Gülden Gültekin, bir alıntı ekledi.
16 Eki 21:53 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kadınların, kü­çük, komik acı öyküleri vardı. Öyle ya, peçete koleksiyonu yapan bir cinsten ne beklenebilir ki? Sizce kaç erkek biliyordur
kadınların küçükken peçete koleksiyonu yaptığını?

Bütün Kadınların Kafası Karışıktır, Ece Temelkuran (Sayfa 1)Bütün Kadınların Kafası Karışıktır, Ece Temelkuran (Sayfa 1)
Akın Ölmez, Belki Bir Gün Uçarız'ı inceledi.
 11 Eki 12:49 · 10/10 puan

Bazı kitapları, zaman zaman kapaklarına baktığınızda bazen ismi bazen de arka kapak yazısı hoşunuza gittiğinde alır, okursunuz. Bu kitabın adı çok sempatik gelmişti. Arka kapaktan:
“O ağacın altında uzanmaya devam ettim. Yıldızlar aslında nedir size söyleyeyim: Yıldızlar, acıdan delirmiş insanların gökyüzüne sıktıkları kurşunların açtığı deliklerdir. Bilim adamları sürekli yenilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yukarısı bir gün dümdüz olacak.”
Yıldızlar için hiç böyle bir tanımlama duymuş muydunuz?
Aylin Balboa’yı Kafa Dergisi Osman Serisi’nden tanıyoruz. Orada güldürüyor, düşündürüyor ve sanki bizimle de dertleşiyor bir taraftan. Belki Bir Gün Uçarız’da da hayatın içinden mizahı ve alaycılıkla süslenmiş cümlelerle kitabın akıcı bir şekilde ilerlemesini ve rahat okunmasını sağlamış.

“Bir de mesela Hidrojen çok delikanlı bir elementtir. Sırf su olsun diye her zaman kendinden 2 verir de 1 veren Oksijene gıkını çıkarmaz. O değil de 2'nin 1 olduğu her yerde kutsal bir şey vardır. Bu mühim. Ama mevzu bu değil.”

Bazen sürprizlerle gülümsetirken, bazen de ah çektiren cümlelerle sizi de kitabın içine alabilmeyi gerçekleştirmiş. Bazen argo kelimelerle süslemiş öyküleri ki aynısına Osman serisinde de görebiliyoruz. Bazen yapmış olduğu yergilerde bile gülümsetmeyi başarabilen bir yazar:
“Ona yaptığım manikürü kendime yapmıyorum lan, doktorlar ölüm döşeğinde dedikçe ben manikür yapıyorum.”

Bir söyleşisinde şöyle söylemiş Aylin Balboa: “Rocky’nin bütün dövüşleri kazanmasının sebebi iyi vurması değil çok güzel dayak yemesi aslında.” Nitekim, seçtiği soyada yakışır bir biçimde kendisi de “Belki Bir Gün Uçarız”da “çok güzel dayak yemeyi” anlatıyor okura. Albert Camus, “Gölgesiz güneş yoktur ve geceyi tanımak gerekir,” demiş. “Belki Bir Gün Uçarız”, çok güzel dayak yemenin ve geceyi tanımanın anlatısı!

"Yeteri kadar fokuslanırsanız istediğiniz her şey olur," diyenlere aldırmayın siz. Biteviye çabalamanız gerekir. Çoğu zaman çabalasanız da olmaz gerçi ama şimdilik bunu görmezden gelelim. Dayanabilmek için birtakım şeyleri görmezden gelmek zorundayız. Fokuslanmakmış. Laflara bak.”

Bu ilk kitabı yazarın, ancak umuyoruz ki son olmasın ve bize hayatın gerçeklerini hep aynı kafayla anlatsın, alay etsin, argo kullansın, güldürsün, düşündürsün ve bize bizi anlatmaya devam etsin.

mehmet temiz, Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik'i inceledi.
 08 Eki 19:26 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

2013 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Kanada'lı öykü yazarı Alice Munro'nun okuduğum ilk kitabı. Öncelikle şunu söylemeliyim ki yazarın çok sakin bir anlatımı var. Öyküleri, kesinlikle heyecanlanmadan, sakin bir şekilde ve kitap okumanın keyfi alınarak okunuyor.

