• 2142 syf.
    ·Beğendi·10/10
    EĞER DEĞER GÖRÜRSENİZ İSTEDİĞİNİZ ZAMAN,İSTEDİĞİNİZ YERDE BU YAZIYI KULLANABİLİRSİNİZ.PAYLAŞIN ARKADAŞLAR,İSTEDİĞİNİZ YERDE PAYLAŞIN Kİ BU KİTABI OKUSUN HERKES,EKSİK KALMASIN HİÇKİMSE.ADIMI KULLANMANIZA DA GEREK YOK.SAYGILAR...


    “Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir. Getirdiğin iyilikler de, belki bir gün insanlar için kötülük olur, kendi iyiliğine de başkaldır. Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin. Allah seni bir tek şey, bir tek, bir tek şey için yarattı, başkaldırman için yarattı. Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana. Onun verdiği umutla, sen eğer başkaldırmayı öğrenseydin, ölümü bile yenerdin.”


    Umudunuz hiç bitmesin,yitmesin...Her ne olursa olsun umut etmeye devam edin.Başınızda hiç eğilmesin...Okuyan arkadaşlar,hepinize teşekkürler,sevgiler saygılar,keyifli okumalar...

    Bu yazı Yaşar Kemal ve İnce Memed'in hakettikleri bir yazı olmadı,olamaz da,zaten dünya üzerinde ''benim'' diyen hiç kimse bunlara hakettikleri bir yazı yazamaz.Elimden geldiğince çizdim bir şeyler,aslında ben de yapmadım bunu ben sadece kalemi tuttum,kalem kendisi gitti kağıdın üzerinde...Kalem ve kağıt bile o kadar özlemiş ve istemiş ki Yaşar Kemal ve İnce Memed hakkında iki kelam yazmayı...Yaşar Babam Huzur İçinde Uyu,Ardında Bıraktıklarına Değer Biçilemez!

    ------------------------------
    “Uğraşmak haktır”
    ------------------------------

    İNCE MEMED BİR ROMAN DEĞİL BİR BAŞKALDIRI ŞİİRİDİR...PROLETER DESTANIDIR...EDEBİYAT ve İNSANLIĞA SUNULMUŞ EN BÜYÜK HİZMETLERDEN BİRİDİR...

    Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

    Üzüldün Yaşar Baba,çok üzdüler seni ve "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" dedin...Dedin ama...Seni ''sen'' yapan,beni de ''ben'' yapan bu romanı yazmasan olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i.Ben seni okumasam olmazdı...OL-MAZ-DI!
    Ve sakın bana " Ben sana hiçbir şey öğretemem oğlum, Bütün çarelerini kendin yaratacaksın." deme Yaşar Baba.Öğrettin...Dizginlenmemeyi,her şey için her zaman umut olduğunu ve başkaları için verebileceğim bir nefesin onlar için bin nefes olabileceğini öğrettin...


    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..


    Yalan olmasın ya 12 ya da 13 yaşlarındayım ve babamın kütüphanesinden çekip çıkardığım,tamamıyla okuyup bitirdiğim ilk roman İnce Memed (2 ciltti ) öylesine merak edip bir bakayım demiştim...Dolaylı da olsa yönlendirme ile.İşte!Demiştim...
    (10 yaşlarındayken yine o kütüphaneden merak edip rastgele kitap seçmişliğim vardı ve her seferinde elime bir kitap aldığım da ''o kitabı yerine bırakırmısın''dendi bana.Ne güzel adamdı babam :( Bu kitabı almamı bekliyordu,bundan eminim,çünkü daha sonraları farkettim ki bu kitabın yeri hep bir önce ki yerine bırakmamı istenen kitabın yerine geçerdi.Bu kitapla başlayayım istedi taa içimde hissediyorum,sevdi Memed'i hem de çok sevdi ve kendi Memed'ini yetiştirmek istedi. ;( Keşke sen gitmeden önce farkedebilmiş olsaydım Babam,ya da hiç gitmemiş olsaydın,ne güzel bir öğretmen olurdun bana :( Neler konuşurduk kimbilir seninle...)


    Dedim dedim ama öyle kalmadı,iyi ki de kalmadı,okumaya başladığımda vaktin nasıl geçtiğini havanın nasıl karardığını anlamamıştım bile,kaç saattir okuduğumu inanın bilmiyordum.Ve...Yaşar Kemal ve onun isyankar edebiyatı ile böyle tanıştım.Şu an da şu akıl ve mantık yapısı ile eminim ki eğer bu kitap değil başka bir romanla başlasaydım okuma serüvenine bu kadar istekli ve uzun soluklu olmayacağına inanıyorum bu serüvenin.

    Muhtemelen bu yazıda İnce Memed yorumu bekleyeceksiniz ancak alabileceğinizi pek sanmıyorum...Bir kaç satır da kitaptan ve içeriğinden bahsedeceğim tabi ama bu kitabın sadece bana değil dünyaya verdiği haz ve okuma isteğinin üzerinde durmaya çalışacağım.Ne kadar anlatabilirim bilmem çünkü iş Yaşar Baba'yı anlatmaya gelince pek bir yeteneğim olmadığı ortaya çıkıveriyor.Yaşar Kemal eserlerine yorum yapmayı kendime yakıştıramadım bir türlü affedin...
    Biraz benden,biraz alıntı yine biraz benden,böyle böyle bu destan için ufak bir yazı çıkarmaya çalışacağım.Olmayacak biliyorum ama Yaşar Kemal'in İnce Memed'i zaten anlatılamaz...Kendinizi Memed'in yerine koyup onunla birlikte yaşamalısınız,o zaman BELKİ biraz anlarsınız...


    Dedik ya: “Uğraşmak haktır” Kaçma,duy,o acıyı yaşa!Pragmatistler,Anarşistler,Hümanistler onlarca yüzlerce yıldır bir anlam,bir kavrama arayışına girmişler felsefenin üzerinden hep kendilerine sormuşlardır:Nedir yaşamın anlamı??Amaçsızca yaşamak mı,yoksa başkaları için bile olsa acı duyacağını,kayıplar vereceğini bilerek bir amaç edinmek mi?O-KU-YA-CAK-SIN!Felsefi bir düşünce eseridir İnce Memed bu bağlamda ve Yaşar Kemal bunu anlatmıştır en baba felsefeciden bile daha net olarak...Bakalım:Abdi ağa ölür, köylüler kurtulur. Kitaba bir göz atalım; köylüler her yıl çift sürmezden önce düğün bayram yapar, çakırdikenliği ateşe verir, bu ateşle birlikte Alidağın tepesinde bir top
    ışık patlar… Peki, mutlu son mu? Değil!Olmaz! Yaşam mücadele alanıdır, devinim bitmez, çatışma
    bitmez. Abdi ağa gider, yerine Hamza ağa gelir. Onca bela, onca eziyet, mücadele, kayıp, çile
    yeniden başlar.
    “Sonunda Abdi Ağayı öldürdüm, fakir fıkara kurtulsun deyi. Kurtuldu da… Abdi Ağa öldükten
    sonra millet şadlık şadımanlık etti, olmaya gitsin. Toprağı paylaştı. Köylü de ben de hep böyle
    gidecek sandık… Sonra ne oldu? Sonra Kel Hamza geldi, Abdi’den bin beter. Eli kanlı. Kan
    kusturdu millete. Eee, bunun sonu ne olacak? Abdi gitti, Hamza geldi. Bir Hamza, bin Abdi etti…
    Eeee, benim emeklerime, çektiklerime ne oldu, nereye gitti? Büyük aklınız, büyük hüneriniz var,
    çok gün görmüşlüğünüz var, söyleyin bakayım ben ne yapayım? Bir akıl verin bana.”
    Koca Süleyman:
    “Hep öyle oldu,” dedi. “Ali gitti, Veli geldi. Deden gitti, baban geldi. Baban gitti, sen geldin. Sen
    gideceksin, oğlun gelecek…”
    “Öyleyse niye uğraşıyoruz, canımızı dişimize takmışız, sen, ben, Ali, Yel Musa?”
    “Uğraşıyoruz,” dedi güvenli. “Uğraşmak haktır.”
    İşte Yaşar Kemal felsefesi.Bir cümle çoğu zaman bir çok soruya verilebilecek en iyi cevaptır,tam buradaki gibi.


