• Masaya akşam yemeğini kuruyordum.Kapı çaldı.Elimdeki tabak ve kaşıkları masaya bırakıp kapı açmaya gittim.
    +"Hoşgeldin"
    -"Hoş buldum" deyip içeri girdi.
    Biraz durgun gibiydi.Terlikleri bıraktım ayaklarının önüne önce sağ sonra sol ayağını terliğe yerleştirip banyoya gitti.Elini,yüzünü yıkayıp elinde havlusuyla yemek masasına doğru yürüdü.O elini,yüzünü yıkayana kadar yemeği kurmuştum.Masaya oturdu bende hemen onun oturduğu sandalyenin yanın oturdum.O akşam yemeği sessiz yedik.Ne o konuştu ne ben birşey sordum...Konuşmadan yemek yemeği bitirdik.
    Ben masayı toplarken oda çalışma odasına geçti.Bulaşıkları mutfağa tezgahın üzerine bıraktım.Akşam çayı için ocağa çaydanlığı bıraktım.
    Bulaşıkları makinaya dizene kadar çay kaynadı. Ve demleyip biraz dinlenmesini bekledim.
    Tepsiye çay bardaklarını,bardakların altlığını kullanmazdı diye tepsiye bardaklıklarını bırakmazdım.Sonra şekeride tepsiye koyduktan sonra çaydanlığıda alıp çalışma odasına doğru ilerledim.Kapı çalmadan girdim içeri.
    +"Çay getirdim."
    -"Gel"
    "Gel"demesi öyle boğuk ve öyle soğuk söyledi ki oda da buz gibi bir hava yarattı.
    Sessizce yanına gidip çayı masaya bıraktım.
    +"Ne yapıyorsun"deyip sandalyenin birine oturdum.
    -"Birşeyler okuyorum"dedi.
    "Ağzını bıçak açmıyor"dedikleri bu olsa gerek.
    Sorularıma kısa kısa cevaplar verdi.Ne oluyordu?Niçin böyleydi?Hiç anlamamıştım.
    +"Şey yanında çalışan çocuğun Babası nasıl oldu hastaydı?"
    -"Biraz daha iyi"
    +"Bugün ne yaptın işin nasıl geçti?"
    -"İyiydi"
    Hep çayı benim koymamı isterdi.Çaydanlığa yöneldim"Bırak ben kendim yaparım"deyip durdurdu beni.
    Artık düşünceler beynimi kemirmeye başlamıştı.Ne soruyorsam kısa cevaplar,ne yapıyorsam durduruyordu beni.
    +"Neyse sen okumana bak"deyip odadan çıkmak için kapıya doğru küçük adımlarla ilerledim.Hiçbir şey demedi.
    Ardıma baktım çaydanlığı tutmuş çay koyuyurdu bardağına.
    Sessizce odadan çıktım.Saat ilerlemişti.
    Hâlen içerdeydi.Yanıma hiç gelmedi.
    Düşüncelerle yatak odasına yatmaya gittim.Sabah perdenin aralığından odayı loş bir ortam yaratan güneşin ışığıyla uyandım.Etrafıma baktım yok yatmaya gelmemişti.Kalkıp elimi yüzümü yıkamaya banyoya gittim.Onun çalışma odasında uyuya kalmış olabileceğini düşünerek odaya doğru ilerledim.Kapıyı açtım geceden kalma sigara kokusu hâlâ dağılmamıştı "demek sabaha kadar sigara içmiş"deyip içeride olmadığını görüp mutfağa doğru"Kahvaltıyı beklemeden işe gitmiş"düşüncelerle yürüdüm.Kapı bir iki kere çaldı.Düşünceler zilin çaldığını duymama engel oluyordu.Üçüncü kez çaldığında duydum.
    Kapıyı açtım.Elinde ekmekle karşımda duruyordu.İçeri geldi.
    +"Hadi güzel bir kahvaltı hazırla"
    -"Tamam"deyip mutfağa gittim.
    Mutfağa yanıma gelip kahvaltı hazırlamak için yardım etti.Neşesi yerine gelmişti.Gülüyor arada şarkılar söyleyip bana bakıyordu.Onu öyle görünce benim de keyfim yerine gelmişti.Kahvaltımızı ettik.İşe gitmek için tam dışarı çıkarken.
    +"Karıcım"diye seslendi.
    -"Efendim"herhalde birsey unuttu diye koşarak gittim.
    +"Seni öpmeden çıkacaktım."
    Gülümseyip yanağımı uzattım.Dudaklarının o yumuşaklığıyla içten ve sevgi dolu bir öpücük kondurdu yanağıma.
    -"Oldu mu?"dedim.
    +"Evet oldu.Hadi akşama görüşürüz"deyip gitti.
    -"Görüşürüz"
    Ve kapıyı kapattım.Yine gülümsememe sebep olan erkeğe aşık oldum.Ardında sevgisini ve neşesini bırakıp gitti.
  • Ver sesini rüzgar konuşsun,
    Umudu sevdalara bölen yüreğin,
    Bergüzar olsun yarınlara...
    Gül ki, gül açsın gülüşün,
    Elif gözlerinin ışığıyla dolsun gün,
    Şavkın vursun aynalara küçüğüm.