Yazarın bu kitabında 9 öykü yer almakta. Hepsi de kadınlarla ilgili farklı dramlar anlatan 9 öykü. Bu öykülerin ortak özelliklerini şöyle sıralayabilirim:
- Baştan da söylediğim gibi hepsi kadınlarla ilgili ve hepsi de dram. Bazen tek bir kadın değil de, bağlantılı olarak bir kaç kadının dramı birlikte anlatılıyor.
- Öykülerin esas anlatılan bölümünün öncesi veya sonrası hakkında da okuyucuya bilgi verildiğinden, hem uzun bir yaşama dönemi anlatılmış oluyor hem de konunun başlangıcı ve neticesi de aktarılmış oluyor.
-Öyküler,okuyucuya her türlü duyguyu yaşatıyor. Yani okuma sırasında kızıyorsunuz,üzülüyorsunuz, kişinin durumuna acıyorsunuz,bazen mutlu oluyorsunuz,bazen seviniyorsunuz....vs. Aynı öyküde bütün duyguları yaşıyorsunuz.
- Her öyküyü okuyup bitirdiğinizde, tamamen bir duygu karmaşası yaşayarak, içinizde garip bir burukluk hissediyorsunuz.
- Öykülerin hepsi de sanki gerçek hayattan alınmış gibi tüm inandırıcılığıyla karşınıza çıkıyor.

Kitap, adını,ilk öykünün isminden alıyor. Bütün öyküler insanı etkiliyor. Ama beni en çok etkileyen öykü, son öykü olan ''Ayı, Dağı Aştı Geldi'' isimli öyküydü. Bilemiyorum ama belki yaşım gereği bu öyküden çok etkilendim.

Öykü kitaplarını çok isteyerek okumamama rağmen, bu kitap beni çok etkiledi. Bu yüzden de, öykü severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim ve okumalarını da tavsiye ediyorum.

Tuncer Önder, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım'ı inceledi.
05 Eki 23:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

" Bütün aşk öyküleri birbirine benzer” diyor sayfa 16 da. Kitabın kahramanı Pilar’ın aşık olduğu adamın ağzından ( Kitapta adını öğrenemedik ) “ Tanrı güneşi her gün yeniden doğurarak, bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize. Oysa biz her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandığını görmezden geliyoruz, bugünün düne benzediği gibi, yarına da benzeyeceğini düşünüyormuş gibi davranıyoruz.” (sy f 23) “Bilge kişi, sevdiği için bilgedir.” (syf 47). Diyor. Syf 49 da “yüreğine söz dinletebilen kişi dünyayı fethedebilir” notu bence tüm olayın özünü anlatıyor. İşin ilginç tarafı ise bir erkeğin kaleminden kadın gözüyle bakıp tanrının kadın yüzünü anlatabilmek Paulo Coelho’ya özgü olsa gerek.

Uzel, Adem'in Öyküleri'ni inceledi.
28 Eyl 11:47 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Doğayla, gezegenle bir bütün hâlinde yaşayan Adem'in, oğluna bildiklerini aktarışına tanık olduğumuz bu harika kitabı kesinlikle herkese öneriyorum.
Gerek anlatımıyla, gerekse anlattıklarıyla çok çok güzel bir eser; Daniel Quinn'in tüm eserleri gibi.
En kısa zamanda yeni basımının yapılmasını umuyorum.