    Bir kitap okuyacaksın kardeşim,öyle bir kitap okuyacaksın ki,hayatın boyunca aklından çıkmayacak,senin enlerinden biri olacak,sana çok şey öğretecek bir kitap.Hiç pişman olmayacaksın...


    Bir avuç toprak alıp ağzınıza atın ve başlayın çiğnemeye,yapın bir deneyin,bakalım ne hissedeceksiniz...Yapanlara sözüm şimdi de:işte tam o his ağzınızda değil taa yüreğinizin içinde olacak!Çöreklenecek oraya.Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız...
    Memed'le birlikte yol alırken sık sık vazgeçmeyi düşüneceksiniz,sıkılacak,isyan edecek,darlanacaksınız,kitabı masada bırakıp pencereye gidip dışarıyı izleyeceksiniz ve size en uzak dağları görmeye çalışacaksınız,belki Memed'i de görürüm diye.

    Memed'le birlikte dağlara çıkmak haksızlıklara,zulümlere karşı koymak ve kurşun sıkmak isteyeceksiniz,hele ki Memed'deki onuru gururu vicdanı ve canlı sevgisini gördüğünüzde bir daha hiç yanından ayrılmak istemeyeceksiniz.Hangi çağda hangi tarih de olursanız olun bir Memed olmak isteyecek ve onun başkaldırışını kendinize rehber edineceksiniz.


    Okutmayacak direnecek kitap size,karşı koyacaksınız ve tıpkı Memed gibi ta ciğerini söküp almayı,onu yaşamayı,içinizde hissetmeyi,bir kuşu bile vuramazken bütün haksızlıkları,kötülükleri savaşarak öldürmeyi öğreneceksiniz.Ve...Ölmeyeceksiniz...Hiç bir zaman ölmeyeceksiniz...Memed'le birlikte sonsuzluğa...


    Okuduğunuz İnce Memed romanını bir daha hiç kaybetmeyeceksiniz,kimseye vermeyeceksiniz,bir emanet gibi saklayacaksınız.''Çocuklarım da okuyacak bu kitabı'' diyeceksiniz.Ve o kitap nesillerce sizde kalacak ve nesillerce Memed'le dostluğunuz devam edecek...Sıcak olacak sımsıcak,kitap sizin yüreğinizi ısıtacak ve elinizde olduğu müddetçe hiç üşümeyeceksiniz.Eğer hala almadıysanız zararı yok,şimdi alın ne farkeder ki?Hem aldığınızda sadece bir roman da almayacaksınız,İnce Memed bir roman değil ki Cumhuriyetin ilk yıllarının,ofkenin,isyanın,ezilmişliğin,kimsesizliğin,sevdanın,insanlığın ve en önemlisi her şeye rağmen umudun ve umut için savaşmanın destanıdır,şiirsel bir tarihdir,hayatınızın öyküsü,çocuklarınızın masalıdır İnce Memed.Sadeliktir,temizlik,masumiyet,samimiyet,adalet,inançtır.Bir dersdir,görkemli bir yapıt,nesilden nesile aktarılacak bir efsane,dilden dile değişmeyecek bir eser ve Türk edebiyatının yüzakıdır İnce Memed...


    Bir şeyler için başka şeyler vermek gerekir bazen,değerli şeyler sevda gibi,aşk gibi,yürek gibi,hayat gibi değerli şeyler,Memed'de verdi en değerli hazinesini,sevdasını ölümün kucağına bıraktı ama sevdasını verirken azraile,yanında insanlara umut,inanma hissi,adalet duygusu,yaşama gücü verdi.Memed bir sevda kaybetti ama insanlar bin umut kazandı.İşte Memed'in bu yüceliğini böyle anlattı Yaşar Kemal,anlatılamaz hissedilebilen bir şekil de...


    İnce Memed'de yaşadıkları dünyayı tanımayan,onun farkında olmayan,dünyayı sadece sürdükleri ırgatlık yaptıkları toprak bilen,ezilmeye,aşağılanmaya alışmış,alıştırılmış bir toplumun dayatılan düzene hiç ses çıkarmadan boyun eğişi,kabullenişi ve bir adamın,içlerinden birinin adalet arayışına şahit olurken uyanmalarını ve nasıl bir kahramana dönüştüğünü görmelerini anlatır.

    Bu kitabı okumaya başlarken Yaşar Kemal yazmış diye başlamayın,bırakın yazar kitap bitene kadar anonim kalsın,Yaşar Kemal'in içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapı dikkate alınmadan hakkı verilerek okunsun.Önyargı olmasın...Üslubun sadeliği ama aynı oranda da derinliği ve zenginliği anlaşılsın.Gerektiğinde otoriteye şiddetle karşı koyarak,başkaldırarak aynı otoritenin sömürülerden beslenmesine karşı çıkılmasının,rejimin adaletsiz gücünün nasıl anlatılabileceğinin örneğinin görülmesi olsun bu kitap.


    İnce Memed adaletsizlik karşısında manevi arayışını ,sorgulamalarını,kayıplarını kendisi için değil başkaları için,yarar için,iyilik için,insanların ezilmemesi,sömürülmemesi için yaptığının anlaşılmasını ister ve hayranlık duyulur.


    Yalnızlığı yalınlığı anlatır size İnce Memed.Konformist camia tarafından sürdürülen baskı ve zulüm önce kişiyi sonra da bütünü nasıl başkaldırıya iter?İşte bunu izletirken kışkırtır sizi.Felsefesi anlaşılmalı dikkatli okunmalıdır,zaman zaman ideolojik yönlendirmeler gelebilir size.Kısaca İnce Memed'de kimliksizlerin,hiçlerin kimliklerinin tanınması ve insan olarak kabul edilmelerini görürsünüz,işte burada da durumsal karşı çıkışı öğrenirsiniz.


    Daha iyi anlaşılabilmesi açısından İnce Memed'den önce gönül isterdi ki haberdar olayım ve Eric J. Hobsbawm'ın Eşkıyalar kitabını okuyayım ama olmadı,çok da bir şey kaybetmedim aslında,ilk okuduğumda İnce Memed bir kahramandı gözümde ama o kitaptan sonra tekrar okuduğumda Sosyal Eşkıyalık kavramı ile tanıştım ondan sonra İnce Memed'in Devrimci değil Reformcu olduğunu öğrendim.Bu kahramanlık etiketini değiştirdimi?Kesinlikle hayır.
    Hobsbawm'a göre Sosyal Eşkıya'nın hedefi sömürünün tam olarak ortadan kalkması değil,adil ölçüyü aşmaması ve güçlünün güçsüzü makul sınırların dışında ezmemesi,ancak bu şartların dışına çıkıldığında ki bu her çağda her coğrafyada olabilir,o zaman İnce Memed'ler eşkıya olarak adlandırılır,aynı zamanda da bir Robin Hood'a eşkıya demeye utanır bu adı verenler...


    ''Dostoyevski’yi okudum, ondan sonra hiç huzur kalmadı bende.''
    Bunu demiş Cemal Süreya demek ki bulmuş Kitabını ve yazarını.Oku oku aramak gerekir bazen yıllarca binlerce kitap arasından bunu bulmak için,ne büyük şansdır bilmezsiniz belki,bu aramalar olmadan karşınıza çıkıvermesi sizi derinden etkileyecek,yaşamınıza yaşam ekleyecek,sizi düşündürecek ve hakkı haklılığı öğretecek,ruhunuzu isyan ateşi ile anarşistleştirecek,size istediğiniz şey için onurluca savaşmayı gösterecek bir yazar ve kitabıyla tanışmak.

