• Aşk, kader ve yaptığımız seçimler hakkında bildiklerimi öğrenmem çok uzun sürdü, dünyanın pek çok yerini dolaşmam gerekti ama hepsinin özünü bir anda, bir duvara zincirlenmiş halde işkence görürken kavradım. Beynimde yankılanan çığlıklar arasında, elim kolum bağlı ve tamamen çaresizken aniden fark ettim, hala özgürdüm. Kulağa pek de önemli bir şey gibi gelmediğini biliyorum. Ama zincirler vücudunuzu keserken ve sahip olduğunuz tek şey bu seçim hakkıyken özgürlük size dünyalar kadar büyük görünüyor. Ve yaptığınız seçim, nefret etme ya da affetme kararı, hayatınızın hikayesi olabiliyor..
  • Bir veda hutbesiyle ayrıldın aramızdan; 
    Sonra sahabilerin birer birer ardından, 
    Bizimde bahtımıza acı yanlızlık düştü, 
    Anladım, sensiz bülbül , güle neden küstü. 
    Sene 632;Ne hicranla yıkanmış bir yıl.. 
    Evrenin tüm saatleri ayrılıga kuruldu, 
    Ashabın hıckırıkları tüm şiirlerin fonuydu. 
    Gökyüzüne dokunsan ağlayacak; 
    Zira tüm bulutlar grinin en koyu tonuydu.. 
    Bir tepeye tırmandın ağır ağır, 
    Bu veda haberini duymaktansa ,ahsap razı ebediyyen olmaya sağır!! 
    Ümmetim dedin, ümmetim! 
    Belki bu size son seslenişimdir bilemem,dedin; 
    Ve yangın düştü kalbine yüzbin sahabinin aniden. 
    Korkarım,Ebu Bekir’in saçlarını beyazlatır bu veda, 
    Korkarım,Ömer’in yüzüne tebessüm uğramaz bir daha.. 
    Beldeyi haramda hiçbir ayrılık böyle can yakmadı, 
    Yusuf’ların nur yüzüne hicran beni düştü, 
    Mecnun’ların derdi büyük Leyla’lar anlamadı!! 
    Yetimlerin başını okşayan bir mübarek elin vardı; 
    Sen yoksun! o yetimlerinde saçları tozlara bulandı. 
    Korkarım korkarım bu ayrılık Yakup’ları tekrar kör edecek 
    Korkarım Yusuf’lar tekrar dönecek zindanlara, 
    Ferhat’ların tırnakları dayanır mı bilmem!? 
    Sen gittin! yalancı güneş kaldı ufkumuzu aydınlatmaya çalışan. 
    Tadı yok güllerin artık tadı yok 
    Onlarda yalan…..

    Sen yürürken Mekke sokaklarında adım adım; 
    Ardında gülden güzel kokun kalırdı, 
    Rüzgarlar öpmeden geçemez saçlarını; 
    Ceylanları bile kendinden geçiren güzel gözlerin vardı.. 
    Şimdi yoksun! o güzel kokunuda bizden zalim bir rüzgar aldı. 
    Anaları sütten kesti bu veda, 
    Bebeklerin emdiginin zehirden farkı yok. 
    Ya seher kuşları,kimin için söylesin şarkılarını şimdi? 
    Vefakar örümcegin yeni bir ağ örmeye takati yok! 
    Ömer’in Ömer’in kamburu arttı diyorlar yoklugunun ardından, 
    ALİ’yi dert sardı, dertleşecegi sırdaşı yok!!! 
    Bilal’inde boğazında dügüm dügüm nefesi, 
    Zira çagırırken ümmeti namaza; 
    “Hayyalelfela hayyalelfela…” gelenlerin içinde ümmetin efendisi yok! 
    Şimdi anladım YA RAB! kelebekleri ateşlere sürükleyen aşkının sırrını.. 
    Şimdi anladım YA RAB! kırlangıçlar neden bukadar kısa yaşar.. 
    Şimdi anladım YA RAB! bebekler neden ağlayarak doğar. 
    Sen niye ağlarsın EY OSMAN! 
    Zira senin vuslatın, ömrün kadar…!! 
    Ben yanayım halime bir kandil gibi usul usul.. 
    Zira benim kavuşmam,çok küçük bir ihtimal yar, 
    Çok küçük bir ihtimal ALLAH ‘ım.. 
    Çok küçük bir ihtimal………!!!

    ~Alıntı
  • Aşk, içimizdeki büyük boşlukları dolduracakmış gibi gelip, daha büyük boşluklar bırakarak gider. Yolun sonuna geldiğini yoldan anlarsın, yine de yeni yollar ararsın. Yeter ki ölüm gibi gelmesin aşk aniden. Yaşadıkça ölmüyor muyuz zaten?
  • "Aşk, diye düşündü, aniden gelmeli, büyük patlamalar ve şimşeklerle, tıpkı göklerde bir kasırga gibi, hayatın ortasına düşen, onu kökünden değiştiren, iradeyi bir yaprak gibi yerinden söken ve yüreği bütünüyle dipsiz bir uçuruma sürükleyen bir kasırga.”

    Gustave Flaubert
  • İki tür intihar vardır; Bir, büyük bir acı ya da öfkenin etkisiyle intihar edenler; iki, çıldırıp intihar edenler bunlar aniden bitirirler işlerini, acıyı pek düşünmezler. Birdenbire biter herşey. Ama bu işi bir de aklı başında, bilinçli olarak yapanlar vardır... Bunlar çok düşünür.
    Dostoyevski
    Sayfa 142 - Kültür Yayınları
  • Bundan önce okuduğum yirmi birinci yüzyıl havası ile yazılmış eserden kendimi alamayıp, tesirinden kurtulamadan yüz yıl öncesine taşındım aniden.

