• "Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir."
  • 151 syf.
    ·2 günde·Beğendi·7/10 puan
    • Havyan Çiftliği, tarihsel bir hiciv romanı olarak söylevleri sembolik ve masal adı altında toplanmış ütopik bir dünyadır. Romanda çiftlik sahibi Jones' in hayvanlar tarafından çıkan bir ayaklanmayla kovulmasını ve hayvanların Bey Çiftliği yerine Hayvan Çiftliği'ni kurmasıyla başlamaktadır. Hayvanlar kesilmeyi, zulüm görmeyi ve kendilerinden verdikleri besinlerini sunmayı kabul etmemişlerdir. Çiftliğin başındaki hayvanlar başta domuzun önderliğinde kendi yaşayışlarını gün geçtikçe değiştirmişlerdir. Dört ayaklı iyi iki ayaklı kötü sloganıyla yaşayışları hakkında  7 maddelik kurallar konulsa da bu kurallar değişmiş ve dönüşmüştür.
    • Romanda 1905 Rus Devrimi, Ekim Devrimi ve Stalin ve Troçki arasındaki çatışma sembolik olarak yer almıştır. Hayvanların ayaklanması ile 1917 Ekim'inde Bolşeviklerin gerçekleştirildiği 'işçi ve köylü devrimi' ile benzer yapıdadır. Çiftliği başına geçmek isteyen hayvanlar arasında  Napolyon ve Snowball' un  tartışmaları ise Stalin ve Bolşevik Parti Üyesi Troçki arasında iktidar mücadelesinin sembolize edilmiş halidir.Tarihte de Stalin başa geçerek Troçki' nın ayaklamaya teşvik suçundan dolayı yargılanmış ve uzaklaştırılmıştır. Bu bilgiler hikayeyi daha iyi anlamamız açısından kısa bir dipnottur.
    Önemli olan nokta, verilen bakış açılarından ziyade, tüm hayvanların eşitlikçi bir yaklaşımla ayaklanma çıkarması ve başa geçerek insanlar kadar baskıcı olmaları her iki tarafın yerilmesini sağlamasıdır.Romanda, yöneten ve yönetilen her varlığın hakkı, sorumluluğu ve fikirleri temelde düşünülebilir ve eleştirilebilir mahiyettedir.Bir fikre bağlılığın, baskıcı bir otoritenin yanılgılarını  ve karşı çıkışın  örneklerinin yer verilmesi, bizlere bulunduğumuz yaşantıda olanaklarımızı sorgulamamıza ve düşünmemize sevk etmiştir. Romanda da dediği gibi:
    "BÜTÜN OKURLAR EŞİTTIR, AMA BAZI OKURLAR DİĞERLERİNDEN DAHA EŞİTTİR.."

    • "Kaldı ki, yaşadığımız şu sefil hayatımızın doğal sonuna varmasına bile izin vermezler."

    •• "İyi okumalar dilerim.."

    #hayvançiftliği
    #georgeorwell
    #sembolikhiciv
  • Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir.
    George Orwell
    Sayfa 152 - Venedik
  • 116 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10 puan
    Metis Yayınları’nın ilk olarak 1993 yılında derleyip yayımladığı kısa öykülerden oluşan bu kitap, aradan geçen uzun zaman içinde çok fazla rağbet görmemiştir. Elbette buna Türkiye’de bilimkurgunun gözde bir tür olmaması sebep olarak gösterilebilir. Sedef Öztürk ve Levent Mollamustafaoğlu’nun derleyip çevirdiği kitapta 7 usta bilimkurgu yazarından 7 öykü bulunuyor. Öykülerin tek bir tema etrafında şekillenmediğini, farklı tatları okura sunduğunu vurgulamakta yarar var. Yine de, distopik öğelerin öteki temalara biraz daha ağır bastığını söylemek mümkün.

    5 sayfalık bir sunuş yazısıyla bilimkurgunun kısa tarihini de okurlara anlatmayı başaran Mollamustafaoğlu ve Öztürk bilimkurguyu da şöyle tanımlıyorlar: “Kısacası bilimkurgu, bilim ve teknolojiyle, gelecekle ve en önemlisi yeniliklerle ilgileniyor.”