    Evet Yaşar Kemal anarşist,gururlu,karşı koyulmaz,ne olursa olsun dinlemez,dizginlenmez,ille de haklının yanında,bağıra çağıra isyan edebilen,bu yanlış diyebilen,seçmeyi öğrenen ve yanlışı görünce ne ve kim olursa olsun arkasına hiç bakmadan çekip gidebilen asi bir ruh verdi bana,yoğurdu beni,şekillendirdi,yonttu ve bana ruhumun derinliklerinde bir eşkıya olmayı öğretti.Vicdan denen şeyin hiç bir zaman unutulmaması gerektiğini ve her zaman içimde en iyi en değerli köşeye koyulması gerektiğini söyledi.İyi ki de yaptı,bana karakter armağan etti,her okuduğum eserinde bir şeyler üfledi ruhuma,ve hiç bir zaman doğru bildiğinden şaşma burnunun diki diye bir yol var o yoldan da ayrılma evlat dedi.

    Her insanın bir kitabı,bir yazarı vardır.ne şanslıyım ki ben bunları ilk okuduğum romanla buldum.Sizin de kendinizinkini bulmanız dileğiyle...

    -------------------------------------------------------------------
    -------------------------------------------------------------------

    İNCE MEMED: HAKLI İSYANIYLA BÜTÜN MECBUR İNSANLARIN İDOLÜ OLAN EŞKIYA!

    II. Adnan Menderes hükümeti görevde. Mecliste sert tartışmalar sürüyor. CHP'nin İstanbul şubesi mühürleniyor. Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.

    Avrupa Birliği'nin 4 ay içinde kurulacağı haberleri çıkıyor. 1953 Nobel Edebiyat Ödülü İngiltere Başbakanı Winston Churchill'e veriliyor. İngiltere veliahtı Prens Charles 5 yaşında henüz. Cemiyet haberlerinde yayımlanan resminin altına "Annesi Kraliçe Elizabeth tarafından çok sevilen Prens Charles sıkı bir terbiye altında yetiştirilmektedir" notu düşülüyor. Rita Hayworth'ın "Miss Sadie Thompson" adlı filmi Birleşik Amerika'nın birçok şehrinde sansüre uğruyor. Filmin prodüktörü Columbia şirketi bile şehvet rollerini fazla realist bulduğunu kabul ediyor. Öte yandan Atıf Yılmaz'ın İtalya'da çektiği ve Sansür Kurulu tarafından, filmin geçtiği garı Mussolini'nin yaptırması ve Mussolini heykellerinin gözükmesi nedeniyle kuşa çevrilen "Hıçkırık" filmi ilk defa Ankara'da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve hükümet erkanının katıldığı gala ile davetlilere gösteriliyor.Dünyada ve Türkiye'de tarih, sessizce kendini yazıyor.


    Yıl 1953... Kore Savaşı bitmiş. Elvis Presley fırtınası gün sayıyor. Beckett'in "Godot'yu Beklerken"i Paris'te sahneleniyor ilk kez. Türkiye-Amerika telefon hattı açılıyor. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e taşınıyor. Gazetelerin manşetleri günlerce bu taşınmayı yazıyor. İstanbul'un efsanevi kışı da başlıyor o yıl. Hava 'buz gibi'... Bu deyim değil. Sahi...Tuna'dan Karadeniz'e akan dev boyutlu buz tabakaları Büyükdere, Çengelköy, Kanlıca ve Ortaköy kıyılarını bir buz pistine çeviriyor. O kadar ki, insanlar İstanbul Boğazı'nın bir yakasından diğerine, denizin üstünden yürüyerek gidiyor. Poyrazköy'den çıkıp yola, buzların üzerinde ilerleyerek Rumeli Kavağı'na varılabiliyor. Deniz trafiği duruyor, vapur seferleri iptal ediliyor. İstanbul tek kelimeyle donuyor. Bu durum Mart 1954'e kadar sürüyor.O günlerde Beşiktaş Serencebey'de küçük bir apartman dairesinde de bir 'tarih' yazılıyor.Sessizce.

    Birkaç yıl önce evlenen Yaşar ve Thilda Kemal çifti, yeni yapılmış ve bazı bölümleri henüz tamamlanmamış bu dairede yaşıyor. Yaşar Kemal'in Cumhuriyet gazetesine yaptığı röportajlarla hayli ünlü olduğu bir dönem bu. Ne var ki Thilda Kemal işten atılmış; aile, gazetenin verdiği 180 lirayla geçinmeye çalışıyor. Geçinemiyor. Kömürün kilosu 15 kuruş o vakitler. Kış da fena bastırdığından kömür darlığı sözkonusu. 1 ton kömür alacak olsalar gitti bir maaş... DONDURUCU 1953 kışı Bakıyor ki olacak gibi değil, gazetenin yazı işleri müdürü Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal. 1951'de İstanbul'a geldiğinde yanında getirdiği, kafasında çoktan yazdığı, hatta ilk satırlarını 1947'de kaleme aldığı ama henüz bütününü kağıda dökmediği "İnce Memed" romanından söz ediyor Başkut'a. "Bu romanı yazmak istiyorum. Ama paraya ihtiyacım var" diyor, "Bana romanın tefrikası karşılığı avans olarak 1000 lira verirseniz..."Hemen muhasebeye gönderiyor Başkut, Yaşar Kemal'i...

    Dünyalar Yaşar Kemal'in oluyor.İşte o avansın ardından tutuluyor Serencebey'deki çini sobalı ev. Hayat dergisine verdiği bir öyküsünün telifi olan 50 lirayla 1 aylık odun alıyor. Ama ev yeni olduğu için ısınmıyor da doğru düzgün. Alt katın bacası, Kemal çiftinin oturma odasındaki duvarın ortasından geçiyor, bereket. Thilda Kemal, sırtını yaslayıp bu duvara, kitabını okuyor. Yaşar Kemal de, üstünde kat kat giydiği ceketler, "İnce Memed"i yazmaya başlıyor.Türk edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da unutulmaz kahramanlarından İnce Memed, işte o muazzam 1953 kışında, Yaşar Kemal'in Erzurum'dan aldığı ve yazarken taktığı eldivenli ellerinde hayat buluyor. Çini sobalı ev de 3 ay sürüyor yazması...

    1953 kışında başladığı "İnce Memed", İstanbulluların Boğaz'ın üzerindeki buzlarda resim çektirdiği o karlı günlerden birinde bitiyor. Bir de yaptığı anlaşma var Cevat Fehmi Başkut ile. Roman beğenilirse 1800 lira daha alacak Yaşar Kemal. Ama beğenilmezse 1000 lirayı geri verecek.


    Dosyayı teslim alan Başkut bir ay sonra Yaşar Kemal'i odasına çağırıyor."Önceki gece romanına başladım, ancak bu sabah bitirdim. Elimden bırakamadım," diyor.Bundan sonra romana yazarın ismi konulsun mu konulmasın mı tartışması başlıyor. "Olmaz Cevat Bey, ben bu romana adımı koymayacağım," diyor Yaşar Kemal: "Çünkü ben bu romanı para için yazdım. Üstelik de üç ayda. Benim iyi romanlarım bundan sonra yazılacak."Başkut ısrarlı: "Adını koyacaksın. Üstelik de o baştaki uzun Çukurova tasvirini çıkarmazsan gene basmam romanını gazetede."


