• 160 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Elime alır almaz sıkılmadan okuyup bitirdiğim muhteşem bir kitaptı. Kitabı okumaya başladığımda kitabın beni sıkacağını düşündüm. Ne yazıkki yanıldım hatta kitap beni içine çekti de diyebilirim. Okudukça okuyasım geldi ve bir baktım kitabın sonuna gelmişim.
    Gazetede çalışan İbrahim çocukluk arkadaşının ölüm haberi ile doğduğu memlekete gidiyor ve bu ölümün arkasındaki sırrı araştırıyor. Bu sırrı araştırırken Doğu Medeniyetinin güzelliklerini de ortaya koymuş yazar. Arkadaşı Hüseyin’in Meleknaz adında bir kıza aşık olduğunu öğrenen İbrahim, bu kızın bütün yaşananların merkezinde olduğunu anlayınca başlıyor Meleknaz’ı aramaya. Peki Meleknaz kim? İbrahim Meleknaz’ı buluyor mu? Ben söylemeyeyim. Siz kitabı okuyup bulun. Okuyacağınıza değecek bir kitap. Ayrıca kitapta güncel bir konu olan Orta Doğu’daki Ezidilerin yaşadığı acılar da ele alınmış. Ben kitabı beğendim. Aslında insana kendi vicdanını sorgulatan bir kitap Huzursuzluk.
    Kitaptan Bazı Alıntılar
    •Büyük şehrin yüzünü silerek birbirine benzettiği,
    kimliksiz kalmış milyonlarca insandan biriydim.
    •Neredeyse ağlayacak hale geliyordum ama neyin ağlattığını bilmeden.
    •İnsanlık ağacının kırılmış dalıyız biz.
    •Bazı acıları ölüm bile unutturamıyor,bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor.
    •Merhamet zulmün merhemi olamaz.
  • 95 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi·
    Modern İran edebiyatının kurucularından Sâdık Hidayet'le, en yakın arkadaşlarımdan birinin önerisi sayesinde tanıştığım kitap. Aynı zamanda da final haftasından çıkmış olmanın yarattığı rahatlıkla kısa bir şeyler okuma isteğindeyken seçtiğim, ama dolu dolu içeriğiyle beni şaşırtan kitap.

    Çekinerek söylemem gerekirse ne Kör Baykuş ne de Sâdık Hidayet hakkında bir bilgiye sahiptim, kitabı daha önceden duymuş olmama rağmen. Açıkçası arkadaşım bir anda okumam için önerirken elime tutuşturmamış olsaydı da okumaya cesaret edebilir miydim bilmiyordum. Galiba içten içe kitabın benim için okumasının güç olacağını hissetmiştim. Nitekim, kitabı bitireli birkaç dakika oldu ve hakkındaki duygu ve düşüncelerim tazeyken bir inceleme yazmak için buraya oturduğumda güçlüğü hâlâ çekiyorum.

    Kör Baykuş anlaması zor bir kitap ama anlatabilmesi, anlaşılmasından ayrı olarak çok daha zor. Bilerek burada herhangi bir puanlamada bulunmadım çünkü kitabı beğenmediğimi söylemem imkânsız fakat beğendiğimi söylemem de zor. Çok arada kaldım. Tekrar okumam gerektiğinden eminim ama ikinci sefer yaptığım okumanın da Kör Baykuş'un sayfaları arasındaki bütün o yoğun anlamı çözmek için yeterli olacağını da sanmıyorum. Bana kalırsa belirli aralıklar dahilinde tekrar tekrar okunması gereken bir ve her okunuşta öncekinde bulamadığımız anlamlar keşfedebileceğimiz bir kitap.

    "Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar." Kitap bu cümleyle başlıyor ve buna bağlı olarak kitabın içine çekileceğimi hissetmiştim. Ne doğru bildim ne de yanıldım. Kitap o kadar karanlık bir noktada başlıyor ve çevirdiğim her sayfada yeni bir karanlığa gömülürken sizi de beraberinde çekiyordu ki ne kitabı kapatıp bırakabilmeniz ne de devam edebilmeniz mümkün oluyordu bazen. Bu zamana kadar okuduğum en farklı, en sıradışı ve en çarpıcı roman olduğunu söyleyebilirim. Özellikle ölüm üzerine yapılmış tabirler kimi zaman ürkmeme neden oluyordu. Anlatıcınının zihin dünyasında çıktığımız yolculuk yer ve zamanın, gerçekle hayalin belirgin olmadığı bulanık bir çizgi üzerinde ilerliyordu. Okurken bazen kafam çok karışıyordu ama bazen de aydınlandığımı, bir şeyleri anladığımı hissediyordum. Kitapla ilgili tüm düşünce ve hislerim çok ortada kaldı, şu an bunu bir kez daha fark ettim.