    Sabahın gözleri güneş kokuyor
    Gecenin gözleri korku
    Sorma nedir diye umut?
    Al bu gül desenli baharı
    Yaşamın kilimine doku
    Gül ki, gül açsın gökyüzü
    Sevinç sana yakışıyor küçüğüm

    Özlediğinde,
    Ölümüne özle sevdiklerini
    Sevdiğinde, ölümüne sev
    Ki,sevdanın bütün renkleri,
    Duygu duygu,
    Nakış nakış yüreğine işlesin...
    Ömrün sonsuzluk kadar uzun
    Mutluluk kadar güzel olsun küçüğüm.

    Unutma,
    Sevinci kalbinin üstünde öpücük ,
    Dudağının kıyısında gülücük gibi taşı.
    Bir kır çiçeği kokusunda,
    Karşılamak için umudu her sabah yeniden,
    En mutlu şiirler oku karanlığa...

    Ellerin buz tutsa, donsa da gülücüğün,
    Üşüse de yüreğin karda - kışta,
    Ne kadar soğuk olursa olsun dünya,
    Ne kadar karanlık olursa olsun,
    Yine de,
    En güzel gülüşünle karşıla hayatı küçüğüm...

    Korkma,
    Güneş her sabah yeniden doğar,
    Yeniden açar çiçekler her bahar...
    Umudu dost tutup yüreğine,
    Yılmadan, yıkılmadan meydan oku hayata,
    Kuş uçmaz, çiçek açmaz, sabah olmaz gecelerde,
    Karanlığın en kuyulaştığı yerde de kalsan.
    Kırılma, küsme, yılma, yıkılma,
    Sen yine de şiirler yaz aydınlık günler için.
    En mutlu şiirler oku, karanlığa inat küçüğüm...

    Ömür ki, nazlı bir ceylandır,
    Ölüm iz süren bir avcı...
    Sen bir gül dalısın unutma!
    Yol yol düşlere uzanan,
    Aysız da olsa geceler,
    Titreme,
    Üşür, üzülür anan...

    Sen ki, bahar kadar güzel,
    Gökyüzü kadar özgürsün.
    Gül ki, gül açsın bahçeler,
    Tüm çocuklar seninle gülsün.

    Ey benim nazlı ceylanım, hasretim,
    Sevgi pınarım, tutkum, küçüğüm...
    Bir elin güneşe selam dursun,
    Bir elin özlem yoğursun.
    Umudu dik bahçene,
    Gülü senin,
    Dikeni benim olsun...

    Nuri CAN
  • Ölmeden önce dudaklara bırakılan,
    gözyaşlarıyla tuzlanmış buz gibi bir öpücük soğukluğu var içimde şimdi..
  • Ama kadınlar, diye düşündü, çakısını kapatarak, tutkunun ne olduğunu bilmiyorlar. Erkekler için ne anlama geldiğini bilmiyorlar. Clarissa buz gibi soğuktu. Kanepede yanında oturur, elini tutmasına ses çıkarmaz, ona bir öpücük verirdi. Dörtyolağzına ulaşmıştı Peter.
  • Serinin ikinci kitabıdır. Hikayemizin devamında vampirciklerimiz büyümeye devam etmektedirler ve bazı küçük aşk problemleri ile kitap muhteşem benligini yitirmeye devam eder. Cidden zihninize nasıl virüs bulaştırırız? Sorusuna cevap bulmuşlar.
  • Yavaş yavaş bütün izler yok olur. Unutulan yalnız ayak izleri değildir. Her şey, su, suyun altındakiler, hepsi gider, sadece hava kalır. Unutulanın nefesi bile kalmaz. Yağmur oluklarında rüzgâr, baharda çabucak eriyen buz gibi, hava gibi geçip gider. Bir öpücük isteyen haykırışı bile duyulmaz.
    Sevgili.
  • Kitabı okurken hep başucumda durdu. Bazen heyecanlanırken, bazen gerilirken gördüm kendimi. Rose; Lissa'nın aklından ne geçerse, ne yaparsa veya ne hissederse algılayabiliyordu. Buda aralarındaki pasifik bağdan kaynaklanıyordu. En sonunda da eğlenceleri kana bulandı. Kitabın kurgusunu da oldukça beğendim. Tavsiye ederim.