    Asimov, Heinlein, Bradbury, Lem gibi türün klasikleşmiş yazarlarına ek olarak Ballard, Vonnegut ve Ellison gibi yenilikçi tarza sahip yazarlar da bu kitapta boy gösteriyorlar. Öykü kalitelerinin de üst düzey olması, bu derlemeyi diğerlerinden ayrıştırıyor ve farklı bir boyuta taşıyor.

    Korkunun Bütün Sesleri – Harlan Ellison :

    Bilimkurgunun asi çocuğu olarak bilinen Harlan Ellison’ın, bilimkurgu öğelerini minimum düzeyde kullandığı ve sözcükleri ustaca işlediği öykülerinden birisi.

    Richard Becker isimli, tiyatroya gönülden bağlı bir adamın öyküsünü anlatıyor bize Ellison. Her şey “Tatlı Mucizeler” ismindeki bir tiyatro oyununa seçilişiyle ve paranoyak bir dilenciyi ustaca oynayarak büyük bir ün elde etmesiyle başlıyor. O andan itibaren tüm dünya onu “rolünü yaşayan adam” olarak tanıyor. Öykünün isminin nereden geldiğini ve bu sıra dışı tiyatro sanatçısı Becker’ın yazgısını merak ediyorsanız, okumaktan başka çareniz yok.

    Gülümseme – Ray Bradbury

    Bu öykü Türkçeye ilk kez bu kitapla birlikte çevrilmesine rağmen, sonrasında farklı derlemelerde de kendisine yer buldu. Ben de ilk olarak 1998 yılında Ve Yayınları’ndan çıkan ve Adalet Celbiş’in derleyip çevirdiği “Kanatların Olmasın” isimli öykü derlemesinde okumuştum.

    Bilimkurgunun şairi Bradbury’den geleceğe dair oldukça karamsar bir öyküyle karşı karşıyayız. 2061 yılının post apokaliptik dünyasına konuk oluyoruz. Distopya sınırları içine de sokabileceğimiz öyküde, hayatta kalan bir avuç insan yaşama tutunmaya çalışmaktadırlar. Geçmişe büyük bir nefret duyan insanlar, her şeyi kırıp dökmekten yok etmekten büyük zevk almaktadırlar. “Nefret etmediğimiz hiç kimse ya da hiçbir şey yok.” diyor Bradbury öyküsünde. Günün birinde ise, sıra orijinal Mona Lisa tablosuna gelir ve kalabalık büyük bir heyecanla bu eşsiz ana tanıklık etmeye hazırlanırlar…

    “Tom, bunun nedeni nefret. Geçmişteki her şeye karşı duyulan nefret. Sorarım sana Tom, nasıl oldu da böyle bir duruma düştük biz; şehrler yıkıntı halinde, yollar bombalardan delik deşik, mısır tarlalarının yarısı geceleri radyasyonla parlıyor. Berbat bir durum değil mi bu, söylesene?”

    Bilinç Eşiğini Atlayan Adam – J. G. Ballard :

    Bilimkurgunun aykırı yazarlarından ve aynı zamanda New Wave (Yeni Dalga) akımının da öncülerinden biri olan James Graham Ballard’ın yine kendi klasik tarzını yansıttığı, Ballardvari bir öykü.

    Distopya sınıfına sokabileceğimiz bu öyküsünde Ballard, tüketim çılgınlığını masaya yatırıyor. Gelecekte reklam kampanyalarının çok daha çılgın boyutlara ulaşacağını ve insanların kendi iradeleri dışında alış-veriş yapacaklarını söylüyor. Kafamızı çevirdiğimiz her yerde reklam tabelaları göreceğimizin ve bu durumun artık sıradan bir hal alacağının bilincinde olmamız isteniyor. Kullanılan her şeyin kullanım süreleri de sırf yenilerinin alınabilmesi adına kısaltılmış durumda. Bu da şu an içinde yaşadığımız dünyayı çok iyi özetliyor doğrusu.

    “Parçalanana kadar aynı arabayı kullanmıyoruz. Her şey için geçerli bu, televizyonlar, çamaşır makineleri, buzdolapları.”

