《Mizgine_İslâm / ميزگينه اسلام》Ӝ̵, bir alıntı ekledi.
22 May 15:31 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ra'd Suresi :
Mekke döneminde inmiştir. 43 âyettir. Sûre, adını 13. âyette geçen “Ra’d” kelimesinden almıştır. “Ra’d” gök gürültüsü demektir. Sûrede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilmek ve hesap ile müşriklerin İslâm hakkında ortaya attıkları şüpheler konu edilmektedir.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Elif Lâm Mîm Râ. İşte bunlar Kitab’ın âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
2. Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır. Bunların hepsi belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. O, her işi (hakkıyla) düzenler, yürütür, âyetleri ayrı ayrı açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.
3. O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O, geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.
4. Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.
5. Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak olan onların, “Biz toprak olunca yeniden mi yaratılacakmışız?” demeleridir. İşte bunlar Rablerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarına demir halkalar vurulanlardır ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
6. Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.
7. İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
8. Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O’nun katında bir ölçü iledir.
9. O, gaybı da görülen âlemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir.
10. (O’na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüz ortaya çıkan eşittir.
11. İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.
12. O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
13. Gök gürlemesi O’na hamd ederek tespih eder. Melekler de O’nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
14. Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kâfirlerin duası daima boşa çıkar.
15. Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a boyun eğer.
16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, mutlak hâkimiyet sahibidir.”
17. O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
18. Rablerinin emrine uyanlar için mükâfatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
19. Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak akıl sahipleri anlar.
20. Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.
21. Onlar, Allah’ın riâyet edilmesini emrettiği haklara riâyet eden, Rablerine saygı besleyen ve kötü hesaptan korkanlardır.
22. Onlar, Rablerinin rızasına ermek için sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli olarak ve açıktan Allah için harcayan ve kötülüğü iyilikle ortadan kaldıranlardır. İşte bunlar için dünya yurdunun iyi sonucu vardır.
23. Bu sonuç da Adn cennetleridir. Atalarından, eşlerinden ve çocuklarından iyi olanlarla beraber oraya girerler. Melekler de her bir kapıdan yanlarına girerler (ve şöyle derler):
24. “Sabretmenize karşılık selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!”
25. Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.
26. Allah, rızkı dilediğine bol verir, (dilediğine de) kısar. Onlar ise dünya hayatı ile sevinmektedirler. Hâlbuki dünya hayatı, ahiretin yanında çok az bir yararlanmadan ibarettir.
27. İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”
28. Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
29. İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.
30. (Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.”
31. Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah’ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
32. Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
33. Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkâr edilir mi? Hâlbuki onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?” Hayır, inkâr edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
34. Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha ağırdır ve onları Allah’ın azabından koruyacak kimse de yoktur.
35. Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkâr edenlerin sonu ise ateştir.
36. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur’an ile sevinirler. Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler de vardır. De ki: “Ben ancak Allah’a kulluk etmek ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O'nadır.”
37. Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
38. Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.
39. Allah, dilediğini siler, dilediğini de sabit kılıp bırakır. Ana kitap (Levh-i Mahfuz) O’nun yanındadır.
40. Onlara va’dettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) senin ruhunu alsak da senin görevin sadece tebliğ etmektir. Hesap görmek ise bize aittir.
41. Onlar, bizim yeryüzüne (kudretimizle) gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmediler mi? Allah, hükmeder. O’nun hükmünü bozacak hiçbir kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir.
42. Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Bütün tuzaklar Allah’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.
43. İnkâr edenler, “Sen peygamber değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve bir de yanında kitap (Kur’an) bilgisi bulunanlar yeter.”

Kuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi YazırKuran-ı Kerim Türkçe Meali, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır
Rüveyda Hanım, bir alıntı ekledi.
17 May 03:58 · Kitabı okuyor

Bir düşünün,bütün insanlar okumuş,bütün insanlar doymuş, bütün insanlar kölelikten kurtulmuş ve hür, bütün insanlar güçlerini sonuna kadar biraz daha insan olmaya, biraz daha aydınlağa kavuşmaya harcıyor. Kim bilir, ne yaşanası dünya olur böyle bir dünya.

Baldaki Tuz, Yaşar Kemal (Sayfa 52)Baldaki Tuz, Yaşar Kemal (Sayfa 52)
Burak, bir alıntı ekledi.
16 May 21:31 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Tarih, insan zekasının bugüne kadar yarattığı en tehlikeli meyvesidir..

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mahşer

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Ostralya’ya beraber bakıyorsun, Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk

Sade bir hadise var ortada ‘’Vahşetler denk’’

‘‘Elimize çok iyi bir şans geçmişti, Osmanlı Bankası’nı soyamamıştık.

Sonuçta İngilizler ve Fransızlar, Çanakkale’den çekildiler, bu kendilerince başarılı bir çekiliştir.

Aslında büyük soru yerinde durmaktadır. Kim İstanbul’u elinde tutacaktır?

Cahillikle, yan yana yaşayan beşerin köle olmaktan başka kaderi yoktur. Buna da kader denmez, lakin..

İnsan zor ve tehlikeli durumlarda kendisini daha iyi tanıyormuş desem, beğenir misiniz?

Donmuştuk, kaderimize boyun eğmiş bir halimiz vardı, içimizde bir an önce sahile çıkıp düşmana haddini bildirmek heyecanıyla yanıp tutuşanlar çoğunluktaydı, ama korkarım onlar da artık burada bulunmamızın nedeni konusunda konuşmaktan çok, ne olacaksa olsun, bize ateş açan her kimse onunla savaşalım, bitsin bu iş noktasına gelmişlerdi. Açıkçası soru sormak için çok geçti. Biraz önce hepimizi romantik hayallere, derin bir ruh huzuruna kavuşturan Ege Denizi’nin üstü cesetlerle doluydu ve tarifinde zorlandığımı o muhteşem mavi-yeşil rengi artık kıpkırmızıydı.

