, yüzünden geçen dalgalardan okudum.
    Gözlerine sevgi okudum ellerine şefkat okudum.
    Annen seni inkar etmişti, aldım etime dokudum..
    Neşeyle yaptıklarımdan geçtim.
    Kederle durulan yere geldim. 
    İnce uzun bir öfkenin sessiz ipiyle. 
    Günün saf ışığının altına çömeldim. 
    Yenildim ben, unutuldum ve üzgün değilim inan.
    ..
    Biz seninle yoldayken yanımızda,
    Ovalar, ağaçlar; titreşen rüzgarlar akmıştı. 
    Bir yolumuz olduğunu, o zamanlar biliyor muyduk?
    Kar şiddetle rüzgarla büyük kırgınlıkla, vardı gece yarısı dağlarında. 
    Gelemem artık yanına.
    Ben kaybettiğime ağlayayım, sen kaybettiğine ağla..
    ...
    Seni bir yabancı gibi karşıma alıp.
    Bunun dayanıklı bir şey olmadığını.
    Sürekli kılınamadığını, çünkü aşkın.
    Yapılan bir şey olmadığını,
    Başlangıçta bir melek konduğunu.
    Sonunda bir kelebek öldüğünü,
    Yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın.
    Bir korkular ve alışkanlıklar bütünü olduğunu,
    Bütün bunları sana.
    Nasıl anlatacağım?..