Geri Bildirim
  • Biraz zaman ayırıp da okursanız sevinirim sayın okurlar.
    Biliyorum, burada siyasete karşısınız falan ama önemli.

    TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR!

    Bu sözü defalarca kez okuyun.
    Bir daha.
    Bir daha.
    Ve bir daha.
    Şimdi size bir şeyler anlatayım;
    Biliyorsunuz benim Führer'e olan sevgimi, aşkımı. Hitler dediniz mi benim için akan sular durur. İyidir, hoştur Führer ama bir şeyi de göz ardı etmemek, realist olmak lazım.
    Hitler ve planları büyük bir hezimete uğradı. Tarihin en büyük mağlubiyetini aldı. Nasıl mı oldu? Gelin bir kronoloji yapalım...

    20 Nisan 1989, Hitler dünyaya gözlerini açtı.
    Sert ve katı kuralları olan bir babanın oğlu olan Hitler, ressam olmak istiyordu. Hatta yaptığı birçok tablo vardır.
    Anne ve babası erken yaşta vefat edince, Viyana'ya taşındı. yahudi faşizmi, Nazist düşünceleri de burada filizlenmeye başladı.
    1. Dünya Savaşı'nda orduya başvurdu, zayıf olduğu için alınmadı. Üstüne bir de dalga geçtiler, tabiri caizse "ASKERİ HAYATI BİTTİ ARTIK MUHTAR BİLE OLAMAZ*" dediler.

    Bu aralarda da olaylar oldu elbette ama biraz özet geçelim.

    Velhasılı kelâm Hitler hükümete sövmekten, "tehlikeli şiirler*" okumaktan tutuklandı. Ama ne gösterişli bir tutuklamaydı! Binlerce insan gözyaşı döktü, ağladı sızladı*.
    Sonra savunma yapmak için mahkemeye çıktı Führer. Öyle bir konuştu ki hakim dahi hepsi Hitler'i suçsuz buldu ve hapisten çıkartıldı*.
    Artık o bir vatan kahramanıydı!
    Gazeteler, radyolar onu ülkeyi kurtaracak olan adam olarak gösteriyor; teyzeler kızlarına istiyordu Hitler'i. Alman kısır günlerinde Hitler'in yakışıklılığı, "Millet Kıraathaneleri"nde Hitler'in ne kadar düzgün bir insan olduğu söyleniyordu.
    Hitler halkın sevgisini kazanmıştı.
    Aldığı olumlu tepkilerden sonra seçimlere girdi, kendi kurduğu Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi(NZDAP)'nden.
    Ne mi oldu?
    Oyların büyük çoğunluğu ile Başbakan oldu*!
    İşler burdan sonra kötü bir hâl almaya başladı zaten...

    İlk önce halka ekonomiyi düzelteceğine, doları düşüreceğine, Alman markının yanındaki altı sıfırı kaldıracağına, tüp ve ekmek sıralarının kalkacağına dair sözler verdi*.
    Tuttu da bu sözleri. Çünkü o yeni Almanya'nın güçlü Başbakanı idi ve "EYY AVRUPA! SEN KİMSİN YA!*" demesi yeterliydi.

    Vesaire vesaire...
    Cumhurbaşkanı oldu Führer(Kısa bir not düşelim; Führer kelimesinin Türkçe karşılığı "Milli Şef" veya "Reis" olarak gelir).
    Kendisine halk artık Führer diyordu! Führer yani Reis*!
    Uzun Adam(Hitler 1.70'in altındaydı)!
    Halk artık mutluydu. Çünkü başlarında yeni, güçlü, istikrarlı bir lider vardı.
    Halkı referanduma götürdü ve "Başkanlık" sistemini getirdi*.
    Bütün yetki tamamen kendisindeydi sonunda*!
    Afişler basılıyordu;
    Ein Volk(Tek Halk)!
    Ein Reich(Tek Devlet)!
    Ein Führer(Tek Lider)!
    Ein Ja(Millet için Evet)!*

    Die Straßen Adolf Hitler(Hitler'in -duble- yolları)!*

    Wir Grüßen Das Neue Deutschland(Yeni Almanya'yı Selâmlıyoruz)!*

    Gott Mit Uns(Tanrı Bizimle)!*

    Tanıdık değil mi bu sloganlar?

    Hitler sigara, alkol de kullanmıyordu. Hayvanseverdi. Fakir halka da yardım ediyordu. Hiç kötülük yoktu içinde...

    Sonra ne mi oldu?

    Devam edelim...
    Alman halkının sınırsız sevgisini ve saygısını kazanan Hitler, baktı ki onu kısıtlayacak bir şey kalmamış. Çalsa hak etti diyenler, sövse halkıydı diyenler çoğalmış. Başladı ülkeyi baba malı gibi kullanmaya...
    Önce kendisine karşı olan bütün muhalefet yayın organlarına sansür koymaya başladı*(FOX, Halk TV, Cumhuriyet-Sözcü Gazetesi gibi).
    Birçok ürüne vergi arttı ve daha fazla zam gelmeye başlandı.*
    Hatta işler öyle çığrından çıktı ki Hitler kendisine bağlı olan bir grup tarafından kendisine darbe yapılmış süsü verdi*. Bu "kontrollü" darbe olayından sonra 'Sinekkuşu'[(Röhm-Putsch) Uzun Bıçaklar Gecesi] isimli bir operasyon ile orduda kendisini sevmeyen ne kadar komutan, subay, er hepsini tutuklattı.
    Halkın sevgisi daha da artmıştı.
    Ne de olsa o darbeleri yenen bir lider olmuştu!
    Aynı yıllarda kendi meclisini bombalattı Führer*. Milletvekillerinin bazıları tutuklandı, bazıları da cinayete kurban gitti.
    Yeni ve Güçlü Almanya'nın karşısında artık Hitler'i sevmeyen hiçbir insan kalmamıştı*!

