• 352 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    •George Orwell tarafından yazılmış alegorik bir politik romandır. Distopya romanlarının en iyilerininden olduğunu net bi şekilde ifade edebilirim. George Orwell’ın kendisi ebedi uykuda olsa da, geriye bıraktıklarıyla bizi uyandırma çağrısı devam ediyor…

    •O kadar çok altı çizilen cümle var ki, hangisini paylaşacağımı bilemedim. O yüzden en unutmak istemediklerimi paylaştım. Bu güzel, düzgün ifade içeren,düşünülmüş cümleleri hafızamın unutmasına izin veremezdim..


    •Bu kıtabi iskoçya'da verem hastasıyken yazar. Sosyalizm karşıtı olarak suçlasalar da Orwell buna karşı çıkmıştır.16 haziran 1949'da yaptığı açıklamada orwell şöyle konuşmuştur: "Yeni romanımda (1984) sosyalizme ya da ingiliz işçi partisi'ne bir saldırı kastetmedim, ama komünizm ve faşizmde kısmen gerçekleşmiş bozukluklara değindim. Kitabın konusunun ingiltere'de geçmesi ingilizce konuşan ırkların doğuştan diğerlerine göre daha üstün olmadığını ve baskıcı rejimlerin karşı konulmadığı sürece herhangi bir yerde zafer kazanabileceğini vurgulamak içindir."

    •Roman üç büyük devlet olan Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya’yı anlatır. Aralarında ideolojik farklar yoktur, hepsi aynı dünya görüşüne ve aynı sisteme sahiptir. Bu dünya görüşü ve sistem, "oligarşik kolektivizm" olarak tanımlanır. Üç büyük devlette bütün toplumu sürekli de-netleyen baskıcı düzenler hüküm sürer. G.O romanında daha çok Okyanusya'ya odaklanır. okyanusya toplumunun büyük çoğunluğu, baskıcı düzene karşı ilgisizdir, büyük birader'in acımasız diktatörlüğü altında hiç tepki göstermeden yaşarlar. Başlarına gelen her güzel şeyi Büyük biraderden, her kötü şeyi ise savaştıkları diğer devletlerden bilirler.

    •Romanın baş kahramanı Winston Smith, içinde bulunduğu ortamla uyumsuz, yalnız bir kişidir. Akıl dışı bulduğu baskı düzenine muhalefet etmeye, büyük birader'e meydan okumaya çalışır. direnişine Julia da destek olur. Birlikte düzene karşı gelirler. kendilerine yeni bir yaşam kurmak isterler. Ne var ki, bir süre sonra yakalanırlar. Akıl almaz işkenceler görürler. İşkencelere dayanamazlar ve birbirlerine ihanet ederler. Romandaki dokunaklı şarkının sözleri bu ihaneti şöyle tanımlar: "kestane ağacının altında/ sen beni sattın, ben de seni."

    •Romanda "son insan", "son direnişçi", "insan ruhunun bekçisi" olarak betimlenen Winston Smith de büyük birader'in egemenliğini benimser.Beyni tamamen yıkanmıştır artık, bir zamanlar düşünmeyi yasaklayan o büyük biraderden nefret ederken tüm o işkenceler sonucunda Büyük biraderi sevmeye başlar. Roman şöyle sona erer: "Ah! Kötü, gereksiz anlaşmazlık! Ah! Kendisini koruyan o şefkatli kucaktan kovulan inatçı kafa! İki cin (cin: içki çeşidi) kokulu gözyaşı yanaklarından süzüldü. Ama olsun, her şey yolundaydı, çekişme son bulmuştu. kendisine karşı zafer kazanmıştı. büyük birader'i seviyordu." (s.239).

