• '' Bu iç karartıcı öyküde tek suçlu kendisi miydi? Öncelikle çalışan biri olarak işini kaybetmesi ciddi bir sorun değil miydi? Ardından, işlenmiş ve itiraf edilmiş bu suça verilen bu ceza acımasız ve abartılı değil miydi? Yasanın verdiği cezada mahkumun işlediği suçtan daha fazla suistimal yok muydu? Terazinin kefaret kefesindeki ağırlık, diğer kefedekinden daha fazla değil miydi? Cezanın aşırılığı suçluluk damgasının silinip gitmesini sağlıyor muydu? Ve bu aşırılık durumu tersine çevirmeye, baskıcı yasaların hatasını suçlunun hatasıyla örtmeye, suçluyu kurban, borçluyu alacaklı durumuna düşürmeye ve adaletin onu bizzat ihlal edenden yana tecalli etmesine neden olmuyor muydu? Kaçış girişimleriyle peş peşe ağırlaştırılan bu ceza sonunda en güçlünün en zayıfa uyguladığı bir baskıya toplumun bireye karşı işlediği, her gün yeniden başlayan ve on dokuz yıl süren bir suça dönüşmüyor muydu?

    Toplumun, kendi üyelerine bir vakada sağduyusuz öngörüsüzlüğünü, bir vakada acımasız öngörüsünü dayatmaya, zavallı bir adamı sonsuza dek bir hatayla bir aşırılık, işsizliğin neden olduğu bir hatayla cezanın aşırılığı arasında tercih yapmak zorunda bırakmaya hakkı olup olmadığını soruyordu kendine.

    Toplumun, tesadüfün sihirli değneğiyle gelen refahtan en az pay alan, dolayısıyla korunmaya en layık olan üyelerine böyle davranması acımasızlık değil miydi?

    Bu sorulara cevap verdiğinde, toplumu yargılayıp onu kendi nefretine mahkum etti.

    Toplumu başına gelenlerin sorumlusu olarak görüyor ve kendi kendine bir gün bunun hesabını ondan sormakta tereddüt etmeyeceğini, verdiği zararla kendisine verilen ceza arasında büyük bir uçurum olduğunu söylüyor ve nihayet cezasının aslında bir haksızlıktan değil yozlaşmadan kaynakladığı sonucuna varıyordu. ''
  • "bütün büyük filozoflar neden kasvetli olurlar diye bir sorun kendinize. sorun bakalım, kimler daha emniyette, kimler daha rahat, kimler sonsuza dek mutludur? ben size yanıtı söyleyeyim: yalnızca sığ zihinli olanlar, yani sıradan insanlar ve çocuklar!"
    Irvin D. Yalom
    Sayfa 223 - Ayrıntı Yayınları
  • ... çünkü bugün en büyük sorun, bizzat insan sorunudur. Hayat daha çok aydınlandığı, dünya daha fazla kolaylaştığı, insan dünyaya daha çok egemen olduğu, problemler daha iyi çözüldüğü ölçüde, insan sorunu da daha fazla belirsizleşmekte ve hatta giderek bir fazla halini almaktadır.
  • 360 syf.
    ·3 günde·9/10
    Fransız edebiyatının Hugo'su, Rus edebiyatının Dostoyevski'si varsa Arap edebiyatının da Mahfuz'u var. Bu kitap da Mahfuz hayranlarına hiç de yabancı gelmeyecek bir konuya sahip. Kitaplarında genelde benzer konular ağırlık kazanmasa da yazar her şekilde kendini zevkle okutmayı başarıyor. Pek çok kitabında olduğun gibi bu kitapta yine merkezde orta sınıf Mısırlı bir aile var. Mahfuz'un romanlarında genelde aileler ön plandadır. Aile içi ilişkiler, bireylerin toplumla ilişkileri ön plana çıkan unsurlardır yazar için. Hugo ve Dostoyevski gibi Mahfuz'un karakterleri de özellikle ezilen, fakir, zulüm gören, sıradan insanlardan seçilir. Yazar, herkesin başına gelebilecek sıradan olayları tercih eder çoğunlukla.

    Bu kitapta Kahire ve çevresindeki yaşam ve insanlar yine çok güzel anlatılmış ve detaylandırılmış. Diyaloglar, ilişkiler, sosyal ve ekonomik olaylar çok gerçekçi ve romanın değerine değer katmış. Kader, ahlak, özgür irade yine kitaba damgasını vuran temalar arasında.

    Kitabın içeriğine gelecek olursak, yer yine Kahire ve çevresi, zaman 2. Dünya Savaşı sonrası. İngiliz İmparatorluğu ülkeye bağımsızlık tanımıştır ama Mısır'daki sefalet bitmemiş, fakirlerin yaşamında bir değişiklik söz konusu olmamıştır. Milli Eğitim Bakanlığında bir memur olarak çalışan Kamil Efendinin ölümüyle başlayan roman bir ailenin ahlaki çöküşüyle sona erer. Evi tek başına geçindiren Kamil Efendi ardında dört çocuk ve bir eş bırakır. Bundan böyle ailenin her ferdi kendilerince fedakarlık yapmak zorunda kalır. Aile masrafları karşılayabilmek adına daha küçük bir eve taşınır, çocukların okul harçlıkları kesilir, evdeki fazla eşyalar satılır ve büyük kardeşler çalışmaya başlarlar. Ekonomik sıkıtılar her zaman sorun olur ve bunun üstesinden tam olarak bir türlü gelmeyi başaramazlar. Evin büyük oğlu evden ayrılır ve yasa dışı işlere bulaşır, evin tek kızı önce evlere dikiş dikerek aile bütçesine katkıda bulunurken sonrasında şartlar onu fuhuşa zorlar. Ne büyük oğlanın ne de kızlarının getirdiği paranın kaynağı hiçbir zaman sorgulanmaz, ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar. Eve giren haram parayla iki çocuk okur ve saygın mesleklere kavuşurlar, ancak bu sefer de önlerine kardeşlerinin kirli geçmişleri dikilir ve bu durum kariyerleri ve saygınlıkları adına ciddi bir engel oluşturur ve bu durumla yüzleşmek zorunda kalırlar.

    "Başlangıç ve Son" son derece yalın bir dille yazılmış, okuyucusunu asla pişman etmeyecek, okurken keyif verecek bir roman. Aile romanlarını seviyorsanız, Mahfuz'u da hiç tanımadıysanız bence bu kitap güzel bir seçim olacaktır.
  • "bütün sorun şuydu: vasya kendi vicdanı karşısında kendini suçlu buluyordu, talihine karşı kendini nankörlükle suçluyordu, kendine yakıştıramadığı bu kadar büyük bir mutluluk onu ezmiş içini allak bullak etmişti. sonunda, mutsuz olmak için durmadan hastalıklı bir biçimde vesileler arayarak kendini yiyordu, kanıtı da şuydu ki, dünden beri hala doğal halini bulamamıştı.''
    Dostoyevski
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu!
    Düşüncemizin katlanması mı güzel,
    Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
    Yoksa diretip bela denizlerine karşı
    Dur, yeter demesi mi?
    Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız
    Bitebilir bütün acıları yüreğin,
    Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun
    Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü!
    Çünkü o ölüm uykularında,
    Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından,
    Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
    Bu düşüncedir uzun yaşamayı cehennem eden.
    Kim dayanabilir zamanın kırbacına?
    Zorbanın kahrına, gururun çiğnenmesine,
    Sevginin kepaze edilmesine,
    Kanunların bu kadar yavaş
    Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine.
    Kötülere kul olmasının iyi insanın
    Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken
    Kim ister bütün bunlara katlanmak
    Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek,
    Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa,
    O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
    Ürkütmese yüreğini?
    Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
    Çektiklerine razı etmese insanı?
    Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
    Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
    Yürekten gelenin doğal rengini.
    Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
    Yollarını değiştirip bu yüzden
    Bir iş bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.