    Ne yazık ki işler hiç de planlandığı gibi gitmedi.
    Önce işsizlik çoğaldı*.
    Sonra rüşvet ve yolsuzluk arttı*.
    Hükümeti seven kişiler zengin olurken, halk her geçen gün fakirleşiyordu*.
    İş kazaları, tacizler-tecavüzler, cinayetler, kavgalar her geçen gün artıyordu*.
    Tabii bu arada da savaş devam ediyordu.
    Alman halkının gözünü kapatan Hitler yüzünden, halk, savaşta galip olduğunu zannediyordu*.
    Ta ki sovyetler Berlin'e girene dek.
    İşte o zaman insanlar ne halt ettiklerinin farkına varmışlardı.
    Bütün yetkiyi önce bir adama vermişlerdi, manevî bağlarını kullanan bu adama aşık olmuşlardı, "çalsa da hakkı zaten" demişlerdi, suçu hep "fetöye" atmışlardı*. Yani kendi kuyularını kendileri kazmışlardı.
    Sonuç; Almanya yenildi ve milyonlarca insan öldü, evsiz kaldı, şehirler bombalandı, ekonomi alt üst oldu, Almanya'nın güzel sokaklarında taş üstünde taş kalmadı.
    Bu Hitler'in değil, Alman halkının kendi suçuydu.

    Korkunç değil mi?
    Yıldız(*) koyduğum yerleri bir kez daha okur musunuz?
    Şu anki hükümete benzemiyor mu sizce?
    Biz de Erdoğan'ı bu kadar yüceltmedik mi?
    Peki bunun sonu da neden Almanya'dan farklı olsun?
    Almanlar savaşta da olsa bizden bin kat daha iyi durumdalardı.
    Biz bu halimizle neyimize güveniyoruz da rte'ye bu kadar ip bağlıyoruz?

    UYANIN ARKADAŞLAR!
    Tarih tekerrür etmeden, bir kez daha böyle bir yıkılışa sahne olmadan uyanın!
    24 Haziran bizim için son şans, tünelden önceki son çıkış!
    Artık T A M A M deme vakti!
    Lütfen, elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün; yıllardır şehit haberi görmeyen bu ülke şehit haberlerine alıştı. Alevî-Sünnî kardeş iken mezhep çatışmaları çoğaldı. Türkiye'de milyoner sayısı artmakla birlikte yüzbinlerce insan yoksullaştı. Eğitim sistemi yap-boza döndü. Ekonomi diye bir şey kalmadı. Beyefendi sarayında her gün milyonlarca lirayı çerez gibi yerken halk kuru soğana veda edecek duruma geldi. Yolsuzluk ve rüşvet aldı başını gitti. Memurlar atanamadı, gençler işsiz kaldı.
    Bilânço çok ağır çok!
    Buna dur diyecek olan yine sizlersiniz.
    Lâik, modern, gelişmiş, kardeşce yaşayan bir ülke hayâli gerçek olsun.
    24 Haziran'da sandığa gidin ve yeter deyin bu diktatöre.
    YETER!