    Sâdık Hidayet'in duygusal zekâsının son derece yüksek olduğunu düşünüyorum, zira bir bütün olarak ele aldığımızda böylesine büyük bir eseri herkesin yazabileceğine pek inanmıyorum. Sonsöz olarak yakın dostunun yazdığı yazıyı okuduğumda, Hidayet'in bu kitabı kendi iç dünyasının bir yansıması niyetinde yazıp oluşturduğu fikrine kapılmam da kaçınılmaz. Bozorg Alevî'nin de söylediği gibi: "Kör Baykuş, işte bu haykırıştan, insan acı ve kaygılarının anlamından başka bir şey midir?"

    <<Güzelliği ve gerçeği arama çabasından mahvolup giden yılgın adam, sonunda bizzat kötülük ifriti çıkar.>>

    Bu hem kitabın, hem de Sâdık Hidayet'in kendini kendinden kurtardığı yaşamını genelleyebilmeye zayıf da olsa yetebilecek tek cümle niteliğindedir. Ayrıca eğer ki kitabı okursanız, lütfen sonsöz kısmını atlamayın. Zira kitaptaki karakterin yaptığı veya düşündüğü birtakım şeyler, Sâdık Hidayet'in kişiliğinin yanlış anlaşılmasına sebep olabilir.
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
    1.Omuzlarımdaki yükü yere bırakana kadar beynimle ve kalbimle her zaman kavga edeceğim,bunu iyi biliyorum.
    2.Saniyeler kovalarken kollarından ayrılışımı,
    tek şahidim zamandı.
    3.Yaşananlar hiçbir zaman boşa yaşanmamıştır.Orada sana göz kırpan bir umut ışığı her zaman vardır,görmelisin onu.
    4.Her şeyin güzel olacağına olan inancını yitirmemelisin.
    "Sev ama terk et.
    Sev ama onsuz öl.."
    5.Oysa insan olmanın özü budur, dönmekte olan bu gezegenin üzerinde var olmakta olduğumuz şu kısa anda, zamanın ve ölümün sonunda hepimizden hakkını alacağı gerçeğine karşın bazı insanları ve şeyleri sevebiliriz.
    6.İçimde büyük bir hafiflik, bir genişlik duyuyorum. Belki de hakikaten sevmek budur. Belki de ben şimdiye kadar sahiden sevmenin ne olduğunu bilmiyordum.
    7.Kaybedenlerin,arkada kalanların,pencere önünde yıldızlara bakıp öylece duranların,durmadan soracağı tek sorudur bu ,belki cevabı bile yoktur
    Beni neden sevmedin?
    8.Uzaklaşmaktan bahsediyorum,tatsızlıklardan uzaklaşmaktan,hır gürden,gereksiz kavgalardan.Kaçmak,kurtulmak,mesela zamanı durdurup uykuya sığınmak.
    Olur mu deme,olur.
    9.Erkek adam ağlar!
    Hem de öyle bir ağlar ki,tüm dünya susar.
    10.Yanıldım.
    Sadece çok sevmek yeter sandım.
  • Nerden gelip, nereye gidiyordum ben?
    Kendi varlığımın ardına düştüm.
  • Anlamadığım ne biliyor musunuz?Olamadım!...
    Hicbir zaman ettiğim lafın arkasında duramayan,sözünü tutamayan,her seferinde yalan söyleyip karşısındakine eziyet çektiren,ve her seferinde vebal alıp kalp kıran birisi olamadım...

    Bir de şu var,
    Hiçbir zaman kendimin yaptığı hatalar için başkalarını eleştirmedim ben.Insan önce kendisine bakmalı derim hep.

    Ey insanoğlu!
    Bir insanı saf görüp kandirabirsin.En temiz en masum duygularıyla oynayabilirsin.Hicbir yemin hiç bir söz bunu senin yaptığın yanında haklı göstermez.Unutma her şeyi gören ve bilen rabbim var!

    Affetmek Allaha mahsustur.Artik allah affetsin.Şunu bilmeli ki insanlar.Ben çok güçlü bir insanım.Evet çok safım belki de çok kırılganım ama zayıf değilim.

    Yaşamış okuduklarım artık beni kahretmiyor,kaybettiriyor!...
    Kimine göre kaybedilen kazanilandir aslında.Hayatimdan çıkardığım insanlar için ağlarken ve de yazarken azalıyorum büyük bir hızla bitiriyorum icimdeki keşmekeşligı...

    Arafta değilim artik!
    Benim bir tarafım var.Soğumadim.Yanıldim!
    Yanmadım!
    Yanlıştın...

    Şöyle söyleyeyim hayat devam ediyor
    Olsan da olmasanda bir şekilde...
    Acilar mı?Geçer atlatırım.Yine yönüm güneşe döner. Ama ben asla dönmem asla...

    Aşk mı?
    Onu ben hiç görmedim.Göremedim!
    Gönülden sevdim,ömürden verdim....
    Onun icin şimdi bırakın aşk bana emanet.
    Yosunlarını temizler,onu bir güzel saklarım.
    Sakin ola bana değmeyin!
    Siz sağ ben selamet....

    Mihrimah