    •Bir başka deyişle, Winston Smith'in ve julia'nın başkaldırıları olumlu bir sonuç vermez. Çektikleri bütün acılara ve katlandıkları özverilere karşın, mahvolurlar: manevi bir yıkım yaşayarak yeniden düzenle bütünleşmek, eski yaşamın kurallarına boyun eğmek zorunda kalırlar. Diktatörlük kazanır, karanlık artık en ufak bir aydınlığın sızmadığı bir koyuluğa ulaşır. İnsanlık asla geçit vermeyen sonsuz bir kapanın içine kıstırılmıştır. baskı düzeninin saçmalığını düşünecek, başka türlü bir yaşamı düşleyecek ve bu doğrultuda harekete geçecek tek bir kişi bile kalmaz...
  • Büyük birader sizi izliyor... George Orwell
  • George Orwell Sözleri



    Doğru sözler paylaşıldıkça doğru düşünceler artar, paylaşalım.

    Belki de bir çocuğa en büyük acıları çektirmek onu kendisinden daha zengin çocukların gittiği - okula göndermektir.

    “Sahtekarlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.”

    İnsanlar yalnızca yaşamın amacının mutluluk olmadığını düşünmeye başlayınca, mutluluğa ulaşabilir.



    Zaman geçtikçe paraya tapmanın bir din konumuna yükseltildiğini anladı. Belki de tek gerçek din -gerçekten hissedilen tek din- olarak bu kalmıştı bize.

    Milliyetçi, kendi tarafınca girişilen katliama karşı çıkmamakla kalmaz, ayrıca bunları hiç duymamak gibi müthiş bir yeteneğe de sahiptir.

    “İnsanın tekrar tekrar okuduğu, aklının demirbaşları arasında yerini alan ve hayata bakışını değiştiren kitaplar vardır; göz atıp asla baştan sona okumadığı, bir oturuşta okuyup bir hafta sonra unuttuğu kitaplar da.”

    Oynadığımız bu oyunda, kazanmak söz konusu değil. Ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir..


    Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; ama birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.

    Olumluyu olumsuza yeğlerim.oynadığımız oyunda kazanmak söz konusu değil.ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir.

    Dindarların ve ahlaksızların doğal olarak birbirlerini buldukları bir gerçektir.

    Belki de insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu.


    İktidarın tadını alanların önemli bir kısmı, bu konumu kaybetmemek için deri değiştiren yılanlar gibi her gün başka kimliklere bürünürler.

    Önemli olan yaşamak değildir, başarmak hiç değildir. Önemli olan insan kalmayı bilmektir.

    Sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.

    Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa; gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.

    Artık saf aşk ya da tutku söz konusu değildi. Hiçbir duygu saf olamıyordu, çünkü her şeye korku ve nefret sinmişti. Kucaklaşmaları biɾ savaş, orgazmlarıysa biɾ zafer olmuştu. Bu, partiye indiɾilmiş biɾ darbeydi. Sevişmek siyasal bir eylemdi..

    Belki de insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu.


    ''Dört ayak iyi, iki ayak kötü!''

    Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir. Bütün insanlar düşmandır! Bütün hayvanlar yoldaştır! Dışarıdaki hayvanlar bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor; ama birbirlerinden ayırt edemiyorlardı. Peki, bu durum, Doğa’nın bir yasası mıdır? Ülkemiz, topraklarında yaşayanlara düzgün bir hayat sunamayacak kadar yoksul mudur? Hayır, yoldaşlar, asla! İngiltere toprakları bereketlidir, havası suyu iyidir yurdumuz, bugün bu ülkede yaşayan hayvanlardan çok daha fazla bol yiyecek sağlayabilir.

    İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Yine de, tüm hayvanların efendisidir.


    Sonunda, Clover, "Gözlerim artık iyi görmüyor," dedi. "Gerçi gençken de doğru dürüst okuyamazdım ya. Ama bana öyle geliyor ki, yazılarda bir değişiklik var. Yedi Emir eskisi gibi duruyor mu, Benjamin?" George Orwell - Hayvan Çiftliği

    İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de, tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını kendine ayırır. - George Orwell - Hayvan Çiftliği

    İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez.