    Yaşar Kemal 30 yaşında henüz. Ama Yaşar Kemal yine bildiğimiz Yaşar Kemal; ilkeli, tavizsiz. "Vermem o zaman romanımı" diyor Başkut'a: "Başka gazeteye götürür, size borcumu öderim." "ROMANA ADIMI KOYMAM!" Araya Nadir Nadi giriyor ama Yaşar Kemal kararından dönmüyor. Durumdan Dünya gazetesinin sahibi Bedii Faik haberdar oluyor ve Yaşar Kemal'den romanı kendisine getirmesini istiyor.Romanı inceleyen Bedii Faik on gün sonra çağırdığı Yaşar Kemal'i uyarıyor "Böyle bir romana adını koymazsan çok pişman olursun!"Romana Yaşar Kemal imzasının konulmasında ısrar edenler cephesi biraz daha genişliyor böylelikle. Onlardan biri de Thilda Kemal. Uzun uzun tartışıyor Yaşar Kemal ile, o kadar ki kavgaya kadar varıyor iş.Sonunda ikna oluyor Yaşar Kemal. Ama gene de kararlı: "Romanımdan tek satır atmam!" Bedii Faik'ten bir telefon alıyor o günlerde. Faik, Cumhuriyet'in romanı basmayı çok istediğini, Doğan Nadi'nin Yaşar Kemal'in bütün şartlarını kabule hazır olduğunu söylüyor.Elinde "İnce Memed", Cevat Fehmi Başkut'a gidiyor Yaşar Kemal.Başkut soruyor: "Adını romana koyuyor musun, eşkıya?"Ve "İnce Memed", Yaşar Kemal imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlıyor.

    1955 yılında da iki cilt olarak yayımlanıyor.Refik Erduran ve Ertem Eğilmez'in kurdukları Çağlayan Yayınları'ndan çıkan "İnce Memed" kısa sürede tükeniyor.1956'da da sürüyor "İnce Memed"in başarısı. Seçici kurulunda Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nurullah Ataç, Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Suut Kemal Yetkin'in de bulunduğu jürinin oy çokluğuyla, Varlık Roman Armağanı "İnce Memed"e veriliyor. "İnce Memed"in dünya dilleriyle ilk buluşması 1957'de Bulgarcaya çevrilerek oluyor. 1959'da ise Rusça çevirisi çıkıyor. Bu çevirinin ardındaki isim Nâzım Hikmet. İngilizce çevirisini Edouard Roditi ve Thilda Kemal, Fransızca çevirisini ise Güzin Dino'nun yaptığı "İnce Memed" 1961'de İngiltere'de, ABD, Fransa ve İtalya'da yayımlanıyor.

    Ertesi yıl ise Almanca ve İspanyolca çevirileri çıkıyor. Çeviriler birbirini izliyor ve "İnce Memed", 40'ı aşkın dile çevriliyor. Körler için Braille alfabesiyle de yayımlanıyor. Bütün bu başarılarla birlikte giderek zorlaşıyor Yaşar Kemal'in hayatı. O kadar ki yıllar sonra "Keşke yazmasaydım dediğim kitaplarım arasında İnce Memed var" diyor üzülerek: "İnce Memed birden patladı. O zamana kadar, çok az roman çevrilmişti başka dillere. Hiçbiri de hiçbir ülkede tanınma olanağı bulmamıştı. İlk olarak 'İnce Memed' 'bestseller' oldu dünyanın birçok ülkesinde... İşte bu da benim canıma okudu. Ülkemde kanıma ekmek doğrayacak insanlar çoğaldı." İnce Memed yüzünden çekmedik sıkıntısı kalmayan Yaşar Kemal'in başına gelenler, kitabın filme çekilme öyküsünde de sürüyor.

    Bu, trajikomik anekdotlarla dolu upuzun bir hikâye aslında. 1965'teki Demirel kabinesinde Kültür Bakanlığı yapan Nihat Kürşat örneği bile her şeyi anlatmaya yetiyor tek başına. Kürşat, "İnce Memed"in film haklarını satın alan 20th Century Fox'a bir mektup yazıyor: "Eğer Yaşar Kemal'in filmini Amerikalılar çekerse Amerika ile ilişkimiz çok zarar görecek..."Bin bir badire atlatan ve sansür kurullarından asla geçmeyen filmi, Peter Ustinov 1984'te Yugoslavya'da çekiyor.. Film Amerika'da çok beğeniliyor, çok para kazanıyor. Ah bir de Türkiye'de oynasa...Hem o zaman filmin geliri Yaşar Kemal'in hesabına yatacak...Bakanlar Kurulu toplanıyor ve filmin oynanmamasına karar veriliyor. Ne var ki, filmin korsanının Türkiye'de çıkmasına engel olunamıyor; "İnce Memed" o yıl Türkiye'de en çok seyredilen film oluyor.

    Bakanlıktan ültimatom Memed'in öyküsünü 1987'ye kadar devam ettiriyor Yaşar Kemal. Toplam 4 cilt olarak tamamlıyor romanını."İnce Memed"in devamını yazarken çok uğraşıyor. İkinci kitabı yazmadan önce defalarca birinci kitabı okuyor. İstiyor ki romanın dili devam kitabında da aynı yapıda kalsın. Başarıyor da... Üçüncü kitabı yazarken de aynı kaygılarla başlıyor işe. Yine ilk kitabı defalarca okuyor. Ortak dil üç kitapta da korunuyor. Ama dördüncü kitapta bundan vazgeçiyor. Sonuçta daha olgun ve daha görkemli bir dil ile bitiyor "İnce Memed" efsanesi.Toroslar'dan Akdeniz'e uzanan Dikenliözü'ndeki Değirmenoluk köyünün İnce Memed'i...

    Feodalitenin baskısından bunalıp 'isyan bayrağını' açan, haklı isyanıyla bütün 'mecbur' insanların idolü olan Memed... Onun, herkesin özgür yaşadığı bir dünya özlemi... Düzene karşı çıkışının eşkıyalığı kadar uzanışı... Efsaneler, ağıtlar, halk hikâyeleri içinde dev bir roman kahramanı! O ince yapılı yoksul köylü çocuğundan dünyanın en bilinen roman karakterlerinden birini yaratan Yaşar Kemal'in 34 yıla yayılan bu unutulmaz romanı

    Alıntı- Yaşar KEMAL'in Hatıralarından
    ----------------------------------------------------------------------
    ----------------------------------------------------------------------

    Yaşar Baba Konuşur :
    ------------------------------------

    “Yaratıcılığın kaynağı üstünde düşünürken, orasını çok aydınlık, ışık içinde görüyorum. Orada çok umut görüyorum. Orada bizim yaşama bu kadar bağlanmamızın gizi var sanıyorum. O aydınlığa, o umuda tutunuyorum. Karanlığın yaratıcı gücü olabilir mi, diye soruyorum hep kendi kendime. Bizi bu dünyaya, bu yaşama böylesine bağlayan ne? Romanlarımda hep korkunun, korktuklarının üstüne yürüyen insanlar bulacaksınız. Ben hep korkunun, korktuklarımın üstüne yürürüm. Bu, benim huyumdur sanıyordum. Sonra öğrendim ki, çok insanın da huyuymuş. Yaratıcılığın kaynağına doğru, ondan beri de neye rast gelirsek… Yeni Sofokleslere, yeni Cervantes’lere, yeni Moliere, yeni Shakespeare’lere. O zaman dünyamız daha mutlu olacak.”

    “Bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa düşüyorsak da bu çok çok acıysa da ben aydınlığın türkücüsüyüm. Ben bir karanlıktan gelip bir karanlığa düşüyorsam da ben aydınlığı gördüğümden, bu vazgeçilmez yaşam sevincini duyduğumdan dolayı doğaya minnettarım. Ya doğmasaydım, ya bu görkemli dünyayı yaşamasaydım ne olurdu? Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik türküleriyle doldurmalıyız. Yaşama minnetimizi her olanakta söylemeliyiz. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkarmalıyız.”


    “İnsanların içindeki yaşama sevinci ölümsüzdür. Ben ışığın, sevincin türkücüsü olmak istedim her zaman. İstedim ki benim romanlarımı okuyanlar sevgi dolu olsunlar, insana, kurda kuşa, börtü böceğe, tekmil doğaya.”


    "Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

    Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.
    Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar." (Ömrüm boyunca dinleyeceğim seni ama savaşmamın gerektiği yerde de savaşmayı senden öğrendim)


    İşte böyle büyük bir insan dı Yaşar Kemal.Sevgi dolu cesur ve asi yüreğiyle İçimizden biriydi.