    Okuduğunuz için teşekkür ederim...
    Nice güzel, güneşli günler görmek dileğiyle...
    Sevgiyle, barışla, Atatürkle kalın!
  • Anne bağırır : “Çabuk ol servisi kaçıracaksın!” Baba kükrer: “Ne yatmasını biliyorsun, ne kalkmasını!” Sabahları güneşin doğuşunu bilmez çocuk. Hiç aydınlanmadan kalkar içi. Taze bir sabah, bayat bir günün devamıdır çok zaman. Her sabah adına yuva denen, adına kreş denen o yere bırakılır. Başkalarının annesinde, kendi annesinin hasretini çeker gün boyu. Sabahın köründe “benim annem ne zaman gelecek” diye gözyaşları çeker solgun yüzüne dizi dizi. Akşam ne uzundur. Yuva nice gürültülü. Sevgilerini konuşurlar efkârlı saatlerde. “Benim babam beni çok seviyor.” “Hayır, benim babam beni daha çok seviyor.” “Hadi oradan, beni hem babam hem annem daha çok seviyor.” Başkalarının babası kendi çocuklarını çok severse, sanki kendi babalarının sevgisi azalacakmış gibi kavga ederler. En çok sevilen olmaktır tutkuları. Her pazartesi ne kadar sevildiklerinin ispatını yapmaya koyulurlar. “Benim babam beni hamburger yemeye götürdü.” “Biz hem hamburger yemeye gittik, hem de luna parka gittik.” “N’apalım. Benim annem beni sinemaya götürdü. Arslan Kral filminde ağladık annemle birlikte.” “Kızlar ağlar zaten. Ağlamanın neresi eğlenceli?” “Biz babamla maç ettiğimiz zaman çok eğleniyoruz.” “Benim babam benimle değil, arkadaşlarıyla maç etmeye gidiyor.” “Bak demek ki benim babam beni daha çok seviyor. Bir kere biz ikimiz, yani babamla ben, maç ediyoruz.” Pazartesileri hep böyle geçer. Herkes kendi babasının en sevgili baba olduğunu kanıtlamaya çalışır. Öteki çocuklar yeni sevgi kanıtlarını ortaya koydukça içini bir ürperti kaplar. Başkalarının babası çocuklarını daha çok mu seviyordur acaba? O Reklam gelir aklına. . Kahrolası reklam. “Evinizi seviyorsunuz, arabanızı seviyorsunuz... Beni sevmiyor musunuz?” İnanmak üzeredir onu sevmediklerine. Arka koltuğa gazoz döktü diye ne çok bağırmıştı babası. Ama olsun, arkadaşlarına bunu anlatmazsa eğer, babasının arabasını kendisinden çok sevdiğini nereden bilecekler. Keşke her Pazartesi en sevilen evlat oyununu oynamak zorunda kalmasaydı. Bunun için Pazartesileri hep hasta numarası yapması. Uyanamaması. En sevilen çocuk olmak yarışması, bilseniz ne kadar zor diyebilse bir gün, her şey ne kadar kolay olacak. Oyunu değiştirebilirdi. Bu oyunun mağlubu olduğunu arkadaşları öğrenecek diye her Pazartesi Karanlık bir kuyu olmazdı o zaman. Herkesin annesinin ve babasının ne kadar iyi Anne baba olduğu, çünkü onlara ne çok pahalı oyuncak aldıklarının konuşuldukları bir sıra, “Beni anneannem çok sever” diye bağırıverdi. Sustu arkadaşları. Söyleyebilecek bir şey bulamadılar bir an. Akın boynunu büküp “benim anneannem yok” dedi. Üzüldü o zaman. Ama geri dönemezdi. “benim anneannem beni çok sever. Masal anlatır bana. Yaramazlık yapınca “dayın da böyleydi” der gülerek.” Arkadaşları ne kadar dinliyor diye sustu birden. Kendisine doğru yönelmiş meraklı bakışları keyifle izledi. Ağızları açık “Ee sonra?” diyorlardı. “Sever beni. Masal anlatır. Hiç susturmaz beni. Ben konuştukça güler. ‘Hay çocuk’ der. ‘Sen beni güldürdün. ALLAH da seni güldürsün’, der.” Herkes bir masal büyüsü ile dinlerken onu, anneannesini öteki çocuklarla paylaştığını düşünüp susuverdi. Üsteledi arkadaşları. “Hadi anlatsana!” dediler. Top havuzuna doğru koşup “Herkesin anneannesi kendine” diye bağırdı. Akın itiraz etti. Hiç olmazsa arkadaşının anneannesinde tatmadığı bir duyguyu tadacağını düşünürken ne diye oyunbozanlık yapıyordu. Kızdı. “Herkesin babası kendisine” demiyordun ama!” Duymazlığa geldi. Anneannesini hiç kimselerle yarıştırmak istemiyordu, işte o kadar. Akşam çabuk oldu. Bu oyunu kazanmıştı. Muzaffer bir komutan edasında dolaştı bütün gün. Artık annesine neden pazartesileri yuvaya gitmek istemediğini anlatabilirdi. Yorganın altına saklanmazdı bundan böyle. Her Pazartesi anneannesinden bir demet yapıp götürürdü. Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı : “Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?” “Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.” Hiç kimsenin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu. Her şey erteleniyordu telefon ve araba söz konusu olduğunda. Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu. Nerelere gitsindi? Annesi kapattı telefonu. Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti. “Sana yardım edeyim mi?” dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı. “Hayırdır, bir yaramazlık filan. Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.” Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır “Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi. Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, ne diye annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu. “Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.” “Uykuya dalayım da gül kokular kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.” Bu kelimeden nefret ediyordu. Yorgunum, yorgun olduğumdan. Böyle yorgun yorgunken... “Anneciğim sen yorulma diye...” “Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.” “Hani siz yoruluyorsunuz ya...” “Eeee....” “Ben de oynamaktan yoruluyorum.” “Ne yapayım?” “Bilmem...” Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden. Annesi öfkeyle söylenmeye başladı. “Mum da yok” diye diye karıştırdı dolapları el yordamı. Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü. Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını. Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı. “bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla, kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü o minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı. Neden sonra ışıklar geldi. Kadın çocuğun hiç konuşmadığını fark etti birden. Kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı. Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini. Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu. Çocuk sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına, “işin bitince beni sever misin anne?” dedi.
  • bu romandan birçok ders çıkarmak pekala mümkün;
    -seni sen eden değerlerini yok edecek derecedeki bir bağımlılığın zararları
    -bir insanının hayatının sevdiklerinden ibaret olduğunu
    -Ana yüreği
    -fevri davranışların ızdırap sonuçlarını
    -şehvetin körleştirici özelliği
    ve son pişmanlığın fayda veremeyeceğini

    romanı okurken bir Yeşilçam filmini izler gibi olursunuz ama filmden farklı olarak duyguların çizdiği şekilleri görürsünüz. okuduktan sonra kitaba "AŞK VE ACI" adını koydum.

