"Namazi bitirdiginiz zaman Allahi ayaktayken, otururken ve yaniniz üzere iken aniniz." (Nisa suresi 102)
Ibn Abbas (radiyallahu anh), bu ayeti kerimeyi söyle tefsir etmistir: "Gecede, gündüzde, karada, denizde, seferde, hazarda, yolculukta, yerinde ikamet halinde, zenginlikte, fakirlikte, hastalikta, sihhatta, gizlide ve acikta Allahin zikredilmesi gerek demektir."
Her ahvalde zikr edilmesinin manasi söyledir:
Kul, dört halden uzak degildir: Taat ve ibadet, masiyet ve günahkarlik, nimet ve refahu saadet, sidded ve mesakkat.
Zikir, ibadetlerin en faziletlisidir. Fakih Ebu'l-Leys Semerkandi merhum, bunun hakkinda Tenbihul Gafilin kitabinda diyor ki: "Cenabi Hak, sair ibadetlere mikdar ve vakitler tayin buyurdugu halde zikir icin mikdar ve vakit tayin buyurmayarak cok cok zikredilmesini, yani ehr ahvalde zikr edilmesini emir buyurmustur.
Imanin sahih olmasi icin Istidlal (Delil ile bilmek) sart degildir. Mukallidin (Baskalarina uyarak iman edenin) imani da sahihtir. Su kadar ki, taklitte kalip da istidlali terk etmek, delile dayanmayi yerine getirmemek, yani Cenabi Hakkin varligina, ilim ve kudretine delil olup sahitlik eden mevcudada, esyaya, onlardaki nizam ve intizama dikkat ve fikr ile bakarak imani kuvvetlendirmeye calismamak bir günahtir. Taklitte olan imanin (Allah saklasin) zeval bulup gidivermesinden korkulur. Bu tehlikeden dolayi istidlal etmek vacib olmustur.