    Bir Barış Savaşçısı,yoksulun,ezilenin,sömürülenin en yakın dostu,
    İnsanlığın,İnsan olmanın onurunu yaşatan bir değer Yaşar Kemal...


    “Türklerin en Kürdü, Kürtlerin en Türkü” demiş Sait Faik ve hediye ettiği kitabın kapağına böyle yazmış. O hiç bir zaman ırkçı olmadı. Olması gerektiği gibi oldu. “İnsan”dı onun için değerli olan, ırk değil.



    Haydi Hep birden, bir sevinç türküsü olup, dünyayı sevinç, kardeşlik,sevda türküleriyle dolduralım. Yaşama minnetimizi her olanakta söyleyelim. Madem ki dünyaya geldik güzellikleriyle tadını çıkaralım.Gerektiği yerde de Gerektiği gibi başkaldıralım...


    Memed atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz.
    O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler. İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur.


    Okuduğunuz için teşekkür ederim...HOŞÇAKALIN...


    Öyle bir sessizlik ki benimkisi..
    Dışım sükut, içim kıyamet..
    Ne kimseye ses edecek tınım var, ne kimseye doğru yürüyecek dermanım..
    Almış yüreğimi gidiyorum..
    Ardımda kalan umut ve düş kırıklıklarımadır eyvahım...







    Birkaç Alıntı Bırakalım:
    --------------------------------------------

    Konuşan insan, öyle kolay kolay dertten ölmez. Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.
    --------------------
    İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli.
    --------------------
    İnsanları sözleriyle değil, hareketleriyle ölç! Ondan sonra da arkadaş olabileceğin insanı seç. İpin ucunu bir verirsen ellerine yandığın günün resmidir.
    -------------------
    Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar, haksızlığa karşı durmak insanın onurudur.
    -------------------
    Vicdanın karışmadığı iş yoktur. Hayır gelmez. İlle de vicdan...
    -------------------
    Insanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli.
    ------------------
    Bir insan ne kadar korkaksa o kadar yüreklidir.
    ------------------
    Allah kulu kul yaratmış, kulu kimseye kul yaratmamış. Diretmeyen insan Allah'a karşı insandır.
    ------------------
    İnsan soyu canavar olmuş da bizim haberimiz yok...
    -----------------
    yürek bir sırça çiçektir. Bir kere kırılınca o çiçek bir daha öyle bir çiçek olur mu, olmaz.
    -----------------
    şu dünyaya kim bilir ne kötü, ne alçak, tanıyınca ne kadar utanacağımız insan gelmiştir, kim bilir?
    -----------------
    Dünyada her şey olmak kolay ama insan olmak zor .
    -----------------
    İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür. Umudun ölmesi, insanın ölmesinden daha beterdir.
    ----------------
    Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir.
    ----------------
    Dünyanın bütün kötülüklerine baş kaldır. Bazen senin iyiliğin başkasının kötülüğüne de olabilir. Kendi iyiliğine de baş kaldır..






    Zülfü Livaneli - Ince Memed Türküsü
    https://www.youtube.com/watch?v=zSSLdnTXqm0

    -------------------------------------


    Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek - Adnan Yücel - Yaşar Kemal'in Cenaze Töreni
    https://www.youtube.com/watch?v=tH5L4pYdc9M

    ------------------------------------
  • 520 syf.
    ·2/10
    Merhabalar.İşte yine bir bir kitapla daha birlikteliğimizi noktaladık.Sevgili Yılmaz ÖZDİL'in yazmış olduğu ve 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 senelik uzunca bir kısmının yoğun araştırmalarının meyvesi olan kitap M.Kemal...


    Arkadaşlar öncelikle şunu önemle belirtmek istiyorum:Bu kitaba yazacağım İnceleme/Yorum yazısı sadece benim düşüncemdir,ne Sayın ÖZDİL'e ne de kitaba hakaret değildir,sadece kendimce eleştiridir.Bu İnceleme/Yorum hakkında kesinlikle tartışmak (kavga,hakaret v.b) durumlar yaşamak istemiyorum.Şimdiden söyleyeyim :SİZ HAKLISINIZ ve SAYGI DUYUYORUM...


    Bu kitabı ilk çıktığı gün bir arkadaşımın elinden alıp tam 100 sayfasını okumuş ve sonrada okunmaz deyip bırakmıştım,neden derseniz eğer bu kitap 35 senelik Gazetecilik Kariyerinin 10 Senelik yoğun araştırmaları sonucu yazıldı diye lanse ediliyorsa boş bir kitap olarak düşünmemdi.Ha!Şu da önemli bir detay kitaptan hiç birşey alınmıyormu?Tabiki alınıyor,dünyaları alıyorsunuz.Ama...Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü tanımıyorsanız,onun hakkında yeterli bilginiz yoksa,yeterli eser ve kaynaktan yeterli okuma yapmamışsanız...
    Kitap gruplarında faal olarak okuyup inceleme yazıları yazan üç arkadaşımın ısrarı sonucu tekrar baştan başlayarak okudum ve bu kez bırakmadım.


    Öncelikle kitabın güzelliklerinden bahsedelim:Kitap çok güzel,ATA'nın bilinmeyen,daha önce duyulmamış (öyle birşey yok tabi) yönlerini,anılarını,''bilinmeyen'' hayatından kesitleri çok güzel anlatmış.12-17 yaş arası gençlerimiz için bulunmaz lezzette,duygusal bir kitap.Çocuklarımıza ve gençlerimize okutulmalı...


    Gelelim biz yetişkin okurlar için kitaba:

    Sayın ÖZDİL'in her zaman ki tarzı olan köşe yazısı formatında yazılmış,tek bir dipnot,referans,kaynakça kullanılmamış,bazı bilgilerin daha önce belgeleri ile çürütüldüğü halde yine de kitaba sokulmuş ve tarihe mal olmuş ATA'nın hayatında çok çok önemli yer tutan üç kadına ön isimleri ile hitap şeklini son derece itici buldum.

    Bu kitap tarih arkadaşlar!Referanssız,kaynaksız tarih olmaz!Olamaz!

    Nereden aldın bunları?

    Hangi arşivden çıkardın?

    Kimin anılarından derledin?

    Bu şekilde bu kitabı yazmak için o insanla bizzat tanışıp ondan dinlemen gerek,bunumu yaptın?

    Bunları yazarken 10 sene düşünme ve araştırma payın vardı madem,neden daha önce belgeleri ile çürütülen olayları kitapda kullandın?

    -- Abdulhamit'in hatıratlarını kullanmışsın,nerden aldın?Kaynak neresi?Yoksa Süleyman Nazif'in kafadan yazdığı hatıratlarmı kaynak?

    -- Bilmediğiniz,hiç duymadığınız M.Kemal dedin,dedinde abicim ben bu kitabın her yerini parça parça her yerde okudum.

    -- Nutuk'un TBMM kürsüsünden okunduğunu belirtmişsin,doğrudur ama eksiktir,keşke tam belirtseydin.

    -- Kitabın ilk 100 sayfasında ATA'nın resmen kadın meraklısı gibi gösterilip,sadece o kadar kısa bir zaman da dört kadın tanıyıp bunlara duygusal bağ (aşk gibi) atfetmek ne kadar doğru?

    -- Latife Hanım'ın anlatıldığı bölüm de boşanmadan bahsederken kullandığın cümleler ATA'ya saygısızlık değilmidir?Latife Hanım'a bu kadar sahip çıkıp saygı duyarken,korurken,Kız kardeşi Makbule Hanım'ın adeta mal mülk sevdalısı,sinsi,kıskanç biri olarak gösterilmesi hangi vicdana sığar ve yine referansı kaynağı neresidir?

    -- Koca bir tarih yazıyorsun,tarihe altın harflerle geçmiş,dünyanın saygı duyduğu ve bırak yazmayı düşünürken bile dikkat ettiği bir kişilik hakkında biyografi yazıyorsun,10 senelik çalışmanın ürünü diyorsun ve köşe yazısı formatı kullanıyorsun.O nedir yaa?