    akıcı bir anlatım ve ilgi uyandırıcı bir hikaye, neden okunmasın ki!

    kitabı okumayı düşünmeler içinse kitapta geçen genel hikayeyi paylaşıyorum

    BUNDAN SONRASI KİTABI OKUMAYI DÜŞÜNMEYENLER OKUSUN (DERİM);

    Namık Kemal, «edebiyatımızın en büyük eksiği» olarak romanı Gördüğü için, Magosa sürgününde, «Sergüzeşt-i Ali Bey'i yani "İntibah'ı yazar (1876). Eski meddah hikâyelerimizden «Hançerli Hanım» dan esinlenerek kaleme alınan bu romanın konusu şöyledir: «Ali Bey, zengin bir ailenin tek çocuğudur, iyi bir öğrenim görür, on yaşına gelinceye kadar birkaç dil öğrenir. Ancak aldığı bilgilerin kişiliğinin gelişmesinde etkisi olmaz. Yirmi yaşlarında iken babası
    ölünce, keyfine göre yaşamaya kapılır. Çamlıca'da bir gezinti sırasında, güzel bir kadınla tanışır, iffetli sandığı bu kadın,
    yosmanı biridir. Mehpeyker'dir adı. Suriye'de çirkin işler yaparak
    zengin olmuş Abdullah Efendi isimli yetmiş yaşlarında", çiçek" 'bozuğu çirkin bir ihtiyarla dost yaşamaktadır. Oğlunun böyle uygunsuz bir kadına gönlünü kaptırdığına üzülen annesi, Ali Bey'in mutluluğu için Dilaşup adında güzel bir cariye alır. Yine de oğlunu bu kadının elinden kurtaramaz. Ali Bey bir gün yalıya gider Mehperker'i evde bulamaz; kadın dostu Abdullah Efendi ile buluşmaya gitmiştir. Bütün gece bekler, ertesi gün yalıya dönen Mehperker'le kavga eder. Ayrılırlar. Ali Bey gün geçtikçe Dilaşub'a ısınmaya başlar. Mehpeyker, her şeyine göz yuman ihtiyar dostu Abdullah Efendi ile bir plan hazırlar. Kızı hamamda gören kadınlardan vücudundaki benler hakkında bilgi edinir. Birtakım erkekler ağzından bunu Ali Bey'e duyurur. Ali Bey kızgınlıkla Dilaşub'u döver, kendisi de hastalanarak yatağa düşer. Kızı bir esirciye satarlar. Dilaşub'u Mehpeyker satın alır. Düşkün kadın kızın ahlakını bozmak için çok uğraşmışsa da başaramaz. Ali Bey, kendisini artık tamamen sefahate verir, serveti elden çıkar, annesi bir kira evinde sefalet içinde ölür. Böyle iken, Mehpeyker'e dönmez, Ali Bey'i tekrar ele geçiremeyen Mehpeyker, deliye döner. Ali Bey'i ortadan kaldırmayı düşünür. Hile ile Ali Bey Üsküdar'da bir bağ evine eğlence için çağrılır. Mehpeyker Dilaşub'u da oraya götürür. Dilaşub, Mehpeyker'in konuşmasından Ali Bey için hazırlanan komployu öğrenir. Olup bitenlerden habersiz davete gelen Ali Bey'e bildirir. Genç adam pencereden bir çarşafa sarılıp inerek kaçar. Karakola haber verir. Bu esnada onun paltosunu giymiş olarak bekleyen Dilaşub, Ali Bey zannıyla bıçaklanarak ölür.
  • koluna taktığın saatten,giydiğin elbiseden, oturduğun evin içindeki malzemelerden, arkadaş seçim sebebinden, sana ait olan fikirlere kadar yekünu sana ait değil. bugün aileler evlatlarına öncelikli olarak geleceğin endişesini aşılıyor. ahlaklı bir birey nasıl olunuru öğretmesi gerekirken. bir elbiseyi güzel görünsün diye giymiyorsun. moda için var o elbise. erkek bir bireyin okulunda popüler olması güzel bir kız arkadaşa bağlı....bu böyle gider devlet kurtarmıyorum korkma! gözün kapalı, işgaldesin...