Mat bir gündü. İnsanın içine sıkıntı veren cinsten. Yağmurun hemen sonrası. Göklere dokunsak yağmur yine bardaktan boşalırcasına üzerimize yağacaktı. Konuşsak yağmur yağacaktı yeniden. Pencereden dışarı çevirsek bakışlarımızı yağmur yağacaktı. Birimiz ayağa kalksa, bir diğerimiz gözlerini sıkı sıkıya yumsa. derin bir iç çeksek, ellerimizle yüzümüzü kapasak, geçmişe dalsak durduğumuz yerde yağmur yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım gök üzerimize yağacaktı.
Ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı.
Albümlerde bekleşen fotoğraflar, apartman saçaklarına sinmiş taslar, çöp kutularının altlarına sığınmış kediler, kitap aralarına iliştirdiğimiz çiçekler, fanilaların kenarına iliştirilmiş muskalar üzerimize yağacaktı.
Hayat, aramızda kalmış utangaç bir çocuktu sanki.
Kent susmuş ve söylenecek bir çift lafın merakına dalmıştı.
Susuyorduk öylece.
Göz göze gelsek kör olacaktık. Konuşsak sözler
bitecekti Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk. Geriye dönebilecek bir adım kalsın diye. Yeniden başlayabilecek bir söz kalsın diye susuyorduk, konuşmuyorduk.
Bir konuşsak gök üzerimize yağacaktı.
Bir konuşsak kent üzerimize yağacaktı.
Gelinlik giymemiş genç kızların yüzü kararacak, ıslak asfalta oturmuş yaşlı adam bir daha kalkmayacaktı. Üzerimizde binlerce göz, odanın her yanında binlerce kulak, hepsi durmuş ve ilk sözün tedirginliğini yaşıyordu.
Henüz akşam olmadığı halde ortalığı uğursuz bir karanlık kaplamıştı. Bir sokakta yalnız başına bırakılmış gibiydik. İlk kez bunca zamandır kapı çalınmıyor, telefon çalmıyor, sokak satıcıları bağırmıyor, okuldan dönen çocukların sesi soluğu çıkmıyordu. Sessizlikten ilk defa korkuyordum.
Hayat, herkesin sustuğu bir anda kulaklarımızı yırtan bir çocuk ağlamasıydı.
Ah çocuk zamanlarım!
Çokomel kutusuyla yakalayıp, örümcek ağına attığım sineklerin çığlıkları, bilet parası bulamadığım zaman otobüse kaçak binmenin tedirgin edici aceleciliği, öğle paydoslarında bir çorbayla yenilen bir bütün ekmeğin utancı. Orda olmaktan başka, her zaman diliminde olmaya razıydım. Yaşanmış tüm korkuları, boğazıma saL rılan tüm tedirginlikleri, burnumu sızlatan tüm ağlayışlarımı yeniden yaşamaya razıydım.
Mat bir gündü.
İnsanın içine sıkıntı veren cinsten Gözlerimizi kaçırıyorduk. Mülteci kampları ekmeksiz kalıyor, hücrelerde kısık sesli ölüm öyküleri anlatılıyordu. Biz susup son sözü dilimizde saklıyorduk. Son sözü ağzımızda topluyorduk.
Konuşsak, gece üzerimize yağacaktı.
Konuşsak, kentin gözyaşlarıyla sırılsıklam olacaktık.
Konuşsak, akşamüstü koşuşturmaları kalbimizi paramparça edecekti.
Köşede üstüste yığılmış duran kitaplar, kültablasında birikmiş sigara izmaritleri, kapakları açık kalmış albümler, kanal düğmesi kopuk radyo, gözlerini üzerimizden kaçırıyordu. Odada ne varsa başka yana çeviriyordu gözlerini.
Mat bir gündü.
Aslında biz ne yaparsak yapalım kent üzerimize yağacaktı. Başını yerden kaldırdın ve gök gürledi. Özenle yazılmış mektuplar, akrebi yorgun saat, duvardaki solgun poster, sararmış tül perde savruldu.
Gittin ve kent üzerime yağdı.
Gittin, kent gözlerimden boşaldı.
Gittin ve hemen ardından yağmur yağdı…

Tarık Tufan

Mete Karagöl, bir alıntı ekledi.
 23 Eyl 15:41 · Kitabı okudu · İnceledi · 4/10 puan

bodur minareden öte
yaşamamızı düzenli bir sıkıntı yönetir gibiydi.

Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan (Sayfa 73 - yky)Bütün Öyküleri, Yusuf Atılgan (Sayfa 73 - yky)

Aklınıza gelen ilk öykü yazarını söyleyin diye anket yapılsa büyük ihtimalle birinci sırada Anton Çehov çıkacaktır, öyle ki yazarın tarzı literatüre kendi adıyla geçmiştir.

8 ciltlik Çehov öykü külliyatının ilk cildi bu kitap, gerçekçi tarzda yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Yazar dönemin Rus toplumuna ışık tutmuş; erkeklerin alkol ve kumara düşkünlüğü, kadınların sadakatsizliği, lükse ve paraya düşkünlükleri, insanların ikiyüzlülüğü, bürokrasideki saçmalıklar, dalkavukluklar vs. hicvedilmiş. Öyküler basit ama eğlenceli. Ama edebiyat biraz da zevk işi. Kitaptan keyif almama rağmen yazarın mesajı doğrudan göze sokan tarzı benim çok da hoşlandığım bir tarz değil. Ben sosyal mesaj kaygısı taşıyan eserlerde bu mesajların daha derinlikli işlenmiş karakterler aracılığıyla, olay örgüsü içine yedirilerek ince ince verilmesinden daha çok keyif alıyorum. Çehov öykülerini bu şekilde okumaktansa tiyatro uyarlamalarını izlemekten çok daha keyif alacağımdan eminim.

Yazar ise öykü anlayışını şu sözlerle dile getirmiş:

"Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim."

Usta böyle diyorsa bana da susmak düşer :)

Yalnız öykülerin beklentilerimin altında kalmasında çok daha önemli bir etken ise çeviri konusu. Kitabı Cem Yayınları'ndan Mehmet Özgül çevirisiyle okudum. Everest Yayınları'ndan çıkan kitaplar da Mehmet Özgül çevirisi. Kitabı okurken garip bir hisse kapıldım ama sebebini bir türlü bulamıyorum. Acaba çeviriden olabilir mi diye düşündüm. Daha sonra öykülerden birini baştan sona cümle cümle inceledim ve sebebi ortaya çıktı. Çevirmen öyküye geniş zaman kipi kullanarak başlıyor, devamında şimdiki zaman, bazı yerlerde di'li geçmiş zaman... Bildiğin çorba. Bunu farkettikten sonra her öyküde şekilsel hatalar gözüme takılmaya başladı ve hikayelerden yeterince keyif alamadım. Sonra aklıma geldi, yıllar önce Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını beğenmediğimi hatırladım. Çoğu insanın bayılarak okuduğu bir eserdir. İletişim Yayınları'ndan olduğunu hatırlıyorum ama çevirmeni hatırlamıyorum. Kitaplığımda kitabı buldum ki... rataştaştataş!!! Mehmet Özgül.