    “Ama hiç olmazsa yollar mükemmeldi. Bu topluma yöneltilebilecek eleştiriler ne olursa olsun, yol yapmayı iyi bildikleri su götürmezdi. Sekiz, on, on iki şeritlik otoyollar tüm ülkeyi ağ gibi sarıyor, yaya üstgeçitlerinden şehrin merkezindeki dev otoparklara giriyor ya da geniş banliyö yollarına ayrılıp alışveriş merkezlerinin çevresindeki park yerlerine ulaşıyordu.”

    Güç Duygusu – Isaac Asimov

    “Bilimkurgunun altın çağı”nda üç büyük ustadan biri olarak görülen Isaac Asimov’un, bilgisayarları odak noktasına koyarak, bilgisayarlar ve insanlar arasındaki iletişime dair gelecek üzerine tahminlerini içeren bir öykü.

    Bilgisayarların matematik biliminde insanların önüne geçmesi ve insanların en ufak bir işlem dahi yapamaz hale gelmesi ilk etapta komik gibi görünse de, aslında genele baktığımızda korkutucu bir kurgu olduğunu söylemek mümkün. Gelişen teknolojinin insanları birçok açıdan körettiğini ve rahata alıştırdığını söylüyor aslında Asimov ve gelecekteki insanlar için tehlike çanlarının çalacağını vurguluyor, bir nevi bizleri uyarıyor.

    “Bilgisayar her probleme her seferinde aynı yanıtı verir. İnsan aklının aynı şeyi yapacağından nasıl emin olabiliriz?”

    Dokuz kere yedi altmış üç eder, diye düşünde Shuman büyük bir tatmin duygusuyla ve bunu öğrenmek için bilgisayara gereksinimim yok. Bilgisayar kafamın içinde Bunun ona verdiği güç gerçekten şaşırtıcıydı.”

    Harrison Bergeron – Kurt Vonnegut :

    Kendisini bilimkurgu yazarı olarak görmeyen fakat başyapıtı Otomatik Piyano başta olmak üzere, bazı eserlerini bilimkurgu sınırları içine soktuğumuz Vonnegut’tan distopik bir öykü.

    Yıl 2081’dir ve yaşayan hiçbir insanın bir diğerine üstünlüğü yoktur, herkes eşittir. Birleşik Devletler Genel Sakatlama Dairesi’nin anayasaya kattığı ve denetlediği yasalar sayesinde insanlar zekaları ve güzellikleri dahil olmak üzere her yönden eşit bir hale getirilmiştir. Birbilerinden farklı düşüncelere kapılmaları dahi çeşitli yöntemlerle engellenmeye çalışılan insanların hafızaları da her yirmi saniyede bir silinmektedir. George ve Hazel Bergeron çiftinin oğulları Harrison ise sisteme karşı çıkmayı amaçlayan bir başkaldırandır. Elbette kusursuz bir şekilde işleyen sistem buna göz yummaz…

    Eşitliğin dayanılmaz ağırlığını anlatan Vonnegut’un inkar etmesine rağmen bir bilimkurgu yazarı olduğunu açıkça belli eden bu mini öykünün aynı zamanda “2081” isimli, 2009 yapımı bir de kısa filmi bulunuyor.

    “Yıl 2081’di ve nihayet herkes eşitti. Kimse kimseden daha akıllı, kimse kimseden daha güzel değildi.”

    Maske – Stanislaw Lem

    Kitapta yer alan en karmaşık öykünün Stanislaw Lem’e ait olduğunu söylemek mümkün. Solaris, Aden, Küvette Bulunan Günce gibi romanlarından da aşina olduğumuz o felsefi tadı bu öyküsüne de yedirmeyi başarmış Lem. Aslında başlangıçta bizlere bir bilimkurgu öyküsü anlatmıyormuş gibi gelse de, geç açılan kurgusu ve şaşırtan sonuyla diğer tüm öykülerden ayrılmayı başarıyor.

    Bir kraliçenin çoklu yaşamına konuk oluyoruz. Sayfalar belirsiz bir havada akıp giderken, kraliçenin birbiri içine geçen ilginç dugularını çözümlemeye çalışıyoruz. Bu biraz zor olsa da, Lem hikayenin sonunda öyküsünü güzel bir şekilde bitirmeyi başarıyor. Bilimkurgu dozu bu öyküde de Ellison’ınkinde olduğu gibi yine minimum düzeyde. Ama öyküden maksimum tadı almak için sabretmek ve Lem’in tarzına aşina olmak gerekiyor.

