• Öğretmenliğin esasında, yüreğinde insanlığa dair zerre miktar umut kalsa dahi inandığı yolda devam edecek olan insanların temel uğraşısı olduğunu gösteren bir anlatı:

    "Uygulamalı staj dersim... İlk kez ders anlatacaktım ve bir sınıf, bir ders saati boyunca benim öğretmenliğimde olacaktı..ne büyük bir heyecan, ne tatlı bir mutluluk, ne güzel bir uğraşı! Öğretmenliği (doruk noktasında) ilk kez yaşayacağım o gün... Kapıya yöneldim..tıpkı derse ilk kez giren bir öğretmen edasıyla derse başladım sonunda! Allah'ım o ne güzel heyecan! Hani neredeyse kalbim yerinden çıkacakmış gibi içim kıpır kıpırdı! İsmimi tahtaya yazdım..ufak bir tanışma faslından sonra en çok merak ettiğim konuyu sordum öğrencilere:
    "Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?"
    Gelen cevaplar hem ilginçti hem umut dolu hem de komik!
    "Öğretmenim, ben iç mimar olmak istiyorum!"
    "Ben büyüyünce pop star olacağım öğretmenim!"
    "Ben avukat olmak istiyorum!"
    "Hemşire olmak istiyorum..."
    ...
    Ön sıralarda minik bir öğrenci dikkatimi çekti. Ona da söz hakkı verdim. Aramızda şu konuşma geçti:
    -Sen büyüyünce ne olmak istiyorsun?
    O kadar tatlı bir heyecanı vardı ki cevabı verince o mesleği icra ediyor zannettim:
    -Ben yazar olmak istiyorum!
    Şaşırmıştım..geçici bir heves olduğunu düşündüm ilkin. Ama sormadan da edemedim:
    -Adın neydi?
    -Elif Gül.
    -Peki Elif Gül, yazarlar ne iş yapar?
    -Öğretmenim yazı yazarlar, şiir yazarlar.
    -Anladım...
    Derse devam ettik sonrasında..dikkatimi çeken nokta Elif Gül'ün ders dışında bir yazı uğraşısı içinde olduğuydu. Tatlı bir sitem ile sordum:
    -Ne o Elif Gül, şiir mi yazıyorsun?
    Yine o tatlı heyecanıyla ve masum sevgisini ileten gözleriyle cevapladı beni:
    -Evet öğretmenim, sizin için şiir yazıyorum!
    Boğazımda bir şeyler düğümlendi o an..gayri ihtiyari ağladım gözyaşlarımı içime akıtarak... Dersin sonunda Elif Gül bana minik bir kâğıtta şiir hediyesini verdi. Bu kadar mı güzel olurdu bir hediye?... Sonraki günlerde benim de ona küçük bir hediyem oldu: Kitap. Stajım bittikten sonra okulu ziyaret ettim. Okula gittiğimde Elif Gül'ün bulunduğu sınıfa geçtim..sınıf, koridorun merdiven tarafından en başındaydı. Büyük bir özlemle sınıfa yöneldim. Teneffüs vaktiydi... Biraz konuştuktan sonra Elif Gül'ü sordum. Dışarıda olduğunu söyleyince bir öğrenciyi çağırması için gönderdim. Bu arada ben de koridora çıktım. Biraz bekleyince Elif Gül'ün sesini duydum! Daha merdivenin aşağısında iken beni gördü ve o saf ve tertemiz mutluluğunu, koşar adımlarla bana doğru gelirken "Öğretmenim!" hitabıyla ifade etti! Koştu ve gelip bana sarıldı Elif'im... Yüreğimdeki tarifi imkânsız umudum, mutluluğum ve heyecanım ile 'bu uğraşının hakkını vererek yapacağım ben!' düşüncem azmimle birleşip her zerremi sevgiyle sardı o an...
    Teşekkür ederim Elif'im, öğretmenliğin özünü bana öğrettiğin için..."

    Mahmud KARAKAŞ
  • "Ben çocukken annem bana hep hayatın anahtarının mutluluk olduğunu anlatırdı. Okula gitmeye başladığım zaman, sınavda bana 'Büyüyünce ne olmak istiyorsun?' diye sordular. Ben de onlara 'Mutlu olmak istiyorum.' diye cevap verdim. Onlar bana soruyu anlamadığımı söylediler. Bende onlara hayatı anlamadıklarını söyledim." (John Lennon).
  • -Annen var mı senin?
    -Var tabiî.
    -Ne iş yapar?
    -Çamaşıra gidiyor.
    -Sen ne olacaksın büyüyünce?
    -Ben mi? dedi.
    Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık.
    -Ben, dedi, boyacı olacağım.
    -Ne boyacısı?
    -Kundura boyacısı.
    -Neden kundura boyacısı?
    -Ya ne olayım?
    -Doktor ol, dedim.
    -Olmam, dedi.
    -Neden?
    -Olmam işte.
    -Neden ama?
    -Doktoru sevmem ki.
    -Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu?
    -Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
    -Ama annen iyileşti.
    -Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
    -Peki, dedim, öğretmen ol.
    -Ben mektebe gitmiyorum ki.
    -Neden?
    -Öğretmen beni dövüyor.
    -Neden?
    -Yaramazlık ediyorum da ondan.
    -Sen de yaramazlık yapma.
    -Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
    -Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
    -Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de döğdüm onu. Öğretmen de beni döğdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi döğmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye döğdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem döğdüler, hem mektepten koğdular.
    -Çok fena yapmışsın.
    -Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki.
    -Ne olmak istiyorsun ya?
    -Boyacı olacağım dedim ya.

    Plajdaki Ayna'dan bir bölüm- Sait Faik Abasıyanık...
  • Annen var mı senin?
    - Var tabiî.
    - Ne iş yapar?
    - Çamaşıra gidiyor.
    - Sen ne olacaksın büyüyünce? - Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım.
    - Ne boyacısı?
    - Kundura boyacısı.
    - Neden kundura boyacısı?
    - Ya ne olayım? - Doktor ol, dedim. - Olmam, dedi. - Neden ?
    - Olmam işte. - Neden ama? - Doktoru sevmem ki. - Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu ?
    - Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
    - Ama annen iyileşti.
    - Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
    - Peki, dedim, öğretmen ol. - Ben mektebe gitmiyorum ki. - Neden?
    - Öğretmen beni dövüyor. - Neden?
    - Yaramazlık ediyorum da ondan.
    - Sen de yaramazlık yapma.
    - Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
    - Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
    - Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de dövdüm onu. Öğretmen de beni dövdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi dövmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye dövdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem dövdüler, hem mektepten kovdular.
    - Çok fena yapmışsın.
    - Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki. - Ne olmak istiyorsun ya?
    - Boyacı olacağım dedim ya.

    Sait Faik Abasıyanık