Çevremizdeki bütün kaos ve huzursuzluğa inat burada dağ taş kırmızı gelinciklerle dolu. Çadırımızın içi ve dışı, parlak kırmızı rengiyle yaşamın güzelliğini ve çoktan unuttuğumuz aşkı bize hatırlatan gelinciklereden halılarla döşenmiş durumda. Sizin için bir tane kurutup, bu mektubu arasında yollayacağım. Ama sakın kuruyunca oluşan bordo renge aldanmayın, o renk ölü gelinciğin rengi. Siz onu burada, Gelibolu'da yaşarken görmelisiniz. Burada kendi topraklarında, yeşil çimenler üzerinde parlak kan damlası renginde pırıl pırıl yaşarken. Gelibolu gelincikleri güzellikleriyle içimi acıtarak sevindiriyor beni. Tıpkı şu anda dünyanın başka yerlerinde sevgilileriyle elele dolaşıp, bira içen yaşıtım gençlerin varlığını düşünmek gibi bir duygu bu... Evet, Gelibolu gelincikleri böyle bir duygu işte...

Bu sabah Nick ve Vic’i ortalarda göremeyince onların nerede olduklarını Will’e sordum. Gözlerini kaçırarak, ‘’nerede olduklarını Tanrı bilir John.’’ dedi. Gelibolu’da bu sözlerin tek anlamı vardır, o da ölümdür.

Ya isyan ya MELANKOLİ!

insan denen mahlukat, maalesef şeytandan hain, akbabadan beter, cellattan acımasızdır.

Zannımca çok meşakkatli durumlarda birbirlerine katlanabilen ve destek olan insanlar gelecekte de hakiki dost olurlar.

Kanıksamak tehlikeli bir histir Valideciğim. Çünkü insanın yüreği kabuk bağlamaya, derisi kalınlaşmaya başlayınca artık insan olmaktan vazgeçmiş sayılır ve başına her türlü musibet gelebilir.

Sonuca ulaşırken yaşananlar sonucun içinde yansıtılmazlar.

Bir savaşın en berbar tarafı hayatlardan çok, yaşayanların umutlarını yok etmesidir. Bu savaş artık umutlarımızı eritti. Anladım ki, hepimiz tek tek yok olana kadar bu katliam sürecfekti. Kurtuluş yok. Ya da ölmek tek kurtuluştur.

Kızım, adil olmak dünyanın en büyük eziyetidir. Ama bi defa muvaffak olursan, gözündeki perde kalkar, vicdanında körlük biter, artık hür olursun fakat bundan sonra bütün namusuzları çıplak görmek zorunda kalırsın.

Yaşlıların aniden uykuya dalışları, doğanın küçük ölüm provalarıdır.

Gerçekliğinden kuşku duyulmayacak şeyler vardır. Onlar hiç sorgulanmadan olduğu gibi alınır, öylece korunur, onlara dokunulmaz. Hayatta yaşanan en büyük düşkırıklıkları ve depresyonlar da bu sorgulamadan kabul edilen ‘doğuştan gerçeklerin yıkılmasıyla’ oluşur.

Bilinç ki farkına vardırır bilinç ki anımsatır bilinç ki acıtır.

birden kendi çocukluğunda yediği çikolataların tadını düşündü, gerçekten de çocukken yenilen çikolatalar bambaşka oluyordu, bu çocukların tat alma duygularıyla mı yoksa çocukluğun temsil ettiği masumiyet duygusunun yarattığı bir nostaljik yanılsamayla mı ilgiliydi? Bir psikolog olarak çocukluk tatlarını daima psikolojik etkenlerle açıklardı ama bu defa konuyu bir de fizyolojik açıdan düşünmeyi planladı. Evet, çocukken yenen çikolataların insan yaşamında daima en tatlı tat olarak kalmasının asıl nedeni fizyolojik olabilirdi pekala.

Eskiyi anlamak istersen, eskinin kaidelerini öğreneceksin.

Eğilmiş arza kanar, muttasıl kanar güller, durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller.

Gerçek hepimize, akıl ve cesaret kapasitemizin alacağı kadar kendini gösterir, çünkü gerçek hak edilmelidir.

Ölümle yaşadılar, hastalıkla beslendiler..

Sessiz ve incecik yağan erken bahar yağmuru, rüzgarın anlattığı ürkütücü hikayeyi, anlamış kadar için titretir insanın. Rüzgarın anlattığı hikaye, bunu daha önce hiç duymamış hiç bilmemiş olanları bile etkiler, hüzünlü bir iz bırakır ziyaretçilerde, Gelibolu’nun rüzgarı yorar yalnızlaştırır. Gelibolu’nun ayazı yaman ve ürperticidir. Yabancılar bunu anlamaz.

her olay ona nereden baktığımıza bağlı olarak farklı yüzünü gösterir bize..

ve tarih, ancak geçmişinden ders almayı öğrenen toplumların bilincinde oldukları bir geçmiştir, yokluğu, zayıflığı ya da yanlışlığı tehlike yaratır anlıyorsun di mi?

Gerçekten Gelibolu’nun ayazı yamandır. Hiç acımaz, çarpar insanı.

Hiç acımaz çarpar insanı.

Acımaz hiç Gelibolu’nun ayazı.

Ayazı Gelibolu’nun.

Gelibolu’nun.

Gelibolu.

Ah düşmanın cephanesi bu kadar çok, bizimki de bu kadar az olmasaydı görürdü onlar günlerini! Türk Milleti'nin bu yoksulluktan ne vakit kurtulacağını kara kara düşünüyorum Valideciğim. Bizim sadece cephanemiz değil, doktorumuz, hemşiremiz, ilacımız ve aşımız da yok denecek kadar azdır. Ah bu milletin burada ettiği fedakârlıklar bir gün yazılsa, tarihin en büyük destanlarından biri meydana gelir! Ah düşmanın cephanesi bu kadar çok, bizimki de bu kadar az olmasaydı görürdü onlar günlerini! Türk Milleti'nin bu yoksulluktan ne vakit kurtulacağını kara kara düşünüyorum Valideciğim. Bizim sadece cephanemiz değil, doktorumuz, hemşiremiz, ilacımız ve aşımız da yok denecek kadar azdır. Ah bu milletin burada ettiği fedakârlıklar bir gün yazılsa, tarihin en büyük destanlarından biri meydana gelir!