    “Belki de özgürlük umudu sadece bir yanılsamaydı, hatta kendi yanılsamam bile değildi. Daha çevik hareket etmem için, haince kullanılan bir mahmuzdu.”

    “Soylu bir alçaklıktı benimki ve özgürlüğüm beni doğrudan emredileni değil, yaratıldığımda bizzat istediğim şeyi yapmaya zorluyordu.”

    Dünya’nın Yeşil Tepeleri – Robert A. Heinlein

    Yine altın çağın en büyük üç yazarından biri olarak gösterilen ve askeri bilimkurgunun babası sayılan Robert Anson Heinlein’ndan uzaya açılan ve dünyaya büyük bir özlem duyan bir sanatçının hikayesi.

    Heinlein’in ilk dönem eserlerinden biri olan bu öykü, Uzay Yolları’nın kör şarkıcısı Rhysling’in “resmi olmayan” öyküsünü sunuyor bizlere. Rhysling’inki rahat bir yaşam. Herhangi bir uzay limanı onun evi, herhangi bir gemi de özel aracı. Herkes tarafından sevilen, galaksinin iyilik timsali. Uzun zaman sonra Dünya’nın serin ve yeşil tepelerini özleyen Rhysling, bir uzay aracına atlar…

    Akordeonuyla gezip, şarkı sözü yazan, müziğe aşık bir adamın duygu yüklü hikayesi. Ve aynı zamanda bu öykünün, Hugo ve Nebula Ödülleri’ni kucakladığını da belirtmiş olayım.

    ***

    Korkunun Bütün Sesleri, bilimkurguyla henüz tanışmamış olan okurlar için iyi bir başlangıç olabilir. Bilimkurgunun ağır toplarına henüz girmemişken, büyük yazarların yazım tekniklerine aşina olmak adına bu kısa öyküler ideal bir tercih olacaktır. Aktif bilimkurgu okurlarına ise, daha büyük kitaplara başlamadan önce ufak bir soluk aldırabilir.
  • 152 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
    Hayvan Çiftliği

    1.BÖLÜM(Kitap)

    Kitabımız bir ütopyodan distopyaya evrilen hikaye, Stalin rejimine karşı bir taşlama olarak anlatılsa da çağının ve zamanın ötesinde bir anlatıma sahip...

    Bu kitaba, bu zamanlarda sadece komünizm ve sosyalizm eleştirisi bakmak doğru olmaz.
    Kitabımız sosyalist bir düzenin dış dünyanın etkileri ve baskılarıyla anlatılmış, hayvanlar üzerine...

    Kitabımız fabl tarzında bir roman bir hiciv romanı.Diliyse olağanüstü bir derecede basit ve akıcı.Kitaptaki betimlemeler Orwell'in kaleminden ustalıkla yazılmış.Masal tadında bir anlatıma sahip ama sanmayın ki  masal ve fabl kitabı, ağır eleştirilerde bulunan, sizi olduğunuz çağın düzeninden kabusla kaldıracak, güzel ve anlamlı mesajlar bulunuyor.

    Benim kitapta en sevdiğim söz ve belkide kitabı oluşturan, üzerinde en çok durulan ve çokça karşınıza çıkacak olan cümle:

    "BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR AMA BAZI HAYVANLAR DİĞERLERİNDEN DAHA EŞİTTİR."

    Tabi ki kitabı önemli kılan bir diğer özelliği, edebiyatın yergi türündeki yazılmış kitaplar arasında bir başyapıt olması, bir efsane olması.

    Büyükler için bir masal belki...
    Ama küçükler için gelecek büyük nesiller için,düzeni öğretecek, farkındalık yaratacak, ve en önemlisi de size sorgulamayı öğretecek.Arkadaşlar bazen bizi sorgulayanı da sorgulamalıyız.Bunu kendinize mecburluk olarak değil hak bilin...

    Kitabın bir başka eleştirisiyse gerçi birçok kavramı eleştiriyor ama ben bunu yazayım.
    1940'lardaki tarihsel gerçeği,reel sosyalizmin eleştirisi bu kitap.

