• "bütün hayatımı kelimeler uğruna harcadım, içi boş kelimeler uğruna. kelimelerin gerçek anlamlarını bilmeden, onlarla oynadım. oyunları da kelimelerin içinde tutukladım."
    Oğuz Atay
    Sayfa 448 - İletişim Yayıncılık - 26. Basım - Eylül, 2008
  • Oyunlarından yorulmuş görünüyordu. Bütün oyunları ciddiye almaktan yorulmuştu.
  • 1939 Eylülünde başlıyan ikinci cihan harbi yıldırım suretiyle hemen bitiverecek sanılıyordu. Süratle başlıyan, bugün beşinci senesine basan harbin ateşi bütün dünyayı sarmağa başlayınva 1940 olimpiyatları da tıpkı birinci cihan harbinde tarihe karışan 1918 Berlin olimpiyat oyunları gibi suya düştü.
    Büyük Doğu
    Sayfa 16 - Büyük Doğu 1943 Kasım
  • Kitabı 8 sene sonra yeniden okudum. İkinci kez okuduğum nadir kitaplardan biridir. Yeni yazarların neredeyse hiçbirisinde bulunamayacak bir anlayış ve tasvir yeteneğine sahip Yakup Kadri. Edebiyat kabiliyeti kadar, devrine tanıklığı da değerlidir. Türkçemiz, onun kaleminde tam bir lezzete dönüşüyor. Bu lezzette, artık kullanılmayan kelimelerin sık geçmesinin verdiği bir nostaljiden çok, bir kafa açıklığının, bir hissediş kuvvetinin ve kalem kıvraklığının payı var. Bütün, ama bütün kitapları okunmalı. Yazar olmaya heveslenenler, her şeyden önce onu ve onun devrinin insanlarını okumalı ki, Türkçe'nin nelere kâdir olduğunu görsünler. Edebiyat nedir, bilsinler. Üç - beş kelimeyle yazılan, sokak dilinden edebiyatın dilini ayıramayan, sözcük oyunları yapmayı sanat zanneden çağdaş eserlerin ne kadar kısır kaldıklarını anlamak için, önce Türk klasiklerini okumak gerek. Yabancı klasikler bize geniş bir dünya görüşü sağlarsa, Türk klasikleri bize dil lezzetini sağlar ki, edebiyat her şeyden önce bir dil lezzeti değil de nedir? Hiçbir tercüme eser, bize anadili Türkçe olan kabiliyetli bir yazarın yazıları kadar zevk tattıramaz. En ve hatta tek anlamlı milliyetçilik, dil milliyetçiliğidir ve Yakup Kadri bu cereyanın şanlı bayraklarındandır.
  • Sıkıntı yaşamın temeli; oyunları, eğlenceleri, romanları ve aşkı bulan sıkıntıdır. Yaşamın sisi, tatlı bir sıkıntı, ekşimtırak likör damlatıyor. Bütün bu günlük ve anlamsız olaylar; vakit geçirdiğimiz, yaşamı uzattığımız bütün bu tatlı söyleşiler dünya tatlısı sıkıntıdan başka nedir ki?
  • Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. 16’sına yeni bastığında Zeynep’i köylerindeki bir düğüne gelen Ali isimli bir genç görür ve çok beğenir.

    Ali, köyüne döndüğünde hemen dünürcü gönderir. Zeynep’i Ali’ye verirler ve hemen düğünleri olur.Zeynep’in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece mesafededir.

    Zeynep; annesini, babasını ve kardeşini tam 7 yıl göremez. Bu özlem, Zeynep’in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır.Zeynep, köyün büyük tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışır.

    Kocası, Zeynep’in özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından Zeynep’i hor görmeye, ona eziyet etmeye başlar.

    En sonunda bu özlem ve horlanma Zeynep’i yataklara düşürür.
    Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep’in düzelmesi için köyden gelip geçenler de annesinin, babasının çağrılmasını ister. Başka çaresi kalmadığını anlayan kocası, kayınvalidesi ve kayınpederine haber vermeye gider.

    Altı gün altı akşam süren bir yolculuk sonrası köye ulaşan anne-baba, Zeynep’i yatakta bulur. Perişan bir halde olan Zeynep, annesi ve babasına da türküyü söylemeye başlar.