Uzun Beyaz Bulut Gelibolu, Buket UzunerUzun Beyaz Bulut Gelibolu, Buket Uzuner

kağıt bir gemidir devrim
bütün gemiler
hurdaya çıksa da sonunda
taşıdığı özgürlük şiiriyle
batmadan yüzer nicedir
dünya sularında
kim bilir kaç yunus görmüş
kaç deniz gezmiş

Hoşgeldin Ey Mah-ı Müberra...
Hoşgeldin Ey Nam-ı Süreyya...
Hoşgeldin Ey Bedii Rüya...
Hoşgeldin...

Evvelâ Ramazan-ı Şerifimizin, bütün müslüman alemine bilhassa dünya yüzünde zulüm gören bütün müslümanlara futuhat ve sulh getirmesini niyaz ederim.

Oruç, kalbin iftarıdır. Uhrevi lezzetlerden ve layezal sırlardan mahrum, evini arayan bir cocuk gibi arka sokakların mehcur sayhaları arasında, susuz kalmış kalplerimizin, 'Lebbeyk Allahümme Lebbeyk' nidasıdır. {Rabbim sana geldim}

Sezai Karakoç oruç üzerine kaleme aldığı, her biri ayrı ayrı bir eser mahiyetinde olan yazılarını 'Samanyolunda Ziyafet' kitabında bir araya getirmiş. O'na göre, müslümanlar adeta bir aylığına Ahirete hicret edip,orada bir ziyafete tanıklık ederler.

Orucun her anına ezeli ve ebedi rızıklar yağar. Arınmanın miracıdır oruç. Ecri ve mükafatı yalnız Rahman'ın Keremindendir, İlm-i Şerif'ine emanettir.

Eser öyle güzel ki günlerce, sayfalarca tahlil edilse, benim derinlikten yoksun tasavvuruma sığmaz. Her Ramazan arefesinde okumaya gayret ederim ve her defasında ilk kez okumanın tesirini hissederim.

Okurken kendinizi neharın eşiğinde, güne bakan bir çiçeğin endamını izlerken buluyorsunuz. Bilir misiniz bilmem, tam ezan vaktinde birden uyanır dalları ve gece de bıraktığı ibrişim soluğundan derin bir huzurla bütün dallarını ve yapraklarını duaya durmuş bir elin zarafetiyle göğe çevirir... Yeri gelmişken bahsetmek isterim. Dua ederken ellerin yukarıya çevrilmesi sünnettir. Aramızdan bazı arkadaşların aklına şöyle bir sual gelebilir. Neden Allah'u Teâlâ heryerde iken Peygamber Efendimiz (s.a.s) ellerini göğe çevirerek dua etmiştir.Bu bahsin manası şöyledir.Yeryüzünde ki, varedilmiş yahut varedilmeyi bekleyen hiçbir canlı Rahman'ın mertebesinin üstünde yer tutamaz. Bu mesabeyi ve üstünlüğü ifade için, Ya Rabbi, seni kusurlardan tenzih ederim demenin edebindendir.

Sezai Karakoç'un kendi başına bir mektep olma yolculuğunu belirleyen en mühim ölçü, O'nun çözümlenmesi çok çetin gibi görünen içtimai ve ferdi düğümlere pürüssüz bir ayna tutan ferasetidir... Huzur neşreden seçkin cümlelerine bir dua nazarıyla bakabilirsiniz... Kısacık betimlemeleri adeta bir değerler manzumesidir. Bir cümleye uçsuz bucaksız bir ummanı sığdırır.

"Ruhların kabirleri açılıyor onda." ne muazzam bir tasvir. Demek ki hâlâ içimize bakmaya fırsatımız var, hâlâ cennetimizi, cehennemimizden kurtarmaya, imanımızı kuşanıp, sıratı müstâkime varmaya vaktimiz var...

Çocukluğumuzun Ramazanları... Hemen hepimizin özlemini duyduğumuz o koku, yumuk gözlerle yalnız idrakimize konuk olan tarifsiz heyecan. Azad edilmiş bir kuşun kalbimizde göğü müşehadesi... Genişleyen kalp sıhhati ve bizi hiçbirşeyin saramadığı gibi kucaklayan nurdan bir devran... Öyle büyük bir zarafetle dile getirilmiş ki o loş odalarda şakırdayan kaşık çatalların sesleri, nefis anne yemeklerinin sıcacık buğusu bütün tazeliğiyle doğruluyor içinizde... Şimdilerde tek ümidim, evlatlarımıza aynı iklimi yaşatabilmek, o coşkunun numunesiyle dahi olsa onları buluşturabilmek.

Gençlikte tutulan oruçların, materyalizm kabusunu dindirebildiğini salık veren yazarın bu tespiti harikuladedir.

Karakoç, oruçla birlikte, Kuran okunan, namazlara daha çok dikkat edilen, zekata ve sadakaya ehemmiyet verilen, bütün imani hasletlerin bir araya getirildiği, toplayıcı yönünden de söz ediyor Ramazan-ı Şerif'in.

Kadir gecesi, Rahman'ın bizlere en latif Ramazan hediyesidir. Eksiksiz cümleleriyle bizleri şerefdar eylemiş, adeta bize cenneti dünyada terennüm etme fırsatını bahşeylemiştir.
"Gecelerin imamı, en büyük imam Kur'an-ı Kerim'i kalbinde taşıyan Kadir Gecesi'dir."

Rahman oruçlarınızı makbul buyursun ve Reyyân kapısından girenlerden eylesin...

Feyizli okumalar.

