• Brandon Sanderson günümüzün en başarılı fantastik edebiyat yazarları arasında hiç kuşkusuz. Yazarla Fırtınaışığı Arşivi serisi ile tanışmış ve serinin ilk iki kitabını okumuş, her iki kitaba da bayılmıştım. Bu serinin üçüncü kitabı henüz dilimize çevrilmediği için yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Sissoylu serisine başlayayım dedim, iyi ki de demişim. Serinin ilk kitabı olan Sissoylu: Son İmparatorluk'u okudum ve çok beğendim. Brandon Sanderson inanılmaz bir hayal gücü ve zekaya sahip kesinlikle. Yazarın bir hayli hacimli olan iki serisi hakkında da bilgi sahibi olmuşken kendimce "Bir yazar, içinde bu kadar detay barındıran iki seri yazar da iki seride de okuru nasıl bu kadar hayrete düşürebilir?" diye düşündüm. Demek istediğim Tolkien daha çok Yüzüklerin Efendisi, J. K. Rowling Harry Potter, George R.R. Martin Buz ve Ateşin Şarkısı serileriyle tanınırken Brandon Sanderson birden fazla seri yazıyor ve hepsi belli bir seviyenin üstünde; Sanderson'un kitap yazma konusunda inanılmaz bir verimliliği var ve birden fazla kitabı aynı anda yazıyor.

    Son İmparatorluk'un başlarında kitaba alışmaya çalıştım çünkü çok ilginç şeyler var ve fantastik kitaplar zaten başlangıçta okurda bir kafa karışıklığı yaratabiliyor. O evrene ve olaylara alıştıktan sonra ise kitap aktı gitti. Lord Hükümdar tarafından yönetilen bir toplum düşünün, Lord Hükümdar kendini tanrı olarak tanıtıyor bu topluma. Sınıfsal ayrılıkların olduğu bu toplumda skaalar yani köleler, asiller, obligatörler ve sorgucular var. Bir skaa grubu ise Lord Hükümdar'ın bu totaliter yönetimine son vermek istiyor. İsyancı skaalar kendilerine bu iş için bir çete kiralıyorlar, başlarında ise Kelsier var, "Hathsin Firarisi Kelsier." İşte kitabımızda bu grubun Lord Hükümdar'ı tahtından indirmek için yaptıkları anlatılıyor tabii bu sadece genel bir konu. Bir sürü yan olay, yan karakter, birçok değişik mekan da mevcut Son İmparatorluk'ta. Sonu ise son derece heyecanlı, şaşırtıcı ve merak uyandırıcı. Yazarın hayal gücüne ve yazma yeteğine saygı duymamak olanaksız.

    Brandon Sanderson kitaplarında günümüzün toplumsal sorunlarına da değinen bir yazar. Sissoylu serisinde de bunu bolca göreceğim çok belli ki kendisinin en sevdiğim yönlerinden biri de bu. Örneğin bu kitabında sınıf ayrılıklarını görüyoruz, baskıcı bir yönetimin topluma yaşatabileceği sıkıntıları görüyoruz, güç-zayıflık, iktidar, din gibi birçok konuda yeri geldiğinde felsefik konuşmalara şahit oluyoruz. O yüzden bu tür kitapların yeri bende çok ayrı. Hem olayların içinde okuru yaşatan, karakterlerle okuru bir bütün haline getiren, hem de insanı çeşitli konularda düşünmeye sevk eden kitaplar çok fazla okunmayı hak ediyor. Tabii ne yazık ki ülkemizde fantastik edebiyat gibi alanlara bakış açısı oldukça sığ olan bir "okur kitlesi" var.

    Sonuç olarak ben Sissoylu serisinin bu ilk kitabına bayıldım. Muhteşem bir kitap okudum diyebilirim. Özellikle bu türden hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum Son Imparatorluk'u. Kitabın hacmi kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Bense en kısa zamanda serinin ikinci kitabı olan Sissoylu: Kuşatma'yı da okuyacağım.
  • Bir okuyucu, ölmeden önce binlerce hayat yaşar. dedi Jojen. Hiç okumayan insan sadece tek hayat yaşar.


    🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁🍁
    A Game Of Thrones: Ejderhaların Dansı - Kısım: 2 - Buz ve Ateşin Şarkısı 5
  • Adeta sevgilimden ayrıldım.
    İçimde adsız bir burukluk.
    Zamansız terkedilmişliğin acıtan gururu.
    Tamam olmaya alışmış ruhumda bir eksiklik.
    Ne zaman kavuşacağımı bilmediğim bir sevgili.
    Önümde çabuk geçmeyecek sayısız günler.
    Saçmasapan bir şeyler...

    Birileri elini çabuk tutmalı.
    Ben sevgiyi uzaktan uzağa yaşayamam.
    Kavuşmalı.
    Yeniden sarmaş dolaş olmalı.

    Son kitabı bitirme süremin uzunluğu asla sıkıldığımdan falan değil.
    Aksine çok akıcı, heyecanlandırıcı ve merak uyandırıcıydı.