    --Bazı bölümlerde ATA'ya haksız yere saldıran,onun hakkında yalan yanlış bilgiler veren,iftiralar barındıran bazı kitaplardan alıntılar yapıp bu kitapların isimlerini paylaşıyorsun.Nasıl düşündün bunu?O alıntıları bu değerli kitabın içinde nasıl paylaşabildin?

    --ATA'nın imzası hakkında yazdığın bölüm.İyi de Abicim Cengiz ÖZAKINCI bu yazdığın bölümü belgeleri ile zaten çürüttü.Hiçmi okumadın,araştırmadın? (10 sene bu yaa!)

    -- Kitabın başında izinsiz paylaşılamaz,alıntı ve kopyalama yapılamaz diyeceksin ama sen referans,kaynak,açıklama,dipnot kullanmayacaksın!Ahahaha lükse bak!

    -- Tarih,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK gibi bir tarihi yazıyorsun,bunun için 10 sene yoğun bir şekilde uğraşıyorsun ve kronolojik bir sıralama takip etmek aklına gelmiyor.Tarih yazarken referans ve kaynak ne kadar önemli ise,kronolojik sıralama da o kadar önemlidir.(yoksa bir yazarın bu kitap hakkında dediği gibi ''Deli kızın bohçası gibi'' lafını duymazdan gelemezsin ;)

    -- Velhasılı kelam Sayın ÖZDİL kitapda hem eksiğin,hem fazlan (yanlış bazda) çok!Açık konuşayım merak ettim ben,sen bu kitabı bitirdiğinde koştura koştura yayınevinemi gittin,yoksa önce sakin kafa ile oturup bir hatta bir kaç kez kitabını kendin okudunmu?

    -- Bu bir tarih kitabı değil,Biyografi değil:köşe yazısı formatında,referans kaynak belirtilmeden,kronolojik sıralama takip edilmeden,hiçbir Metadolojiye uyulmadan,bilgilerin doğruluğu şüpheli olan ve ATA'yı rencide edici,artı isteyenler tarafından kolayca suistimal edilmeye son derece müsait cümleleri yanyana getirip tarih kitabı,heleki ATA'yı anlatan bir tarih kitabı yazılmaz!

    Kusura bakmayın arkadaşlar,dedim ya bunlar benim düşüncelerim ve yazmadığım bir kaç madde daha var aslında ama YAZMAYACAĞIM!Yazının başında demiştim ya şu yaş aralığı için iyidir okutulmalı,ondan da VAZGEÇTİM!Bu kitap hiçbir yaş aralığına hitap etmiyor.Yanlışlar var,eksikler var,olmayanlar var,yanlış fazlalar var.Tamam diyelimki okuruz Kaynakçalarla,dipnotlarla,açıklamalarla doldurulmuş bir ATA biyografisini okumak sıkıcı gelebilir,okumak zor olabilir,bu kitap bu değerlendirmede doğru yazılmış olabilirmi?OLAMAZ!!

    Sayın Yılmaz ÖZDİL düşünüyorum da bizim belki de M.Kemal'i tanımaya değil,Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü tanımaya,onu içselleştirmeye,öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız vardır.Muhtemelen çocuklarımızında buna ihtiyacı olacak çünkü Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hiçbir şekil de ayrılamaz,ayrı incelenemez,ayrı görülemez,ayrı düşünülemez.hayal kırıklığı ve rahatsızlık yaratır bu.Kaynak referans göstermeden ve bölünen bir ATA biyografisi ne kadar samimi olabilir?Doğruluğuna ne kadar güvenilebilir?Ne kadar hoşgörü gösterilebilir?Ne kadar kabul edilebilir?

    Eksikleriniz var Sayın ÖZDİL!İstiklal Mahkemeleri hakkındaZübeyde Ana hakkında,
    Latife Hanım hakkında,Makbule Hanım hakkında,Cemal Granada hakkında,Topal Osman hakkında hatta ve hatta Köpeği Foks hakkında bile EKSİKLERİNİZ VAR!!Bence ne yapman gerekirdi biliyormusun?Referans ve kaynak koyup bu eksiklikleri bizim tamamlamamıza izin vermen gerekiyordu.


    Gelelim Darüşşafaka'ya ilk duyuru 'Kitabın geliri Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin büyük kısmı (oda ne demekse) Darişşafaka'ya bağışlanacak'
    sonra,'Kitabın gelirinin %10'u Darüşşafaka'ya bağışlanacak'
    şimdi : Sesde yok,açıklama yapılmalıydı...

    Bugün itibarı ile kitabın tam satış rakamını bilmemekle birlikte bir hafta kadar önce 3.000.000 (Üç Milyon) civarları olduğunu okumuştum (gelirini hesaplayınız)Güzel bir zamanlama da Güzel bir emeklilik ikramiyesi.Kitap hakkında yazılan çizilenler,yapılan reklam kampanyalarında kullanılan cümleler ve Sayın ÖZDİL'in söylemleri nedense uğraşsamda bana samimi gelmiyor bir türlü...ÖNYARGI mı?Tabi ki önyargılıyım!Bu kitabın düzeltilmesi,ekleme ve çıkarımlar yapılması,referans ve kaynak kullanılması ve bu kitabın okurlarına bir özür yazısı ile tekrar sunulması gerektiğini düşünüyorum.

    Bu kitaba yazılacak o kadar çok şey var ki,inanın bu yazı yazmak istediğimin 1/4'ü bile değil.Tekrar söylüyorum:Bu İnceleme/Yorumdaki bütün fikirler benim,bana özel,her nasıl ben sizin yorumlarınıza saygı ile yaklaştıysam aynı saygıyı beklemek hakkımdır diye düşünüyorum.Bu platformlar bunun için var.Fikir ve bilgi paylaşımı için.hepimizde aynı düşünce de olmak zorunda değiliz.

    Okuyan arkadaşlar hepinize çok çok teşekkür ederim.Yorumlarınızada şimdiden beğeni bırakıp yorumla cevap veremezsem kusuruma bakmayın.Bu yazı ile kitap hakkındaki görüş ve düşüncelerimi bildirip konuyu kapatıyorum.

    Bu İnceleme/Yorum yazısı net destekli okunan kitap için yine net destekli yazıldı.Bahse konu olan bir çok şeyi okurken bende kaçırırdım ancak bu kitap için özel bir zaman ayrıldı emin olun.
    Arkadaşlar ATA'nın kendisinin tuttuğu 32 Not defteri var ancak bunların sadece 12 tanesi halka açık ve yayınlandı,diğerleri arşivlerde bekliyor.O not defterlerinin tamamı açıklanmadan hiç ama hiç kimse ''Bilmediğiniz ATA'yı her yönüyle anlatıyorum'' cümlesini kullanamaz!Kimsenin böyle bir lüksü yok!Hele ki ATA'yı tam da bu kitapda olduğu gibi desteksiz,kaynaksız,açıklamasız,doğruluğu şüphe götürür ve istismara açık bir şekli de lanse etmeye hiç kimsenin hakkı yok!


    OKUDUM!ÖZDİLSEN'DEN MASALLARI OKUDUM!ELLERİNE SAĞLIK...


    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bütünüyle ele alınmalı,bir masal olmamalı,hakettiği şekilde ve ciddiyetle anlatılmalı.BİR TARİH YAZILMALI!Sayın Yılmaz ÖZDİL'in bu kitabı bu şekilde yazıp,o sözlerle lanse etmeye hakkı olmadığı kadar,bu kitabın okurununda ''O kadar güzel yazılmış ki,her satırını duygu yoğunluğu içinde,gözlerim dolarak okudum.Bu yüzden hiçbir eksikliği ve yanlışlığı gözüm görmedi,dikkat etmeyi önesemedim'' deme hakkıda yoktur.