    Filibeli Ahmed Hilmi' nin 1910 yılında kaleme aldığı bu eseri gördüğüm ilk anda, alışılagelmiş çeviri roman sandım fakat okumaya başlayınca anladım ki bu roman sıradan bir roman değil ve sadece okumak yetmiyor, beraberinde tahayyül gücünün sınırlarını zorlamamazı bizden istiyor ve buna bizi zorluyor. Bu sözümden imkansız gibi gözüken ütopyalar yahut ekstrem olaylar anlaşılmasını gayet yerinde buluyorum çünkü bu sözümü destekler nitelikte bir eser. Olması mümkün olan olaylara paralel romanları okuyup, alıştıktan sonra bunların zıddındaki bu roman alışkanlıklara darbe yapıyor. Şöyle baştan aşağı silkeliyor insanı.
    Ama bu kadar etkilenmemin yanı sıra daha da etkili olabilirdi diye de düşünüyorum. Çeviri olan eserlerin öz anlatısı ya da anlatılarından yahut benliğinden uzaklaştığını da düşünüyorum. Üstelik bir de bu eser gibi sadeleşip okunulunca iyiden iyiye özünden uzaklaştığını kanaatindeyim. Sadeleşme şekli tamamen onu sadeleştirenin algı ve bilgi birikimine endeksli. Imkanın dahilinde o dili öğrenip özünden özünü okuma fırsatım olsa keşke...

    Zerdüştlük, Buda ve İslam Dini ile harmanlanmış bu eserde başrol Ahmet Râci. Kafasındaki ikilemlerin buhranından kurtulmak için ilk başlarda maddelerin kısa ve feci zevklerine kendisini râm eden Râci, sonrasında bunun faydası olduğunu anlayıp tetkik ve ilme kendine atıyor.
    Şehvet ile nefis, Nisa ile muhabbet, sevinç ve hiddet, gazap ve muhabbet, gazap ve hikmet(Râci), nefs-i emmare ile hikmet ve nihayetinde nefsi emmarenin aşkın önünde diz çökmesi. Gerçekten de adı gibi "Hayalin Derinlikleri"...

    Raci ile 50'li yaşlardaki kötü giyimli Aynalı Dede arasında sürüyor kitabın ilk bölümü.
    Aynalı Dede' nin güzide ney sesiyle dalıyor hülyalara...
    ...
    ...
    ...
    ...
    Acaba Raci' nin bu ikilemler arasındaki muhasebesi nasıl bir nihayete erecek?


    Kitap Özünde Vahdet-i Vücud-u anlatması hasebiyle dikkatimi celbeden ve beni araştırmaya telkin eden yanının oluşundan dolayı biraz araştırma yaptım.

    Tasavvuf ekolü olan bu anlayışın kurucusu Muhyiddin-i Arabî. Büyük zatlardan S. Konyevi dışında bu ekole giren yok. Temelinde tek varlığı Allah (c.c.) kabul ediyor; Allah azze ve celle dışındaki varlıkları cezbe hali ile reddetmesinden ileri gelen bu tabir özetle لا موجد الا ه (Görünenler yok, sadece O (c.c) var) diyor. Güzel benzetme yapacak olursak:
    Mikroskobik canlı ile kainatın tümünü mukayese edip, hangisinin varlığı kabul edilire gelince o anki ilahi aşk ile kainat denmiş.
    Allah (c.c.) evrenin özüdür ve görünen diğer maddeler onun yansımasıdır...

    Fakat Kur'an-ı Kerim'de birçok ayet bu konuyu izah mahiyetinde ve görüşe zıt.

    Bakara Suresi 255. ayet ve 284. ayet; Nisa Suresi 131. ayet; Yunus Suresi 155. ayet...
    هِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ.
    (Diyanet İşleri: Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır. Şüphesiz Allah, her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye lâyık olandır.
    Lokman Suresi 26. Ayet)

    Kur'an' da, Allah azimüşşan, bunların birer gerçekler ve ayrı varlıklar olduğunu söylemiştir.
    İslam hak dinine göre Allah' ın (c.c.) hiçbir yaratılana benzemeyeceği, tek olduğu ayet ve hadislerde vuzuh bir şekilde bilinirken; tasavvufun bu esası hiçe sayarak yaratan ile yaratılmış bir görüp (Hallac-ı Mansur) bütünlüğünü öngörmesini garipsiyorum.
    O mertebeye gelemediğim için kesinkes bir şey söylemekten de çekinmiyor değilim. O yüzden sadece garipsiyorum.
    Acizane fikirlerimin sonraki hakikat yolumda, vuslatıma bir adım daha yaklaşmama vesile olmasını umuyorum...
  • "Hem kayıp mutluluk ve hem de süregelen acı var
    Ona işkence yapan: meşum gözlerle etrafa bakınır
    Ki o gözler dehşet gördü, keder gördü,
    İnatçı katı gururla ve sabit nefretle karışık;
    Aniden, meleğin görüşüne göre o görüyor
    Kederli, berbat ve vahşi durumları;
    Korkunç bir zindan, her taraf çevrili, kapalı,
    Büyük bir ocak alev alev yanıyor, ama bu alevlerden
    Işık saçılmıyor da zifiri karanlık doğuyor
    Bu karanlıkta sadece elem, keder, üzüntü var,
    Acı, keder dolu bu yerler, barış ve huzur
    Asla duramaz buralarda, umut asla uğramaz"