Habibe, Az'ı inceledi.
15 May 20:10 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dün gece bir evlat edindim, belki bir kardeş yada dost. Adı:Derda. Bundan sonra bütün sevgilerimin adı belki de. Kim bilir. Bu öylesine süslü cümlelerle yazılmış bir analiz olmayacak. Bu koca bir sevginin dışavurumu olabilir ancak. Oğuzcum Atay sevgisinin. Ve hayata karşı olan kayıtsızlığının, kayıtsızlığımın.. Kalbimi açıp içine Tehlikeli Oyunları gömdüğüm günden beri kendime en yakın bulduğum bu kitabı anlatırken bile duygulanacağımı bilerek minnetle selamlıyorum Hakancım Günday’ı.

İki bölümden oluşuyor canım kitap. Önce Derdâ giriyor söze. Küçücük yaşta ruhunda açılan yaraları, kalbindeki sökükleri gösterip şöyle bir yokluyor bizi. Bazı sahnelerde “yeter Allah kahretsin” diye bağırtırken bazı yerlerde gözler bulutlanıyor istemsiz olarak. Derdâ bu ne yapacağı belli değil. Ama neden yapacağı belli. Yaşamak istiyor. İNSAN gibi. Daha çocuk olamadan onu kadın yapmaya mecbur eden bu topluma vermiyor istediğini. Olmuyor onlar gibi. Ama kendi gibi de olamıyor. Tükeniyor. Sonra Derda geliyor. Önce babasına sonra da tüm dünyaya meydan okuyor. Kendi bile bilmiyor ama onun gönlü evreni sığdıracak kadar geniş. Ama o tutup gönlüne Tutunamayanları alıyor bir tek. Onun gönlü bir tek Oğuz Atay sevgisini kaldırabiliyor. Hem de öyle bir kaldırıyor ki dünya diz çöküyor bu sevginin karşısında. Sonra? Sonrası belli. Derda ve Derdâ aradan geçen onca yıl birbirleri için hazırlandıktan sonra yine birbirlerinde kayboluyorlar. Yaşıyorlar. Oğuz Atayla ve Oğuz Atay için..

{Ç News} Kocaeli Kitap Fuarı Özel Yayını;
Merhabalar Efendim....!!

Kahveleri Hazırlayın...!
{Ç News} Kitap Fuarı Özel Yayını Başlıyor...!

Kocaeli kitap Fuarı ve Ben adlı Yazıma Hoş Geldiniz :)
Uzun ama çoook uzun bir yazı oldu baştan belirteyim. Normalde bu kadar uzun olmayacaktı. Ne ara uzadı bende bilmiyorum.. :)

Fuar'a iki defa gittim. İlkin de 2 saat, ikincisin de 4 saat gezdim. 4 saat biraz biraz yetti. Bence en az 6 saat lazım :) sadece kitap almıyoruz ki, muhabbetimiz bol bizim.. :)

Bugün Asıl maksadım bu alanda toplanan sahaflardı. Yalnız o kadar sahafın içinde gerçekten işini yapan sahaf sayısı beş'i geçmez. Her kitap okunmaya değer mi? (Bence) Değmez tabi ki. Zaman önemli. Zaman geçiyor ve bunu iyi kullanmak lazım. O yüzden seçebildiğimiz kadar iyi kitaplar seçmeliyiz.

Fuar kitapların dışında bana keyifli sohbetler kazandırdı. Öncelikle Nostalji Sahaf, Türkiye İş Bankasın da ki görevli arkadaşlar, şans eseri denk geldiğim ileri yayınlarında ki arkadaş. (ileri Yayınlarını takip etmişliğim yoktur ya da okumuşluğum. Koskoca 5 metrelik bir Mustafa Kemal'in askerleriyiz standı haliyle dikkatimi çekti ve uğradım.) YKY'ye uğradım fakat sohbet ettik onun dışında bir şey alamadım. Daha devamı var.. Bu fragmandı :)

Sohbet tadında yaptığım alışverişlerden bakalım neler almışım. İlk önce sahaflardan başlayalım;

Atatürk'ün Hatıra Defteri (Türk Tarih Kurumu)
Cem Karaca Kitabı (Ada Müzik)

Bu iki kitabı adını hatırlamadığım bir sahaftan aldım ve çok temizler. Özellikle hatıra defteri el değmemiş resmen. İçinden de Anıtkabir den alınmış güzel bir kartpostal çıktı. Bu iki kitabı 30 TL'ye aldım. Çok uyguna geldi. Basımları yok çünkü. Sahaf'ın ne sahibi ne de çalışanı nazik değildi. Gözüme ilişti kitaplar aldım ve çıktım.

https://ibb.co/jxPzMJ

Yine adını hatırlamadığım bir sahaftan;

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'na Ait olan,

Gelibolu ve Arıburnu kitaplarını aldım. Bu iki kitap bana çok uyguna geldi. Hem satışları yok hem de ciltli ve üzerlerin de özel bir şömiz kaplama mevcut. İkisini 35 TL'ye aldım. Normal de Tek bir kitap 36 lira zaten :) sıfır el değmemiş tertemiz kitaplardı. Sahaf ilgili ama kapanış saati geldi diye aceleci idi. Yenisinin Internette 21 TL olduğu Murat Bardakçı kitabına 25 TL istedi. Çok dedim. Sen bilirsin. Evet ben çok bilirim dedim çıktım :)

 https://ibb.co/bsYFvd

Gel gelelim Nostalji Sahaf'a. Bu abi'yi çok sevdim ve uzun uzun sohbet ettik. O kadar çok durdum ki artık insanlar çalışan olduğumu sandı ve kitap sormaya başladılar. :) İkinci kez gittiğim de daha çok sohbet ettik onu da anlatacağım...

Şimdi ilk seferden üç kitap aldım.