    asıl mesele asıl çözüme ait sorun ''güzel olan'' nedirin cevabını bilmiyor olmamız bilsek bile işimize gelmiyor oluşu. endüstriyel, metropol şehirlerin devlete kattıklarını bir kenara bırakırsak. büyük psikolojik sorunların yaşandığı, tavan mutsuzlukların oluştuğu, herkesin yaşadığı yalnızlığın mecburen insanları yozlaştırdığı... problemleri bütünüyle birlikte görürsün. iyi kazançlı bir meslek sahibi hayatından memnun değil. tam tersini hayal etmesine rağmen... çünkü sabah beşte kalkıp otobüse biniyor bir buçuk saat yolculuğun ardından iş yerinde, çay ve simidini kahvaltı ediyor. ardından hızlı bir şekilde yılların verdiği eğitimi ile mesleğini icra ediyor. on onbir saat çalışmanın ardından tekrar otobüsüne biniyor ve evine gidiyor. duşunu alıyor. eşinin yüzüne 1 saat bakabildikten sonra yastığına başını koyuyor ve şöyle diyor ''ne yapıyorum ben yaaa! ne için bunlar...''. o bütün samimi ideolojik düşünceleri bir anda kendine yetmediğini görür. sahi ya dünyayı daha güzel bir yere getirmeyecekmiydik. bir çıkış yolu olmalı nedir? ancak basık tavanın pürüzlü yapısına bakarsın. için iyiiice sıkılır. zira onu yapan müteahhitte malzeme kalemini azaltmak için tavanı alçak tuttu :) basık tavanın seni iyice sıkması umurunda değil pek. zira onunda geçindirmesi gereken bir ailesi var. mevcut bilimsel çözümlerin oluşturduğu ürünler yine patlıyor. aslında düzeni değiştirmek istemiyor. iyice bozmak istiyor. bunu sana yapanlar şeytandan daha kötüler. çocuklarına diri diri işkence etmek istiyorlar. sen ise karşında sana yardım edeceğini söyleyen yakışıklı yahut güzel bir insan buluyorsun. şöyle diyor etvar-ı haliyle '' bak ben çok güçlü ve mutluyum ''. buna büyük çoğunluğu emperyalist düzen adını verirler ancak aslı insanın kendisidir!!! insanın içindeki nefisdir bunu isteyen. sende istiyorsun! bende istiyorum. içindeki o karanlık seni sevk ediyor buna.biz kötü yaratıklarız!!!
    çözüm???
    mutluluğun formülüne en yaklaşan ideoloji aslında emperyalizmdir. bunun karşıtı komünizm vardır birde ama onlar daha mutsuzdur daha çok nedense.

    istanbulda üç sene bulundum yirmi milyon kişinin içinde yalnız olmamam gerekirken daha güçlü daha donanımlı olmamıza rağmen tamamen yalnızdım. tam tersi olması gerekmiyor muydu? ikiyüz milyon euro kar yapan firmamızdaki patronumun şu cümlesini çok acıklıydı.
    -profesyonellik nedir erkam?
    -mesleğini daha iyi yap.....
    -hayır! profesyonellik para kazanmaktır.
    aylar sonra bir profesörün verdiği bir sohbet beni çok mutlu etmişti. aynen şu cümleleri kurdu.
    '' mesleğiniz sizin kurtuluşunuzdur. orada yapacağınız güzel işler ahirette karşınıza çıkacak''
    sana kötülük yapana karşılık verememek, iyilik yaptığında karşılığını bulamamak, emeklerinin bir hiç olması, bunun için daha güçlü olmak istemen. ama daha güçlü olsan bile yapayalnız olman... hiç bir -izm Allah'ın sana sunduğu nizamdan daha mutlu etmeyecek seni! işte bunu hakkıyla unutan, bilmeyen, bilse bile hayatında kullanmayan koca şehirler var. soluduğun havanın pisliğinin bile sorumlusu ,işte buna zafer denir!!!
  • *Dizinin sırasına göredir.*