    Yalnız bugünkü hayatın acı ve yoksul olduğunu, aç kaldıklarını, soğuktan üşüdüklerini, uyudukları zamanın dışında boyuna çalıştıklarını biliyorlardı. Fakat şüphesiz geçmiş günler daha kötüydü. Böyle olduğuna inanmak onları memnun ediyordu

    İnsan'a karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğiniz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın. Hiçbir hayvan asla bir evde yaşamamalı, yatakta yatmamalı, giysi giymemeli, içki ve sigara içmemeli, paraya el sürmemeli, ticaretle uğraşmamalı. İnsan'ın bütün alışkanlıkları kötüdür. Ve en önemlisi, hiçbir hayvan kendi türünden olanlara zorbalık etmemeli. Güçlüsü güçsüzü, akıllısı akılsızı, hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmemeli. Bütün hayvanlar eşittir.



    İnsan ile hayvanların ortak çıkarı vardır, birinin dirliği öbürlerinin de dirliğidir, diyen çıkabilir. Onlara sakın kulak asmayın. Hepsi yalan. İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez. - George Orwell - Hayvan Çiftliği

    İçeride on ikisi de öfkeyle bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.



    En küçük bir görüş belirtmiyordu. Jones çiftlikten gittikten sonra daha mutlu olup olmadığı sorulduğunda, " eşekler uzun yaşar. Hiç ölmüş bir eşek gördünüz mü hayatınızda? " demekle yetiniyor, herkesi bu belirsiz yanıtla yetinmek zorunda bırakıyordu.

    Şunu da unutmayın ki, insana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğimiz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın.

    Snowball, "Bak yoldaş," demişti. "Senin onsuz edemediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?"



    Zekilik kadar aptallık da gerekliydi. Ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu.

    "Kendisini ölüme taşıyan arabanın içinde, kapıya attığı umarsız çifteler, tüm hayvanların yitip giden umutlarını da yankılandırır. Özgürlüklerini savunamayanların ödedikleri bedel ağırdır. Özgürlük, değerli olduğu ölçüde kırılgandır da..."



    Büyük Birader seni izliyor.- İnsan ile hayvanların ortak çıkarı vardır, birinin dirliği öbürlerinin de dirliğidir, diyen çıkabilir. Onlara sakın kulak asmayın. Hepsi yalan. İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez. - George Orwell - Hayvan Çiftliği

    ''Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.''

    Bilinçleninceye dek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler. ( Bu kısım kitapta Proleterler için söylenmiştir.)



    Bütün insanlar düşmandır! Bütün hayvanlar yoldaştır!

    ''...Bize duymak istediklerimizi söyleyen kitapları severiz...''

    "Geçmişi denetleyen" diyordu Parti sloganı, "geleceği de denetler; şu anı denetleyen geçmişi de denetler."

    ''Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir.''


    "Biz ölmüşüz," dedi Winston.

    "Biz ölmüşüz," diye yineledi Julia, görev bilircesine.

    "Siz ölmüşsünüz," deyiverdi arkalarından acımasız bir ses.

    Bilinçleninceye kadar asla başkaldıramayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler.

    Yaptığınız, söylediğiniz ya da düşündüğünüz her şeyi en ince ayrıntısına dek ortaya çıkabilirler ama gönlünüzün derinliğine, işleyişine, sizin bile bilmediğiniz o yere el uzatamazlar.

    "Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık, bilinçsizliktir."- Konuşan, adamın beyni değil, gırtlağıydı.


    En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır. - George Orwell – 1984

    İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun. “ akıllılık çoğunluğa bakılarak söylenmez.” - George Orwell - 1984

    Özgürlük iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir. Eğer buna izin verilirse gerisi kendiliğinden gelir.

    "İnsan insana nasıl hükmeder, Winston?" Winston, biraz düşünüp, "Acı çektirerek," dedi.


    İnsanın azınlıkta olması, tek kişilik bir azınlık olması bile, deli olduğu anlamına gelmiyordu. Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tüm dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun.

    Ve işin korkunç yanı, farklı düşündüğünüz için sizi öldürecek olmaları değil, haklı olabilecekleriydi. İki kere ikinin dört ettiğini nereden biliyorduk ki? Yerçekimi diye bir şey olduğunu nereden biliyorduk ki? Geçmişin değiştirilemez olduğunu nereden biliyorduk ki? Madem geçmiş de denetlenebiliyordu söylenecek ne kalıyordu ki geriye?