Yaşar Kemal - Ağrı Dağı Efsanesi (YKY)
Aziz Nesin - Yaşar Ne yaşar Ne Yaşamaz (Adam)
Aziz Nesin - Surname (Adam)

 https://ibb.co/dtthad

Çok cüzi bir miktar verdim bu kitaplara. 20 TL :)

Sahaf gibi sahaf. Çok sevdim kendisini. İkinci kez gittiğimde daha çok kitap aldım ve daha çok sohbet ettik. Bir de kaset aldım.. :)) neyse onun hikayesi sonra..

Bunlar ilk gittiğim de yaptığım kitap alışverişleri idi. Kısa bir fuar değerlendirmesi yapayım ;

Fuar'un bulunduğu lokasyon ücra bir yer değil. Her türlü otobüslerin geçip gittiği, zaten etrafı avm olan bir yer. Fuar alanı çok büyük. Sahaflar ayrı yerde, normal yayın evleri  ayrı yerlerde kümelenmiş. Anladığım kadarıyla bundan önceki senelerde kim nerede ise bu yılda aynı yerinde. Park yeri yeterli. İki sefer gittim ve sorun yaşamadım. Güvenlik iyi. Özel güvenlikler yerine polisler güvenliği sağlıyor. Havalandırma ve Yürüme alanı iyi kimse ile çarpışmadım :) Sadece gerçek Sahaflar daha fazla alanda hizmet verebilirdi. Bazı sahaf adı altında kitap satanlar vardı ki evlere uzak. Şaka gibi. 100 kitap yok. İki sefer de de aynı manzara ile karşılaştım.. Neyse biz ikinci seferimize geçelim ve daha sonra son bir değerlendirme yaparız.

Bugün çok fazla kitap aldım. Merak edip aldıklarımın yanında, listeye eklediğim kitaplarda vardı.

İlk iş olarak Nostalji Sahafa tekrar gittim. Selam verdikten 2 saat sonra falan ayrılabildim. İlk yarım saat'te kitapları seçtim. Ondan sonrası muhabbet oldu.. Hatta o kadar uzun durdum ki artık insanlar benden bir şeyler istemeye başladı. Dert yananlar kitap arayanlar. Onun dışında plak, kaset, cd de satıyordu.. Bolca kaset dinledim. Ac/Dc, Metallica, Nirvana, Sepultura, Overkill, Gun' s Roses.... Ve daha niceleri..
Çok keyifliydi.

Aldığım kitaplar;

Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler 1-2 (Can)
A'dan Z'ye Yaşar Kemal (YKY)
Nazım Hikmet;
Kuvayı Milliye,
Memeleketimden İnsan Manzaraları (YKY)
Aziz Nesin;
Nah Kalkınırız,
Bay Düdük,
Rıfat Bey Neden Kaşınıyor,
Tatlı Betüş,
Sosyalizm Geliyor Savulun, (Adam Yayınları)
Şimdiki Çocuklar Harika (Nesin Vakfı)
Sosyalist Gözle Sanat Ve Toplum (May) (Denk gelen bir kitap ince bir şey ama açtığım her sayfası bağladı beni. Verdiği mesajlar güzeldi. Merak edip aldıklarından.)

 https://ibb.co/kMYuoy

Ve bunlara ek olarak, hellboy ÇizgiRoman'ını aldım. Tamm bir koleksiyonluk. Matbaa'dan kesilmeden ve kapak takılmadan çıkmış. Tam sayfa. Sayfaların üstü bile tırtıklarından ayrılmamış. Koleksiyon olsun diye aldım. :)

https://ibb.co/mqDr1J

Bunlara ek olarak bir de kaset aldım. John Lennon'ın Imagine Albümü.

1988 Yılına ait ve tertemizdi. Çift kaset. Evde walkman im var dinlerim nostalji olur dedim aldım.. Eve geldim ama walkman çalışmıyor. İçindeki kaset çalar lastiği gevşemiş. Neyse ki basit bir şey ama ben walkman almaya karar verdim. Dün ilanlara baktım ve Sony walkman 10.yıl edisyon olan walkman satışa girmişti. Nadide bir parça idi ama alamadım satıldı maalesef. Sağlık olsun. Ne walkman i diyenler olabilir lakin yeri ayrıdır. :) üzgünüm... Çok değerli bir bir kasetçalar dı :(

 https://ibb.co/fay5vd

Kitap, Çizgiroman ve kaset'e bana göre çok cüzi bir miktar ödedim. Bütün her şeyi 100TL'ye aldım.. :)

Daha sonra bir kaç sahaf daha dolaştım. Ama pek ısınamadım ve son kez Şibumi'nin ilk basımını aramaya koyuldum. Bir yerde rastlamıştım
Alamamıştım. Tekrar gittim ama satılmıştı. Yoksa burada ne kıskançlıklar olacaktı.. Ah ahh.. :) Sahaf Abimiz de neyse, yazmayayım. Para kokluyor resmen. Kitaplara verdiği rakamlar efsane. Satışı yok, 100 lira.. Yahu 10 gün sonra satışı olacak.. Hint kumaşı değil ki? Milleti sömürmek için uğraşanlarda var tabii...!!

Oradan çıktım dedim normal yayınevleri'ni dolaşayım. Fuar'a gidenler bilir Internet fiyatlarından daha pahalıdır yayınevleri burada. Klasik %20-25 indirim uygularlar. Yanı fuar diye ucuza almaya gitmeyin :)

İlk durağın Ötüken oldu. Yüzleri gülen güzel insanlar vardı. Kitapları almam 44 saniye sürdü. Aklımda olanları aldım çünkü. Dedim şunu şunu ve şunu istiyorum. Arkadaşın yüzünde gülümseme. Tabi. Dedim 1 dakika da bu kadar kitap hiç satmadın değil mi :)

Aldığım kitaplar;

Cengiz Aytmatov'un Kutulu Kitap serisi vardı. İçinde 10 kitap var. Onu aldım. Hepsini yazamayacağım, liste bu;

https://ibb.co/c40kvd

Nihal Atsız - Deli Kurt
Ziya Gökalp - Türkçülüğün Esasları
Ve Bismark... (Merak ederdim kendisini iyi denk geldi)

Toplu olarak bakarsak görünüm şu şekilde;

https://ibb.co/nzSb1J

Aldığım bu kitaplar da Ötüken %40 yaptı sağolsun. Geçen hafta yaptığı indirimi devam ettirmiş. Ben ötükenle Mehmet sayesinde tanıştım. Bir kaç kitap vardı ama öyle takıldığım baktığım bir yayınevi  değil. Görüş olarak çok şey taraftalar o yüzden. Ben iki türlü de yanlı yayın yapan yayınları çok tercih etmem. Karışık yayın yapanlar benim için daha iyidir. Neysem..