    1.👉🏻Gurur ve Önyargı - Jane Austen
    Geceye Övgüler - Novalis
    Mutlu Prens - Oscar Wilde
    Seçme Masallar - Hans Christian Andersen
    Kerem İle Aslı - İsa Öztürk
    Yürek Burgusu - Henry James
    Duino Ağıtları - R.M.Rilke
    Modeste Mignon - Honore de Balzac
    Kanlı Düğün - F.G.Lorca
    Hüsn ü Aşk - Şeyh Galip
    Yarat Ey Sanatcı - Goethe
    Gorgias - Platon (Eflatun)
    Dedektif Öyküleri - Edgar Allan Poe
    14.👉🏻Ermiş Antonius ve Şeytan - Gustave Flaubert
    Yerleşik Düşünceler Sözlüğü - Gustave Flaubert
    Paris Sıkıntısı - Charles Baudelaire
    Yergiler - Decimus Iunius Iuvenalis
    Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri - Abdulbaki Gölpınarlı
    Seçme Şiirler - Emily Dickinson
    Kamelyalı Kadın - Alexandre Dumas Fils
    Dörtlükler Hayyam - Hayyam
    Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Arthur Schopenhauer
    Denemeler - Montaigne
    Devlet - Platon (Eflatun)
    Gargantua - François Rabelais
    Oblomov - İvan Gonçarov
    Utopia - Thomas More
    Tarih - Herodotos
    Kaygı Kavramı - Soren Kierkegaard
    Şölen - Dostluk - Platon (Eflatun)
    Yüzbaşının Kızı - Aleksandr Puşkin
    Seviyordum Sizi - Aleksandr Puşkin
    Madame Bovary - Gustave Flaubert
    Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev
    Köpeğiyle Dolaşan Kadın - Anton Çehov
    Büyük Oyunlar - Anton Çehov
    Cimri - Molière
    38.👉🏻Macbeth - William Shakespeare
    Antonius ve Klopatra - William Shakespeare
    Akşam Toplantıları - Nikolay Gogol
    Hitopadeşa - Narayana
    Mantık Al-tayr - Feridüddin Attar
    Hagakure -Yamamato
    Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar - Aristophanes
    Suç ve Ceza - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Sis - Miguel De Unamuno
    İki Oyun - Henric Ibsen
    Bir Delinin Anı Defteri - Nikolay Gogol
    Toplum Sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau
    Milletlerin Zenginliği - Adam Smith
    Masallar - La Fontaine
    Guliver’in Gezileri - Jonathan Swift
    Ursule Mirouet - Honore de Balzac
    Rubailer - Mevlana Celaleddin Rumi
    Medea - Seneca
    Julius Caesar - William Shakespeare
    Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - Jean Jacques Rousseau
    Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi - Mary Wollstonecraft
    Kısa Romanlar, Uzun Öyküler - Henry James
    Hophopname - Mirze Elekber Sabir
    Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Toprak Arabacık - Şudraka
    Dillerin Kökeni Üstüne Deneme - Jean Jacques Rousseau
    Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler - Diderot
    Yaşamının Son Yıllarında Goethe İle Konuşmalar - Johann Peter Eckermann|
    Phaedra - Seneca
    Abel Sanchez – Tula Teyze - Miguel de Unamuno
    68.👉🏻Pericles - William Shakespeare
    Sanat Nedir - L.N Tolstoy
    III. Richard - William Shakespeare
    Divan-ı Kebir - Mevlana Celaleddin Rumi
    Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin - Thomas De Quincey
    Atinalı Timon - William Shakespeare
    Akıl ve Tutku - Jane Austen
    Illuminations - Artur Rimbaud
    Yüce Sultan - Miguel de Cervantes
    Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri - David Ricardo
    Hamlet - William Shakespeare
    Ezilenler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Binbir Hayalet - Alexandre Dumas
    Evde Kalmış Kız - Honore de Balzac
    Seçme Masallar - E.T.A. Hoffmann
    Hükümdar Niccolo Machiavelli
    Seçme Öyküler - Mark Twain
    Hacı Murat - L.N Tolstoy
    İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog - Galileo Galilei
    Ölüler Evinden Anılar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Seçme Aforizmalar - Francis Bacon
    Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları - William Blake
    Yeraltından Notlar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Bizansın Gizli Tarihi - Prokopios
    92.👉🏻Othello - William Shakespeare
    IV. Haçlı Seferi Kronikleri - Geoffroi De Villehardouin - Henri De Valenciennes
    Upanishadlar - Kolektif
    Galib Divanı - Mirza Esedullah Han Galib
    Alçakgönüllü Bir Öneri - Jonathan Swift
    Fragmanlar - Sappho
    Kuru Gürültü - William Shakespeare
    Mahşerin Dört Atlısı - Vicente Blasco Ibanez
    Güvercinin Kanatları - Henry James
    Gezgin Satıcı - Guy de Maupassant
    Troialı Kadınlar - Seneca
    Bir Havva Kızı - Honore De Balzac
    Kral Lear - William Shakespeare
    Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu
    Emile - Jean-Jacques Rousseau
    Üç Silahşör - Alexandre Dumas
    Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri - İvan Sergeyeviç Turgenyev
    Sivastopol - L.N. Tolstoy
    Yaşamımdan Şiir ve Hakikat - Johann Wolfgang Von Goethe
    Diriliş - L.N. Tolstoy
    Suyu Bulandıran Kız - Honore de Balzac
    Pazartesi Hikâyeleri - Alphonso Daudet
    Soneler - William Shakespeare
    Katıksız Mutluluk - Katherine Mansfield
    Bütün Fragmanlar - Ephesoslu Hipponaks
    Ecce Homo - F. Niethzsche
    Müfettiş - Nikolay Gogol
    Siyasetname - Nizamü’l-Mülk
    Tılsımlı Deri - Honore de Balzac
    Stepançikovo Köyü - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Therese ve Laurent - George Sand
    Romeo ve Juliet - William Shakespeare
    Tragedya’nın Doğuşu - Friedrich Nietzsche
    Aşk Sanatı - Ovidius
    Mülkiyet Nedir - Pierre Joseph Proudhon
    Pierrette - Honore de Balzac
    Kafkas Tutsağı - L.N.Tolstoy
    Göksel Kürelerin Devinimleri - Copernicus
    Taras Bulba - Nikolay Gogol
    131.👉🏻On İkinci Gece - William Shakespeare
    Sapho - Alphonse Daudet
    Öteki - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche
    Germinal - Emile Zola
    Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset
    Bakkhalar - Euripides
    Yeter ki Sonu İyi Bitsin - William Shakespeare
    Ölü Canlar - Nikolay Gogol
    Lykurgos’un Hayatı - Plutarkhos
    Yanlışlıklar Komedyası - William Shakespeare
    Düello - Heinrich Von Kleist
    Olmedo Şövalyesi - Lope De Vega
    Ev Sahibesi - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Kral John’un Yaşamı ve Ölümü - William Shakespeare
    Louis Lambert - Honore de Balzac
    Gülşen-i Râz - Mâhmud-i Şebüsteri
    Kadınlar Mektebi - Molière
    Bütün Şiirleri - Catullus
    Masal Irmaklarının Okyanusu - Somadeva
    Hafız Dîvânı - Hafız-ı Şirazî
    Yakarıcılar - Euripides
    Cardenio - William Shakespeare ve John Fletcher
    George Dandin - Molière
    Genç Werther’in Acıları - Johann Wolfgang Von Goethe
    Böyle Söyledi Zerdüşt - Friedrich Nietzsche
    Kısasa Kısas - William Shakespeare
    Sistem Olarak Tarih - Jose Ortega Y Gasset
    Hayat Bir Rüyadır - Calderon De La Barca
    Dionysos Dithyrambosları - Friedrich Nietzsche
    Anna Karenina - Lev Tolstoy
    Güzel Dost - Guy de Maupassant
    163.👉🏻Resos - Euripides
    Kral Oidipus - Sophokles