    Reel Sosyalizmse(Alıntı)

    Sosyalist doktrinin(öğreti) hayata geçirilmiş halidir.Bu terim Brejnev döneminde Doğu Bloku ülkeleri ve Sovyetler Birliği'nde yaygınlaştırılarak bir ideolojik slogan haline getirildi.Bundan önceki dönemde iktidardaki komünist partiler tarafından uygulanan Sovyet tipi Ekonomik modelini anlatmak için kullanılan bir terimdir.
    Kısacası arkadaş varolan yani gerçek sosyalizmdir.

    Türkiye sanırım hem kapitalist hem de sosyalist bir devlet.
    George Orwelle göre bu kitabıyla 1984 adlı kitabının arasındaki bağ şu: "Önemli olan yaşamak değil, başarmak hiç değildir.Önemli olan insan kalmaktır."
    Yükselince insanlığınızı kaybetmeyin ya da unutmayın...

    2.BÖLÜM(Kitap içeriği,SPOİLER)

    Birazda kitabın içinden bahsedelim acaba neler geçiyor.

    Kitapta bahsi geçen hayvanlar, kesilmekten, sahipleri tarafından işkence görmekten, zulüm görmekten ve kendi ürünlerini vermekten bıkarlar.

    Devrimi göze alırlar ve sahiplerine karşı ayaklanırlar.Bu ayaklanma, çiftlikte sanırım en yaşlı hayvan olan domuz, yani bana göre temsil ettiği kişi olan Karl Max'tır.Şu cümleden çıkarabiliriz yaşlı domuzun Karl Max olduğunu
    "Evet yoldaşlar, yaşadığımız hayat nasıl bir hayattır."

    Yaşlı domuz sayesinde ayaklanma girişimleri başlar.Hayvanlar yönetimi ele geçirir.Yönetimin başını da "Domuzlar" alır.Sebebiyse kitapta diğer hayvanlardan daha akıllı olması ama bu gerçek hayatta tartışılır.

    Domuzlar kurduğu düzenin sağlam olması için 7 önemli kural koyarlar.Başa geçmiş olan domuz değiştiğinde bu 7 önemli kural gittikçe değişir,mesela önceki kural hayvanlar giysi giyemezdi sonradan giyilebilir oldu.

    Başa geçen domuzsa çok acımasız ve zalim olur.Bu domuz Napoleon'dur, yani düpedüz Stalin'i temsil ediyor.

    Çiftlikte Napoleon'a suikast düzenleyen, ihanet eden ya da kendi koyduğu kurallara uymayanları katlediyordu.Bir kez daha bunun 1940'lardaki Jones Stalin olduğunu gösteriyor.
    Napoleon kendi kurduğu diktatörlüğü sonunda  kendisi yok ediyor.

    Kitapta en sevdiğim karakterse Boxer.Dev cüssesiyle çiftlikteki en ağır işleri yapan ve herşeye katlanan biri, kendisini yönetenlere karşı sadık, işine hırslı,azimli ve en önemlisi de sabırlı bir karakter,Böyleleri bu dünyada sanırım çok az...

    3.BÖLÜM(Kitap tasarımı)

    Kitabın taslağıysa en sevdiğim tasarım.Adeta Orwell kitabın içindeki ruhu dışarıya yansıtmıs.Şöyleki kitapta kızgın mı öfkeli mi belli olmayan bir domuz ve alt bölümde de bir çiftlik var.Kitabın içiyle ilişkili yapmış.

    Kapağa baktığımızda pembe ve kara çizgiler var yani pembe çizgilere şu anlamı yükleyebiliriz.Pembelere toz pembeyi güllük gülistanlığı çağrıştırıyor.Siyahlarsa karanlığı...
    Kitapta da zaten güzellikten karanlığa geçiş oluyor bu onu temsil edebilir.

    Kitabı okurken "herkesin" tavsiye ettiği şarkı
    Pink Floyd full albüm
    Stalinizmi eleştiren bir kitabın yanında en iyi geçecek olan Pink Floyd'da kapitalizmi eleştiriyormuş.bakın eleştiriyormuş dedim yani bir yerden almışım...


    Kitap genel itibariyle 1940'lardaki Stalin resjimine karşılıkl bir taşlama, akıcı ve basit bir dille anlatılmış,Her yaştan insanın kesinlikle okuması geren bir kitap.Size çok şey öğretecek ve katacak...

    Yorumlara kitaptan sevdiğiniz alıntıları koyarsanız sevinirim...

    KEYİFLİ OKUMALAR