Ötüken'den sonra Türkiye İş Bankası Yayınlarını ziyaret ettim.. Burada ki arkadaşla yarım saatten fazla muhabbet ettik. Sonra bir hacı amca geldi. Efsane bir amca :) Kazım Karabekir in kitaplarını arıyordu. Bir kaç kitap önerdim. Oho dedi onlar var tamam başka? Dedim nasıl başka :) e sen kulağına küpe takmışsın, sonra kaşına takmışsın, kulağının arkasına da takmışsın dedi. Bak çeşitlendirmişsin dedi. Bir tane yetmemiş dedi. Bende farklı kitaplarını arıyorum dedi eheheh. Biz başladık gülmeye. Bu kadar iyi bir örnek veremezdi herhalde. Amca Rizeli. Telefonundan kütüphanesini gösterdi. Net söyleyeyim İş Bankası Yayınları'nın standın dan daha fazla kitap vardı. Muhtemelen kitap sayısı 3 ile 4 bin arasında. Kütüphane gibi ev :) çok güzel sohbet ettik amca ile sonra o gitti.. Alacağım bir şey yoktu ama yine aldım üç kitap..

Resim Harp Tarihi - I. Dünya Savaşı (Bunun II. Dünya Savaşı olanı bende zaten vardı. Bir ara I.sini aradım bulamamıştım. Ya da 3 4 gün sonra gönderim seçenekli idi almamıştım. Görmüşken alayım dedim. Efsane bir kitaptır tavsiye ederim. Fotoğraflarla desteklenmiş harika bilgiler vardır. Şimdi takımı tamamladım.)

Talat ve Enver Paşaların hatıralarını aldım. (Çok kalın olmaması ve Ekstra bilgi edinebilmek için aldım..)

https://ibb.co/c3DVvd

Daha sonra YKY'ye Geçtim ama bir şey almadım. Sadece biraz muhabbet ettik orada ki arkadaşla. Sonra ayrıldım. Biraz dolandım neler var neler yok diye. İlgimi çeken çok fazla yer yoktu. Sonra Mustafa Kemal'in Askerleriyiz yazılı 5 metrelik koskoca bir stand gördüm. Yukarı doğru 5 metre ama fuar'ın sonlarında yer bulmuş. Dedim siz kimsiniz :) İleri Yayınları imiş. Hiç bilmediğim bir yayın. Bu da Ötüken gibi sanırım, kendi yayın politikasına göre uç görüşlerde yayın yapıyor. Takip ettiğim ya bir kitabını almışlığım yoktu. Ama güler yüzlü iyi insanlardı. Hepsi ile bir şeyler konuştuk. Çok ilginç kitaplar çıkardı. Ülkemiz de hiç çevrilmemiş ama önemli kitaplar. Neyse önerdiği kitaplardan bir tane seçtim... Meraktan aldım bu kitabı da :)

Transkafkasya İçin Mücadele

 https://ibb.co/bSvMJy

Dedim kitap iyi çıkmazsa yakana yapışırım :) okuyunca göreceğiz...

Oradan bir bakış attım. Kaynak yayınlarını buldum.. Dedim bir bakayım.. Gözüme ilişen bir kaç kitap denk geldi aldım. Bunlar hep çeşitlemek amaçlı yaptığım işler :)

İlker Başbuğ - Nasıl Bir Türkiye
Osmanlı'da Sosyalizm Türkçülük ve İttihatçılık (Kitabın adı bile albenili. Merak ettim)
Feroz Ahmad;
Ittihat Ve Terakki,
Ittihatçılıktan Kemalizme,
Modern Türkiye'nin Oluşumu

https://ibb.co/bCfcrJ

Son alışverişim bunlar oldu. Burada da biraz sohbet ettim ve artık kapanıyordu fuar. Dört saatlik bir kitap gezisinin sonuna gelmiştim.

Bir kaç özel baskı poster ve ayraç aldım.
Poster 1 https://ibb.co/kaTK5d
Poster 2 https://ibb.co/f0FtWJ
Poster 3https://ibb.co/kSU95d

Kitap Ayraçları ;
https://ibb.co/ieH1Jy

Daha fazla gezip daha az ya da çok kitap alınabilir ya da hiç alınmayabilir. Sadece o ortamda bulunmak binlerce kitap arasında dolaşmak bile ayrı keyfili. Fuar alanı'nın ekstra olarak sunduğu ne var-yok bilmiyorum. Onlara bakamadım. Araçları ile gelmeyenler için otobüsler, ring ler vs var sanırım tam bakamadım ama bu konuda ulaşımı kolaylaştırmışlar.

Yayınevi Fiyatları: Internet fiyatlarından %5 az ya da çok. Farkı yok. İndirim için gitmeyin. Hüsrana uğrarsınız. Bu bütün fuarlar için geçerli.

Sahaflar : çok fazla varlar evet. O kadar sahafı aynı anda görmekte güzeldi. Ama benim seçebildiğim kadarı ile işini layıkıyla yapabilen sayısı 6 yı geçmez. Diğerleri ya sizi soyma peşinde ya da çok fazla (en azından bana göre) kitap satmaya çalışmaktalar.. Tarih kitaplarına çok yöneldim ama çok az rastgeldim ve alamadım. Bunların içinden en keyiflisi tabi ki Nostalji sahaftı. Bir sonraki yıla daha değişik şeyler yapacağını söyledi. Balat'ta ki dükkanına da gideceğim. Sohbetimizi yarım bırakacak değiliz... :)

Çok ama uzun yazdık. Umarım biraz fikir oluşturmuşumdur. Çok fazla kitap aldım. Daha fazlasını da alabilirdim. Ne kadar gezerseniz ve ne kadar bütçe ayırırsanız o kadar çok şeyle evinize dönüyorsunuz.

Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz..!!

Sağlıcakla kalın..

{Ç News}

Dervişmisali, bir alıntı ekledi.
11 May 17:59

Dünya benim diye zenginlik satan
Helal ekmeğine haramlar katan
Sonradan sonraya beyliğe yatan
Zalim olur el kadrini ne bilir

Karacaoğlan - Bütün Şiirleri, Cahit ÖztelliKaracaoğlan - Bütün Şiirleri, Cahit Öztelli

Kitap Okumanın Zararları / Genç Dergi-Nisan 2015
“Kitap okumak yararlıdır, kitaplar dosttur, kitaplar yeni dünyalar açar…” Hepimiz bu ve benzeri sözleri çok duymuşuzdur. Okumayı ilk söktüğümüz günden bu yana ailemizden, öğretmenlerimizden ve büyüklerimizden kitaplar hakkında daha farklı bir şey işittiğini hatırlayan var mı? Artık yeter güzel kardeşim… Gerçekleri haykırmanın zamanı geldi. Olanı biteni gizlemeye son! Bugün yüzleşme vaktidir. Kitaplar hakkında sana söylenmeyen doğrularla buluşacaksın. Kimsenin telaffuz etmediği, büyüklerin sözünü dahi etmediği çıplak gerçeklerle… Can dostun GENÇ, kitaplar hakkında gizlenmiş, bugüne kadar tam tersi ifade edilmiş, bir şekilde söylenmemiş gerçekleri paylaşıyor. GENÇ, kitap okumanın zararlarını açıklıyor.

Bize hep dediler ki kitaptan daha iyi dost yoktur. Ne söylersek dinler, ses etmez, hep güzel, faydalı ve iyi şeyleri öğretir, dahası dırdır etmez. Ne zaman ararsak yanımızdadır, heyecansa heyecan, maceraysa macera, sevinçse sevinç, kederse keder, ne ararsak verir. Bu ve benzeri güzellemelere farklı şekillerde kim bilir kaç defa şahit olmuşuzdur. Hâlbuki bu sözlerin gerçekle uzaktan yakından alakası yok, hiç olmadı. Kitaplar kendisine bu ümitlerle yaklaşanları aslında bambaşka yerlere götürdü. Kimse onlardan umduğunu bulamadı; tam tersi kitaplar, kendisine binbir umutla yaklaşanları umulmadık yerlere götürdü, söylenenden çok daha farklı, ilginç ve tekinsiz yerlere bıraktı. Ama ilginçtir, bunu kimse uluorta paylaşma cesareti de gösteremedi. Kitapların götürdüğü yerler, hiç umulmayan yerler olmasına rağmen kitap dostları -çok azı hariç- ağızlarını açıp da bir şey söylemediler. Hiç kimse kusura bakmasın, biz artık bu oyuna son veriyoruz. Herkesin birbirini kandırmak için söylediği sözlere itibar etmiyor ve gerçekleri açıklıyoruz. Kitap okumak sanıldığı ya da söylendiği gibi yararlı değil zararlı bir iştir. Tekrar edelim mi? Kitap okumak zararlıdır. Nasıl mı? Buyurun, inanmazsanız siz de görün:

1. Kitaplar yalnızlaştırır. Kitap okuyan kendi başına kalır. Dostlarıyla hasbihale, muhabbete vakit bulamaz. İnsan zamanla satırların ve kelimelerin arasında yaptığı seyahatin o kadar çok bağımlısı haline gelir ki, okumayı konuşmaya tercih eder hale gelir. Kitapla bir köşeye çekilmeyi, vaktini bu şekilde geçirmeyi seven insana kim sosyal bir insan diyebilir ki? Kitap okumayı seven bir insan yalnız kalmaya mahkûmdur. Kim yalnız kalmak ister ki?

2. Kitaplar dostlardan ayırır. Hâlbuki en iyi dosttur denmiştir değil mi? Kitap en iyi dost değil, diğer bütün dostları hükümsüz bırakan, kendisinden başka dost tanımayan, başkasının dostluğuna tahammül edemeyen bencil bir dosttur. Kitap kendisine yöneleni, başkasına ihtiyaç duymayacak bir noktaya getirebilir. Sessiz, içten pazarlıklı ve tepkisiz olduğu için kimsenin rakibi değilmiş gibi gözükebilir ama aslında kendisini çok seveni kimseyle paylaşmayacak kadar bencildir. Dostlarına kendi gizemli dünyasını o kadar açar ki, başka dostlara vakit kalmayabilir. Kim dostsuz kalmak ister ki?

3. Kitaplar dertlendirir. Kaliteli üç ya da dört kitabı arka arkaya, hazmederek okuyan insanın eski kaygıları ve konfor alanı ile kalması imkânsızdır. Kitap kaygısızları kaygılı, dertsizleri dert sahibi yapar. Herkes gibi olmanın dayanılmaz rahatlığı gider, yerine insanların acıyarak baktığı, yaşadığımız zaman ve mekânla ilgisi olmayan, kadim ve ilginç dertlerle insanlara söz anlatmaya çalışan bir garip peydah olur. Garip, kendi cinsinden bir benzeri daha olmayan demektir. Kitap okumak dertlendirir, dolayısıyla hemcinslerinden ayırarak “garip” kılar, eski rahatlık ve herkes gibi olma lüksü gider, sonu nereye varacağı belli olmayan bir macera başlar. Kim gariplik macerasına dalmak ister ki?