    Bu sefer spoiler vermeyeceğim ama neredeyse bütün kişiler, olaylar, uçurumun kenarında asılı kaldı. Yazar onları iter mi, çeker mi bilemiyorum ama elini çabuk tutsa iyi eder.

    Seriye ilk başladığımda araya başka hiç bir kitap almayacağımı söylemiştim, nitekim öyle de yaptım. Buz ve Ateşin Şarkısı ile yattım, kalktım. Bazen çok sıkıldım, bazen özledim, bazen öfkelendim ama bırakmadım ve bitirdim ve bitirdiğime şimdiden pişmanım. Zamana yaysam daha mı iyi ederdim..?

    En azından yeni kitapla buluşana değin, okunacaklar listeme aldığım diğer kitapları okumaya başlayabilirim. Çok merak ettiklerim var. 1K’ya kaydolduğumdan beri ilk defa “başka” bir kitap okuyor görüneceğim, bu seri dışında. Acaba Martin’i aldatıyor sayılır mıyım? Muhtemelen sadece ve sadece kendimi aldatırım.

    Okuyun.
    Okutturun.
    Kocaman bir dünyaya giriş yapın.
    Ve benim şu anki yaşadığım kötü hissi siz de yaşayın.
  • Arkadaşlar elinde Buz ve Ateşin Şarkısı serisi bulunan ve satmak isteyen birileri var mı?
  • Buz ve Ateşin Şarkısı serisini bitirmeden başka kitap okumamaya niyetlendiğimi hatırlatmak isterim. Bu üst üstelikle, yoğunlukla ve adanmışlıkla kendimi İzmir’de değil Diyar’da hissediyorum dersem yalan olmaz.

    Kralların Çarpışması’nda olan fiziki savaşlardan ziyade bu kitapta (kısmen) psikolojik savaşlar yaşanıyor diyebilirim. Bir ölü kral ve savaşı kaybeden başka bir kral adayından sonra daha çok elde kalan beş kral adaylarının mücadelelerini okuyoruz.

    Diyar büyük savaştan sonra daha sakin görünüyor.
    Sakin ama tekinsiz.
    Fakir.
    Aç.
    Ve vahşi.

    Bu kitapta taht oyunlarının nasıl oynandığı daha iyi idrak edilebilir. Yapılan evlilikler, ihtiraslar, hırslar, inançlar, gururlar, kin.. Her kavram Demir Taht’a olan mesafeyi açıp kapatabiliyor.

    Diyar’da bunlar olurken..
    Doğuda, Dany bir ordu yaratmaya devam ediyor.
    Kuzeyde, Ötekiler’den kaçan yabanıllar ordusu Sur’a dayandı ve kaçmaya çalışıyor. Aşabilirlerse.
    Gece nöbetçilerinin Akgezenler ile ilgili gönderdiği elçiler, mesajlar karşılığını bulmuyor.

    Bana göre bu kitabın en ilgi çekici kısımlarından biri, Tyrion’ın, doğumundan bir süre sonra yaşanan bir anıyı öğrendiği an. Bu anıda ablası Cercei’nin kendisine duyduğu nefret ve tiksinti gerçeğiyle yeniden öyle bir çarpışıyor ki, Tyrion’a sabrından ve duruşundan dolayı bir kez daha saygı duyuyorum. Bence küçük ama en büyük ve gerçek adamlardan biri Tyrion Lannister.

    Bir diğeri de sonlarda yer alan ve Jaime’nin bizzat ağzından dinlediğimiz Robert’ın Demir Taht’ı işgâli olayı. Jaime neden Kral Katili oldu? Nasıl oldu? Neredeyse bütün seriyi etkileyen bu vakayla alakalı kafalardaki tüm boşluklar doluyor. Yazar bilmediğimiz başka boşluklar olduğunu bize kanıtlamadığı sürece.
  • Buz ve Ateşin Şarkısı son dönemlerde daha çok dizisiyle bilinen George Raymond Richard Martin'in başyapıtı...

    "Spoiler"

    Dizinin ilk iki sezonunu izleyen biri olarak bu seriye kitapla devam etmek istedim çünkü izlediğim kadarıyla daha karakterleri tanımadan olaylar başlıyor: kraliçenin entrikaları, Kışyarı Lordunun sürekli ihanete uğraması, kraldan sonra aslında kralın varisi olmayan Joffrey'in demir tahta oturması, dört bir yandan kralların türemesi vs vs olaylar çok hızlı gelişiyor. Ama kitabı okurken hele ki olay örgüsü bilindikten sonra karakter analizi yavaş yavaş daha sağlam oluşturuluyor. Yani "Ben diziyi izledim kitabı okumama gerek yok." demeyin.

    Goerge R.R. Martin dünyayı yeniden şekillendirdiği bu eseri oluştururken şüphesiz tarihten ilham almıştır.Bu fikre alttaki linke tıklayarak katılabilirsiniz.

    http://www.tarihkomplo.com/...r-ve-irklar.html?m=1

    Son olarak Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ilk kitabı olan Taht Oyunları' nda yazar bize onur yada sevgi kavramının hangi durumlarda ağır basacağını açıkça gösteriyor.