    SAYGILAR...(Hem Yılmaz ÖZDİL'e,hem de bu kitabın okurlarına)


    SON SÖZ:
    ---------------------------------------
    Rahmetli Turgut ÖZAKMAN'ın Mustafa ( Can DÜNDAR) filmi için söylemiş olduğu sözleri hatırlatma gereğini duyuyorum.Lütfen araştırınız....
    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dilerim.Teşekkür Ederim...
  • 400 syf.
    ·8 günde·9/10
    Ortadoğu denilince istemsiz bir şekilde İbn-i Haldun geçiyor aklımdan. Onun çıkarımlarına hakim olmasam bu kitabı anlamam daha güncel bilgilerle olacaktı.

    Mukaddime'de "Coğrafya kaderdir." diye bir sözü geçmez İbn-i Haldu'nun fakat anlatmak istediklerinin özetidir bu cümle.

    Ortaduğu'da var olan sistem şu şekilde işler.

    Riyaset: Akrabalık bağı
    Hadari: Karışık millet, devlet.

    Akrabalık bağının güçlü olduğu ve kökeni kendine yaklaşmayan insanları ikinci sınıf gören bir millettir Ortadoğu insanı. Coğrafi konum olarak ticari ve maden açısından zengin oluşu akrabalık bağı ile kabile yönetimi ile başlar yüzyıllar öncesinden. Belli bir zümrenin yaşadığı rahatlık ve onun dışında herkesin bu zümreye hizmeti. Coğrafyanın insan mizacı üzerindeki etkileri ortadoğuda kibir ve büyüklenmeydir. Bilime, teknolojiye, askerliğe değer yoktur. Zevk ve sefa rahatlığa düşkünlük dünya siyasetinde Ortaduğu etkisini sadece mal varlığı ile göstermelik güçten ibaret kılmıştır.

    Yakın dönem tarihine geçmeden önce Osmanlı'nın Hicaz Demir yolu yapımı sırasında Araplar İngilizler arasındaki ilişkiye değinmek istiyorum. 2.Abdülhamit zamanında yapımına başlanan demiryolunun amacı hacca gitmek isteyen halka kolaylık sağlamaktı. Günler sürecek yolculuğu en aza indirmek. Büyük bir bütçe ayrılmış geri kalanı ise halka ve memura emrivaki ile toplanıp yapımına başlanılmıştır. Bir ay süren yolculuk 72 saate düşmüştür. Amaç Süveyş kanalına kadar ulaşabilmektir. Fakat İngilizler o zaman ellerinde olan Mısır üzerinden harekete geçerek bunu engellemek istiyorlardı öncelikle Akabe körfezine gelen bağlantıyı engellediler. Sonra Araplarla birleşerek Hicaz demir yolunu yağmalayıp engellemişlerdir.

    Arap halkı savaş konusunda tecrübesiz ve bilgisizdir. İngilizler onların bu özelliğini kullanarak Araplar üzernde etkili olup projeyi engellemişlerdir.
    Yakın dönemde olanlara bakarsak durum hala aynıdır. Savaş konusunda tecrübesi olmayan bir Ortadoğu varlığını hala sürdürmektedir.

    Limon Ağacı, Yahudi bir kız ve Arap gencinin dostuğu üzerinden Ortaduğu'nun kalbi olan Filistin'i köklü bir ağacın etrafından anlatmaktadır. Farklı zamanlar aynı mekan iki aile ve benzer kaderlerin birleşimi. Dalia ve Beşir.

    Beşir, Ahmad ve Zakia'nın 3 kız çocuktan sonra dört gözle bekledikleri erkek evlatları. 1936'da Ahmad Khari ailesi için bir ev inşa etmiş. Ev, Kudüs ile Akdeniz arasındaki sahil düzlüklerinden bir Arap kasabası olan el-Ramla'nın doğu köşesine yapıldı. Kuzeyde Galilee ve güney Lübnan; güneyde Bedevi toprakları, Filistin ve Sina Çölleri. Toprağı verimli olan bu kasabada limon, muz, zeytin, mercimek, susam yetiştiriliyordu. Evin bahçesine limon ağacı dikildi ve bu ağaçtan farklı zamanlarda farklı iki aile limon topladı. Yıllar sonra Beşir evini bu ağaçtan tanıyacaktı.

    Dalia; Nazi katliamından kaçmış bir ailenin küçük kızı 6 gün savaşlarından sonra apar topar sürgün edilmiş halktan geriye kalan bu evde büyümüş bir kız. Nazi zülmününden kaçan bir halk yıllar sonra aynı zulmü bir başka halka yapmıştı. Dalia bu evde daha önce kimler yaşamıştı hep merak ederdi.

    Kitap konu olarak iki yabancının kaderlerinin benzerliği üzerinden başlamış ağır anlatımlarla devam etmiştir. Belgesel niteliğinde bir kitaptır. Anlatılanlar günlüklerden ve gerçek kişilerin ağzından anlatılır. Sandy Tolan Amerikalı bir yazar ve radyo belgeselleriyle tanınan biridir. Gerçeklere değindiği bu kitabıyla satış rekorları kırmıştır, bu kitap yakın tarihe ışık tutmuştur.

    İsrail nasıl kuruldu?
    6 gün savaşları nedir?
    Nazi katliamı ve dünyadaki yayılışı?
    Filistinin güncel durumu ve sivil halkın yaşadıkları?
    Kristal Gece (Kırık Gece) de ne oldu?
    1933 yani 6 gün savaşlarından önce Filistin ve Çevresindeki Arap ülkelerinde ne oldu?
    Yahudi göçünün Ortadoğuya etkileri nelerdi ve Araplar bunu nasıl karşılıyordu?
    ....
    Tarihe meraklılar için iyi bir eser. Okuyan herkesin Filistin ve İsrail tarihine hakim olamalarına yardımcı olacaktır.
    6 gün savaşalrından önce Yahudilerin dünya yerindeki konumu ve etkilerine kısaca bir değinmek istiyorum.

    Almanyadan yapılan Yahudi göçü (1933-1940) yılları arasında Almanya'daki Yahudiler tutuklandılar. Ekonomik boykot ile medeni haklarının ellerinden alınmasıysa vatandaşlık hakları ellerinden alındı. Toplama kamplarında alıkonuldular. Şiddet devlet eliyle hazırlanan Krıstal Gecenin kurbanları oldular. Krıstal Gece'de yani 1938'de 9 Ksım'ı 10 Kasım'a bağlayan gece Nasyonal sosyalistler; Yahudilere ait ev, iş yeri ve sinagoglara yapılan saldırılarla gerçekleştirdikleri katliam gecesidir.

    Yahudiler birçok şekilde Nazi zulmüne tepki gösterdiler. Alman toplumunda zorla Tefrik edilen Alman Yahudiler kendi kurumlarını ve sosyal örgütlerini kurdu. Ancak baskı ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kalan pek çok Yahudi Almanya'dan kaçtı. Amerika B.D ve İngiltere gibi ülkeler mültecileri kabul etmekte istekli davranmış olsaydı, daha fazla Yahudi Almanya'dan kaçabilirdi.

    Avrupa'da Yahudilerin göçü ve sorunları böyleyken, Ortadoğu'da durum içte başlayan söylentilerle vahim haller almaya başlamıştı. Artan Yahudi nüfusu halkı endişelendiriyordu. Halk kendi aralarında artan nüfusun gelecekte yaratacağı zorluklardan söz ediyordu. Zaman geçtikçe Arap ülkeleri arasında bu duruma dur demenin zamanı geldiği ve İsrail'e karşı bir savaş ile Yahudileri bitirmeyi konuşuyorlardı. Bu konuşmalar İsrail için korkunun zaaf olduğunu, olacak olandan kaçınılamayacağını benimsetip o yönde hazırlanmasına zemin hazırlamıştı. Savaş kaçınılmazdı ve bu fikir dirençli bir şekilde günden güne güç kazanıyordu.
    Ortadoğu halkı ise kendi aralarında önlemler almaya çalışıyordu. 1930'ların ortalarona geldiklerinde Arap liderler Yahudilere arazi satışının vatan hainliği olduğunu ilan etmişti. Fakat artık Ortadoğu hastaydı ve bazı yaraların acısı dinsin diye sadece ialaç niyetine adımlar atılıyordu. Gerçekler hala diri ve tehtitkardı. Küçük bir devlet olarak bakılan İsrail 5 Haziran 1967'de Arap ülkelerine beklenmedik bir saldırıyla savaşı başlattı.