4. Kitaplar vakit çalar. Sadece okuduğumuz zamanlarla mı? Hayır. Kitap okuyan, artık vakitlerini farklı değerlendirmesi gerektiğini düşünmeye başlar. Vaktini herkesin geçirdiği gibi geçirmez olur. Yemeğe, işe, okula ayrılması gereken vakit bellidir, dostlara, diğer sosyal faaliyetlere hakeza. İnsanların vakit harcamak noktasında temayül ve teamülleri de az çok ortaktır. Kitap okuyan bunu tanımaz olur ve kendine göre bir vakit planlaması yapar, bu da ortalama zaman planlamasının dışına çıkmayı gerektirir. Kimi zaman yemekten çalar, kimi zaman dostlarla muhabbetten, kimi zaman uykudan… Kim böyle kaçak bir hayat ister ki?

5. Kitaplar dünyadan koparır. Yalnızlaştırır demiştik ama bu tarafı daha vahim. Kitap dünyada yapılması gereken işlerin ertelenmesine neden olur. Kitap okuyan hayal âleminde yaşamaya başlar, gerçekçiliği bir kenara iter. Dünyada olanı bırakır, olması gereken diye ayrı bir parantez açar. Kitap okuyan, sanki başka bir dünya mümkünmüş gibi mevcudu sürekli eleştirir, şikâyet eder, yeni çözümler arar, bu da onun dünyadan kopmasına sebep olur. Kim dünyadan kopmak ister ki?

6. Kitaplar paraya bir türlü doymaz. Kitap okuyan, kitaba para verebilmeye kıyan insan demektir. Bu da öyle kolay bir şey değildir. Herkes paraya kıyıp da kitaba para veremez. Bir insan kitaba para vermeye başlıyorsa da artık onun için geçmiş olsun demekten başka bir çare kalmaz, çünkü kitaba verilen paranın bir türlü sonu gelmez. Sürekli yeni kitaplar çıkar, kitap okuyan da aldığını bitirmeden, öbürüne para yetiştirmeye çalışır. Hatta bu türden insanların çoğu parasını vermedikleri kitabı, okuyamadıklarına dair ilginç bir görüşe de sahiptir, o yüzden hediye kitabı sevmekle beraber, parasını verdikleri kitap kadar değerlendiremediklerinden yakınırlar. Paralarına kıyıp aldıkları kitabı ise büyük bir gönül rahatlığı ile okuduklarını ve ondan azami istifadeyi sağladıklarını düşünürler. Kim parasını kitap için çarçur etmek ister ki?

7. Kitaplar bağımlılık yapar. Zaman bağımlılıkla mücadele zamanı değil mi? Kitap da bağımlılık yapar, ama ne gariptir ki kimse kitabın yaptığı bağımlılıktan şikâyet etmez. Aslında kitap bağımlılığı diğer bağımlılıklar gibi de değildir, daha tehlikelidir. Hatta öyle tehlikelidir ki başka hiçbir bağımlılığı tanımaz, kendisi ile barındırmaz. Kitap bağımlısı, bir kitabı bırakıp diğerine geçmek için sabırsızlanır. Bir kütüphaneye girsin ya da bir kitaplığa rast gelsin, hemen kitaplara yönelir, incelemeye, göz gezdirmeye, eli ile dokunmaya, sayfalarında dolaşmaya başlar; diğer türlüsü elinde değildir çünkü. Kütüphanede vaktinin nasıl geçtiğini anlayamaz. Saatler su gibi akar onun için. Hatta zamanın hızlı aktığından şikâyet eder. Kitapçıda vakit geçirmekten çok hoşlanır, saatlerce o raf onun bu raf yine onun, dolaşır durur. Dışarıdan bakan birisi için ne ilginç –biraz da tuhaf- bir görüntüdür bu. Ama kitap bağımlılığı öyle bir şeydir ki kitaplara dalmış birisi bunun tuhaflığının farkına bile varmaz. Kim böyle bir bağımlı olmak ister ki?

8. Kitap okumak sağlığa zararlıdır. En başta gözlere tabii ki… Ama bundan daha ötesi de vardır ki o da zihin sağlığının elden gitme ihtimalidir. Kitap okuyanlar, şüpheci, sorgucu, sürekli soru soran ilginç tiplere dönüşürler. Başkalarının kolayca inandıklarına inanmazlar. Sürekli mızmızlık yapar, olmadık yerde olmadık itirazlarla insanların kafasını karıştırırlar. Kimseye rahatlık vermezler, çünkü kendileri de rahat değildirler. Kim bu şekilde rahatsız olmak ister ki?

Gördünüz mü kitap okumanın zararlarını? Yoksa inanmadınız mı bize? Hâlâ kitap okumanın yararlı olduğuna mı inanıyorsunuz yoksa? Bu kadar söz söyledik, hala ikna edemedik, öyle mi? Kitaplar yalnızlaştırır, dostlardan ayırır, dertlendirir, vakit çalar, dünyadan koparır, paranızı çarçur eder, bağımlılık yapar, sağlığınızı bozar dedik ve siz hâlâ kitaplar yararlıdır diyorsunuz, öyle mi? Peki o zaman neden hâlâ bir derdiniz yok? Neden kitapların dünyasına açılmaya hevesiniz yok? Neden her şeye vakit bulabiliyorsunuz da kitaba bir türlü vakit bulamıyor, neden her şeye para bulabildiğimiz hâlde kıyıp da kitaba para veremiyorsunuz? Durun biz söyleyelim, siz aslında kitapların faydalı olduğunu söylüyor, buna inanıyor gözüküyorsunuz ama esas olarak kitapların zararlı olduğuna inanıyorsunuz. Bu yüzden mesafeli duruşunuz işte. Kitaplara ellemeyişiniz, kitapevlerine, kütüphanelere mesafeli oluşunuz, kitap okumak yerine kanka muhabbetini tercih edişiniz bu yüzden. Siz aslında bizimle aynı yerdesiniz yani. Diğer türlü bu kadar rahat, bu kadar konforlu, bu kadar kaygısız, bu kadar herkes gibi olmayı nasıl başaracaktınız ki? Adamın dibisiniz vesselam.