    Çevrelerindeki bütün köy kadınları duygulanıp, ağlarlar. Annesi fenalık geçirir. Bayılan Zeynep, hasretini giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha iyileşemez ve ölür. Herkes Zeynep için gözyaşı döker.

    İşte o gün bu gündür bu türkü, ayrılığın türküsü olarak dillerde dolaşır: Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar. Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler. Annesinin bir tanesini hor görmesinler.Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim. Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim.

    Babamın bir atı olsa, binse de gelse. Annemin yelkeni olsa, uçsa da gelse. Kardeşlerim yolları bilse de gelse.

    Uçan da kuşlara malum olsun, ben annemi özledim. Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim.

    Yıllardır kına geceleri esnasında dökülen gözyaşlarının ardında Zeynep’in gözyaşlarının döküldüğü böylesine acıklı bir hikaye saklı.

    Kaynak: Türk Halk Müziği ve Oyunları, Sayfa 164
  • #Okuyorum
    #Kitapyorum
    #Grange
    #KızılNehirler

    Iki polis; Pierre Niemans ve Arap olan Karim Abdouf...Iki cesur polis fakat birbirinin zıttı, tam tersi,çılgın, sürekli didişen ama işlerinde çok başarılı. (Iki polisin didişmelerini okurken de gerilime bir an mola veriyorsunuz. Ee tabi sürekli gerilim gerilim nereye kadar .
    Küçük Fransız kasabasının vadi kenarına kurulmuş bir kentinde işlenen çok vahşice bir cinayetle başlıyor maceramız. Macera demek az kalır ama öyle böyle değil .
    Kurbanların gözleri çıkartılıyor ve elleri kesiliyor.
    Grange'i keşfettiğim kitap ilk olarak Siyah Kan'dı.
    Müthiş kurgu,akıl oyunları ve gerilim süperdi.
    Bu kitabından sonra da tamam dedim kendi kendimebu adam hep yazsın ben okuyayım.
    Allah uzun ömürler versin sayın yazarımıza.
    Neden mi bu kitap?Çünkü, polisiye-gerilimden ne bekliyorsak işte bu kitapta mevcut.
    Vahşice işlenmiş cinayetler,heyecan,korku,ekşın, kovalamaca,delil peşinde kosturmaca,okurken tırnak yedirtecek kadar bol gerilim ,entrika ve bir dünya havada uçuşan sorular sorular sorular...
    Yani deyim yerindeyse yazar,bize matematik denklemi çözdürüyor resmen.
    Kentte önemli bir üniversite vardır.Profesörlerin ve diğer öğretim üyelerinin çocukları ve burjuva çocukları hep bu üniversitede okumuş ve birbirleriyle evlenmişlerdir.Fakat yıllar geçtikçe bu insanların genlerinde hastalıklar, sakat doğan çocuklar zekâ geriliği olan çocuklar dünyaya gelmeye başlar. Ve bundan sonrasında da üniversite üyeleri ve aileleri arasında; kurdukları komplolarla köylülerin çocuklarını alıp değiştirmeler ve üstün ırk yaratmaya çalışmalar başlamaktadır. Asıl inanılmaz, ürkütücü, nefes nefese kalacağınız kurgu bundan sonra başlar.
    Ben okurken bayağı bocaladım. Her cinayet sonrası katili birçok kez bulduğumu sandım fakat yazar bunu her defasinda çok iyi gizlemiş ve okuyucuyu şaşırtmayı ustalıkla başarmış .
    BİZ EFENDİLERİZ,BİZ KÖLELERİZ.
    BİZ HER YERDEYİZ,HEM DE HİÇBİR YERDE.
    BİZ KARAR VERENLERİZ.
    KIZIL NEHİRLERİN HAKİMİYİZ.
    Bütün bu cinayetlerin sebebi,özellikle gözlerin çıkarılması ve ellerin kesilmesi ne demek?
    Katil neyin ve kimlerin peşinde?
    Acaba bütün bu gizemli ritüel şeklinde işlenen cinayetlerin perde arkasındaki gerçek sırra ulaşabilecekler mi?
    Ben öğrendim sıra siz de.
    Müthişti okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
    Teşekkürler..