    Harekat havadan yapıldı. Burada Atatürk'ün bir sözü duruma ayna tutmuştur.

    "İstikbal göklerdedir."
    M.K Atatürk
    Arap hava kuvvetlerinin havaalanında tüm uçaklar yerdeyken gerçekleşti. İsrail'in yıllar süren savaş hazırlıkları artık fiili olarak gerçekleşmeye başlamıştı. Doğu'dan gelecek bir saldırı için hazırlık yapmış olan Arap dev. büyük şaşkınlık içerisindeydi bunu yanı sıra Arap Dev. savaş tatbikatı ile kendini geliştiren bir orduya sahip değildi. uzun yıllar hiç tatbikat yapmamıştı. Jeopolitik konum olarak İsrail; Suriye, Mısır, Filistin, Ürdün'e çok yakındır. Bu şekilde bir konumda olup tüm devletlere diş göstermesi büyük cesaretti. Bu cesareti kısa sürede ortadoğunun tüm dengelerini alt üst etti.

    Arap Dev. askeri yetersizliği İsralli bir barış eylemcisinin ilkel uçağı ile Mısır havalimanına inip Başkan Nasır ile görüşmek istemesiyle açık bir şekilde ortaya konulmuştu.
    Diğer bir zafiyet belirtisi şöyleydi. İsrail Iraklı bir pilotu para karşılığında Mısır'dan bir uçak kaçırıp getirilmesi istenmişti. Amaç düşmanın elinde bulunan savaş aletlerini tanımaktı. İsrail pilotları bu yönde sıkı bir eğitime tabi tutulmuşlardı. Bu onların işine çok yaradı. Daha sonra bu uçak Sovyet yapımı mit21 uçağı İsrail hava komutanlığında 007 Jame Bond'a itafen bir ad alarak sergilenmeye başladı. İsrail zekasını Arap devletleri üzerinde kullanıp bunu somutlaştırıyordu.

    İlk saldırı Mısır havalimanına yapıldı ve tüm hava limanları eş zamanlı olarak bombalandı ve imha edildi. Kahire çevre ülkelere doğru bilgi vermediği için aynı durum Suriye ve Ürdün'e uyguladı. Bu şekilde 6 günde Arap devletleri bu küçük ülkenin hakimiyeti altına girdi.

    Tüm bu olup bitenler tarih kitaplatına yansıyan kısımlar ve nesnel sonuçlar olarak ele alınabilsede bu sonuçların başka bir iç yüzü vardı. Günümüzde hala varlığını devam ettiren Filistin sorunu. Askeri güçler köreltilmiş olsada bu yerderde yaşayan sivil halk sorunu başladı. İşte bu noktada kitap iki dostun ağzından Beşir ve Dalia'nın anılarıyla günümüze uzanan Filistin İsrail sorununu anlatıyor.

    Diğer Arap Dev. Avrupanın İsrail'in bu kadar güçlenmesini iatemeyip büyümesini engellesede Filistin bu kaosun ortasında kalmıştır.

    Arap Devletlerine sinirlene sinirlene okunacak bir kitap. Ellerinde olan olanakları hiçbir zaman kullanmayı becerememiş her zaman gücü parada görmüş liderlerin elinde ızdırari kaderinin esiri olan mazlum bir halka sebep olmuşlardır.

    Toparlamam gerekirse iki halkında yaşadıkları insanlık dışıdır. İkisine de üzüldüm. Nazilerin Yahudiler üzerinde uyguladıkları zulmün beyazperdeye aktarılmış sayısız filmini izledim. Filistin'den ne istiyor bu İsrail? diyorsanız okumalısınız.

    İngilizlerin Irak'a uyguladıkları; "Böl, parçala, bitir." İngilizlerin dostu da düşmanı da yoktur, çıkarları vardır politikası.
    Nazilerin Yahudi soykırımı.
    Yahudilerin Müslüman düşmanlığı.
    ....

    Din, dil, ırk,renk nefretinin yanında çıkar çatışmaları dünyada bitmez tükenmez bir nefretin varlığı bana hep bunu sorgulatır.

    İnsanlar, evrensel bir insan algısı oluşturabilir mi?
    İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin işlevi sağlıklı mı?
    Yasanın olduğu evrensellik ne kadar evrensel olabilir? Coğrafyanın farklılıkları insan farklılıkları demektir bu açıdan yasa ne kadar hitap edebilir evrene?

    Tarih severler için güzel bir eser. Kitabın içeriğini ve etkilerini bir yazıya sığdırmak çok güç, hangi tarafı anlatsam diğeri yarım kalır. O yüzden okunması gereken bir kitap.
    Keyifli okumalar!
  • Atatürk, tarih boyunca gelip geçmiş en büyük devlet adamlarından biridir. Hiçbir zaman yaşadığı zamanın üzerinde durmamış, ileriyi görerek ona göre iş yapmıştır.

    Lord Kinross, İngiliz Devlet Adamı
  • Cephede bile kitap okuyacak kadar gerçek bir kitap tutkunudur. Binlerce kitap okumuştur. Biraz da onun için büyük bir adamdır.
  • … Büyük adamların pek azı böyledirler; ama daha azı vefatlarından sonra dahi özlenirler. Bizim özlediğimiz gibi…
  • 120 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitap Yorumu
    @osmanbalcigil
    #KARANLIK ODA
    @karakargayayinlari
    Tek kelime Muhteşemdi. Değerli yazarımız Osman Bey ve benim için yeri doldurulamaz devrimci Deniz Gezmiş'in arasında ki sohbeti sanki bende aralarındaymışım gibi hissettirdi. Kitabın bitmesini hiç ama hiç istemedim.
    Çoğumuz biliriz Deniz Gezmiş'in yaşadıklarını ve haksız yer idama mahkum edildiklerini. Işte bu kitapta olayların gelişim sürecini öyle bir kurguyla yazarımız anlatmış ki sanki bunu yazarımız değilde Deniz Abim anlatmış. Çoğumuz biliyoruz ve günümüzde de yaşadığımız siyasi olaylara baktığımızda aslında şu an ki dönem 60'lar 70'ler 80'ler gibi duruyor. Din bizim gibi henüz tam gelişememiş ülkelerde muhteşem bir şekilde kullanılıyor. kitaptan birde kim mi var?? NAZIM HİKMET yazdığı şiirlerle kitaba zenginlik katmış. neden mi? TURAN EMEKSIZ icin yazdığı şiiri yüreğimi dağladı. şimdi o dönemi ele aldığımız zaman Vatan ve Millet sevgisi için sürgün edilenler idam edilenlerin gerçekten suçları neydi??? Ben şunu bilir şunu söylerim Bir Nazım ölür bin Nazım doğar bir Deniz olur bin Deniz doğar. Benim için bu iki adamın bu iki dostun yeri apayrıdır.
    Son olarak alıntı yapmadan önce bu kitabı kesinlikle okuyun
    alıntılar Marx'ın dediği gibi " Din kitlelerin afyonudur."
    Ve son olarak günümüzude çağrıştırdığı için "Büyük Türk Milleti! Atatürk için toplanalım! Mustafa Kemal'in milli kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal Devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, milletçe yabancı uşaklıgına düşmekten kurtulmak için, Tam Bağımsız Gerçekten Demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal'in milli kurtuluşçu saflarında toplanalım!"
    ŞENLİK DAĞILDI BIR ACI YEL KALDI BAHÇEDE YALNIZ Atilla ILHAN ILE BITIRELIM..
    #kitapyorumu #okudumbitti #kitapkurdu #okupaylaş #okumayisevenler @kitapsizlargrubu #okuyoruzpaylasiyoruz