    ''Ama sizin dünya dediğiniz yer bu evrende küçücük bir nokta. İnsanoğlu da minicik, umarsız! Ne kadar zamandır var ki? Milyonlarca yıl kimse yaşamadı dünyada.

    Yaşamın yalnızca tele-ekranlardan yağdırılan yalanlarla değil , Parti'nin erişmeye çalıştığı ülkülerle de hiç banzeşmediğini görmek için çevrenize bir göz atmanız yeterliydi.

    Birini seviyorsan gerçekten severdin, verecek başka hiçbir şeyin yoksa bile sevgin yeterdi. Verecek çikolata kalmadığında, annesi çocuğu sımsıkı göğsüne bastırmıştı.

    Biz düşmanlarımızı yok etmek için uğraşmayız, onları değiştiririz. Bilmem, anlatabiliyor muyum ?

    Zekilik kadar aptallık da gerekliydi. Ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu.


    Nerede olursa olsun gökyüzü herkes için birdi."

    Geçmiş siliniyor, silindiği unutuluyor, yalan gerçek oluyordu.

    Bir gün karanlığın olmadığı bir yerde buluşacağız.

    İlle de gerçekten savaşılıyor olması gerekmez; belirleyici bir zafer mümkün olmadığından, savaşın nasıl gittiği de önemli değildir. Gerekli olan tek şey, bir savaş halinin var olmasıdır.

    İlk makinenin ortaya çıktığı andan başlayarak, aklı başında bütün insanlar, ağır çalışma koşulları ve eşitsizliğin sürmesine gerek kalmadığını açık seçik anlamışlardı. Makineler bilinçli olarak bu amaçla kullanılmış olsaydı, açlık, aşırı çalışma, pislik, cehalet ve hastalık birkaç kuşak sonra yok edilebilirdi.

    "En geç 2050 yılına kadar, şu andaki konuşmamızı anlayabilecek tek bir kişinin kalmayacağını hiç düşündün mü, Winston?"

    Küçük kurallara uyarsan, büyük kuralları çiğneyebilirdin.


    "Ağır koşullarda çalışmaktan, boğaz kavgasından, komşularla didişmekten, sinema, futbol, bira ve en önemlisi de kumar yüzünden kafalarını çalıştırmaya fırsat bulamıyorlardı. Onları denetim altında tutmak hiç de zor değildi."

    "Seni seviyorum sözünü görünce, yüreğinde hayatta kalmak için müthiş bir istek uyanmış, birden gereksiz tehlikelere atılmayı aptalca bulmaya başlamıştı."
  • 352 syf.
    ·
    Hani, çok güçlü bir akıntıya karşı yüzmeye çalışırken birden vazgeçip kendini akıntıya bırakırsın ya, öyle bir şeydi işte. Bence bu kitap tam olarak bunu anlatıyor....

    Umudun En Ufak Kırıntısının Dahi Olmadığı 1984 Distopyası, öncelikle şöyle yazmak istiyorum ki aşırı derecede gerildiğim, kafamın ağrıdığı ve kendimi bir odanın içinde hapis gibi hissettiğim bir kitaptı. klostrofobisi olanlar çok iyi bilirler bir odada kapalı kalmak ruhu nasıl daraltır.... :) düşüncesi bile ürkütücü bence darAcık bir yerde sıkışmışsınız ve herkes sizi izliyor ve emirler veriyor sürekli Büyük biraderin komutları altında resimleri altında düşünemiyorsunuz, konuşamıyorsunuz.. Ailevi ilişkileriniz, dostluk, aşk gibi duyguların sıfırlandığı bir toplum yaratmak.

    Şöyle açıklanmakta;
    - “İnsan insana nasıl hükmeder Wiston?
    + Acı çektirerek “

    Hükmetmek acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Korku ihanet ve azap dolu bir dünya, ezmenin ve ezilmenin dünyası kendini yetkinleştirdikçe daha az acımasız olacak yerde daha da acımasız bir dünya. Bizim dünyamızda korku, öfke, zafer ve kendini aşağılamadan başka bir duygu yok.