Çevirinin ne kadar zor bir iş olduğunu biliyorum. 8 ciltlik bir külliyatı Türkçe'ye kazandırmak başlı başına bir olay. O yüzden emeğe saygısızlık etmek hiç istemem ama bundan sonra Rus edebiyatı çevirilerinde Mehmet Özgül'ü tercih etmeyeceğim ve külliyatın geri kalanını okumayı da düşünmüyorum.

Mehmet Admış, Mutlu Prens Bütün Masallar Bütün Öyküler'i inceledi.
 21 Eyl 20:33 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

HASAN ALİ YÜCEL KLASİKLER DİZİSİ - 3

İsmine aldanıp da çocuklara yönelik bir kitapmış algısı uyansa da insanda, büyükler için yazılmış olduğu anlaşılıyor okunduktan sonra...

Oscar Wilde, ülkemizde Dorian Gary’nin Portresi ile nam salmış olsa da, bu eseri dışında kalan masal ve öyküleri nedense pek okur bulamamış kendilerine. Yanlışsam düzeltin ama Wilde Amca, dünyada masal ve öykü yazarı olarak biliniyor. Daha doğrusu roman yazarı olarak bilinmiyor. Tek romanı da yukarıda adı geçen eseridir diye de biliyorum. Bu okuduğum ilk Wilde eseri olunca masal ve öykülerini romanıyla kıyaslama fırsatım yok maalesef...

Ama okuduğum bu eserinde Shakespeare etkisine sıkça rastladım. Belki de ikisi de İngiliz yazar oldukları içindir. Belki de alakası yoktur. (Çünkü yazarlarımızın çoğu Rus yazarlardan etkilenmiştir zira.) Çünkü Shakespeare öyle bir yazardır ki, neredeyse ondan etkilenmeyen kimse yoktur. Pek bilinmemekle birlikte mesela Oğuzcum Atay da eserlerini yazarken Şeyh Pir’den (öyle diyordu değil mi Shakespeare için) etkilenmiştir. Doğrusu, yazım aşamasında bol bol Shakespeare okumuştur.

İnsan kendisine benzeyen insana aşık olur, derler. Benim için de bu insan Oğuz Atay sanırım. Şimdi gelelim bunu neden söylediğime; çünkü Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın Selim’inin ilk okuduğu ve etkisinde kalarak en büyük yazar olarak nitelendirdiği yazardır Oscar Wilde. Ve şunu da biliyoruz ki, her yazar romanlarında biraz kendini anlatır. Oğuz Atay daha fazla kendini anlatır kitaplarında.. Bu da bir gerçektir. İşte Oscar Wilde’yi merak etmemin en büyük sebeplerimden biri budur. Ama bu kitabıyla başlamamın sebebi ise, Hasan Ali Yücel Klasikleri’nde yer almasıdır.

Wilde’yi okurken, bu listede (hem de üçüncü sırada) yer almasını sonuna kadar hak ettiğini fark ettim. Bunu da gönül rahatlığıyla ifade ediyorum. Ayrıca masalların belirli kısmında Oğuz Atay etkisi de vardı. (Dürüst olmam gerekirse eğer; Oğuz Atay’ın Wilde den de etkilenmiş olduğunu söylemem gerekiyor.)

En başta da ifade ettiğim gibi, masal ve hikayeler (genel kanıya göre) çocuklar için yazıldığı ifade edilse de (bu sözüm tüm masal ve öyküler için geçerli) aslında büyüklere hayat dersi verilmek için yazılmışlardır.

Kitapta toplamda 19 adet masal veya öykü bulunmaktadır. Bu yazıların genel konusu ise, insanların yaptığı ayrımcılık, ırkçılık, gurur, kibir, bencillik tarzı davranışlarının yerilmesi və bu tavırların saçma ve gereksizliğiyle ilgilidir. Her kesimden insana hitap eden, herkesin (özellikle de belli bir yaş olgunluğuna erişmiş insanların) mutlaka okuması gereken bir adet başyapıt sayılabilecek bir eserdir.

Her okurun bu eseri okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar diliyorum..