    Budala - Fyador Mihayloviç Dostoyevski
    Kral VIII Henry - William Shakespeare
    Körler Üzerine Mektup Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup - Denis Diderot
    Akıl Çağı - Thomas Paine
    Venedik Taciri - William Shakespeare
    Silas Marner - George Eliot
    Mutlak Peşinde - Honore de Balzac
    Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare
    Marianne’nin Kalbi - Alfred de Musset
    Ecinniler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Boris Godunov - Aleksandr Puşkin
    Hırçın Kız - William Shakespeare
    Duman - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    Elektra - Sophokles
    Northanger Manastırı - Jane Austen
    Robınson Crusoe - Daniel Defoe
    İki Soylu Akraba - William Shakespeare
    Sokrates in Savunması - Platon (Eflatun)
    İnsan Neyle Yaşar - L.N.Tolstoy
    Evlenme-Kumarbazlar - Nikolay Gogol
    185.👉🏻İnsanca Pek İnsanca-1 - Friedrich Nietzsche
    İnsanca Pek İnsanca-Karışık Kanılar ve Özdeyişler - Friedrich Nietzsche
    İnsanca Pek İnsanca-Gezgin ve Gölgesi - Friedrich Nietzsche
    186.👉🏻Ayı - Anton Çehov
    Para Üzerine Bir İnceleme - John Maynard Keynes
    Joseph Andrews - Henry Fıeldıng
    Profesör - Charlotte Bronte
    Malavika ve Agnimitra - Kalidasa
    Nasıl Hoşunuza Giderse - William Shakespeare
    Zincire Vurulmuş Prometheus - Aiskhylos
    Cyrano de Bergerac - Edmond Rostand
    Yaşama Sevinci - Emile Zola
    Kumarbaz - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe - Soren Kierkegaard
    Yükümlülükler Üzerine - Cicero
    Rameau’nun Yeğeni - Denis Diderot
    Kral V. Henry - William Shakespeare
    Kreutzer Sonat - L. N. Tolstoy
    Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Soren Kierkegaard
    Ezop Masallar - Aisopos
    Cymbeline - William Shakespeare
    Atinalıların Devleti - Aritoteles
    Bir İdam Mahkûmunun Son Günü - Victor Hugo
    Felsefe Konuşmaları - Denis Diderot
    207.👉🏻Veronalı İki Soylu Delikanlı - William Shakespeare
    İnsandan Kaçan - Molière
    Üç Ölüm - L. N. Tolstoy
    Kırmızı ve Siyah - Stendhal
    İlâhiname - Feridüddin Attar
    Kaderci Jacques ve Efendisi - Denis Diderot
    Notre Dame’in Kamburu - Victor Hugo
    Coriolanus’un Tragedyası - William Shakespeare
    Medea - Euripides - Euripides
    Troilus ve Cressida - William Shakespeare
    Gülme - Henri Bergson
    Kış Masalı - William Shakespeare
    İlyada - Homeros
    Odysseia - Homeros
    Kral IV. Henry -I- - William Shakespeare
    Kral IV. Henry -II- - William Shakespeare
    İvan İlyiç’in Ölümü - L. N. Tolstoy
    Aşkın Emeği Boşuna - William Shakespeare
    Aşk ve Anlatı Şiirleri - William Shakespeare
    Sevgililer - Carlo Goldoni
    Beyaz Geceler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Antigone - Sophokles
    Titus Andronicus - William Shakespeare
    Çocukluk - Tolstoy
    Hançer - M. Y. Lermontov
    Trakhisli Kadınlar - Sophokles
    II. Richard - William Shakespeare
    Savaş Sanatı - Sun Zi (Sun Tzu)
    Kral VI. Henry - I - William Shakespeare
    Kral VI. Henry - II - William Shakespeare
    Kral VI. Henry - III - William Shakespeare
    Alman Göçmenlerin Sohbetleri - Johann Wolfgang Von Goethe
    Wındsor’un Şen Kadınları - William Shakespeare
    Gılgamış Destanı
    241.👉🏻Özel Günceler Apaçık Yüreğim - Charles Baudelaıre
    Fırtına - William Shakespeare
    Şam Tarihinde Zeyl - Ibn Kalanisi
    Kutadgu Bilig - Yusuf Has Hacib
    İlkgençlik - Tolstoy
    Philoktetes - Sophokles
    Seyir Defteri - Kristof Kolomb
    Lokantacı Kadın - Carlo GoldonIı
    Theseus-Romulus - Plutarkhos
    Sefiller - Victor Hugo
    İskender Sezar - Plutarkhos
    İran Mektupları - Montesquıeu
    Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaıre
    Ham Toprak - İvan Turgenyev
    Gençlik - L.N. Tolstoy
    Anabasis - Ksenophon
    Lorenzaccio - Alfred de Musset
    258.👉🏻Nana - Emile Zola
    Aias - Sophokles
    Divan - Baki
    David Strauss,İtirafçı Yazar - Friedrich Nietzsche
    Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası - Friedrich Nietzsche
    Eğiti Olarak Schopenhauer - Friedrich Nietzsche
    Richard Wagner Bayreuth’ta - Friedrich Nietzsche
    Şamdancı - Alfred de Musset
    Cennetin Anahtarları - Michelangelo
    Rahibe - Denis Diderot
    Atebetü-'l-Hakayık - Edib Ahmed Yükneki
    Başkanın Ziyafeti-Parasızlık-Bekar - Ivan Sergeyviç Turgenyev
    Poetika - Aristoteles
    Aforizmalar - Hippokrates
    Şarkılar - Giacomo Leopardi
    Mimoslar - Herodas
    Hastalık Hastası - Molière
    Tao Te Ching - Laozi
    Babil Yaratılış Destanı-Enuma Eliş -
    Frankenstein ya da Modern Prometheus - Mary Shelley
    Deliliğe Övgü - Erasmus
    Sainte-Hermine Şövalyesi - Alexandre Dumas
    280.👉🏻Oidipus Kolonos’ta - Sophokles
    Siyah Lale - Alexandre Dumas
    Siyah İnci - AnnaSewel
    Paris’te Katliam - Christopher Marlowe
    İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche
    Kartaca Kraliçesi Dido - Christopher Marlowe
    Theogonia - İşler ve Günler - Hesiodos
    Ars Petica - Şiir Sanatı - Horatius
    Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar - William Shakespeare
    Kibarlık Budalası - Moliere
    Şiirler - Bütün Fragmanlar -
    Veba Yılı Günlüğü - Daniel Defoe
    Önemsiz Bir Kadın - Oscar Wilde
    Efendi ile Uşağı - L.N. Tolstoy
    Vadideki Zambak - Honoré De Balzac
    Maltalı Yahudi - Christopher Marlowe
    Kâtip Bartleby - Herman Melville
    Yasalar Üzerine -
    Matmazel De Scudery - E.T.A. Hoffmann
    Sümer Kral Destanları -
    Savaş ve Barış 2 Cilt - L. N. Tolstoy
    301.👉🏻Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero - Plutarkhos
    İdeal Devlet - Farabi
    II. Edward - Christopher Marlowe
    Kanunların Ruhu Üzerine - Montesquıeu
    Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine - Cicero
    Parma Manastırı - Stendhal
    Değirmenimden Mektuplar - Alphonse Daudet
    İphigenia Aulis’te - Euripides
    İphigenia Tauris’te - Euripides
    Düşünceler - Blaise Pascal
    Almanya Üzerine - Madame De Stael
    Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine - Seneca
    İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma - David Hume
    Denemeler - Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü - Sive Interiora Rerum
    Babil Hemeroloji Serisi -
    Otranto Şatosu - Horace Walpole
    Avcının Notları - Ivan Sergeyeviç Turgenyev
    Sarrasine - Honoré De Balzac
    Mutluluğun Kazanılması - Farabi
    Doksan Beş Tez - Martin Luther
    Kritovulos Tarihi (1451-1467) - Kritovulos
    Pantagruel - François Rabelais
    İskendername - Ahmedi
    Büyük Timurlenk 1-2 - Christopher Marlowe
    Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius
    Hayvanlaşan İnsan - Emile Zola
    Dostluk Üzerine (Latince-Türkçe) - Cicero
    Dede Korkut Hikayeleri - Kitab-ı Dedem Korkut - Anonim
    329.👉🏻Ploutos (Servet) - Aristophanes

