“2020 Goodreads yılın en iyi romanı” seçilen kitabımızla merhaba.Çok okunmuş,çok sevilmiş kitapları sevmeye baştan yatkınlık duyduğunuz oluyor mu?Bana oluyor, ama bu yargıya rağmen sevemediğim
Beni de aynı konularda ciddi bir hayal kırıklığına uğramıştı bu kitap ama herkes simyacı ya çok benzediğini söylemiş buna çok şaşırdım. Simyacıyı ayıla bayıla okuyup bundan zerre zevk alamadım. Sanırım yazım diliyle alakalı simyacıda biraz daha masalsı gizemli bir hava vardı ve her şeyin sonunda güzel olacağı hissi hakimdi. Bu kitapta tam tersi bir karamsarlık hakim gibi ve her şey ulu orta yazılmış bir saniye bile ne denilmek istendi acaba diye durup düşünmeye gerek yok çünkü her şeyi okuyorsun zaten. Fazla kolay olduğu için tatmin etmedi beni sanırım 🤷
“2020 Goodreads yılın en iyi romanı” seçilen kitabımızla merhaba.Çok okunmuş,çok sevilmiş kitapları sevmeye baştan yatkınlık duyduğunuz oluyor mu?Bana oluyor, ama bu yargıya rağmen sevemediğim
Beni de aynı konularda ciddi bir hayal kırıklığına uğramıştı bu kitap ama herkes simyacı ya çok benzediğini söylemiş buna çok şaşırdım. Simyacıyı ayıla bayıla okuyup bundan zerre zevk alamadım. Sanırım yazım diliyle alakalı simyacıda biraz daha masalsı gizemli bir hava vardı ve her şeyin sonunda güzel olacağı hissi hakimdi. Bu kitapta tam tersi bir karamsarlık hakim gibi ve her şey ulu orta yazılmış bir saniye bile ne denilmek istendi acaba diye durup düşünmeye gerek yok çünkü her şeyi okuyorsun zaten. Fazla kolay olduğu için tatmin etmedi beni sanırım 🤷
Simyacı’yla benzerliği üslubunda ya da dilinde değil aslında. İkisinin de kişisel gelişim sosunda pişirilmesi sorun. Sevenine saygı duyarım, ama ben kişisel gelişim pazarlamasını edebiyatta görünce kış, öte git diye bağırıyorum 😊
66 sayfacık kısacık bir kitap. Kendisine bir öykü kitabı demekten kendimi men ederim. Bu, Zip’lenmiş koca bir romandır. Ve hatta bu bücür boyuna bakmadan, yazarın “
Kadınlar Ülkesi” kitabına da bir omuz atıp öne geçer. ‘Şahsının vekarlı kudretinin bilincinde’ bir kitaptır. Aman su gibi okurum gider demeyin..Okuyorsunuz, ama bir yere gitmiyor. Oturup anlatmayı sürdürüyor.
“Sarı Duvar Kağıdı”
Charlotte Perkins Gilman’ın distopyasına kıyasla, açık ara çok daha başarılı, kendini daha net ifade edebilmiş, imgeleri muhteşem bir beceriyle kullanabilmiş, varacağı yere kısa yoldan varmış bir kitap. Gilman’ın feminist dünya görüşünü, çağının çok çok ilerisindeki alternatif bakış açısını imgelerle örerek ama daha güçlü yansıtabildiği bir kitap.
Bu kitap, “yazıldığı günden beri en çok tartışılan ve incelenen korku eserlerinden” biri olmuş. Korku öyküleri diye tanıtılıyor ve evet bunu çok iyi işlemiş kitaplardan biri. Ama ben okurken Gilman’ın korku, delilik temalarını anlatılan kadın hikayelerini güçlendirmek için kullandığını düşündüm.
Bunlar, Gilman’ın duvarların içine hapsolmuş, kör kuyularda bırakılmış, delirmiş kadın karakterlerinin çığlığını daha da yukarı taşımış.
Bu şahsı muhterem kitabın anlattıklarına dair en güzel ve detaylı incelemeyi bir arkadaşım yaptı. Feminist bir bakış açısıyla kitabı didik didik ettiği incelemeyi yorumlara bırakacağım linkten okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar..
Çok güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık. Beklediğimden çok daha güzel ve derin bir hikayeydi itiraf etmeliyim. Hikaye ilerledikçe gerçekliğin halüsinasyonlarla iç içe geçmesi Sadık Hidayetin kör baykuşunu hatırlattı bana.
66 sayfacık kısacık bir kitap. Kendisine bir öykü kitabı demekten kendimi men ederim. Bu, Zip’lenmiş koca bir romandır. Ve hatta bu bücür boyuna bakmadan, yazarın “
Kadınlar Ülkesi” kitabına da bir omuz atıp öne geçer. ‘Şahsının vekarlı kudretinin bilincinde’ bir kitaptır. Aman su gibi okurum gider demeyin..Okuyorsunuz, ama bir yere gitmiyor. Oturup anlatmayı sürdürüyor.
“Sarı Duvar Kağıdı”
Charlotte Perkins Gilman’ın distopyasına kıyasla, açık ara çok daha başarılı, kendini daha net ifade edebilmiş, imgeleri muhteşem bir beceriyle kullanabilmiş, varacağı yere kısa yoldan varmış bir kitap. Gilman’ın feminist dünya görüşünü, çağının çok çok ilerisindeki alternatif bakış açısını imgelerle örerek ama daha güçlü yansıtabildiği bir kitap.
Bu kitap, “yazıldığı günden beri en çok tartışılan ve incelenen korku eserlerinden” biri olmuş. Korku öyküleri diye tanıtılıyor ve evet bunu çok iyi işlemiş kitaplardan biri. Ama ben okurken Gilman’ın korku, delilik temalarını anlatılan kadın hikayelerini güçlendirmek için kullandığını düşündüm.
Bunlar, Gilman’ın duvarların içine hapsolmuş, kör kuyularda bırakılmış, delirmiş kadın karakterlerinin çığlığını daha da yukarı taşımış.
Bu şahsı muhterem kitabın anlattıklarına dair en güzel ve detaylı incelemeyi bir arkadaşım yaptı. Feminist bir bakış açısıyla kitabı didik didik ettiği incelemeyi yorumlara bırakacağım linkten okuyabilirsiniz.
Keyifli okumalar..
Çok güzel bir inceleme olmuş elinize sağlık. Beklediğimden çok daha güzel ve derin bir hikayeydi itiraf etmeliyim. Hikaye ilerledikçe gerçekliğin halüsinasyonlarla iç içe geçmesi Sadık Hidayetin kör baykuşunu hatırlattı bana.