    Savaş barıştır.
    Özgürlük köleliktir.
    Cahillik güçtür.
    Bu üçlemede ilerleyen roman Düşüncenin ne derece de ve nasıl yok edildiğini inceliyor.

    Beni en etkileyen cümle ;
    “İnsan ardında tek bir iz bile, bir kağıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakmadıktan sonra geleceğe nasıl seslenebilirdi? “

    Genellikle romanda geçen şu sorun ele alınmakta “ düşünce suçu, ölümü gerektirmez. Düşünce suçunun kendisi ölümdür. “

    Sürekli savaş devam etmekte bunu da ;
    “Sorun dünyanın gerçek zenginliğini artırmada sanayi çarklarını nasıl döndürüleceğiydi. Üretimin sürdürülmesi ama ürünlerin dağıtılmaması gerekiyordu. Uygulamada bunu gerçekleştirmenin tek yolu da savaşın sürekli kılınmasıydı. “ konusuna bağlanmış.

    Oligarşik yönetim; bir ailenin ve topluluğun ülkeyi yönetmesidir. Ama bu düzende ölülerin yaşayanlara dayattığı belli bir dünya görüşü ve belirli bir yaşam biçiminin sürdürülmesi sebebi vardır.

    - Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya... Sovyetler Birliği’ni andıran Okyanusya, düşünmeden itaat eden ve Büyük Birader adında birine bağlılıkları olan halkın yaşadığı devlettir.



    -Bağlılık, düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymama demektir. Bağlılık, bilinçsizliktir.

    -Piramidin tepesinde Büyük Birader vardır. Büyük Birader asla yanılmaz ve mutlak güce sahiptir. Her başarı, ulaşılan her hedef, her zafer, her bilimsel keşif, tüm bilgi, tüm akıl, tüm mutluluk, tüm erdem onun liderliğinden ve verdiği esinden kaynaklanır.

    Partinin amacı yalnızca, kadınlarla erkeklerin arasında, sonradan denetleyemeyeceği bağların oluşmasının önüne geçmek değildi.

    Asıl amacı, cinsel ilişkiden zevki kaldırmaktı.

    Sevgi değil de, ister evlilikte olsun, ister evlilik dışı olsun, cinsellikti tehlikeli kabul edilen.

    Parti üyeleri arasındaki tüm evliliklerin, bir komite tarafından onaylanması gerekiyordu.

    Bu komite, ilkelerini açıklamamakla birlikte, eğer çiftlerin birbirlerine fiziksel olarak bağlandıklarını fark ederse bu evliliği onaylamazdı.

    Evliliğin tek amacı, partinin hizmetine verilecek çocuklar üretmekti.

    Cinsel birleşme lavman yapmak gibi iç bulandıran bir işlem olarak düşünülmeliydi.

    Bu açıkça belirtilmez, ama çocukluğundan başlayarak, her parti üyesinin içine işlenirdi.

    Hatta, her iki cins için bekareti özendiren, gençlik anti-seks örgütü gibi kuruluşlar vardı.

    -Partiye bağlılık, düşünmemek, düşünce gereksinimi duymamaktır. Partiye bağlılık, bilinçsizlik demektir.

    - Oysa proleterler(sıradan halk) kendi güçlerinin bilincine bir varabilseler, belki gizli etkinlikler yürütmeye bile gerek kalmayacaktı. Yalnızca ayağa kalkıp, sırtına konan sinekleri savuşturan bir at gibi silkinmeleri yetecekti. İsteseler, Parti'yi akşamdan sabaha yerle bir edebilirlerdi. Bilinçleninceye dek başkaldıramayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.

    Hiç kuşkusuz, önünde sonunda akılları başlarına gelecekti...

    Bolca gerileceğiniz, sorgulayacağınız ve geleceğe farklı fikirlerle bakacığınız roman düşüncelerinizi alt üst edebilir.. benden bu kadar :)
  • Sahtekarlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir.

    George Orwell

    George Orwell 1984