    •Bazı kitapların başına sayılarını koyuyorum ki sayısını bulmak zorlaşmasın.
  • Başlıca insanî özellikleri ön plâna çıkaran ve kurduğu insanî toplumda bu özellikleri geliştirip yücelten metodu ile İslâm diğerlerinden apayrı olmuştur ve apayrı olmakta devam etmektedir.

    Onun metodunu bırakıp başka bir metoda sapanlar, ırk, milliyet, toprak ve sınıf gibi değişik temellere dayanan başka metodlar benimseyenler, gerçekten insan düşmanıdırlar!

    İnsanın kainatta, Allah'ın kendisini yarattığı gibi yüce özellikleri ile apayrı bir tür olarak yaşamasını istemeyenler onlardır. Onlar insan toplumunun kaynaşma ve işbirliği içinde bütün milliyetlerin yetenek, özellik ve deneylerinden yararlanmasını istemiyorlar.
    Ulu Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimseler
    de onlardır:

    "De ki, amel yönünden en çok hüsrana uğrayanlar kimlerdir, size bildirelim mi? Dünya hayatı boyunca emekleri boşa gittiği hâlde iyi işler yaptıklarını sananlardır. Rabb'lerinin âyetlerini ve O'nun huzuruna çıkmayı inkâr edenler onlardır. Bu yüzden işledikleri ameller boşa gitmiştir. Kıyamet günü onları tartıya koymayız bile. İşte onlar kâfir oldukları ve âyetlerimiz ile Peygamberlerimizi alaya aldıkları için cezaları cehennemdir."
  • 52, 53. İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner.