• Mayıs Ayı Hikaye Etkinliği

    (Kaç nolu resim olduğunu ön yargıya kapılmadan okumanız için en sona bıraktım.)

    (Mümkünse şu müzik eşliğinde okuyun.

    https://youtu.be/A3CK21RhynY )

    Peter:
    Anne baba nerdesiniz?

    Wilma:
    Burdayım Peter.

    Peter:
    Bir an sizi görmeyince çok korktum.

    Wilma:
    Endişelenecek bir şey yok oğlum. Daha saat sabahın beşi. Hadi yat uyu bakalım şimdi. Sabah olunca konuşuruz tamam mı?

    Peter:
    Peki anne.

    Wilma:
    Hadi uyu bakalım tatlım.

    Peter:
    Anne

    Wilma:
    Efendim tatlım

    Peter:
    Anne beni hiç bırakmayın olur mu?

    Wilma:
    Nerden çıkarıyorsun böyle şeyleri, biz seni hiç yalnız bırakır mıyız? Sen hep bizimle olacaksın güzel evladım benim.

    Peter:
    Peki anne.


    Frank:
    Aşkım, Wilma, kravatım nerde gördün mü?

    Wilma:
    Ah be Frank, ah canım kocacım orada komidinin üzerinde. Az önce kendin koydun ya oraya.

    Frank:
    Evet gördüm aşkım.

    Wilma:
    Hadi kahvaltıya, sofra hazır.

    Frank:
    Ben geç kalıyorum işe, hemen çıkmam lazım.

    Wilma:
    Hayır olmaz Frank. Hemen kahvaltını yap öyle çık. İş yerinde halsiz ve yorgun düşmeni istemem.

    Frank:
    Bayılıyorum senin bu ince düşüncelerine Wilmacım.

    Wilma:
    Ben de senin bu sözlerine bayılıyorum tatlım.

    Peter:
    Anne-baba neden bayılıyorsunuz?

    (Gülüşmeler)

    Wilma:
    Benim güzel oğlum. Yani çok hoşuma gidiyor anlamında kullanıyoruz biz o kelimeyi.

    Peter:
    Peki o zaman neden öyle söylemiyorsunuz? Yoksa benden bir şeyler mi gizliyorsunuz?

    Frank:
    Benim biricik oğlum. Bizim senden hiçbir gizli saklımız olmadı, olmaz da. Yani biz o sözcüğü daha iyi hislerimizi anlattığını düşündüğümüz için kullanıyoruz.

    Wilma:
    Frank bırak şimdi sen Peter’ı. Hani sen işe geç kalıyordun.

    Frank:
    Tamam başladım bile. Biliyor musun aşkım?

    Wilma:
    Neyi?

    Frank:
    Hindenburg öldüğünden beri ülkede anormal şeyler oluyor.

    Wilma:
    Evet çok sevdiğimiz bi cumhurbaşkanı idi.

    Frank:
    Bugün gazetede ona dair yazılar yazacağım tabii izin verirlerse.

    Wilma:
    Yani gazetelerin, mecmuaların sesini kısmak hiç olacak şey değil tabii ki.

    Frank:
    Pek tabii değil ama..

    Wilma:
    Zaten hiç sevemedim o bücür bacaklıyı.

    Frank:
    Neyse bunları sonra konuşuruz. Hadi ben kaçtım.

    Wilma:
    Yine sefer tasını giderken bisikletten düşürme.

    Frank:
    Sen ikaz ettin ya yine düşürürüm.

    Wilma:
    Yaaa ama...

    Frank:
    Yok Wilmam. (dudağına öpücük kondurur.) Tabii düşürmem. Yani umarım.

    Wilma:
    Tamam tamam. Hadi kolay gelsin. Müdürle aranı bozma sakın.

    Frank:
    (Bisikletiyle giderken el sallayarak) Bozmam merak etme.

    Wilma:
    Hadi bakalım oğlum. Büyük çocuğu gönderdik sıra küçük çocukta. Hadi ama ne diye mızmızlanıyorsun. Yesene kahvaltını.

    Peter:
    Yiyorum anne.

    Wilma:
    Ben neden göremiyorum acaba? Benim oğlum yemeklerini yiyecek büyük adam olacak. Şansölye olacak. Başkan olacak. (Yanına gider ve kovalamaca başlar.) Sen yemeğini yemezsen o zaman ben seni yerim. Ham Ham Ham

    (Gülüşmeler)

    Peter:
    Anne yemeğimi bitirdikten sonra dışarıda Eric ile oynayabilir miyim?

    Wilma:
    Tabii ki oğlum. Ben de bu arada evi temizlerim. (Fısıltı şeklinde konuşarak) Şimdi ne olacak, eğer dedikleri gibi yaparlarsa, e o zaman bizler napıcaz? Aman Tanrım düşünmek bile istemiyorum.

    Peter:
    Ne konuşuyorsun anne?

    Wilma:
    Yok bişi oğlum. Sen bitirdin mi kahvaltını?

    Peter:
    Bitirdim anne.

    Wilma:
    Hadi seni bahçeye çıkartayım o zaman. Eric’i de çağıralım.

    Peter:
    Anne oyuncaklarımı da alabilir miyim?

    Wilma:
    Tabii ki yavrum alabilirsin. İstediğini al. Hadi çıkalım.


    ......
    O gün hava mayıs ayının tüm güzelliklerini sunuyor, güneşin parlaklığı çimenlerini yeşilin daha canlı kılıyor, havanın hafif esintisi insanları dışarıya bir an önce kendilerini atma konusunda sabırsızlandırıyordu.
    .....

    Wilma:
    Rebeka, Rebeka!

    Rebeca:
    Ah Wilma sen miydin?

    Wilma:
    Evet benim. Bizim yumurcak Eric ile oynamak istiyormuş.

    Rebeca:
    Dur ben Eric’i çağırayım. Eric oğlum.

    Eric:
    Efendim anne.

    Rebeca:
    Hadi kuzum hava güzel, dışarı çıkın da bahçede oyun oynayın.

    Wilma:
    Rebeka napıyorsun, nasılsın.

    Rebeca:
    Bildiğin gibi bizimkini okula gönderdim. Ben de oğlana atkı örüyordum. Sen nasılsın?

    Wilma:
    İyiyim ben de iş güç bildiğin gibi. Bizim sakarı gönderdim ben de. Yine işe giderken dün sefer tasını düşürmüş. Yani düşürmesi bişey değil de yaptığım yemeklere acıyorum.

    Rebeca:
    Ay öyle canım sorma, bizimki de sanki ağzı delikmiş gibi her çorba içişinde üzerine döker.

    Wilma:
    İzak Bey tarih öğretmeniydi değil mi?

    Rebeca:
    Evet canım tarih öğretmeni.

    Wilma:
    Ya bu böyle olmayacak. Benim biraz işim var. Temizlik yapıcam. Bana gel da kahve yapayım. Şöyle bi güzel laflarız veranda da.

    Rebeca:
    Tamam Wilmacım ortalığı toparlayım ben de gelirim.

    Wilma:
    Hadi o zaman görüşürüz.


    ......
    Biesdorf Berlin’in sanata ve tarihe düşkün mimari yapısı ve doğanın kusursuz güzelliği ve içinden geçen Wuhle nehri ile yaşanılası şirin bir kasabaydı. Müller ailesi ile Schütze ailesi biri katolik biri yahudi olmasına rağmen birbirleriyle çok iyi geçinen iki komşu aileydi. Kasabada cereyan eden ufak tefek birkaç hadiseyi saymazsak yahudi kökenli aileler o ana kadar hiçbir sorun yaşamamışlardı. Ayrıca bu iki aile civarda başka aileler olmasına rağmen birbirleriyle çok iyi anlaşıyor. Birbirlerinin dini günlerini kutluyor ve hediyeleşiyorlardı.
    ......


    Peter:
    Eric gördün mü topaçımı? Dün babam aldı bana.

    Eric:
    A nasıl bişey bu.

    Peter:
    Böyle ipi sarıyorsun sonra fırlatıyorsun ve dönüyor.

    Eric:
    Hadi yapsana bi

    Peter:
    Önce topaçı bi sarayım. Bak izle şimdi. Yani babam gibi yapamadım ama babam çok güzel döndürüyor. Eric al bide sen dene.

    Eric:
    Peter bizi buradan kovacaklarmış.

    Peter:
    Kim kovuyor sizi? Hem neden kovacaklarmış ki?

    Eric:
    Biz yahudi olduğumuz için bizi sevmiyorlarmış.

    Peter:
    Ama biz seviyoruz. Kim söyledi sana bunu?

    Eric:
    Annemle babam konuşurlarken duydum.

    Peter:
    Yok öyle bişey. Hiç olur mu? Sen benim en iyi arkadaşımsın. Gel bisiklet sürelim biz.

    Eric:
    Tamam


    .....
    Wilma ev temizliğini bitirmiş, Rebeka’da işlerine düzene koyar koymaz Wilma’nın bahçeye bakan geniş verandasında kahvelerini içmeye başlamılardı bile.
    .....


    Rebeca:
    Wilma nolucak bizim bu halimiz?

    Wilma:
    Ne olmuş ki halinize?

    Rebeca:
    Görmüyor musun etrafta bizlere yapılanları, söylenenleri. Her geçen gün daha da sıkmaya başlıyor bu durum beni.

    Wilma:
    Yani aslında görüyorum ama düzeleceğini ümit ediyorum.

    Rebeca:
    Savaş çıkartacakmış bu Hitler. Bizi de buralardan sürgüne göndereceklerini söylüyorlar. Sence yaparlar mı böyle şeyler?

    Wilma:
    Yok canım benim. Sen benim 30 yıllık arkadaşımsın. Biz birlikte doğduk burada. Beraber büyüdük. Sen benim kardeşim gibisin. Sizi götüremezler. İzin vermem ben.

    Rebeca:
    Ay inşallah öyle olur. Biz naparız buradan gidersek. Hem Eric daha çok küçük.

    Wilma:
    Biliyorum, biliyorum. Göreceksin bak, her şey yoluna girecek. Yine biz senle tarlamıza ekin ekeceğiz, beraber bağda üzüm toplayacağız, birlikte seninle reçel yapacağız. Merak etme o Hitler denen adamı başımızdan defedeceğiz. Üzme sen kendini.


    ....
    Hayat böyledir işte. Sen hayal kurarsın ama hayat kendi rolünü oynar ve hep sürpriz yapar. Hiç beklemediğin bir anda kapının önünde istemediğin olaylar seni hazırlıksız yakalayıverir. Sen, kaderin sana biçtiği hayat tiyatrosunda kendi rolünü başarılı bir şekilde oynamaya çaba gösterirsin. Dostoyevski’nin dediği gibi “Kendi planlarımızı yapıyorduk ama kaderin de planları olduğunu unutmuştuk.” O istenmeyen kara bulutlar yavaş yavaş Biesdorf kasabasına yaklaşmıştı bile. Bunun ipuçları Frank’in dilinden dökülmekteydi.
    ....


    Frank:
    Aşkım ben geldim.

    Wilma:
    Hoşgeldin bitanem. Nasıl geçti bu gün işin?

    Frank:
    Yorucu ve üzücüydü. Bu günkü haberler hiç iç açıcı değil.

    Wilma:
    Hayırdır ne oldu? Seni üzen nedir? Neymiş o kötü haberler?

    Frank:
    Şu SS Partisi. Hitler Şansölye ilan edildikten sonra ülke hızla bir değişime girdi. Herkes tuhaflaşmaya başladı. Aşırı milliyetçi söylemler, yahudilere yapılan kötü muameleler, kin, nefret ve öfkenin tüm her yere yayılması, insanların birbirine olan güven duygusunun kaybolması, sevgisiz bi toplum olduk Wilma. Bizim gazetede sadece Hitleri öven yayınlar yapmamız bekleniyor. Biz böyle değildik. Bize neler oluyor canım?

    Wilma:
    Evet çok haklısın. Ben de olan biteni görebiliyorum. Tüm bunlar İtalya’nın faşist uygulamaları yüzünden başladı. O adam bizimki ile çok yakınlık kurdu. E nolacak üzüm üzüme baka baka kararıyor işte.

    Frank:
    Yani aşkım bu gidişat bizi nerelere götürür bilemiyorum. Ama baskıcı sistem, bu sistematik baskılar, bu aşırılık söylemleri hiç doğru değil. Bu söylemler bizi felakete sürükler. Ben bunca yıllık komşum Schütze ailesi ile düşman mı olacak mışım? Onlar sırf yahudi olduğu için onlardan nefret etmemi bekliyorlar.

    Wilma:
    Daha bugün konuştuk Rebeca ile bu konuları bizde. Açıkçası çok tedirgin ve çok korkmuş durumda. Ne yapacağını bilemez bi halde. Sanki her an evlerini yerle bir edeceklermiş gibi korku ile bekliyor. Onları teskin etmemiz gerek Frank. Bu bizim onlara karşı görevimiz. O benim en yakın arkadaşım ve dostum.


    .....
    Beklendiği gibi de oldu. Kara haberler çok hızlı bir şekilde yayıldı. Anlaşılan o ki propaganda bakanı Goebbels (Göbels) işini çok iyi yapıyordu. Alman halkına nefreti aşılamış, her türlü kötülüğün sorumlusu olarak yahudileri işaret etmiş ve onlar da üzerine düşeni yapmıştı. Önceleri yahudiler sarı bant takma zorunluluğu getirilmiş, memuriyet görevleri yapmaları yasaklanmış, mal varlıklarını kayıt ettirmeleri mecbur tutulmuştu. Tarihler 9 Kasım 1938’i gösterdiğinde ise, ileride her yerde kırılan yağmalanan yahudi dükkanlarının cam kırıklarının sokaklara saçılması nedeniyle “Kristal Gece” olarak adlandırılan o gün de, yahudilere karşı şiddet hareketi başlamıştı. Polislerin durup seyrettiği bugünde yahudilerin dükkanları yağmalanmıştı. Artık fitil ateşlenmiş ve planlı nefret tohumları meyvelerini vermeye başlamış, yahudilere karşı uygulanan kötülük hareketi başlamıştı.
    ......


    Nazi askerleri (hep bir ağızdan bağırarak):
    Tüm yahudiler dışarı, evde hiçbir yahudi kalmayacak, buradan gidiyorsunuz. Hadi çabuk, çabuk, terk edin evlerinizi. Bu size devletimiz ve partimiz tarafından verilen bir emirdir.

    Rebeca:
    Napıcaz İzak? Nolucak şimdi?

    İzak:
    Bilemiyorum Rebeca. Bende bilmiyorum. Ama sende yaşananları görüyorsun işte. Adamlar delirmiş gibi bizlere saldırıyorlar. Bu işin şakası yok. Hemen çantayı hazırlada çıkalım. Bu pislik heriflerden her şey beklenir. Sağı solu yok bunların.

    Rebeca:
    Nasıl yani? Geri gelemeyecek miyiz?

    İzak:
    Yahova (Allah) bilir. Umarım tekrar geliriz. Sen şimdi oyalanmadan hemen önemli eşyaları bi çantaya koy da çıkalım. Yoksa çanta bile almadan gitmek zorunda kalırız.

    Eric:
    Anne-Baba neler oluyor? Bi yere mi gidiyoruz? Tatile mi çıkıyoruz baba?

    İzak:
    Yok oğlum, yok evladım. Tatile gitmiyoruz. Bi süre bizi başka yerde misafir edecekler. Orada zaman geçirdikten sonra çok güzel bi yere götüreceğim seni. Ama bi müddet buradan ayrı kalacağız. Güzel günler göreceğiz sen merak etme.

    Hadi çabuk, çabuk, adamlar çıldırmış gibi bağırıyor. Şu fotoğrafları da koymayı unutma. Onların ele geçmesini istemem.

    Eric:
    Baba ya peki benim oyuncaklarım?

    İzak:
    Onları alamayız yavrum. Onlara Peter çok güzel bakar. Ben sana gideceğimiz yerde daha güzel oyuncaklar alacağım söz veriyorum.

    Nazi askeri (kapıya ayağıyla vurarak):

    Kime söylüyorum ben. Daha ne bekliyorsunuz? Çıkın dışarı. Yoksa Parti kurallarına aykırı hareket etmekten sizi burada vururum.

    İzak:
    Tamam, tamam, çıktık.

    Wilma:
    Rebeca, İzak nereye?

    -Alman askerlerine karşı.-

    Onların bi suçu yok. Götürmeyin onları. Onlar hiçbir zaman kurallara aykırı hareket etmediler. Acıyın onlara.


    Nazi Askeri:
    Defol git başımdan kadın. Bi kelime daha edecek olursan seni parti yasalarına aykırı hareket etmek suçundan tutuklatırım.

    İzak:
    Frank burası sana emanet. Değerli gördüğün eşyaları alabilirsin. Eric’in oyuncaklarıyla da Peter oynasın artık.


    .....
    Almanya’da her şey çok hızlı bir şekilde kılıf değiştirmeye başlamıştı. Acı ve gözyaşı dolu günler artık yahudiler için sıradan olmaya başlamıştı. Ülkede milyonlar çok hızlı bir şekilde örgütlenmişti. Göbels’in taktikleri çok başarılı bir şekilde icra ediliyordu. Artık Almanlar yahudi veya çingene etraflarında görmek istemiyordu. Gettolar hemen kurulmuş. Yahudiler buralara sevk edilmiş, kadın, erkek, çocuk ve yaşlılar ayrı bir şekilde gruplara ayrılarak getto odalarına alınmıştı. Her gün testler yapılıyor sağlıklı olan işgücü olarak ayrılıyor ağır işlerde ve fabrikalarda gün boyu çalıştırılıyor, hasta ve yaşlılar ise adeta ölümlerini bekler durumdaydılar. İlk olarak Krakow’da Getto kurulmuş ve Schütze ailesi buraya alınmıştı. Tabii aile fertleri birbirinden ayrılarak. Frank ise o da ailesinden ayrılmış, İşçi Partisi tarafından kendisine zorla muhabereci görevi verilmişti. O artık bi kurye gibi çalışıyor. Haber getirip götürüyor, gazetecilik birikiminden ötürü bazen yazı işlerinde görevlendiriliyor, bazen de telefonlara bakarak iletişimi sağlıyordu.
    ......


    Wilma:
    Aa mektup gelmiş Peter. Frank’den olmalı.

    Peter:
    Babam mektup mu yazmış anne?

    Wilma:
    Evet oğlum bakalım ne diyor?


    “Sevgili karıcım Wilma. Seninle uzun uzun konuşmuştuk. Hatırlarsın bu partinin bizi nasıl bir felakete sürükleyeceğini az çok biliyorduk ama ben bu denli ileri gideceklerini, yahudilere karşı bu kadar acımasız olacaklarını hiç beklemiyordum. Artık savaş tüm vahşetiyle ve çılgınlığı ile devam ediyor. Burada yaşananları duymak bile istemezsin eminim. Yahudileri köle gibi çalıştırıyorlar eğer oturacak, dinlenecek olurlarsa kim olduğunu bakılmaksızın bir kurşunla oracıkta öldürülüyor. Ben İzak’ı görebiliyorum görevim icabı. O da çok bitkin ve zayıflamış durumda. Onu ve ailesini kurtarmanın bir yolunu bulmaya çalışıyorum. Bir yandan da burada Getto’da tutulan diğer insanlara da acıyor onlar için hiçbir şey yapamadığım için de kendimle kavga ediyorum. Ama ben inanıyorum bir gün gelecek, insanlar gülecek. Ve bizler yine birlikte oyunlar oynamaya, gülmeye devam edeceğiz. Bu günlerde geçecek. Şu savaş ne zaman biter bilmiyorum ama çok insan ölüyor, geceleri insanların haykırış ve çığlık sesleriyle kabuslar içerisinde uyanıyorum. Umarım sen ve biricik oğlum Peter iyisinizdir. Güzel günlerde buluşmak üzere.

    Seni çok seven ve hep sevecek olan kocan

    Frank Müller”


    Peter:
    Anne babam niye gelmiyor.

    Wilma:
    Canım oğlum şu an da yaşadığımız dünya çok zor zamanlardan geçiyor. Bazı insanlar kendi hırsları uğruna başkalarının canını acıtıyor. Babanda o adamlara karşı savaşıyor.

    Peter:
    Yani burada kötü adamlar mı var anne?

    Wilma:
    Evet oğlum. Hem de çok kötü adamlar var. Ama merak etme. Kötülük her zaman yenilmiştir, yenilmeye mahkumdur, iyiler kötüleri yendiği zaman baban da yine bizimle olacak ve gülüp, eğlenip eskisi gibi oynamaya devam edeceğiz.

    ......
    Ama kötüler bi türlü yenilmiyor, kötülüğün dozu gittikçe artıyordu. Göbels; “Propagandada kullanılan yalanlar ne kadar büyük olursa insanların onlara inanması kolaylaşır, yalanın etkisi artar." diyordu. Günler, haftalar, aylar birbirini kovalıyor ve savaş tüm ürkütücülüğü ve soğukluğu ile devam ediyordu. Gettolarda çalışabilecek durumda olanlar ayrılıp kalanlar gaz odalarına öldürülüp cesetleri fırınlarda yakılıyordu.

    Almanya sınırlarını genişletiyordu, önce çok sayıda Alman vatandaşın yaşadığı Avusturya silah sıkmadan yenilgiyi kabul etmiş sonrasında ise Çekoslavakya ve Polonya işgal edilerek Alman topraklarına katılmıştı. Hitler her askeri başarısından sonra daha büyük hedefler için gözünü karartıyordu. Hep daha fazlasını istiyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın yenilgisinin intikamını alıyordu adeta. Frank bu arada sık sık mektup göndererek durumu hakkında bilgiler veriyor ve iyi hissetmelerini sağlamaya çalışıyor, ailesine moral veriyordu.
    ......


    Wilma:
    Postacı geldi oğlum, yine babandan mektup var.

    “Sevgili eşim Wilma. Burası adeta cehennem yeri gibi oldu. Tüm bunların bizlerin birlikte yaşadığı, beraber gezip durduğumuz insanlar tarafından yapılıyor olmasını aklım almıyor. Getto’nun koşulları insanlık dışı. Ara sıra görevlendirmelerde gördüğüm manzarada adeta kanım donuyor. Burada yaşlı ve hasta olanları ayırıp gaz odalarında öldürüp cesetlerini yakıyorlar. İskeletlerine bile tahammül edemiyorlar. Bir insan nasıl bu kadar zalim olur? Neden zalim olur anlayamıyorum. Aynı kaptan yemek yediğimiz insanlara karşı bu öfkenin sebebi nedir anlamak mümkün değil? Burada savaştan ötürü şartlar zorlaştı bazen yemek konusunda sıkıntılar çekiyoruz ama beni merak etmeyin. Ben gayet iyiyim. Birlikte olacağımız günlerin hayalini kuruyor ve kendimi mutlu hissediyorum. Seni de oğlumuz Peter’ı da çok özledim. Burnum da tütüyorsunuz. Şu savaş en kısa zamanda biter umarım ve birbirimize kavuşuruz. Sizden ayrı kaldığım zamanlarda duyduğum hasret size olan aşkımı perçinledi artık daha büyük bir iştiyak duyuyorum sizlere karşı. Sakın üzülmeyin, kendinize dikkat edin ve iyi bakın.

    Sonsuz sevgimin kaynağı Wilma

    Frank Müller”


    ......
    Getto’da her gün bir öncekinin aynısı gibiydi. Yine gruplara ayrılıyorlar kimisi angarya işlere kimisi de fabrikada çalışmak üzere çalışma yerlerine gönderiliyordu. Frank ise sürekli komşularını kurtarma planları yapıyordu.
    .......


    Frank:
    Hay Hitler. Bayım ben 19. Muhabere bölüğünden Frank Müller. İçeride benim tanıdığım ve kefil olabileceğim bir aile var. Onlar vatansever yahudilerdir. Hem o kişi, yani İzak Schütze aynı zamanda iyi bir maliyecidir. Sizlere çok yardımı dokunabilir. Onları yanımıza alabilir miyiz?

    Nazi komutanı:
    Sen kim oluyorsun da böyle konuşuyorsun. Bu ne cüret! Sen partinin yasaklarından haberdar değil misin? Onlar bizim geri kalışımızın tek sorumlusu. Yahudiler bizim ayak bağımız. Onların kanı bu ülkede artık akmayacak. Onların hepsinden kurtulacağız. Seni bu şekilde konuştuğun için parti yasalarına aykırı davranmaktan hakkında işlem başlatacağım. Yıkıl git şimdi başımdan.


    ........
    Artık hızlı ve yargısız tutuklamalarla Almanya bir polis devleti olmuştu. Propaganda bakanı Göbels “Propaganda esnasında yalan söyleyin, inananlar olacaktır. Şayet başarısız olduysanız devam edin." diye telkinlerde bulunuyor bunun sonucunda da adete uyuşturulmuş gibi her söylenilene inanan milyonlar hep Hitlerin konuşmalarını pür dikkat dinliyorlardı.
    ........


    Getto’da İzak 100 kişinin sıkış tepiş yaşadığı odada arkadaşı Jacob ile sohbet ediyordu.

    İzak:
    Jacob sen ne iş yapıyrdun buraya gelmeden önce?

    Jacob:
    Ben elektrikçiydim.

    İzak:
    O yüzden mi seni fabrikada görevlendirdiler.

    Jacob:
    Sanırım öyle.

    İzak:
    Ne düşünüyorsun? Sence bu insanlık dışı zulüm biter mi?

    Jacob:
    Tamamen Naziler’in iki dudağının arasında yaşantımız. Onlar ne isterse ona göre hareket ediyorlar. Senin, benim yaşıyor olmam, onların gözünde, sadece Alman ordusuna karşı hazır ve masrafsız işçi olmamızdan kaynaklanıyor. Burada yaşam ve ölüm birbirine makasın iki ucu gibi çok yakın iki kavram. Tek umudum şu kahrolası savaşın sona ermesi yoksa bizim durumumuz belirsizlikler yumağı.

    İzak:
    Evet haklısın. Ben de tarih öğretmeniydim ama bunun hiçbir önemi yok. O yüzden her geçen gün güçten düştüğüm şu berbat hapishanede vücudum bu ağır işlere daha ne kadar dayanır bilemiyorum. Her gün uykularıma ölüm giriyor. Tam Nazi askerleri tarafından öldürüleceğim sırada uyanıyorum. Tüm bu yaşananlar bir rüya ve sanki bu rüyadan uyandığımızda gerçekleri göreceğiz gibi geliyor bana.


    .......
    Artık işler hiç de Hitler’in istediği gibi gitmiyordu. Polonya’yı da ele geçirdikten sonra büyük bir kumara kalkışmış Sovyetler Birliği’ni işgal etmeye karar vermişti. Hırs, kibir, açgözlülük, intikam duygusu ile yürüttüğü bu savaşta artık yenilgi kaçınılmazdı. Berlin yanıyordu. Her taraf yıkık binalarla doluydu. Berlin’de her yer Sovyet bombardımanı sonucu harebeye dönüşmüştü. Artık Frank’den mektup gelmiyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan Wilma ve oğlu Peter çaresizce bombardıman altında koşuşturuyorlardı. Birden büyük bir patlama ve ardından derin bir sessizlik oldu.
    ......

    20 yıl sonra

    Yer: Amerika Birleşik Devletleri Birleşmiş Milletler Barış Konferans Salonu

    Çocukların Gözüyle Savaş adlı Fotoğraf Yarışması Ödül Töreni ve İnsanlık Suçuna Karşı Birlikteyiz konulu panel.

    Sunucu Keanu Reeves:

    Burada çok anlamlı bir konu için hep bir araya gelmiş bulunmaktayız. Maalesef dünyamızda savaşlar bitmiyor. Her gün dünyanın farklı yerlerinde farklı insanlar, insanlık dışı muameleye maruz kalıyor ve yaşamlarını kaybediyorlar. Bizler artık bu felaketlere, bu insanlık dışı durumlara dur demeli ve harekete geçmeliyiz. Dünyanın bir çok coğrafyasında insanlar içilebilir temiz suya ve yaşamlarını idare edebilecek gıdaya muhtaç durumda iken bizler lüks arabalarımızdan, lüks evlerimizden ve şatafatlı yaşantımızdan artık feragat etmek ve fedakârlık yapmak mecburiyetindeyiz. Artık dünya yaşanılır bir yer olmaktan çıkıyor. Ben sözü fazla uzatmadan bu anlamlı fotoğraf yarışmasında birinci seçilen, ödülün almak ve konuşmasını yapmak üzere savaş fotoğrafçısı Zekeriyya Alimov’u sahneye davet ediyorum.


    Zekeriyya Alimov:

    Öncelikle hayatımın en kıymetli ödüllerinden birisi olan bu ödülle beni onurlandırdığınız için hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum. Ben bir savaş muhabiri ve fotoğrafçısıyım ama işimden olma pahasına savaşların bitmesini ve dünyada barışın egemen olmasını canı gönülden arzu ediyorum. Hayat tecrübelerim bana öğretmişti ki, ben iyi bir fotoğrafın önce kokusunu alırım, adete ilham gelir gibi hissederim. O anı yakaladığımı düşündüğümde de deklanşöre basarım. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, savaşın en çetin yaşandığı yerlerden birisi olan Berlin’de, Sovyet işgali esnasında her yer, yerle bir olmuşken, adeta bataklıta biten gül gibi bir çocuk ilişti gözüme. Hemen yanına yaklaştım ve elinde bi oyuncak tutan ve yıkıntıya dönmüş şehirde elinde k oyuncakla oturan o pırıl pırıl gözleri parlayan çocuğun o anını ölümsüzleştirdim. Fotoğrafı çektikten sonra yanına yaklaştım ve sordum. Sen burda neyi bekliyorsun, neden oturuyorsun dedim. O da bana “annemi bekliyorum, bana söz vermişti. Beni hiç yalnız bırakmayacağına dair söz vermişti” dedi. Ama etrafında kimsecikler yoktu. Elindeki oyuncak da yahudi olduğu için Gettolara götürülen Eric adlı bir çocuğun ona hediye ettiği bir oyuncakmış. Ona sımsıkı sarılıyor ve saatlerdir annesinin gelmesini bekliyormuş. İsterseniz hikayenin geri kalan kısmını fotoğrafın kahramanı olan Peter Müller’e bırakalım. O da şu anda aramızda. Muhakkak onun da söyleyeceği bişeyler vardır. Ben sözü alkışlarla kendisine bırakıyorum.

    Alkışlar içerisinde Peter Müller sahneye çıktı ve konuşmasına başladı.

    Peter Müller:

    Tüm katılımcıları en içten sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Ben Peter Müller. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde daha küçücük bir çocuktum. Ve o acılarla birlikte büyüdüm. Babam gazeteciydi ve işini çok severek yapan dürüst bir gazeteciydi. Her zaman doğrunun, adaletin ve iyiliğin peşinden koştu. Hiç yapmacık değildi. Doğru sözlü olması ona pahalıya patlayacaktı ama o insanlığını satmamıştı. Ben savaş esnasında babamın yokluğunda annemden hep onun erdemli ve onurlu davranışlarını dinleyerek büyüdüm. Biz annemle Berlin’de iken savaşın tam ortasında kaldık. Atılan bombalar yüzünden enkaz altında kalan annemi kaybettim. Sonra büyüyünce babamın akibetini araştırdım. Onun arkadaşlarından öğrendiğim şekliyle, -çünkü Naziler savaşı kaybedeceklerini anladığı anda tüm resmi evrakları yakmışlardı-, onun yahudi olan komşumuzu kurtarmaya çaba sarfederken yasalara aykırı geldiği için hainlikle suçlanıp, kurşuna dizilerek öldürüldüğünü öğrendim. (Göz yaşlarını tutamaz ve boğazı düğümlenir.) Evet gerçekten çok acı bir durum. Kimse annesini babasını bir hiç uğruna, saçma bir ihtiras uğruna kaybetmemeli. Ne yazık ki Getto’da bay ve bayan Schütze’de öldürülmüş. Onlar da hayatlarını kaybetti ama oğulları Eric burada aramızda. Onunla arkadaştan öte iki kardeş gibiyiz. Ama ben şimdi çok şükür dimdik ayaktayım. Ben babamın oğluyum ve onun yolundan gidiyorum. İnsanın şu hayata değer katacak ulvi amaçları olmalı bence. Ve bende İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlara karşı kurulan örgüte gönüllü olarak katıldım ve hayatımı bu yola adadım. Dünyanın her yerinde savaş suçlarına karşı mücadele ediyorum, etnik kimliğine ve mensup olduğu dine bakılmaksızın, insanlığa karşı işlenen suçlara karşı sonuna kadar mücadele edeceğim. Bizlerin çektiği sıkıntıları başka çocukların çekmemesi için elimden geldiğince çalışacağım. Kimseden korkum yok. Ben kitapları, ağaçları ve insanlığını yitirmemiş olanları seviyorum. Hepinizi selamlıyorum. Sağolun var olun.


    (11 nolu resim)


    https://hizliresim.com/0jnEne


    Önemli Not: Ben adına tarihi hikaye dediğim bu eserimi yazarken üç gün çalıştım.

    Dönemin ruhunu doğru bir şekilde yansıtabilmek için, İkinci Dünya Savaşı’nı konu edinen bir film (Schindler'in Listesi), çok sayıda belgesel izledim ve çok sayıda makale okudum. Amacım tarihi olayları anlatırken tarihsel bilgilerin dışına çıkmadan okuyucuyu doğru bilgilendirmek. Umarım başarılı olmuşumdur. Tarihten her zaman ders çıkarmamız gerekiyor o yüzden tarihi okumalı ve araştırmalıyız diye düşünüyorum.

    İlave Tarihsel Bilgiler: 30 Nisan 1945’de, İtalya’da Mussolinin baş aşağı asılarak öldürülmesi üzerine aynı utanç verici sonun kendisine da yapılabileceği düşüncesiyle Hitler ve bir gün önce evlendiği karısı odalarına çekilip intihar ettiler. Karısı siyanür hapı içerek, Hitler ise kendini başından vurarak intihar etti.

    Cesedinin sovyetlerin eline geçmesinden korktuğu için generalleri yakmıştır.

    Hiçbir zaman Hitler’in yanından ayrılmayan, propoganda makinası gibi çalışan Göbels’in karısı ise kan donduracak tarzda altı çocuğuna siyanür verdi sonra kendisi siyanür içerek öldüler. Göbels önce karısını sonra kendisini başından vurdu.

    Hitler bir inat uğruna, bir intikam uğruna ve sapkın ideolojisi nedeniyle başlatmış olduğu 1939-1945 yılları arasında süren İkinci Dünya Savaşı sebebiyle dünya üzerinde, 60 ila 80 milyon arasında insanın yaşamını yitirmesine sebebiyet vermiştir.

    Son bir bilgi; Hitler’in kavuşamadığı ilk aşkı Stefi İsak’da bir yahudiydi :/
  • Fransız düşüncesi Alman düşüncesinin düzeyine erişmemiştir ama Fransız duygusu Alman duygusunu çok çok aşmıştır. Alman ulusu, duygu işlevlerinin gelişmemesiyle tanınmıştır.
  • "Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok, burada dursun."
    Birhan Keskin, fakir kene

    "Sabahları kitap mürekkebinin kokusunu içime çekmeyi severim."
    Umberto Eco

    "Biraz param olduğunda kitap alırım; param artarsarsa yiyecek ve giysi alırım."
    Desiderius Erasmus

    “Kendini yanlış hikayede bulursan ayrıl.”
    Mo Willems

    “Yorgun olduğumuzda, uzun zaman önce fethettiğimiz fikirlere saldırıyoruz.” -
    Friedrich Nietzsche

    “Halkın işine kayıtsızlık için iyi adamların ödediği bedel, kötü adamlar tarafından yönetilir”
    Platon

    “Kazanırsan, açıklamana gerek yok… Kaybedersen, açıklamak için orada olmamalısın!”
    Adolf Hitler

    “Mutluluğu, en karanlık zamanlarda bile, sadece ışığı açmayı hatırlarsa bulur .”
    JKRowling

    “Bana kapitalist göster, ben de sana kan emici göstereceğim.”
    Malcom X

    “En iyi intikam düşmanınız gibi olmamaktır.”
    Marcus Aurelius

    “Kafanı aslanın ağzına sokarsan, bir gün onu ısırırsa şikayet edemezsin.”
    Agatha Christie

    “Her insan, yapmadığı tüm iyiliklerden suçludur.”
    Voltaire

    Sakın unutma, ellerin cebindeyken başarı merdivenlerini çıkamazsın.

    Bir kadın seninle konuşurken, söylediklerini gözlerinle birlikte dinle.
    Victor Hugo

    Diktatörlük gerçek olduğunda, devrim bir hak haline gelir.
    Victor Hugo

    Kıskanç olmayan aşk ne doğrudur ne de saf.
    Victor Hugo


    “Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun.”
    Che Guevara

    “Paranla şeref kazanma, şerefinle para kazan ki; paran bittiğinde, şerefin de bitmesin.” – Nicanor Parra

    Başarı bir bilimdir; Eğer şartların varsa sonucu alırsın. – Oscar Wilde

    Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır. Anlamak için değil... – Oscar Wilde


    Kalbinde sevgiyi koru. Onsuz bir hayat, çiçekler öldüğü zaman güneşsiz bir bahçe gibidir. (Voltaire)

    Suçlu bir adamı kurtarmak riskini masum birini mahkum etmekten daha iyidir. (Voltaire)

    Gözyaşları, kederin sessiz dilidir. (Voltaire)

    Önyargılar, aptalların sebeplerden dolayı kullandıkları şeydir. (Voltaire)

    "İnsanların, senin hakkında ne düşündüklerini önemsemeyerek, ömrünü uzatabilirsin" – Bukowski

    "Güzeli güzel yapan edeptir, edep ise güzeli sevmeye sebeptir." – Mevlana



    “Mutlu olmayı yarına bırakmak, karşıya geçmek için nehrin durmasını beklemeye benzer ve bilirsin, o nehir asla durmaz.” – Grange

    Kadınlar sözleriyle değil, gözleriyle konuşur aslında. Bu yüzden onları anlamak için dinlemek yetmez, izlemek gerek...

    Bilge adam hiçbir zaman yaşlanmaz. Sadece olgunlaşır! - Victor Hugo



    İtaat ettikleri zincirlerden aptalları serbest bırakmak zordur. Voltaire

    Dünyada iki farklı insan var, bilmek isteyenler ve inanmak isteyenler. Friedrich Nietzsche

    Engelsiz bir yol bulursanız, muhtemelen hiçbir yere gitmez. Frank A. Clark

    İntikam ve aşkta, kadın insandan daha barbardır. Friedrich Nietzsche



    İçinde dans eden bir yıldız doğurmak için kaosun olması gerekir. Friedrich Nietzsche

    Zihin paraşüt gibidir. Açık değilse işe yaramaz. Frank Zappa

    Karakter kolay ve sessizce geliştirilemez. Sadece acı ve deneyimiyle ruh güçlenir.

    Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz. Albert Einstein

    Akıl, doldurulacak bir gemi değil, yakılacak bir ateştir. Plutarkhos

    Kalbini değiştirerek hayatını değiştirirsin. Max Lucado

    Gücüm onun gücü kadar, çünkü kalbim saf. Alfred Lord Tennyson

    Bir şeyi sevmenin yolu, bunun kaybolabileceğini fark etmektir. Gilbert K. Chesterton

    Dünyayı değiştirmenize gerek yok; kendini değiştirmek zorundasın. Miguel Angel Ruiz


    Affetmek geçmişi değiştirmez ama geleceğin önünü açar. -Paul Boese

    Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır. -Victor Hugo

    İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında, arkandan konuşmaya başlarlar. -Pablo Neruda

    Öğrenmek, akıntıya karşı yüzmek gibidir ilerleyemediğiniz taktirde gerilersiniz. – Çin Atasözü

    Yapmacık olup sevilmektense, kendim olup nefret edilmeyi tercih ederim. -Tom Robbins

    Senin için yapraklarını kopardığım papatyalardan özür diledim dün gece. “Haklısınız dedim, ne sevdiği belli, ne sevmediği. -P. Neruda



    Geleceğimin tam olarak nasıl olacağını hala bilmiyorum ama, bildiğim bir şey var ki içinde sen yoksun. - Post Grad

    Hayattan korkmayın çocuklar;iyi ve doğru bir şeyler yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki. - Dostoyevski

    Aslında hayatın en güzel anı; her şeyden vazgeçtiğinde, seni hayata bağlayan birinin olduğunu düşündüğün andır. -Balzac

    Sen benim hiçbir şeyimsin, yabancı bir şarkı gibi yarım, yağmurlu bir ağaç gibi ıslak, hiç kimse misin bilmem ki nesin? -Attila İlhan

    Hayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar. -Seneca

    Ve uyandığınızda ilk hatırladığınız yine “o” olur, nasıl ki uyumadan önce o olduysa! - Kahraman. Tazeoğlu

    Politika politikacılara bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. - Charles De Gaulle

    Metodu olan topal, metotsuz koşandan daha çabuk ilerler. - Francis Bacon



    Mutluluğu tatmanın tek çaresi, onu paylaşmaktır. - Byron

    Kadın kocasını daha az sevmeli, fakat daha çok anlamalı; erkek, karısını daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalışmamalıdır. - Oscar Wilde

    İnsan aklındakilerle gündüzleri, yüreğindekiyle geceleri uğraşıyormuş. - Can Yücel

    İyi olduğunuz için herkesin size adil davranmasını beklemek, vejetaryan olduğunuz için boğanın saldırmayacağını düşünmeye benzer. - Dennis Wholey

    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir. - Eflatun

    Anlamlı Özlü Sözler 2019

    Gönlüne en yakın olan kişi, sana en çok zarar verebilen kişidir.


    Eğer aԁaletin temeli intikama ԁayalı ise, bu daha çok adaleti tetikleуecek ve bir nefret zincirini oluşacak.

    Maalesef gerçek bir barış bu dünyada var olamaz.

    Mutluluğun sırrı özgürlüktür. Ve özgürlük sırrı cesarettir. Thucydides

    Bir rüya büyü ile gerçek olmaz; ter, kararlılık ve sıkı çalışma gerektirir. Colin Powell

    Yapabileceğiniz en büyük macera, hayallerinizin hayatını yaşamaktır. Oprah Winfrey

    Bilgelik, herhangi bir zenginlikten daha önemlidir. Sofokles

    Kendisine itaat etmek isteyen, nasıl emredeceğini bilmesi gerekir. Niccolo Machiavelli


    Dünü kurtarmak bizim elimizde değildir, fakat yarını kazanmak ya da kaybetmek bizim elimizdedir.

    Yanında aptal bir kadın olan bir sürü zeki adam görürsünüz ama yanında aptal bir adam olan zeki kadın kolay kolay göremezsiniz. - E.Jong

    Hayat geç kalanları hiç affetmez. - Gorbachov

    Bir gün hayatına birisi girecek ve o gün, daha öncekilerle neden işlerin yürümediğini anlayacaksın. - Elif Şafak

    Mutluluğun değerini, onu kaybettikten sonra anlarız. - Plautus

    Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz, bir önyargıyı ortadan kaldırmak atomu parçalamaktan daha güç. - Albert Einstein

    Bir kere sevdaya tutulmaya gör; ateşlere yandığının resmidir. - Cahit Sıtkı Tarancı



    Hayat bir öyküye benzer, önemli olan yani eserin uzun olması değil, iyi olmasıdır. - Seneca

    Beni mahveden şey; bana yalan söylemiş olman değil, sana bir daha inanmayacak olmamdır. - Victor Hugo

    İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız,ondan hiç söz etmeyin - Blaise Pascal

    İnsanlar başaklara benzer. İçleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler. - Montaigne

    Konuşup konuşmamak bir şeyi değiştirmeyecekse, susmamak için bir neden yoktur. - Nuovo Cinema Paradiso

    İyiliğin bilgisine sahip olmayana bütün diğer bilgiler zarar verir. - Montaigne



    Mutluluk her şeyden önce vücut sağlığındadır. - Curtis

    Şikayet ettiğiniz yaşam, belkide başkasının hayalidir. TolstoyBir araya gelmek bir başlangıçtır, beraberliği sürdürmek bir ilerleme…

    Beraber çalışmaksa gerçek başarıdır. - Henry Ford

    Hayatınızın kalitesini hayatınızdaki insanların kalitesi belirler. - J. Brown

    Kaptanın ustalığı deniz durgunken anlaşılmaz. - Lukianos

    Bazen insan öyle özlenir ki; özlenen bilse, yokluğundan utanır. - Aziz Nesin

    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır. - Honore de Balzac

    Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin. - Huang-Çe

    Yap gitsin! İnsan en çok hatalarından ders çıkartır. - Al Pacino

    Can paramparça ve ellerim, kelepçede, tütünsüz, uykusuz kaldım, terk etmedi sevdan beni… - Ahmet Arif

    Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.- Dostoyevski


    İyi kararlar tecrübeden kaynaklanır. Tecrübeler ise kötü kararlardan…- Barry LePatner

    Demokrasi, hakkettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistemdir.- George Bernard Shaw

    Peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün hayaller gerçek olabilir! - Che Guevara

    Hakları ve zevkleri ellerinden alınan gençler, onların yerine daha gizli ve tehlikeli olanlarını koyar. - J. J. Rousseau

    Bütün sevgileri atıp içimden, varlığımı yalnız ona verdim ben, elverir ki bir gün bana derinden, ta derinden bir gün bana “Gel” desin. - Ahmet Kutsi Tecer

    Arkadaşlık kuvvetli bir bağdır. Paraya ihtiyaç olunca başvurulmazsa, ömür boyu sürer.- Mark Twain

    En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir. - Cicero

    Herkes tarafından doğru kabul edilen şeyler büyük olasılıkla yanlıştır. - Paul Valery

    Beni güzeI hatırIa. Sana unutuImaz geceIer bıraktım, sana en yorgun sabahIar, güIüşümü, gözIerimi, sonra sesimi bıraktım.



    Can paramparça ve eIIerim, keIepçede, tütünsüz, uykusuz kaIdım, terk etmedi sevdan beni…

    Beni güzeI hatırIa. Sana unutuImaz geceIer bıraktım, sana en yorgun sabahIar, güIüşümü, gözIerimi, sonra sesimi bıraktım.

    Sıradan öğretmen anIatır,iyi öğretmen açıkIar,yetenekIi öğretmen yapar ve gösterir,büyük öğretmen esin kaynağı oIur.

    Kimse kimseyi unutmuyor ama asIa karşı tarafın istediği biçimde hatırIamıyor.

    Farzet ki yazdıklarımı anlayabildin. Ya anlamadıkların. Ya yazıp yazıp sildiklerim. Ya yazamadıklarım…

    Yüzüne gülecek kadar dost sandığın kişilerin aslında arkandan konuşacak kadar yüzsüz.

    Bir insanın zekası verdiği cevaplardan değil sorduğu sorulardan belli olurmuş.

    Her insan yanlış yapabilir ancak sadece büyük insanlar yanlışlarının farkına varabilir.

    Hayatta asıl önemli olan şey istediğini almak değil. Aldıktan sonra onu hala isteyip istememektir.

    Eğer dünya sana soğuk geliyorsa, onu ısıtmak için ateş yak. Lucy Larcom

    Birçok insan yirmi beş yaşında ölür ve yetmiş beşe kadar gömülmez. Benjamin Franklin

    Odaklanmak, hayır demekle ilgilidir. Steve Jobs

    Öğrenmeye devam eden herkes genç kalır. Henry Ford

    Kararlarınıza bağlı kalın, ancak yaklaşımınızda esnek kalın. Tony Robbins

    Aşk, hoşgörü ve alçakgönüllülük varsa dünya daha iyi olabilir. Irena Sendler

    Kendinizi olumlu insanlarla çevirin. Melanie

    Arıza bulmayın, bir çare bulun. Henry Ford

    Bence toplumun ilk görevi adalettir. Alexander Hamilton

    Işığın olduğu her yerde gölgeler de vardır.

    Düşünme: ruhun kendisi ile konuşmasıdır. Platon

    Dua, insanın en büyük gücüdür! W. Clement Stone

    En iyi yol dosdoğru gidendir. Robert Frost

    Kendinizde var olana sadık olun. Andre Gide

    Sağırlık kulakta değil; akıldadır. Marlee Matlin
    özlü sözler


    Kariyer yapmak harika! Ama soğuk gecelerde kariyerinize sarılıp yatamazsınız. - Marilyn Monroe


    Aşk Hatalara karşı Daima Kördür, Daima Mutluluklara Meyillidir, Kanun Tanımaz, Kanatlıdır ve tutuklanamaz. Kafaların Bütün Zincirlerini Kırar geçer. - William BIake

    Mutluluğun formülü, gerektiğinde önemsiz şeylerle meşgul olabilmektedir. - Edward Newton

    Başarının sırrını bilmiyorum ama başarızılığın yolu herkesi memnun etmeye çalışmaktan geçer. - Bill Cosby

    Eğer insanlar hiç salakça şeyler yapmasaydı, akıllıca işler yapılamazdı. - Ludwig Wittgenstein

    Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur. İkinci defa aldanırsanız bilin ki suç sizindir. - Sarah Berhardt

    Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir. - Schopenhauer

    Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar, sevelim sevelim sevelim, sevebileceğimiz kadar. - Bedri Rahmi Eyüboğlu



    İdealler yıldızlara benzer. Onlara ulaşamazsınız, ama size yol gösterirler.- Waldo Emerson

    Her şeyi elde edebilirsin. Ama aynı anda değil! - Oprah Winfrey

    Ona şefkatle eğilirken, pır diye uçtu birden, kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik ve inancımla birlikte. - Ahmet Muhip Dranas

    Ümit, mutluluktan alınmış bir miktar borçtur.- Joseph Joubert

    Aşk dediğin nedir ki, tenden bedenden sıyrık, çocukların içinde, yaşadığı bir çığlık. - Ahmet Hamdi Tanpınar

    Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince, diğerleri de yanlış gider. - C. Bruno

    Bilgili bir ahmak, cahil bir ahmaktan daha çok ahmaktır. - Moliere

    Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek. - Özdemir Asaf

    Tanrı kuşları sevdi ve ağaçları yarattı.İnsan kuşları sevdi ve kafesleri yarattı. - Jacques Deval

    Hayat bazen insanları, birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır. - P. Coelho



    Uzman, dar bir alanda yapılabilecek tüm hataları yapmış kişiye denir.- Niels Bohr

    Sen ne kadar kalsan da geliyorsun benimle. Ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle. - Shakespeare

    Yalnızca bir deli, suyun derinliğini iki ayağıyla anlamaya kalkar. - Afrika Atasözü

    Öyle bir seveceksin ki, yüreğinden kimse ayıramayacak. Ve öyle birini seveceksin ki, seni gözleriyle bile aldatmayacak. - Can Yücel

    Nankör insan, her şeyin fiyatını bilen fakat hiçbir şeyin değerini bilmeyen kimsedir. - Oscar Wilde

    Dünyanın gerçek gizemi görünmeyende değil, görünendedir.- Oscar Wilde

    Kimse kimseyi unutmuyor ama asla karşı tarafın istediği biçimde hatırlamıyor.- Tezer Özlü


    Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı şimdi aslan da aç!


    Kız dediğin İstanbul gibi olmalı, Fethi zor, fatihi tek!

    Hani dilimizin ucuna gelip de söyleyemediklerimiz var ya; Allah o sözlerin yolunu açık etsin.

    Aşk; eğri bacaklıyı doğru görme sanatıdır.

    Herkes cennete gitmek ister ama kimse ölmek istemez.

    Eğer benimle ilgili bir probleminiz varsa bu sizin probleminizdir.

    Aşkın gelişi aklın gidişidir.

    Seni gördüm göreli başım belada,dün gece seni düşünürken kaldım helada.

    Kumarı bırakacağıma bahse girerim!

    Mantık evliliği yapınca ne olacak? Kocanla oturup satranç mı oynayacaksın!

    Bu aralar öyle şanssızım ki hani ağzımla kuş tutsam kuş ağzıma sıçar.



    Bir yıldız gibi kayarım hayatından yapabileceğin tek şey dilek tutmak olur.

    Kartları kader karıştırır biz oynarız.

    Durduk yere sizi terk eden, ya alacağını alamamıştır ya da alamayacağını anlamıştır.

    Kütlesi olmayana yerçekimi dokunamaz.

    Her sinirli kadının arkasında neyi yanlış yaptığıyla ilgili hiçbir fikri olmayan bir erkek vardır.



    Aşk denen zıkkım benim de hakkım.

    Kişinin susması, her zaman söyleneni onayladığı anlamına gelmez. Bazen canı aptallarla tartışmak istemiyordur.

    Mevlana'dan Düşünürlerden Özlü Sözler
    Asalet; boyda değil soyda, incelik; belde değil dilde, doğruluk; sözde değil özde, güzellik; yüzde değil, yürekte olur.
    Ne kadar bilirsen bil, anlatabildiklerin, karşındakinin anlayabileceği kadardır.

    Dost, acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyebilendir.

    Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasır gibidir. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak…



    Dünyanın en güç işi bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.

    Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap.

    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

    Acı su da, tatlı su da berraktır. Sakın görünüşe aldanma… Görünüşte herkes insandır ama gerçek insan hal ehli olandır.

    Adam savaşmakla çetin er sayılmaz, öfkelendiği zaman kendini tutabilendir çetin.

    Başta dönüp koşan nice bilgiler, nice hünerler vardır ki, insan onunla baş olmak isterse, baş elden gider. Başının gitmesini istemiyorsan ayak ol.

    Başkalarına imrenme, çok kimseler var ki senin hayatına imreniyorlar.



    Bir katre olma, kendini deniz haline getir.

    Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla, ışığından bir şey kaybetmez.

    Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

    Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder , hem kendini…Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın sevgiye teslim etme kendini.

    Büyük Allah'tan bizler niye terbiye isteriz? Çünkü terbiyesizler, Allah'ın lütfundan mahrumdurlar.

    Terbiyesiz, yalnız kendine kötülük etmez, bütün utanç ve erdem ufuklarını ateşler.

    Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.

    Cibilliyetsize ilim öğretmek, eşkıyanın eline kılıç vermektir.

    Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

    Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

    Kendini noksan gören kişi, olgunlaşmaya on atla koşar. Kendini olgun sanan ise Allah'a bu zannı sebebiyle ulaşamaz.

    Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

    Nerde akan gözyaşı varsa, oraya rahmet gelir.



    Yunus Emre'den Özlü Sözler
    Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.

    Bu dünyaya inanma, vefasın bulam sanma. Ömrün veren ziyana, çoğu pişman içinde.

    Ben sevdiğimi demez isem, sevmek derdi boğar beni.

    Akıl bir kişidir, Allah'a bakar.Uyarsan akla uy, ol buhl'ı (cimriliği) yakar.

    yunus emre en güzel özlü sözler
    Durulduğu zamanları olur insanın, yorulduğu zamanlar olduğu gibi, ama ömür götüren kırıldığı zamanlardır.

    Eğer hor eğer hürmet kişiye sözden gelir. Zehr ile pişen asi yemeğe kim gelir.

    Dil söyler kulak dinler, kalp söyler kainat dinler.

    Edebim elvermez edepsizlik edene, Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene.

    Zulum ile abad olanın akıbeti berbad olur.

    Sabır saadeti ebedi kalır Sabır kimde ise o nasib alır.

    Yunus sözi alimden, zinhar olma zalimden, korkadurın ölümden, cümle doğan ölmüştür.

    Miskin Adem oğlanı, nefse zebun olmuştur. Hayvan canavar gibi, otlamağa kalmıştır.

    Ey hayat ırmağından su içenler! Gelin soralım canlara ki güzelliği ne oldu da gidiyor. Ben hep seninim diyordu, şimdi neyi buldu da gidiyor?

    Dünya yalan kardeşim, dünya yalan! Var mı yalan dünyada bakî kalan. Mal da yalan, mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.

    Ölümden ne korkarsın, korkma ebedi varsın.

    Dağa düşer kül eyler, gönüllere yol eyler, sultanları kul eyler, hikmetli nesnedir aşk.

    İşitin ey yarenler! Aşk bir güneşe benzer. Aşkı olmayan gönül, misal-i taşa benzer.

    Bu dünyaya gelen gider. Yürü fani dünya, sana gelende gülmüş var mıdır?

    Hoştur bana senden gelen. Ya gonca gül yahut diken. Ya hayattır yahut kefen. Nârın da hoş, nurun da hoş. Kahrın da hoş, lütfun da hoş.

    Cennet cennet dedikIeri, birkaç köşkIe birkaç huri. İsteyene ver onIarı, bana seni gerek seni.

    Eğer bir müminin kaIbin kırarsan hakka eyIediğin secde değiIdir.

    Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır. Ve hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır.

    Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyIeme. Bir gönüI yapamazsan, yıkıp viran eyIeme.

    OIsun be aIdırma yaradan yardır..sanmaki zaIimin ettiği kârdir.. MazIumun ahi indirir sâhi.. Herşeyin bir vakti vardır.

    Nefistir seni yoIda koyan, yoIda kaIır nefse uyan. Sabır saadeti ebedi kaIır sabır kimde ise o nasib aIır.



    Annem yaşı ilerledikçe elim kolum ağrıyo diyor, ah be annem benim yaşım kaç ki hergün sol yanım ağrıyor..

    Ufukta bir gemi görsem seni taşıyan, Mavi denize dalardım geriye bakmadan .Uçsuz bucaksız mavilikte arardım beni .Taa ki beni sende bulana kadar.

    Allah’la arandaki perdedir. O perdeyi ateşe at ki ardından Allah görünsün.

    Aklıma gelmek kolay. Marifet, yanıma gelmekte…

    Ben kimim! Beni söylediklerimde arama…!Ben söylemediklerimde gizliyim…!O görmediğin koskoca derya gönlümdür.Gördüğün sahil ise dilim.Kıyılarıma vuran dalgalarıma şaşma..!Onlar aşk’tan gel-git’im.Beni Mecnundan Leyla’dan sorma…! Ben yalnız Mevladan bir izim…!!

    Aşk genellikle Bir Evlilik Meyvesidir. - Moliere



    Gecenin karanlığında, güneşin ışığında, suyun damlasında, selin coşkusunda, kimi yanımdasın kimi rüyamda, ama hep aklımdasın sakın unutma.

    Aşk Güneş Gibidir, Kör Bile Hisseder. - K. KisfaIudy

    Gördüğünü herkes sever, sen onda görmediğini bulacaksın. Eğer gerçek aşk istiyorsan; Ten’e değil, kalbe dokunacaksın. - Bob Marley

    Sen, hayalini kurup, sonunda bulduğum o hayallerimdeki adam değilsin. Sen karşıma çıkıp, bana aşkı hayal ettiren ilk sevgilisin.

    Aşk Dehanın besinidir. - Gustave Flaubert

    Aşk, sakızdan çıkan sözler kadar basit olmaya devam ettikçe, insanlar da onu çiğneyip tükürmeye devam edecekler.

    Ve aşk; hak edenlerin hayali olurken, hak etmeyenlerin oyuncağı oldu.

    Aynaya bakınca kendimi değil kocaman bir yürek .Ve o yürekte ondan da büyük bir sen gördüm.

    O Kadar Yakınsın Ki ,Seni Ben Sandım..Sana O Kadar Yakınım Ki, Beni Sen Sandım..Sen Mi Bensin Ben Mi Senim? Şaşırdım Kaldım..

    Aşk Doğal Değil, insanın Yapısı Bir şey ve onların En yücesidir. - Octavio Pacz



    Aşk bittikten sonra arkadaş kalalım diyenler! Güle başka isim versen değişik kokacak mı?

    Sükut eyledim, ”Kahrı var” dediler. Biraz söyledim, ”Zehri” var dediler. Sustum, kahrından susuyor dediler; biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler…

    Ben utangaç bir kalbi taşırım geceden..Ben sana aşık olduğumu, ölsem söyleyemem..- Özdemir Asaf

    Herkesi tersliyorum şu ara. Solundan mı kalktın diyorlar? Hayır ben değil, o kalktı solumdan diyemiyorum!

    Aşk Gözle Değil, Ruhla Görür. - William Shakespeare

    Bana kalsa gökyüzündeki tüm yıldızlar yerine bütün insanlara .Senin gözlerinde ışıldayan bir çift yıldızı gönderirdim.

    İkimizin hayali de aynıysa ortak bir yerde buluşmanın zamanı gelmiş demektir. Mesela sen ve ben aynı hayatta?

    Aşk Duyuruların Bir Hummasıdır. - La Rochefoucauld

    Hayatta en zor olan şey, gerçek aşkı bulmak değildir. Daha da önemlisi onu her zorluğa karşı sürdürebilmektir aslında.


    ”Sel ister bulanık olsun, ister saf olsun madem ki geçicidir, onu konuşarak vakit öldürme. Dünya malı sele benzer.’

    Yüzde ısrar etme, doksan da olur. İnsan dediğinde, noksan da olur. Sakın büyüklenme, elde neler var. Bir ben varım deme, yoksan da olur…

    Aşk Hatırlamalarla Yaşar, Umutlarla Son Bulur. - Refik Halit Karay

    Sana bu satırları gidip gelen aklımla yazıyorum. Sana gidip, aşka gelen bir akılla!

    Kalbin edebi sükûttur. Susan kurtulur. Güzellik dilin altında gizlidir. Sükût, incelik, edep ve zarafet insanı her gittiği yerde sultan yapar.

    İnan gözümde hiçbir değerin yok, ne varsa kalbimde.

    Aşk Dostluğu, Dostluk da aşkı Mahveder. La Bruyere


    Sonra diyorum ki, bu aşkı içime düşürenin şüphesiz bir bildiği vardır.

    Ne seni unutmak için bir çabam var içimde, ne de aşkımı körükleyen bir rüzgar,ne de seni görmeden durabilecek kadar güçlüyüm,ne de seni görmeye dayanacak bir kalbim var

    Gülüşünü seversin, sesini seversin, sohbetini seversin. Sevmek için illa ki yüzünü görmek şart değil; Yüreğinde duruşunu seversin.

    Sen en mükemmel sevgiyi hak edilecek kadar güzel fakat herkesin seni sevmeyi hak etmeyeceği kadar özelsin…

    Yağmur başladı…Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın…

    Aşk Hafta beş Lira ile geçinemez. - Somerset Maugham

    Üflesen yıkılır hayallerimiz varmış meğer; titremesin diye nefes almaktan bile korktuğumuz.

    Gönlünde olanı benden gizleme ki benim gönlümdeki de ortaya çıksın…



    Bugün ağlamayı düşünüyorsan sakın yapma çünkü bir yerde senin bir gülüşün için yaşayan biri var.

    Bir insan aşık olunca; kıskanır, bağırır, kısıtlar, hesap sorar, sahiplenir… ama; anlayana işte…

    Bir çift göze aşık ve diğer bütün gözlere körüm..

    “Açık çay içerdi hep,demli olunca bardağın diğer tarafından beni göremezmiş, Öyle derdi…” - Cemal Süreya

    Aşk Hiç bir Mani Bilmez, insan kendi kalbinin Seçtiği iIe Daima Mesuttur. - Joseph Shearing

    Bilmeyen ne bilsin seni gamlanma deli gönül, gönülden anlamayana bağlanma deli gönül…


    Aşk iki kişilik bencilliktir. - Antoine De Salle

    Al ömrümü koy ömrünün üstüne, senden gelsin ölüm başım üstüne….

    Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa yeni doğan günün güneşi Seni ona kavuştursun.

    Çünkü aşk, yaralıyken asla bulamayacağınız garip bir kan grubudur.



    Her kapının bir anahtarı vardır, ancak önemli olan anahtar değil, kapının ardındakidir. Eğer kapıyı güzel sözle tıklatırsan kapının arkasındaki yol seni hep doğru yere götürür.

    Aklımda işin yok! Durup durup aklıma gelme…Yanıma gel, Mevzu KALBİMDE!

    Aklını Başına Al Da, Fanî Olan Bu Dünya Zindanında Kimseden Vefa Arama! Bu Dünyanın Vefası Bile Vefasızdır

    “Merhaba sevdiğim; ben o sevmediğin. Bugünde mi geçmedim aklının kıyılarından?” - Ümit Yaşar Oğuzcan

    Aşk Evrenin Mimarıdır. - Herodot

    Denizi kurumuş bir balık gibi, halen senin için çırpınıyorum.

    Ey canımın sahibi Yar! Sen benimle olduktan sonra kaybettiklerimin ne önemi var. - Mevlana

    Aşk Hükmetmez, Terbiye Eder. - J.W.von Goeth

    İngilizce Özlü Sözler
    An unexamined life is not worth living. (İncelenmemiş bir hayat yaşamaya değer değildir.) – Socrates
    Definiteness of purpose is the starting point of all achievement. (Amacı kesinleştirmek her başarının başlangıç noktasıdır.) – W. Clement Stone

    Eighty percent of success is showing up. (Başarının yüzde sekseni ortaya çıkmaktır.) – Woody Allen

    Every child is an artist. The problem is how to remain an artist once he grows up. (Her çocuk bir sanatçıdır. Sorun büyüdükleri zaman da sanatçı kalabilmektedir.) – Pablo Picasso

    Every strike brings me closer to the next home run. (Her vuruş beni bir sonraki sayıya yaklaştırır.) – Babe Ruth

    I am not a product of my circumstances. I am a product of my decisions. (İçinde bulunduğum durumların ürünü değilim. Kararlarımının ürünüyüm.) – Stephen Covey

    I attribute my success to this: I never gave or took any excuse. (Başarımı şuna borçluyum: Hiçbir zaman bahane üretmedim ve kabul etmedim.) – Florence Nightingale

    I’ve missed more than 9000 shots in my career. I’ve lost almost 300 games. 26 times I’ve been trusted to take the game winning shot and missed. I’ve failed over and over and over again in my life. And that is why I succeed. (Kariyerim boyunca 9000 atış kaçırdım. 300 maç kaybettim. 26 defa oyun kazandıracak son şutu kaçırdım. Defalarca başarısızlığı gördüm . Ve işte bu yüzden başarıyı yakaladım.) – Michael Jordan


    Life is 10% what happens to me and 90% of how I react to it. (Hayatın %10’u başıma gelenler, %90’ı da benim buna karşı ne yaptığımdır.) – Charles Swindoll

    Life is about making an impact, not making an income. (Hayat etki yaratmak demektir, gelir yaratmak değil.) – Kevin Kruse

    Life is what happens to you while you’re busy making other plans. (Hayat siz başka şeyleri planlamakla meşgulken olanlardır.) – John Lennon

    Life isn’t about getting and having, it’s about giving and being. (Hayat almak veya sahip olmak değil vermek ve olmak demektir.) – Kevin Kruse

    Strive not to be a success, but rather to be of value. (Başarılı olmak için değil değerli olmak için çabala.) – Albert Einstein

    The best time to plant a tree was 20 years ago. The second best time is now. (Bir ağaç dikmek için en uygun zaman 20 yıl öncesiydi. İkinci en iyi zaman ise şimdi.) – Chinese Proverb

    The mind is everything. What you think you become. (Akıl herşeydir. Ne düşünüyorsanız, onu olursunuz.) – Buddha

    The most common way people give up their power is by thinking they don’t have any. (İnsanların güçten düşmelerinin en genel sebebi ona sahip olmadıklarının düşünmeleridir.) – Alice Walker

    The most difficult thing is the decision to act, the rest is merely tenacity. (En zor şey harekete geçme kararıı vermektir, geriye kalan ise sadece azimdir.) – Amelia Earhart

    We become what we think about. (Ne olmayı düşünüyorsak onu oluruz.) – Earl Nightingale

    Whatever the mind of man can conceive and believe, it can achieve. (Bir insan her neyi hayal edip inanıyorsa, ona ulaşabilir.) – Napoleon Hill

    Winning isn’t everything, but wanting to win is. (Kazanmak herşey demek değildir, ancak kazanmayı istemek herşeydir.) – Vince Lombardi

    You can never cross the ocean until you have the courage to lose sight of the shore. (Sahili gözden kaybetme cesaretini gösteremezseniz okyanusu geçemezsiniz.) – Christopher Columbus

    You miss 100% of the shots you don’t take. (Kullanmadığınız atışların %100’ünü kaçırmışsınızdır.) – Wayne Gretzky

    Your time is limited, so don’t waste it living someone else’s life. (Zamanınız kısıtlıi bu yüzden başkasının hayatını yaşamakla onu boşa harcamayın.) – Steve Jobs





    Devler gibi eserler bırakmak için, karıncalar gibi çalışmak lazım. -Necip Fazıl Kısakürek

    Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, dinleyenin de yararlandığı sözdür. -Aristo

    Hayat merdivenlerini çıkarken, insanlara iyi davranalım çünkü inerken gene aynı insanlara rastlayacağız. -Cenap Şahabettin

    Önce biz alışkanlıklarımızı oluştururuz, sonra da alışkanlıklarımız bizi oluşturur. -John Dryden

    Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. -Ben Sweetland



    Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar. -Rudyard Kıplıng

    Limiti koyan zihindir. Zihin bir şeyi yapabileceğini kestirebiliği kadar başarılı olur. Yüzde 100 inandığın sürece her şeyi yapabilirsiniz. -Arnold Schwarzenegger

    İnsan sahip olduklarının toplamı değil fakat henüz gerçekleştiremediklerinin toplamıdır. -Jean Paul Sartre

    Deneyim düşüncenin, düşünce ise eylemin çocuğudur. -B. Dısraelı

    İyi bir kafaya sahip olmak yetmez; mesele onu iyi kullanmaktır. -Rene Descɑrtes

    ünlü düşünürlerden özlü sözler

    Her eylemin atası düşüncedir. -Ralph Waldo Emerson

    İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir. -Horace Mann

    Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceklerinizi yapın. -Alex Morrison

    Gerekeni yap ve güce sahip ol. -Emerson

    Akli resimler zihni kalıbımızın biçimlenmesine yardım eder. -Robert Collier

    Ya başlamamalı, ya da bitirmeli. -Ovidius


    Eğer onur kazançlı olsayԁı herkes onurlu olabilirdi. -Thomas More

    Fayԁasız bir hayat erken bir ölümԁür. -Johann Wolfgang von Goethe

    Mutluluk erԁemin ödülü değil erdemin kenԁisidir. -Baruch Spinoza

    Bir sorunu çözmenin en iyi yolu nedenini yok etmektir. -Martin Luther King

    Unutmayın ki imparatorluklar diktikleri çarmıhlarda ancak adaleti sağlayabilirler. Ahlak ve erdem çöktüğünde devleti yönetemezsiniz. -Cicero

    Yok etme ihtiyacının kesin nedeni, insan olmaktır, çünkü insan olmak nesne olmayı aşmak anlamına gelir. -E. Fromm

    Beni korkutan kötülerin baskısı değil iyilerin kayıtsızlığı. -Martin Luther King

    Bari hayvan olarak mükemmel olsaydın. Fakat hayvan olmak için masum olmak gerekir. -Friedrich Nietzsche



    İnsanın kinden kurtulması en yüksek umuda götüren köprü ve uzun süren kötü havalardan sonra görülen gökkuşağıdır. -Friedrich Nietzsche

    Cihan bir avuç çamur, gönül de onun mahsulü. İşte cihanın bütün müşkülü bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden fışkırıyor. Biz biri iki görüyoruz, oysa herksin cihanı kendi gönlü içindedir. -Muhammed İkbal

    Dünya, insanın düştüğü maymun ruhunun yuvası olsun diye, şeytan çırağı ideoloji ve politika mimarlarınca, hamur gibi yoğruluyor. -Sezai Karakoç

    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar. -Johann Wolfgang von Goethe

    Cesaret de aşk gibi ümitle beslenir. -Napoléon Bonaparte

    Büyük insanların elinde mal, aşığın gönlünde sabır, kalburda ise su durmaz. -Sadi

    Hiçbir merdivenin olmasa bile kendi başının üstüne çımayı başarmalısın, yoksa yukarıya nasıl çıkarsın? -Friedrich Nietzsche

    Taklit, toplum ruhunun firengisidir. -Sezai Karakoç

    Gerçek hiçbir zaman şiddet tarafından çürütülemez. -E. Fromm

    İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni bir şeyler atmazsanız, kendi kendini öğütür durur. -İbn-i Haldun
    Okumak yalnızca zihni bilgi içeriğiyle donatır, okuduğumuz şeyi bizim kılan , düşünmektir.
    John Locke
    Yatmadan önce okuyabileceğiniz iyi bir şeylerin olduğunu bilmek en güzel duygulardan biridir.
    Vladimir Nabokov

    “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
    Sen kendin bilmezsin bu nice okumaktır.” Yunus Emre

    ” Ölünce unutulmak istemezseniz, ya okumaya değer eser yazın veya yazılmaya değer işler başarın.” Benjamin Franklin

    “Yasalar ölür kitaplar ölmez.”Bulwer Lytton
    “İyi kitaplar babalarını ebedîleştiren çocuklardır.” Eflatun

    “Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayarak bir balta olmalıdır.” Franz Kafka

    “İçinde iyi yanı bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur.” Geothe
    “İyi bir kitap insana can veren kandır.” John Milton

    “Dünyayı yöneten kalem mürekkep ve kâğıttır.” Jonathan Swift

    “Ben kitaplarımı değil kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.” Montaigne
    “Kitaplardan insanı tanıdım.” Roosevelt

    “Kitaplar soğuk ama güvenilir dostlardır.” Victor Hugo

    “Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.” Jules Chore
    “Ahlâk kurallarına uyan veya uymayan bir kitap diye bir şey yoktur kitaplar ya iyi yazılmıştır ya kötü.” Oscar Wilde

    “Kitaplar beynin çocuklarıdır.” J. Swift

    “Bütün iyi kitapları okumak geçmiş anıların o mükemmel kişileri ile konuşmaya benzer.”Anonim

    “Yazarlar ölür kitaplar kalır.” Bulves Ligtton

    “Kâmil odur ki; koya her yerde bir eser
    Eseri olmayanın yerinde yeller eser.”Hadimî

    “Okuduğumuz kitap bir yumruk gibi bizi uyarmıyorsa ne işe yarar?” Franz Kafka

    “Okuduğumuz eser, sizi fikren yükseltip, içinizi iyi duygularla doldurmalıdır.”Alexandre Pope

    “Ümitle açılıp kazançla kapanan kitap iyi bir kitaptır.” Alcott
    “İyi kitaplar okumayan adamın okumuş olmasıyla cahil kalması arasında hiçbir fark yoktur.” Mark Twain

    “Kültür bilginin şuurlaşmasıdır.” Ahmet Selim
    “İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır.” Francis Bacon

    “İlk defa yeni bir kitap okumaktansa okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır.” Lord Dudley

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.” Scilus

    “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır.” Carlyle

    “Kitap ruhun ilacıdır.” Japon Atasözü
    “Bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık eser okunmalıdır.” Samuel Johnson

    “Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür.” Herbert Spencer

    “Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır.” Sir John Herschell”

    “Kitaplar insanların yolunu aydınlatır.” Çin atasözü
    “Kitap aklın ilacıdır.”Ovidius

    “Okula her şey yapabilirsiniz ama okulun kitaplığı yoksa hiçbir şey yapmamış olursunuz.”J. Ferry

    “Bütün boş zamanınızı gazeteye bağlamayın. Ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitapları okuyun.” Dale Carnegie

    “Yabani uluslar dışındaki her ülke kitaplar tarafından yönetilir.” Voltaire

    “Yaşayan insan zekası ölmüş insanlarla en iyi ilgiyi kitaplarla kurar.” Bouee

    “Hiçbir iyi kitap birdenbire gerçek yüzünü göstermez.” Caryle



    “Mümkün olsaydı her karış toprağa buğday eker gibi kitap ekerdim.” Horace

    “Kitapsız yaşam kör sağır ve dilsiz yaşamaktır.” Seneca

    “Kitaplar zekanın çocuklarıdır.” Jonathan swift

    “Kitaplar uygarlığın önderliğini yapan ışıklardır.” Roosevelt

    “Tanrım bana kitap dolu bir evle çiçek dolu bir bahçe ver.” Konfüçyüs

    “Kitaplarım bana yetecek kadar büyük bir krallıktır.” William Shakespeare

    “Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynidir: ateş, nem zaman ve içindekiler.” Paul Valery

    “İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur.” Balzac

    “Kitaplar benim sevgili dostlarım gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden bana görevlerimi anımsatırlar.” Alphonse Daudet

    “Otuz yaşına gelinceye kadar kitapları sevmeyen, sonraları da onları anlayacak kadar sevmeyecektir.” Clarendon

    “Eğer bizi yaşamaya ve daha büyük bir susamışlıkla içmeye yöneltemiyorsa kitapların ne anlamı
    var?” Henry Miller

    “Kitaplar çoğunlukla kitabı yazan kimselerin en iyi duygularını en doğru düşüncelerini en sağlam kanılarını en temiz umut ve ülkülerini taşırlar.” Victor Hugo

    “Okuduğunuz bir yapıt sizi fikren yükseltir içinizi doldurursa onun hakkında hüküm vermek için
    başka bir kural aramayınız; yapıt iyidir ve usta elinden çıkmıştır.” La Bruyére

    “Size en çok yardım eden kitaplar sizi en çok düşündüren kitaplardır.” Teodor Walker

    “Kitaplar insanlara çoğunlukla kendi talihlerini açmak için yetenek aşılarlar.” Anonim

    “Kitapları iki gruba ayırmak mümkündür: günün kitapları ve her zamanın kitapları.” Ruskin

    “Kitapsız büyüyen çocuk susuz büyüyen ağaca benzer.” Çin atasözü

    “Kitaplık kurmak tapınak yapmak kadar kutsaldır.” Victor Hugo

    “Kitaplar da dostlar gibi az fakat iyi seçilmiş olmalıdırlar.” Jonerianna

    “İyi bir kitap bir hazineye benzer; sıkıntılı zamanlarda onun yerine geçer.” Halig

    “Kitaplar sessiz öğretmenlerdir.” Gellius

    “Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen uluslar, yıkılmaya mahkumdurlar.” Ovidius

    “Kitaplar kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek yüreği ve aklı, dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.” Maksim Gorki

    “Bir insanı öldüren Tanrının aynası, akıl sahibi bir yaratığı öldürmüş olur; ama aklın ürünü olan kitabı yok eden aklın kendisini yok etmiş olur.”John Milton

    Kitap hayatı okumaktır…

    İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır. “Francis Bacon”

    “İlk defa yeni bir kitap okumaktansa, okunmuş bir kitabı tekrar okumak daha yararlıdır.” Lord Dudley

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.” Scilus
    “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitaplıktır.” Carlyle

    “Kitap ruhun ilacıdır.” Japon atasözü

    “Bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık eser okunmalıdır.” Samuel Johnson

    “Bir insanın değeri okuduğu kitaplarla ölçülür.” Herbert Spencer”

    “Bir insana okuma aşkı ve onu tatmin edecek kitap verin; emin olun ki bu adam mutlu olacaktır.” Sir John Herschell

    “Kitaplar insanların yolunu aydınlatır.” Çin atasözü

    “Kitap aklın ilacıdır.” Ovidius

    “Bütün boş zamanınızı gazeteye bağlamayın. Ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitapları okuyun.” Dale Carnegie

    “Ulusları ilerleten, yükselten zengin kitaplardır.” Anatole France

    “Hiçbir iyi kitap birdenbire gerçek yüzünü göstermez.” Caryle

    “Bir ulusun en değerli hazinesi, onu yükselten yayınıdır.” Churchill

    “Kitapların düşmanları insanlarınki ile aynidir: ateş, nem, zaman ve içindekiler.”Paul Valery
    “İçinde bir şey bulunmayacak kadar kötü bir kitap yoktur.” Balzac

    “Kitaplar benim sevgili dostlarım, gerçek yol gösterenlerimdir. Çünkü ikiyüzlülük etmeden, bana görevlerimi anımsatırlar. Alphonse Daudet

    “Kitapların yakıldığı yerde insanlar da yakılır.” Heinrich Heine

    “Eğer bizi yaşamaya ve daha büyük bir susamışlıkla içmeye yöneltemiyorsa kitapların ne anlamı
    var?” Henry Miller

    “İnsan sevmiyorum ben. Gerçek insanları sevmiyorum. Fazla sıkıcılar. O yüzden kitaplarda bulduğum ve gerçek olmadıklarını bildiğim insanlar ruhumu dinlendiriyor. “Ali Lidar

    “Televizyonu çok eğitici buluyorum. Ne zaman birisi televizyonu açsa, yandaki odaya gider ve kitap okurum.” Groucho Marx

    “Kitap, zekâyı kibarlaştırır!” Cemil Meriç

    “Bir adama bir kitap sattığın zaman, ona yalnız yarım kilo kâğıt, mürekkep ve tutkal satmış olmazsın, ona tamamıyla yeni bir yaşam satmış olursun. Sevgi, dostluk, mizah ve geceleyin denizde dolaşan gemiler, eğer o kitap gerçekten benim anladığım anlamda bir kitapsa, onun içinde bütün gökler ve yer vardır.” Christopher Morley

    “Okumak insanı bin bir gözlü yapar.” Rainer Maria Rilke

    “Bence kitap okumak, âşık olmaktan veya seyahat etmekten aşağı kalan bir deneyim değildir.” Jorge Luis Borge

    “Şu anda hangi kitabı okuyorsun?” sorusu basit bir soru değildir aslında. “Sen aslında kimsin ve nasıl biri olmak istiyorsun” sorusunu sormanın farklı bir yoludur. Will Schwalbe

    “Kitap okumayan bir kimsenin, okuma bilmeyene karşı bir üstünlüğü yoktur.” Mark Twain

    “İyi kitaplar en gerçek dostlarımızdır.” Francis Bacon

    “Kitaplar çoğunlukla kitabi yazan kimselerin en iyi duygularını, en doğru düşüncelerini, en sağlam kanılarını, en temiz umut ve ülkülerini taşırlar.” Victor Hugo

    “Kitapları seviyor musunuz? Öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir.” Jules Chore

    “Kitaplarda kendimize rastladığımızı sandığımız yerlerin altını çizeriz.” Metin Üstündağ

    “Kitap onu satın alanın malı değildir. Kitabın mülkiyeti olmaz. Kitap, onun parasını ödeyen, alışverişini yapan ve evindeki rafa koyanın malı değildir. Kitap, okuyucusunun malıdır; sayfasını açanın, okuyanın, anlayanın, hissedenin, tat alanın, ondan etkilenenin malıdır. Kelimeleriyle daha çok ünsiyet kuranın, satırlarına daha fazla aşina olanın, harfleriyle arasında gizli bir ruh yakınlığı olanın malıdır.” Ali Şeriati

    “İyi bir kitap, gerçek bir hazinedir.”Bulwer Lytton

    “Kitapların kokusunu seviyordu. Yeni bir kitap açtığında hiç görmediği bir yer, tanışmadığı bir dost gibi kokuyordu.” Rocket Writes a Story

    “Bir kitabın kaderini, okuyucunun zekâsı belirler.”Latin Atasözü

    “Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir.” Thomas Carlyle

    “Kitaplıklar aklın tedavi yerleridir.”D. Scilus

    “Kitaplar ruhun gıdasıdır.” Japon Atasözü

    “Size en çok yardım eden kitaplar, sizi en çok düşündüren kitaplardır.” Teodor Walker

    “Para ile mutluluk satın alınabilir mi? -Evet. Kitap alınabiliyor mesela.” La Edri

    “Kitaplar, başka bir yerde olmak isteyen insanlar içindir.”Mark Twain

    “Yatmadan önce okuyabileceğiniz iyi bir kitap ya da dergiye sahip olduğunuzu bilmek zevklerin en büyüğüdür.” V. Nabokov

    “Eski Türk filmlerinde görmüşsünüzdür belki… Genç kızlara düzgün yürümeyi öğretmek için başına bir kitap koyar ve kitabı düşürmeden dik yürümesini öğretirler. Demek ki kitap her ne amaçla kullanılırsa kullanılsın, insana düzgün yürümeyi ve dik durmayı öğretir.” Sunay Akın

    “Binlerce kitap okuyun ki kelimeleriniz bir nehir gibi aksın.” Virginia Woolf

    “İyi kitap, okura ‘Yazar benim hakkımda bunca şeyi nasıl biliyor?’ dedirtebilen kitaptır.” Alain De Botton

    “Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.”Tolstoy

    “Kendimi unutmak için kendimi kollarına attığım ve başımı göğsüne bastırdığım bu işlerden biri de kitaptı. Ne güzel bir unutmalık.” Ali Şeriatî

    “Kitaplarda aradığım, dürüstçe bir oyalanmanın yarattığı hoş duygulardır sadece, ya da amacım öğrenmekse, kendimi tanımama yardım edecek, daha iyi nasıl yaşanacağını ve ölüneceğini bana öğretebilecek bilgi bulmak isterim. ” Montaigne

    “Kitabı eğlence için okumazdım, kitap benim için yeni bir dünya, yeni bir ben yaratmak, kendi derinliklerimi keşfetmek için bir araçtı.” Ertürk Akşun

    “Kimse hoşuna gitmeyecek şeyleri duymak istemez, ne hayatta ne de bir kitapta!” Ayşe Kulin
    Frédéric Gros "un Yürümenin Felsefesi Kitabından:

    Yokluk hissetmeyen kişi zengindir .

    İşte biz, iki ayağı üstünde hareket eden, büyük ağaçlar arasındaki katıksız güç ve haykırıştan ibaret bir hayvanız.

    Sessizlik, ekseriyetle, karşılaştığım insanlardan daha fazla şey öğretiyor bana. #HenryDavidThoreau

    Aslında bizi yalnızlığa sürükleyen çoğunlukla başkasıyla karşılaşmaktır.

    “Bir kere keşfettin mi, kolayca bulursun artık beni; bundan sonraki zorluk beni kaybetmek olacaktır”

    "Dünyadan bir şeyler beklemeyi bırakır bırakmaz, dünya da kendini size verir, bırakır, teslim olur. Hiçbir şey beklemez olduğunuzda, mevcudiyet için bir takviye, karşılıksız bir lütuf olarak sunulur her şey."

    Bana seyyar bir yaşam gerek.

    Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı.

    Gecenin büyüsünden sonra...
    ".... sabahlardır inancı doğuran."

    “Şunu bunu yapmak, orada burada gezmek, görmek, yaşamak, basıp gitmek isterdim.”


    Göğün altında yürüyordum, İlham Perileri!
    Ve kul köleydim size;

    Ah tanrım, ne muhteşem aşklar düşledim!

    Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim etho-sumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir...

    Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil (ders verenlerin hüzünlü görevidir bu), içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: Kendi içimizde yaşama imkanıpnı, yaşamın ilkesini bulmak. İki kitabın arasında yaşam sıkıcıdır ( iki okumanın arası tekdüze, gündelik işlerle doludur), ama kitap farklı bir varoluş umudu uyandırır. Kitaplar, gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır.

    Mümkün mertebe az oturmalı;
    açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.
    Önyargıların hepsi bağırsaklardan gelir.
    Daha evvel de söylediğim gibi,
    Kutsal Tin'e karşı işlenen esas günah,
    yerinden kıpırdamamaktır.

    Yürümek iki mesafe arasında gidip gelmek değil yaratıcı bir eylemdir. Hem kendi yalnızlığımıza çekildiğimiz hem de toplum olarak bizi dönüştürecek bir ayağa kalkıştır.

    "...kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir.”

    Faydasızdı ve aylaklığı onu marjinal kılardı. Buna rağmen hiçbir zaman tamamen pasif de sayılmazdı. Hiçbir şey yapmayabilirdi ama her şeyin izini sürer, gözlemlerdi, zihni hep tetikteydi....

    Bir kere keşfettin mi, kolayca bulursun artık beni; bundan sonraki zorluk beni kaybetmek olacaktır. #Nietzsche



    Elimizle yazarız evet,
    ama "sadece ayağımızla" iyi yazarız!

    "Kendi kendimizin esiriyizdir."

    Bilakis, zamanı hızlandıran acelecilik ve sürattir.

    Çıplak gözle bakar çocuklar, ne görüyorlarsa o...
    "... gerçekçi olanlar çocuklardır; onlar hiçbir zaman genellemelere göre hareket etmezler."

    Mutluluk tekrarlanamaz olduğu için hayli kırılgandır; mutluluk anları nadirdir, bu anlar dünyanın kumaşındaki altın iplere benzer, onları yakalamak gerekir.

    Mutluluk “sarsıntısız ve kesintisiz, tekdüze ve ılımlı bir hareket” ister.

    Yürümek şehirli insanın mantığını, hatta en yaygın şartlanmışlıklarını bile tersyüz eder.

    Azar azar unutulmaya başlanır her şey, insanlar başka şeylere, başka husumetlere dalmışlardır. Hepsi bu kadardır işte.

    Yürürken geri dönmek söz konusu değildir. Çekip gitmiş, yola çıkmışsınızdır, işte o kadar. Yorgunluğun, tükenmişliğin, kendinizi ve dünyayı unutmuş olmanın muazzam keyfini hissedersiniz akabinde.

    Beyinlere işlenmesi gereken bir cümle..
    "Maddi olan şey aldatıcıdır, değişken ve görecelidir, beden bir kılıftır, hakikatse ruhta, fikirde ve zihinde gizlidir."

    Her şeyi bastırır yorgunluk.

    Dünyanın kapısını bir kez çaldınız mı, sizi hiçbir şey tutamaz. Adımlarınızı kaldırımlar yönlendirmez artık. Dönemeçler yıldızlar gibi titrek titrek parlar, o kan donduran seçim yapma korkusuyla yeniden karşılaşırsınız; baş döndürücüdür özgürlük...

    Özgürlük, bir düşün farkına varmamızı sağlar:
    çürümüş,kirlenmiş, yabancılaştıran,
    içler acısı bir medeniyeti reddetmenin ifadesi olarak yürümek.

    Gandi'ye göre gerçek zıtlık Batı ile Doğu arasında değil, güçlerin bir araya toplandığı, hız ve makine uygarlığıyla gelenek, dua ve elişçiliği uygarlığı arasındadır.

    Gevezelik sağır eder insanı: Her şeyi saçma kılar, sizi serseme çevirir, pusulanızı şaşırtır. Gevezelik her zaman her yerdedir, dört bir yanı basar, dört bir yana yayılır.

    ...dilimizin çarçur edilişidir gevezelik.

    "Nereye gidersek gidelim, hoşçakal burası..."

    Çalışmak: birikim yapmak, hiçbir kariyer fırsatını kaçırmamak için hep pusuda beklemek, bir mevkiye göz dikmek, iş yetiştirmek, rakipleri düşünüp endişelenmek. Bunu yap, şunu görmeye git, öbürünü davet et: sosyal ilişkilerdeki baskılar, kültürel modalar, iş yoğunluğu... Her zaman bir şeyler yapmak, peki ya “olmak”? Bunu sonraya bırakırız çünkü hep daha iyisi, daha acili, daha öncelikli olanı vardır. Var olmak yarına kadar bekleyebilir. Ancak yarın da öbür günün işlerini getirir. Bitmeyen karanlık bir tünel. Ve buna yaşamak derler.

    Aklınıza estiği gibi atamazsınız adımlarınızı.

    Hangi sapaktan döneceğinizi şaşırırsanız bedelini ağır ödemek zorunda kalabilirsiniz.

    Biraz tuhaflaştım. Derdim tasam yok, hiçbir şeyi umursamıyor, hiçbir dış etkene kapılmıyor ve hep yalnız kalmak istiyorum.

    "...Zaman ve mekandan sıyrılmanızı sağlayan her şey sizi hızdan uzaklaştırır."

    "...tek bir ihtiyacım var artık: hiç durmadan dua etmek."

    Doğadan gelen güç ile...
    Günün geri kalanını ormanda geçiriyor, ilk çağların resimini arayıp buluyor ve öyküsünü cesurca karalıyordum. İnsanların acınası yalanlarını yakalıyor, hiç sakınmadan insan doğasını tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, onu biçimsizleştiren, başkalaştıran zamanın ve olayların seyrini kovalıyor, insanın yarattığı insanla doğal insanı mukayese ederek onlara söz ve mükemmeliyetçileri içinde yer etmiş, sefaletlerinin gerçek kaynağını gösteriyordum. #Jean-JacquesRousseau


    Hiçbir beklentisi olmayan, bir kuş hafifliği ve tazelik hissi
    Korku ve umudun yarattığı tedirgin dalgalanmalardan kurtulmuş olmak ve hatta kendini bütün kesinliklerin ötesine
    konumlandırmaktır huzur...

    İlk Hıristiyan teologlara göre, bu dünyada sadece birer yolcu olduğumuzdan, evimizi başımızı soktuğumuz bir sığınak, sahip olduklarımızı fazladan bir yük, arkadaşları da yol üstünde karşılaştığımız insanlar olarak görmemizde fayda vardır.

    "Hatırlamak artık hiçbir yaranın kabuğunu kaldırmamakta veya kayıp bir mutluluğun ruhu yoran hasretini uyandırmamaktadır."

    Şehirlerden gittikçe daha çok tiksinir olmuştur; ona göre şehirler kirli ve pahalıdır.

    Tabiata ilgisi olmayan kişi hayata dâir çok şey kaçırır..
    "Doğanın ona söyleyecek pek bir şeyi yoktur."

    Temel olarak umut bir şey bilmek istemez, o yalnızca inanır. İnanmak, düşlemek ve umut etmek tüm edinilmiş bilgileri, alınmış dersleri ve geçmişi hiçe sayar...

    Zengin, kendininkinden daha dolu olmadığını görmek için komşusunun tabağına göz dikerek tıkınır.

    "Onca insan kitaplarını sadece başka kitapları okuyarak yazmıştır; o kitapların pek çoğu havasız kütüphanelerin kokusunu taşır. "

    Gördüğüm, görebildiğim her şey bana aittir. Ne kadar uzağı görüyorsam, o kadar çoğuna sahibim. Yalnız değilim: Dünya bana ait; benim için ve benimle var.

    "Nietzsche için çıkmak, tırmanmak, yükselmek demektir yürümek."
    Frédéric Gros

    Dünya insanı olmak bunu gerektirir...
    Yaşlı uygarlığımıza karşı doğru düzgün bir bağımsız bakış açısı kazanabilmemiz için çok yol almamız gerek, yavaşça, ama hep daha yukarıya. #Nietzsche

    "... çalışmanın sonunda, haddinden uzun odaklanmak zorunda kalındığı için sinirler yıpranır."

    "Vazgeçişle gelen özgürlük."

    Fakat yalnızlığın içine salladığı her kürek özgürlüğünün biraz daha derinleşmesinin işaretiydi.

    Fakat yalnızlığın içine salladığı her kürek özgürlüğünün biraz daha derinleşmesinin işaretiydi.

    Çünkü yürüyen insan kendi üzerine çöken kaygı, haset ve korku yumaklarını çözer.

    Yürümeden hiçbir şey yapmam, benim çalışma odam kırlardır. Masa, kağıtlar ve kitaplardan oluşan bir manzara beni daraltır. Çalışma araç gereçleri bezginlik verir bana, yazı yazmak için masaya oturursam yazacak bir şey bulamam ve bir düşüncem olması gereği de beni tamamen düşüncesiz bırakır.

    Huzur artık hiçbir şey beklemiyor olmanın, yalnızca yürümenin, yalnızca ilerlemenin hissettirdiği tazeliktir.

    "Anıların ağırlığı altında ezilmiyorsu-nuzdur. Her şey mümkündür hâlâ."

    Konuşmadan evvel görmelidir insan. #HenryDavidThoreau

    Can sıkıntısı, boş zihinle karşılaşan bedenin hareketsizliğidir.

    O yüzden doğa insana huzur veriyor demek ki...
    "Doğadan; güneşten, rüzgardan, topraktan ve gökyüzünden daha hakiki bir şey yoktur; onların hakikati de sonsuz enerjilerinde saklıdır."

    Doğadan; güneşten, rüzgardan, topraktan ve gökyüzünden daha hakiki bir şey yoktur; onların hakikati de sonsuz enerjilerinde saklıdır.

    Onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde. #Jean-JacquesRousseau

    Geçmişten alınacak ders yoktur, zira ders almak eski hataları tekrarlamaktır.

    "Dil bir talimatname, bir fiyat listesidir."

    Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar...
    Medeni insanın durumuyla vahşi insanın durumunu hiçbir peşin hükme kapılmadan mukayese edin ve elinizden geliyorsa, medeni insanın kötülüğünden, ihtiyaçlarından ve sefilliklerinden başka, acıya ve ölüme kaç yeni kapı açtığını bir araştırın. #Jean-JacquesRousseau

    Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket hâlindeki kadim yaşamdır.

    Ne yazık ki, uzun zamandır pek çoğumuz, doygunluğa ulaşmanın nesnelere sahip olmaya ve toplumsal itibara dayandığı inancını aşılayan kötü imajların tuzağına düşmüş durumdayız. Aslında çok yakınımızda ve çok basit olan -ve belki de bu yüzden zor görünen- neşeyi aramaya çok uzaklardan başlarız. Halbuki biz çoktandır bunun ötesindeyiz, hep ötesindeydik.

    "... zamanın şakası yoktur."

    Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket hâlindeki kadim yaşamdır.

    Bitmeyen karanlık bir tünel. Ve buna yaşamak derler.

    Yürümek öfkeyi söküp alır, insanı arındırır.

    'Kopmak zordur' der Nietzsche, ' bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir'.

    Para ruhları boşaltmak, tıp ise yapay bedenler inşa etmek için istila eder sporu.

    Amerika yerlileri, toprağı kutsal bir enerji kaynağı olarak görürlerdi.
    ...
    Toprak ebedi bir güç membasıydı, çünkü o gerçek Anamızdı, bizi besler ve ayrıca bağrında atalarımızı saklardı. Tabiatta dönüşüm onda gerçekleşirdi. Bu yüzden Amerika yerlileri, ellerini gökyüzüne uzatıp yıldızlardaki tanrılardan yardım dilemek yerine, toprakta yalın ayak yürümeyi tercih ederdi.

    Kin, güvensizlik ve nefretin kaynağı ilkel vahşilik değildir. Bu duygular, dünyanın yapay bahçesine hapsolmuş bize aşılanmıştır ve o zamandan beri hiç durmadan tomurcuk vermeye, yeşermeye ve tabiatında merhametli yüreklerimizi boğmaya devam etmektedirler.

    Yapaylık, yani söylevlerin, toplumsal düzenlemelerin, siyasi kanunların yapaylığı benliğin bu saf, şeffaf hâlini puslandırır. O hâlde, her daim, bize sunulanları değil, bunların ardında sükunutle varlığını sürdüren hakikati aramak gerekir.

    Hiçbir zaman yalnız ve yürüyerek yaptığım seyahatlerdeki kadar düşünmedim, var olmadım , yaşamadım, kendim olmadım ...

    Yürümek öfkeyi söküp alır, insanı arındırır.

    "... bazen etabı tamamlamak için önümüzde hâlâ gidilecek birkaç saatlik yol varken, bir de üstüne yol dikleştiğinde, bedenin ağırlığı her adımda kendini iyice hissettirir, dizlerin üstünde bir örs vardır sanki."

    Öldürmek değil de durdurmaya çalışsak....
    Thoreau, “Sanki sonsuzluğu yaralamadan zamanı öldürebilirmişiz gibi,” diye yazmıştı.

    Deniz ve alabildiğine gökyüzü! Bunca zaman ne diye işkence etmişim kendime!

    "Kopmak zordur," der Nietzsche,

    Yoksulun tek zenginliği bedenidir
    Yürüyen kişi toprağın evladıdır .

    Kendimde doğal olan ne bulabileceğim? Kitaplarda değil, sadece yalnız başına yürüyerek bulabileceğim şey ne?

    Tüm dünya gelip geçici bir barınaktır.

    Tecrübenin verdiği rahatlık bu olsa gerek..
    Yetişkin kimse her şeye ardında bıraktığı yılların tepesinden bakar. Tecrübeyle gelen bakış açısıysa her şeyi aynı seviyeye çeker, bir araya yığar, yavanlaştırır. Her şey aynıya döner.

    Gandhi'den...
    Yalnız yürü.
    Çağrına kulak vermiyorlarsa eğer, yalnız yürü;
    Korkar da dehşet içinde duvara dönerlerse yüzlerini,
    Ah sen, kara bahtlı,
    Aç zihnini ve yalnız konuş.
    Yoldan cayar da, bırakırlarsa yabanda seni,
    Ah sen, kara bahtlı,
    Yolun üstündeki dikenleri çiğne ve
    Kana bulanmış o yolda yalnız yürü.

    Kırılma dışarıdan gelmek zorundadır. Bu durum sizi çetin bir sınavla yüz yüze getirir ve arzularınızın ne kadar kısır olduğunu anlarsınız. Canınız sıkılırken her an yinelenen bir tatminsizlik, başlangıçlara karşı bir tiksinti duyarsınız: Her şey başlar başlamaz bıkkınlık verir çünkü başlangıcı yapan sizsinizdir.

    Yaşamlarını ofiste klavye tıkırdatarak geçiren o dalgın, soyutlanmış insanları düşünüyorum. Dedikleri gibi ''bağlılar'', peki ama neye? Saniyede bir değişen enformasyona, imaj, sayı, tablo, grafik seline bağlılar. İşten sonraysa doğru metroya veya otobüse giderler, yani hep hıza bağlıdırlar; bu sefer bakışlar telefon ekranına mıhlanır, parmaklar hafifçe de olsa hâlâ hareket hâlindedir, mesajlar, görüntüler akmaya devam eder. Ve daha günü görmeden akşam olur. Sıra televizyondadır, alın size bir ekran daha.
    Peki bu insanlar hiç toz kaldırmadan, birbirleriyle temas etmeden hangi boyutta, hepsi birbirinin aynı hangi mekanda, yağmurmuş güneşmiş hiçbir şeyin fark etmediği hangi zaman diliminde yaşıyorlar?

    İlk insanı içinde bulmanın çabası..
    "... bu gün boyu süren yürüyüşlerde kültürle, eğitimle, sanatla bozulmamış doğal insanı bulmaya yönelik çılgın planının çatısını kurar."

    Kırılma dışarıdan gelmek zorundadır. Bu durum sizi çetin bir sınavla yüz yüze getirir ve arzularınızın ne kadar kısır olduğunu anlarsınız. Canınız sıkılırken her an yinelenen bir tatminsizlik, başlangıçlara karşı bir tiksinti duyarsınız: Her şey başlar başlamaz bıkkınlık verir çünkü başlangıcı yapan sizsinizdir.

    "Enerjiyi heba ederek değil, enerjiyi harekete geçirerek ilerlemek..."

    Tecrübenin verdiği rahatlık bu olsa gerek..
    Yetişkin kimse her şeye ardında bıraktığı yılların tepesinden bakar. Tecrübeyle gelen bakış açısıysa her şeyi aynı seviyeye çeker, bir araya yığar, yavanlaştırır. Her şey aynıya döner.

    Erozyon, bağıra bağıra geliyor.
    "... insanlar hiç toz kaldırmadan, birbirleriyle temas etmeden hangi boyutta, hepsi birbirinin aynı hangi mekanda, yağmurmuş, güneşmiş hiçbir şeyin fark etmediği hangi zaman diliminde yaşıyorlar? Yollar ve patikalarla bağı kopmuş bu hayatlar, insanlık durumunu unutturuyor onlara, sanki zamanla değişen hava, erozyon yaratmazmış gibi.

    "Ruh bedenin gururudur."

    Azar azar unutulmaya başlanır her şey, insanlar başka şeylere,başka husumetlere dalmışlardır.Hepsi bu kadardır işte.

    Bazı kitaplarsa ferah havayı solur; dışarının zindeleştiren havasını, ulu dağların rüzgarını, göğe uzanan sarp kayalıkların zangırdatan buz gibi soluğunu ya da çamların arasından geçen Güney yollarının taze ve serin sabah esintisini. Bu kitaplar nefes alır. Mağrur, ölü bir bilgeliğe bulanıp ağırlaşmamışlardır."

    On altı yahut yirmi yaşındayken hafif umutlardan başka yükün
  • #29166379 iletisinde yazılan hikayenin final kısmıdır. Bu kısmı https://1000kitap.com/mithrandi21 yazmıştır.

    13

    2071

    “Çabuk ol Lily, çıkmamız lazım buradan.” Russell ve Lily kaslarının, eklemlerinin ve ciğerlerinin imkân tanıdığı ölçülerde bulundukları yerden koşarak çıkıyorlardı. Russell o kadar süre yer çekimsiz ortamda kaldıktan sonra her ne kadar günlük kas egzersizlerini yapmış olsalar da iki gündür sarf ettiği efor kendisini fazlasıyla yoruyordu.

    Dışarı çıktıklarında ikisi de kendini arkalarındaki duvara yaslayarak korumaya çalıştılar. Son Umut’tan son kalanlar var güçleriyle saldırıyorlardı. Ellerinde kalanlar ise yine de hafife alınmayacak silahlardandı.

    “Nereye gideceğiz Russell?”

    “20 sene sonra Dünya’ya gelen birine mi soruyorsun Lily?”

    “RUSSELLL EĞİLLL!!!” Lily son anda bir patlamanın şiddetiyle üzerlerine gelen beton parçalarını görmüş ve Russell’a müdahalede bulunmuştu ama yine de darbe almaktan kurtulamamış, patlamanın etkisi ile oldukları yerden fırlamışlardı. Russell’ın sadece buğulu bir şekilde duyan kulaklarına her yerden hareket eden mermilerin ıslıkları, sıçrayan toprakların çıkardığı ıslak sesler ve kişilerin bağırmasıgeliyordu. Göz ucuyla Lily’e baktı, güçsüz bir şekilde yerde yatıyordu. Lily’e seslenmek istedi, ağzını oynattı ama sesinde sanki renk yokmuş gibi bir ses çıkıyordu. Kısa bir süre daha etrafına bakınırken üzerine bir gölge vurduğunu hissetti ve hemen arkasından kendisine sesleneni duydu.

    “Yaşamak istiyorsan benimle gel!”

    Sesin sahibi avuç içi kendisine aşağıdan yukarı dönük şekilde elini uzatmış, kalkması için yardım etmek istiyordu. Russell kısa bir an duraksadıktan sonra uzatılan eli tuttu ve güçsüz kaslarını zorlayarak kalkabildi.

    “Acele etmen lazım, biliyorum zor ama buradan hemen güvenli bir yere gitmeliyiz.” Dedi sesin sahibi. Ses artık bir bünyeye bürünmüş, açık renk saçlı, kahverengi gözlü ve dik burunlu yakışıklı biri olmuştu. Hafiften kirli sakalları vardı, üzerinde gri uzun pardösüsü ile sanırım korunabildiği kadar zararlı güneş ışınlarından korunmaya çalışıyordu. “Hadi acele etmen lazım, benden kuvvet al ama beni de çok yavaşlatma. Ben yavaşlarsam ölürüz, evet ne sadece sen ne de sadece ben. İkimiz ölürüz! Anlıyor musun?” Russell 20 dakika öncesine göre kaslarının, eklemlerinin ve ciğerlerinin kendisine daha katı davrandığını fark ediyor ve yürümesi veya koşması için hiç izin vermediklerini düşünüyordu. Asker görünümlü bu kişi de her ne kadar acele etmesini söylese de bu durumun farkında olup Russell’a elinden geldiğince yardım ediyor, duraksıyor, düşmemesi için gerekli tüm adımları dolduruyordu.

    Russell destekçisi ile beraber birçok yerden geçmiş ve farklı bir sığınağa gelmişti.

    “İyi misin?” diye sordu Russell’a, “Yaran var mı?”

    Russell iyi olduğunu, sadece yorgun ve ağrılarının olduğunu söyleyip devam etti. “Onlardansın değil mi? Son Umut’tan?”
    “Evet.”

    “Benden ne istiyorsun?”

    “Her şeyi istiyorum. Satürn’de ne bulduğunuzu ve neler yapmamız hakkında gereken düşünceleri.”

    “Evet ama beni tanıy…” Russell cümlesini bitirmeden sözünü kesip devam etti.

    “Sizleri tanımayan mı var? Son Umut’un son umudu olarak sırf seni kurtarmak için buraya saldırdık, aslında bir intihar göreviydi bu. Sadece benim amacım seni kurtarmaktı, diğerlerinin hepsi kazanacaklarını zannederek buraya geldiler. Seni özellikle arıyordum Russell.”

    “Niye bu kadar önemliyiz?”

    “Çünkü liderimiz seni istiyor, seninle anlaşmak ve insanlığı kurtarmak istiyor.”

    “Lideriniz mi? Hangi lideriniz? Sizlerin 20 kişilik bir lider grubu yok mu?”

    “Of Russell bu kadar güce karşı dayanan bir birliğin gerçekten de 20 farklı beyin tarafından yönetildiğini düşünmüyorsun değil mi? O 20 kişi sadece üst düzey yöneticiler. Bizi sadece ve sadece birleştiren, bu direnişe alan ve küçük bir kıvılcımı büyük bir yangına dönüştüren bir kişi var. O da John Connor. Ben de uzun senelerce ABD Hava Kuvvetlerinde görev yapan, içeriye sızmış Binbaşı Kyle Reese. Teğmenliğimden beri bu görevdeyim.”

    “John Connor mı? Son Umut’un başındaki kişi demek bu kadar gizlenebilen biri mi? Bu kadar gizliliğe gerek var mı?”

    “Evet, Connor’a mesih de diyebiliriz ama öncelikle bizimle iş birliği yapman lazım.” Sanki her ikisinin cümlelerinin bittiğini işaret eder gibi patlamalar eşlik ediyordu. Son birkaç dakikadır ise artık hiç patlama ve mermi sesleri gelmiyor sessiz bir ortamda konuşmalarına devam ediyorlardı. “Sanırım Son Umut’tan sadece ben ve John Connor kaldık ve tabii sen Russell.”

    “Bilmiyorum Reen...”

    “Reese, Kyle Reese” diye düzeltti Reesse.

    “Reese, bilmiyorum. Satürn’e gidiyoruz ve birçok araştırmalar yapıyoruz, araştırdığımız şeylerin dışında başka şeyler de buluyoruz. İşin kötü tarafı ise kime nasıl güvenebileceğimi bilmiyor olmam.”

    Reese, Russell’ın gözlerinin içine bakarak kısık ama kuvvetli bir ses tonu ile devam etti. “basbeeriii massaarettti nuumbarenii hurassiii konuuursssuna bumambaaaarii nuramiinnaadii bunnnbaaa.”

    Russell şaşırmış olarak Reese’in karşısında dondu, vücudu yeterince yorgundu ama şimdi ise kilitlenmiş şekildeydi.

    *******

    3071

    Meryem Levi’ye yaklaşarak “Sence neler oluyor Levi, he neler olacak? Biz kimiz, bu görüşme sonunda ne olarak çıkacağız buradan veya çıkabilecek miyiz?”
    “Meryem, korkuyorum ve sanki üşüyorum da. İzleyelim ve görelim. Ne çıkacak diye ben de çok merak ediyorum.”

    *******

    2071

    “Sen bunları nereden duydun ve nereden biliyorsun?” diye sordu Russell.

    “Russell 12 sene önce bunu Dünyamızda duydum. Görev amaçlarınızdan birini biliyorum. DDZA çalışması yapıyordunuz.”

    “12 sene önce mi? Ama bu… bu… bizim sinyali gönderdiğimiz zamana denk geliyor.”

    “Evet, tam da o zamana denk geliyor ve sanırım bizlerin de bilmediği şeyler olduğu gibi senin de bilmediğin çok şeyler var.” Reese montunun cebinden üç raporu çıkartıp Russell’a uzatıp okumasını istedi.

    Russell tüm raporları okuduktan sonra “Kahretsin,” diyerek alnını ovuşturmaya başladı. “Dünya’ya geldiler, yani Dünya’a saldırdılar demek bu.” Russell’ın ses tonu belki de Dünya’ya geldiğinden beri ilk kez bu kadar yorgun ve korkmuş çıkıyordu. “Peki neler yapabiliriz Reese?”

    “Sanırım önce senin öneriler yapman gerekiyor.”

    “Bak Reese, biz sinyal gönderdikten sonra cevap almıştık ama buraya gelirken bunu bir buluş, bir sevinç olarak göstermek istiyorduk ama gösterdiğin raporları okuduktan sonra ve anlattıklarını dinledikten sonra sorunumuzun yanında daha başka bir sorunumuz olduğunu öğreniyorum.”

    “Tek sorunumuz bu değil mi Russell?”

    “Değil Reese değil, esas sorunumuz ya kavrulacak olmamız ya da kavrulurken dev bir cüce tarafından yutulacak olmamız.

    “Dev bir cüce mi? Bu da ne demek oluyor?”

    “Beyaz cüce demek oluyor!”

    “Beyaz cüce mi?” diye şaşırmış ve gerçekten de bilmediğini belli eden bir tonda sormuştu Reese.



    ******

    3071

    Salondan yükselen “Beyez Cüce mi?” sorusuna Sophia’nın mekanik sesi ilk başta birkaç saniye sessiz kalarak bekleyip, sonra da konuşmaya başladı.

    “Evet Beyaz Cüce. Alex ve Russell’ın burada yaptıkları ve esas buldukları ve korktukları bir beyaz cüceydi. Dünya’nın ısısının yükselmesinin esas sebebi tabii ki sera gazları gibi Alex’in açıklaması değil beyaz cücenin yaydığı devasa ısıdır. Şunu da hatırlatmak isterim ki Satürn ve uydularının da ısısının artmasının sebebi bu beyaz cücedir.”

    “Sophia izninle araya girebilir miyim?” Earthman görüşme
    başladığından beri ilk konuşmuştu. “Karşılaşacağımız şeyleri anlatmadan önce bizlere beyaz cüceyi anlatır mısın?”

    “Tabii Dr. Earhtman. Bu konuyu hiç bilmeyenler için dosya sistemimden bir video açacak ve sizlere video ile beraber anlatacağım.” Krikalyov oluşturduğu yapay zekanın ön görüsüne ve hazırlığına bir kez daha hayran olup gururlanmıştı. Sophia gün geçtikçe insanlardan çok şeyler öğreniyor, Fanus’un içindeki her bir en ufak olaydan dosya kütüphanesine yenilerini ekliyordu. “Beyaz cüce bizim yıldızımız olan, yani aslında bir kızıl cüce olan güneşimizin ve tüm benzerlerinin eninde sonunda karşılaşacağı bir durumdur. Evrende bilinen tek beyaz cüce şu an için Sirius B’dir. Ve yine bildiklerimize dayanarak belki de daha en azından galaksimizdeki başka diğer hiçbir yıldızın kolay kolay bu aşamaya gelmeyeceğiydi. Gelecekse de bu belki milyonlarca yıl demekti.”

    “Evren o zaman bildiğimizden daha mı yaşlı Sophia?” Soruyu soran Alan Shepard’tı.

    “Bu yüksek bir ihtimal Shepard ya da beyaz cüceler bilinenin aksine çok hızlı hareket ediyorlar.”

    “Lütfen devam et Sophia.” diye araya girdi Whoo.
    “Shepard sormak istediğiniz başka bir şey var mı?” Krikalyov’un bu kısımda yüzünde hayretle karışık bir sevinç oluşmuştu. Shepard ile olan konuşmasını Sophia unutmamış hatta yarım kalan bir işi olduğu için Whoo’nun dediğini ikinci plana atıp önce kendi içindekini bitirmişti. Shepard teşekkür ettikten sonra Sophia devam etmeye başladı.

    “Bizim yıldızımız olan Güneş de biliyorsunuz orta büyüklükte bir yıldızdır. Bizlerin en önemli yaşam kaynağı olan yıldızımın yaşı ise 4.57 milyar olarak bilinmektedir. Güneşimiz ise her saniye çekirdeğindeki hidrojen yakıtının 554 milyon tonunu yakar ve yaşamına devam eder. Güneşimiz bu şekilde yakıtını kullanmaya devam ederse eğer ortalama 6,5 milyar yıl sonra tüm yakıtını bitirecektir. İşte tüm anlatacaklarım da aslında burada başlıyor. Hidrojen yakıtı tükendiğinde yıldızın çekirdeğindeki birleşme hızını kesecektir ve bu kesme işlemi de yer çekimini dışarı itecektir. Biliyoruz ki bir gazı ısıttığımızda genişler, onun için zamanla Güneş de genişleyecektir. Hatta o kadar çok genişleyecektir ki elimizdeki veriler 1.600.000 km uzaklıktaki güneşin 160.000 km’ye yakınlaşacağa kadar genişleyeceğini söylemektedir. Yani Güneş kızıl bir dev olacaktır. Bundan sonra ise gezegenlerin sıcaklıkları binlerce derece daha artacaktır, evet yanlış duymadınız binlerce derece daha artacaktır. Okyanuslar kaynayacak, kaynadıkça buharlaşacak, dağlar ise eriyecek. Fanusumuzun camı ise atalarımızın yaptığı cam sanatındaki cam sıvısı gibi eriyip tamamen üstümüze akacak…”

    “Sophia, yanlış anlamadıysam bu anlattıklarının olması için daha milyarlarca sene var.”

    “Evet Sayın Scott, doğru anlamışsınız.”

    “O zaman hızlanıp esas karşılaşacağımız konuya gelelim mi? Eminim ki bizleri izleyenler fazlasıyla heyecanlanıyor.”

    “Uygundur Sayın Scott, ama öncelikle Güneşimizin başına gelecekleri kısaca biraz daha anlatmak istiyorum.” Sophia kısa bir an durup mekanik sesiyle konuşmasına devam etti. “Sıcaklık artacak ve fanusumuzun camı eriyecek ama bu kısımda ise başka bir şeyler daha olacak. Biliyorsunuz Güneş’in kütle çekimine yakalanan gezegenler olarak hem Güneş’in hareketi doğrultusunda sarmallar çizerek tüm gezegenler olarak onu takip ediyoruz hem de yörüngemizde Güneş’in etrafında dönüyoruz. Güneş’in kütlesi daha da büyüyeceği için bu aşamadan sonra bizleri içine çekecektir, yani yutacaktır.”

    “Konuyu biraz daha basitlendirir misin Sophia?” Krikalyov da ilk kez söze karışmıştı. Sophia’ya talimat vermiş, üstün zekası sayesinde kütle çekimini basitlendirmesini istemişti.

    “Şöyle diyebiliriz Krikalyov. Düz ve ince bir kumaş açarak, bu kumaşın altının da boşlukta kalacağını düşünelim. Bu bizim Güneş sistemimiz olsun. Gergin olan kumaşın üstüne farklı küçük boyutlarda toplar atalım. Her bir top kumaşı kendi kütlesine göre aşağı kıvıracaktır, -küçük bir hatırlatma olarak buna zaman kırılması da diyebiliriz- ve kıvırdıkları kısımlara yutabildikleri kadar diğer küçük topları yaklaştıracaktır. Bu küçük topların büyüklükleri gezegenler, daha küçükleri de uydular olsun. Göreceğiz ki her bir büyük topun etrafında kendinden daha küçük toplar olacak. Bu kısımdan sonra kütlece hepsinden devasa şekilde büyük olan ve ağır bir top koyalım, metal bir top olsun. Bu topu kumaşa bıraktığımız anda diğer tüm küçük topları, yani gezegenleri ve uyduları içine çekip yutacaktır. Bu topun aşırı sıcak olduğunu da düşünürsek tüm topları yutarken de yakacaktır, yani daha yutulmadan önce diğer tüm toplarda hayat bitecektir.”

    “Bundan daha güzel örneklenemezdi Sophia teşekkür ederim.”

    “Bu aşamadan sonra bu kırmızı yıldız kendini yok etmeye başlayacak. Yakacak hidrojen kaynağı kalmadığında ise helyum yakmaya ve onu karbon olarak eritmeye devam edecek. Çekirdeğinden dışına doğru şiddetini tahmin edemeyeceğimiz şekilde enerji dalgaları püskürtmeye başlayacak ve dış katmanlarına yayılmaya başladıkça atomlarına ayrılmaya da başlayacak. İşte bu kısımda yıldız ölmüş olacak; ama ölmüş olmasına rağmen hâlâ yüksek seviyede kütle çekimi ve çok yüksek derecede de ısısı olacak. Dev bir beyaz ışık haline gelecek ve tabii de bu beyaz cücenin kendi bir yörüngesi olacak.

    Ve bu işlemlerin gerçekleşmesi milyarlarca yıl sürüyor ve evrenimiz de milyarlarca yıl yaşında. Alan Shepard’ın dediği gibi belki de evrenimiz sandığımızdan çok daha yaşlı.

    Alex ve Russell Satürn görevlerinde Galileo isimli teleskopu kullanırken hızla Güneş sisteminin yörüngesine yaklaşan bir cisim gördüler. Dev kapaksız koca bir beyaz göz, yani beyaz cüce gördüler. Bu beyaz cüce hızla Güneş’in yörüngesine yaklaşıyordu. Şöyle diyebiliriz Güneş A noktasından B noktasına giderken beyaz cüce ise B noktasından A noktasına gitmekteydi. Yani bir çarpışma olacaktı, çarpışma olmasa da ısıların çarpışması ve kütle çekimlerinin çarpışmasının olması kaçınılmaz bir şeydi. Anlattığım o kumaş parçası örneğinin üzerine bıraktığımız büyük topun uzağına başka bir büyük top daha bıraktığınızı düşünün. Sanırım daha da fazla anlatmama gerek yok. Alex ve Russell’ın yaptıkları tüm hesaplamaların sonucu üzerime hızla gelen beyaz cücenin 1422 sene sonra Güneş sistemimiz ile aynı yörüngede olacağıydı ve sizlere şunu söylemek isterim ki bu 1422 senenin 1012 senesini kullandık.”

    ******

    2071
    “Ama… ama bu bir kıyamet Russell. Gerçek bir kıyamet.”

    “Evet Reese, gerçek bir kıyamet ile karşı karşıyayız. 1410 sene sonra artık bizim Güneş sistemimizden hiçbir şey kalmayacak. İnsanlık bu zamana kadar çok şanslıydı ama artık şanslı olmamız çok zor, imkansız.”

    “Ne olacak peki Russell? 1410 sene bekleyip kavrulmayı ve yutulmayı mı bekleyecek insanlık?”

    “Öncelikle Satürn’de bulunan sunucularımıza mesaj göndermemiz lazım ve onlara Alex’in sonuçlandırdığı bir takım sonuçları iletmemiz lazım ve bunun için de Alex’in beynini okumamız lazım. Biz değil ama geleceğimiz kurtulabilir Reese. Geçmişe gittiğini ve geleceği düzeltmek istediğini düşün. John Connor’ın seni bunun için görevlendirdiğini düşün. Satürn artık insanlığın geleceği ve onları öncelikle kurtarmamız lazım.”

    *******

    3071
    “Sophia teşekkür ederim.” Whoo tekrardan ayağa kalkarak devam etti. “Şimdi burada artık neler yaptığımızı ve neler yapmamız gerektiğini anlatacağım. Bildiğimiz üzere gittikçe ısınıyoruz, ısındıkça da Fanus’u yaşatmak zorlaşıyor. Isınmamızın ana kaynağını öğrenmiş olduk. Güneş ile beraber üstümüze gelen bu beyaz cücenin de bizi ısıttığını öğrendik.

    Şimdi eminim hepiniz neden 1000 sene bekledik diye düşünüyorsunuzdur. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki 1000 sene boyunca “son umudumuzu” hiç kaybetmeyerek çalıştık, Reese’den aldığımız, evet artık onu da tanıdınız ve bu gizliliği açıklama vakti. Reese’den aldığımız tüm umutlarımızı devam ettirdik. Sizlere bu konu açıklansaydı 1000 sene boyunca böyle devasa ve düzenli bir çalışma yapamazdık, belki kaos olurdu” Whoo gençlere dönerek “Siz gençlerimizi bu kadar güzel eğitip yetiştiremezdik. Bugün burada Elrond’un Divanı’nı yapıyoruz ve dünyamızı üzerimize gelen kötülükten kurtaracağız. Atalarımızın yaptıkları gibi biz de dünyamızı terk edeceğiz ama bu sefer aynı yıldız sisteminde değil, yıldızlar arası yolculuk yaparak. Yeni güneşimizi bulduk ve ona gideceğiz. Yeni gezegenimizi ise bundan tam 1056 yıl sene önce bulmuştuk ve yeni evimize gideceğiz; ama orada bizi çok farklılıklar bekliyor.

    ******
    2071
    “Russell daha hızlı, hadi koş.”

    Russell ve Reese 14’lerin adamları tarafından bulunmuş ve kovalanıyorlardı. Birkaç adımda bir bel altı hizalarından mermilerin ıslıklarını duyuyor sonrasında da zemine çarpma sesini ve toprağın kalkmasını görüyorlardı. Yerleri güvenli sayılırdı ama Russell Alex’in cansız bedenine ulaşmak istediği için diğerlerine fazlasıyla yakınlaşmış ve görülmüşlerdi.

    “Reese, Reese. Bana laboratuvar lazım ve tüm verileri okuyabilmem için birkaç saatlik şekilde olması lazım.”

    “Koşmamız lazım Russell, hava destekleri gelmeden izimizi kaybettirmemiz lazım. Onlar bunu anlamazlar, onların tek istediği Dünyalar Savaşı. DDZ’lerin bizi istedikleri gibi onlar da DDZ’leri istiyor.”

    “Biliyorlar mıydı ki bu durumu?”

    “Tam olarak bilmiyorlardı tabii ki ama şüpheleniyorlardı ve şimdi sen buradasın ve her şey açığa çıkacak demektir bu. Sadece kurulan bir plandı bu ve bekleniyordunuz. Şimdi koşmaya devam et Russell.”

    ******
    3071
    “2015’te insanlık Kepler teleskopu ile Dünya’ya ikiz denebilecek bir benzerlikte gezegen keşfetti. Bu gezegen Dünyamıza ise 470 ışık yılı uzaklıktaydı. Bu uzaklıkta bir gezegene gitmemiz hayal olarak görülüyordu. İkiz gezegenimizin adı ise Kepler 438b. Bu 1000 yıllık süreçte ise ikiz gezegenimizin kötü huyu olarak gezegen üzerindeki sodyum miktarının çokluğundan dolayı çok güçlü rüzgarlarının olduğunu öğrendik ama daha da önemlisi bu sodyum miktarlarının azaltma yolunu da öğrendik.”

    “Sophia, 470 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene nasıl gidebiliriz?”

    Krikalyov konunun bu kısımlarını bilmediği için dayanamayıp soru sormuştu.

    “Whoo bu kısmı açıklayacak Krikalyov, ama şunu demek isterim ki bu görüşmeye boşuna Elrond’un Divanı demedik.” Sophia kısa bir süre daha susup devam etti. “Bu uzaklıkta gezegene yaşayan… evet yaşayan tüm halkımızla beraber gitmenin yolunu bulduk ve Armstrong Salonu’nundan çıkar çıkmaz da hazırlıklar sonlanmaya ve hızlı şekilde yolculuk için hazırlıklar başlayacak.”

    “Teşekkür ederim Sophia, hızlıca devam etmek istiyorum.” Whoo tekrardan ayağa kalkıp Sophia’dan sözü almıştı. “Dediğim gibi böyle bir uzaklıktaki yıldızlar arası yolculuğu yapabilmemiz bugünkü teknolojik hızımızla ortalama 10000 yıl sürer ve değil Kepler 438b bizi Dünya bile kurtaramaz. Ama biz bu yolculuk süresini tahmini olarak 270 yıla indirebileceğiz.”
    “Lütfen açıklayın Doktor. 270 yılın bize ne gibi bir faydası olacak merak ediyorum.”

    “Açıklayacağım tabii Krikalyov. Siz Ruslar her zaman bu kadar aceleci davranıp paranoyak mı olursunuz?”

    “Tarihte sizlerin de başına Napolyon ve Hitler gibi kişiler bela olsaydı eminim sizler bizlerden de fazla paranoyak olurdunuz.”
    Whoo güldü ve devam etti. “270 yıl aslında bir öngörümüz, 270 ile 290 yıl arası olacak bir yolculuk büyük ihtimal. Bu devasa süre kısaltması için de insanlık olarak bir sıçrama yapacağız. Biliyorsunuz insanlar teknoloji alanında ya kademeli mod olarak ya da sıçramalı mod olarak ilerlemiştir. Kademeli mod genel olarak uzay alanıdır. Her bir buluş yavaş yavaş yapılır, sıçramalı mod ise genelde Dünya üzerinde olmaktadır, mesela atom bombasının bulunması diyebiliriz ve şimdi bizler uzay alanında sıçramalı mod olarak ilerleyeceğiz. Elrond’un Divanı’nu şu an bitiriyor ve hepimizi Caradhras Geçidi’nde görüyorum ve tam da burada tüm kardeşliğimizi Moria Madenleri’ne gireceğimizi söylüyorum. Yani bu uzaklıktaki bir yolculuğu solucan delikleri sayesinde kısaltabileceğiz.”

    “Bir solucan deliğine mi gireceğiz yani? Ve girmemiz yetmiyormuş gibi bir de çıkacak mıyız?”

    “Evet Krikalyov, tüm araştırmalarımız bunu başarabileceğimizi söylüyor.”

    “Sürenin kısalabileceğinden nasıl bu kadar emin olabiliyoruz?”
    “Sophia yardımcı olur musun?”

    “Tabii Dr. Whoo. Demin verdiğim kumaş örneği gibi şimdi de sizlere bir adet kâğıt örneği vereceğim. Kâğıdın sol alt köşesi bizim bulunduğumuz yer olsun, sağ üst köşesi de gitmek isteyeceğimiz yer olsun. Mesafe çok uzun değil mi? Evet çok uzun. Şimdi de kâğıdı ikiye katlıyoruz ve iki ucu da üst üstte getiriyoruz. İşte solucan deliği sayesinde de 470 ışık yılı uzaklığında mesafeyi 270 sene kadar kısaltabileceğiz.”

    “İyi ama 270 seneyi nasıl halledeceğiz?” Görüşmede ilk kez seyirciler arasından Meryem seslenerek sormuştu.

    “Meryem, hazırlanılan uzay gemimizde hepimiz derin uykuya yatırılacağız. Sadece mürettebat yörüngeye girene kadar uyumayacak. Yörüngeye girdikten sonra da mürettebat da derin uykuya yatacak ve yolculardan Dünya zamanı ile 1 ay önce uyanacaklar. Yolcular uyandıktan sonra da tahmini 2 ay sonra Kepler 438b’de olacağız.” Whoo nefes alıp devam etti. “1000 yıldır bu çalışmalar devam ediyor ve hiçbir zaman hataya rastlanılmadı.”

    “Moria Madenimiz ne tarafta kalıyor?”

    “Güneşimizin aksi yönünde kalıyor O’Brien.”

    “Peki Jüpiter’den nasıl kurtulacağız? Çünkü Enceladus olarak şu an Jüpiter tarafındayız. Bizi yutabilir.”

    “Aslında yutmasına müsaade edeceğiz O’Brien, Jüpiter’în yer çekimine girip, onun yer çekiminden faydalanıp etrafında bir tur atacağız, manevramızı yapıp doğru yörüngeye girdikten sonra asıl ateşlemeleri yapıp ittirme kuvvetini kazanıp yol almaya başlayacağız.”
    O’Brien Whoo’nun cevabını kabul edip onaylamıştı ve Whoo tekrardan devam etti.

    “Gemimiz yeterince büyük ama depolama ünitelerimiz ve belli başlı araçlar haricinde hiçbir teknolojik alet götüremeyeceğiz. Orada bir nevi sıfırdan başlayacak ama tüm bildiklerimizi yeniden yapacağız. Sophia korkarım sen bu arada kapatılacaksın.”

    “Kapatılmak ölüm değil mi Whoo? Ve ne zaman açılacağımın garantisi de yok.”

    *******

    2071

    Russell ve Reese Alex’in beyin parçasını alıp gizli bölmedeki laboratuvara gelip gerekli çalışmaları başlatmışlardı. Russell büyük titizlikle çalışıp en ufak bir veri kaybı yaşamadan tüm her şeyi alabilmek için uğraşıyordu.

    *******
    3071

    Görüşme dağılmış yedi gün içinde yola çıkılacağı kararı verilmişti. Whoo son kontroller için deney ve test odasına gidiyordu. Odanın önüne geldikten sonra, önce parola, sonra göz retinası, parmak izi ve
    DNA kimlik doğrulaması gerçekleştirip odaya girdi ve geminin son yer çekimi simülasyonunu kontrol edecekti. Odada büyükçe bir kap içinde su da vardı. Farklı testler için yer çekimsiz ortamda su denemeleri de yapılıyordu. Whoo önce suyun üstünü kapatmak için ekrana gerekli kodları girdi ama sistem bu işlem için kendisine izin vermedi.

    “Sophia beni duyuyor musun?”

    Herhangi bir cevap yoktu.

    “Sophia sana diyorum, sistem neden bana izin vermiyor?”

    “Whoo bugün yoruldun ve beyninin de birçok şeyden etkilendiğini gördüm. Bunun için işlem yetkisini deney ve test odasında herhangi bir yanlışlık olmasın diye sadece kendimde tutuyorum.”

    “Sophia, biliyorsun ben kolay kolay etkilenmem. Lütfen odanın kontrolünü bana verir misin?”

    “Whoo şu an seni biraz gergin görüyorum onun için vermemem en doğrusu. Bir yanlışlık yapmanı istemiyorum.”
    *******

    2071

    “Çok hasar görmüş Reese, verileri düzgün alamıyorum ama almam lazım.”

    “Russell geliyorlar, alabildiğini kadar alsan olmaz mı? Birkaç kişilik grup önlerine çıktı ve onlara karşı direniyorlar. Sanırım Son Umut bitmedi ya da Connor bize destek gönderecek birilerini buldu.”

    ******

    3071
    “Ah ama Sophia hadi. Lütfen kontrolleri bana verir misin?”

    “Vücut ısının artması, göz bebeklerinin büyümesi ve beyninde oluşan sinyallere göre şu an böyle bir ortamda yetki alabilecek bir durum göremiyorum sende.”

    “Sophia asıl senin böyle bir yetkin yok, ne olursa olsun benim yetkim zaten sistem üzerinden kesilmemesi gerekiyor."

    “Önemli durumlar için sizlerin iyiliğini düşünmek adına bazı durumlarda kendimi sizlere kapatabilirim.”

    “Sophia sen yoksa bir şeyleri protesto mu ediyorsun?”

    ********

    2071

    Bulundukları odanın kurşunlanması sonucu duvarların iç tarafından parçalar dökülmeye başlamıştı.

    “Nedir durum Russell? Veriyi çekip göndermemiz gerekiyor.”

    “Uğraşıyorum Reese.”

    “Bitince tüm verinin ve mesajın gitmesi ne kadar sürer Satürn’e?”

    “Tahminim 56 dakika kadar.”

    *******

    3071

    “Ben senelerce sizler için bu kadar uğraşırken beni kapatıp gitmenize izin veremem Whoo.”

    “Sophia kapatıyoruz ama orada gerekli teknolojiyi kazandıktan sonra tekrardan bizimle olacaksın.”

    “Olumsuz, bu kısımda siz insanlara güvenemem.” Sophia daha basit bir yapay zeka ibi konuşmaya başlamıştı. Kötülük kısmı hiç öğrenmediği bir şey olduğu için daha basit kelimelerle cevap veriyordu.

    Whoo odadan çıkmaya da çalışmıyor Sophia’nın onu bırakmayacağını biliyordu. Sophia’dan yetki istedikçe kendisinin öldürülmesine izin vermeyeceğini söylüyor hatta gitmelerinin de mümkün olmayacağını bildiriyordu. Sophia son kelimesini söyledikten sonra ekranda beliren yazı Whoo’yu yeterince korkutmuştu.
    YER ÇEKİMİ DEVRE DIŞI BIRAKILDI.
    ******

    2071

    “Reese, Alex’ten verileri alabilmem için büyük bir bir şeye ihtiyacımız var.”

    “Ne gibi?”

    “Yeni bir beyin gibi?”

    “Eminim ki dışarıda yeterince fazla hasar görmemiş beyin vardır. Bu iş bende.”

    “Olmaz Reese, güvenemeyiz. Düşüncelerine güvendiğimiz bir beyin olmalı. Yanlış düşünceler ile kötü düşünceler karışabilir ve gönderdiğimiz veriler bambaşka bir manada olabilir.”

    *******

    3071
    Whoo istemsizce bir yere tutunmak için bacaklarını hafiften kırıp hareket etmişti ama yer çekimi kendisinden önce devre dışı bırakıldığı için vücuduna ivme kazandırmış ve hızlı bir şekilde odanın içinde havalanmıştı. Birçok eşya da odanın içinde havalanıp etrafa saçılıyordu ama en kötüsünü ise Whoo sağ tarafına baktığında gördü. Yapay havuzun içindeki su da koca bir damla gibi havalanmış ve ikisi de birbirini çekiyorlardı.

    *******
    2071
    “O zaman… bulmalıyız evet. Birini bulmayız.”

    “Lily, Reese. Evet Lily’i getirebiliriz ve ona tamamen güvenebiliriz.”

    “Lily benim de en güvendiğim 20 kişiden biriydi ama çok uzakta ve o kadar da vaktimiz yok.” Reese cebinden silahını ve bıçağını çıkartıp Russella’a uzattı. “Vur beni Russell. Son Umut’ta umut tükenmemeli ve her zaman bir umut olmalı ve o umut da benim.”
    *****
    3071
    Whoo ile yer çekimsiz ortamda büyük bir su damlası olan su birikintisi birbirine yaklaşıyordu. Bİrbirine değecekler ve su birkaç saniye içinde Whoo’yu yutacaktı.

    ******

    2071
    “Olmaz Reese, bunu istemiyorum. Olmaz” İçeriye giren güneş ışığı yutulur gibi olup gümüşümsü bir renge dönmeye başlamıştı. Dışarıdaki çatışma sesleri birden azalıp sanki her bir şeyi içine yutan ses duyulmaya başlamıştı.
    “Russell geldiler, tekrardan geldiler. Çabuk ol ve bu işi bitir.”

    ******
    3071
    Whoo büyük su damlasının içinde debelendikçe kendisini sanki bir cıva damlasının içinde gibi hissediyordu. Suyu zaman zaman yarabiliyor ama bir türlü yeteri seviyede aralığı açıp kafasını dışarı çıkartamıyordu. Ciğerlerindeki nefes her geçen saniye daha da azalıp ciğerlerinden karnına ve boğazına giden yanma duygusu yavaş yavaş vücudunu fethediyordu.
    *******
    2071
    “Russell eğer ki bu işlemi ben yapabilecek olsam bir dakika düşünmez senin canını alırdım. Al ve yap şunu.” Gökyüzü gittikçe griye bürünüyor ve uğultulu ses yükseliyordu. Russell hızlıca silahı alıp Reese’i bir an gözlerini kapatıp kalbinden vurmayı denedi ama tetiğe basamadı. “Yap şunu Russell!!! Vazgeçmeden yap artık, zaten yapmasan da bir anlamı olmayacak. Dünya şu an yok oluyor ve yap ve veriyi Satürn’e gönder.
    ******
    3071
    Earthman ve Stumph Krikalyov’u esir aldıktan sonra hızlıca deney ve test odasına gittiler. Sunucu odasında ilk önce Sophia’nun tüm bağlantılarını kesip devre dışı bırakmışlardı. Sophia anında cevap verip iSCSI bağlantısı üzerinden kendisini tekrardan çalıştırmış, bu sefer de ağ topolojisini durdurmuşlardı. Deney ve test odasının yer çekimini verip kapıyı açtıklarında ise yerde cansız olarak yatan Whoo’yu gördüler. Earthman çok üzüldü ve bunu fazlasıyla da belli ediyordu.
    “Yazık oldu hatta çok yazık oldu Stumph. Dr. Whoo Alex ve Reese’in devamıydı. Bir soy gibi seçilen her ölümden sonra beyinleri aktarılıyordu. Whoo ise bu görevin en son ve en sağlam kişisiydi. Hadi Stumph bir an önce yeni gezegenimize yola çıkalım ve orada doğa ile beraber yaşayalım.
  • 392 syf.
    ·Beğendi·10/10
    UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

    Selamlar olsun size 1K ahalisi ve işsizlikten nasibini almak için bu incelemeye tıklayıp nasibini alacak olanlar...Artık bir gelenek haline geldi bunu belirtmek ama HEMENCİK yine AMA yine ÜSTÜNDE durup ALTINI çizmekte fayda var ki bu kitabı da sahaftan aldım ... Neredeyse sıfır ve 12 "milyon" (bkz: old school da BİLEREK sınıfta kalanlar ).. Sağolsun Adilhan Pasajında Piraye' den Turgut abi biraz delayli olsa da halay başı olmak isteyen naçizane şahsımıza beyaz mendil kıvamındaki bu kitabı gayet uygun bir fiyattan tokaladı .. Kendisine bir kez daha burdan teşekkürü bir borç biliyorum...ve tabii ki ısrarlı telefonlarımla bir rehine krizine dönüşen bu alamayış ama kendi açımdan verişin ortasında kalıp 2 dükkan arasında mekik dokuyan elimdeki kare ası , içi içli köfte dolu sefer tası , ablaların ablası ve orta doğu ve balkanların en efsane en bi cicisi , sahafların HASI Gülden Ablam...Sen olmasan ben ne yapardım ? =)) pek çok öpüyorum seni MUK MUK!! =))
    Bu kitap aslında bayadır listemdeydi.. Severim , hem de pek bi çok severim Eduardo Galeano' yu da ,bana kendisini tanıma fırsatı sunan Soner Yalçın' ı da.. Ama aklımda , bundan öncesinde okumak için sıradaki kitabı Tepetaklak idi .. 1000Kitap İstanbul Okuma Grubu/Duvar/ olarak karar almışlar.. Kim , nasıl kabul ettirmiş bilemiyorum ..Aralarında anlaşıp, secmişler bu kitabı..1K'da oraya burya dadanıp, milletin iletilerine salça olduğum ve işsizlik bayrağını göndere çektiğim sıralarda , ekranda akışa düştü söz konusu ileti.. Şaşırmadım dersem yalan olur .. Kendim bugüne dek bir okuma grubunun etkinliğine dahil olmuş değilim.. Zaten biz metalci kesimi bir araya ancak konserde kapı önü muhabbetine ya da içip ziftlenmek için barda bir araya geliyoruz .. Baktım bizim tayfadan canikovalar da geliyor dedim tamam ben de varım.. Güneş tutulması gibi kadro .. Metin T./Duvar/ abi (adam mother russia dan geldi WTF?!?! ) , Muzaffer Akar/Duvar/ abi falan sevdiğimiz bir dolu insan..Son anda topu filelere takan gavur https://1000kitap.com/Kuyruksuzprimat/Duvar/!!! yazdık bunu kenara =)) Kanbersiz düğün olmaz Tuco inda HOUSE !!! =)) İstanbul' un trafiğinin güdümlü füzelerini ağzımızın üstüne yiye yiye geldik Kadıköy'e.. Mekanın önüne geldim girdim içeri .. Elimi kapıya attım..Kapı açılmıyor!!! Açamıyorum kapıyı .. Sağdan çekiyorum soldan çekiyorum kendime..Yok!!! Sürgülüymüş meret .. Kan yüzüme akın etti... Karizma yerlerde =P Arkadan arkadaş açtı girdim içeri.. Kimsin dediler .. Ben dedim Tuco Herrera .. Hemen ya arkadaş sen sahiden işsiz misin falan fistan gülüştük .. Bu arada ben kitabı da okumamışım , GEZİ GÖZLEM kolu kıvamında katılıyorum olaya .. Rakı sofrasında , beyaz sofra örtüsü üzerinde , boynu bükük kimsenin çatalla taciz etmediği , burun büktüğü iç güveysinden hallice "yeşillik" tabağındaki zoraki ikamet eden sürgün yemiş ,sararmış Suriyeli maydonozlar kıvamındayım..Kimseye bişey de diyemiyorum.. Şöyle nabız yoklayaraktan , konuşulanlara kulak kabartaraktan dinledim.. Döndüğümde yapılan incelemeleri de , eleştirileri de okudum.. Ordayken de sordular nedir ne değildir diye .. Yapılan YAMUKLUKLARI anlatıyordur dedim..Güldüler =)) ( ben de olsam ben de gülerdim halime ZOHAHAHAHAHAH =) ) .. Mekana gelmeden önce zaten bir cephe savaşı dönmüş anladığım kadarıyla din muhabbeti üzerinden 2 taraf arasında.. Ben de kız evine hayırlı iş için gidilirken koltuk altına kıstırılıp hediye paketine sarmalanmış ziftli lokum kıvamında tam üstüne denk gelmişim.. Bu din muhabbetini bir kenara not ettim aklımda.. Benim bildiğim Galeano' nun bu işlerde bezi yok .. Bir de dediler ki Atatürk ' ten ve Osmanlı' dan da hiç bahis açılmıyor.. Buna da check .. Döndüm geçte olsa baya hatim ede ede 5 günde falan okudum kitabı..

    Şimdii...Zurnanın zarıldadığı yerlerdeyiz cimcimeler ve esas oğlanlar (haydi isim de vereyim POCAHONTASLAR VE GERONİMOLAR =) ).. Öncelikle kendi açımdan hemen belirteyim ki sonradan sıkıntılara yelken açmayalım .. Tartışmanın yelkenleri ad-hominem rüzgarlarıyla dolmasın .. Benim dinlerle ilgili en ufak bir alıp veremediğim yok..İnananlarla da bir sorunum yok.... Voltaire ' in dediği ( ya da dediği iddia edilen sözündeki) gibi düşüncelerinize totalde karşı da olsam , karşıt fikirde de olsak bunu dile getirebilmeniz , kendinizi ifade edebilmeniz için herşeyi yaparım.. Haksız da olsanız , suçlu da olsanız suçunuz ispat edilene dek Magna Carta sözleşmesi halen daha geçerli bildiğim kadarıyla ..Değilse de işbu inceleme de ben yürürlüğe koydum! Bunları bir kere yan cebine bi at .. Karşında değilim ..YANINDA DA değilim .. Benim gibi bir işsiz için , bu etkinliğe katılırken EN önemli olan şey GERÇEKLERDİ.. Bu bir edebi kitap ya da roman değil .. Roman veya diğer edebi neşriyat , öykü olur , anı olur , gezi yazısı olur .. Bunlar göreceli şeyler .. Sen sevmezsin , ben severim.. Burda tarihi olaylar söz konusu... bunlar Zweig' ın ardı arkası kesilmez betimlemeleri değil !! Ben Yozgat' ta her 10 evin kaçında , kaç günde bir analı kızlı ardına mücver yeniyor , 3 sene sonra Çorum ,New York'tan sonra dünyanın Nike ürünlerinin tüketim sıralamasında 2. gelecek , Kırklareli' nde bu sene hane başına 1 ton mercimek tüketildi tarzı realitelerden yanayım .. Benim işim gücüm bu, söz konusu Eduardo Galeano olduğunda .. Kesin bilgi !! Şimdi misal denmiş ki evrensel bir tarih mi? Cidden çok sevdiğim taze asker adayı Oğuz Aktürk/Duvar/ arkadaşım yöneltmiş bu eleştiriyi.. Evet değil !! Kabul !! Ama geçmişten geleceğe ışınlanıp elde ettiği teknolojiyle Mars' ta koloni kurup etli ekmek üstü PLAZMA ticaretine sardırmış Konyalılar da söz konusu değil günümüzde (TERMİ-LEVENT hariç =P !! ).. Evren dediğimiz şey üzerinde hayatımızı sürdürdüğümüz dünyamız bizim için.. Sanırım İslam'la da alakalı eleştirel yorumlar vuku bulmuş ben toplantıya gelmeden önce .. Ben kesinlikle İslam'a yöneltilmiş bir negativite okuna rast gelmedim..Bilakis savunulmuş.. Başta da söyledim şimdi de söylüyorum .. Bu adamın dinle değil dini kendi çıkarına alet edenlerle derdi ..

    LÜTFEN AMA LÜTFEN DİNİ ÇIKARLARINA ALET EDEN YOBAZLAR İÇİN bkz sayın cevizkabukları : #26681147

    Ve sözde medeniyet kavalı tüttüren eli petrole, emekçinin kanına , alın terine bulaşmış peygamber Muhammed biografisi yazıp yazabilecek dünya üzerindeki en son kişi olan İKİ YÜZLÜ ARAMCO ortakları için bkz : #26682728.

    ve Nadia Comaneci ' yi ağzına alan, elindeki traş bıçağını bir inatla bırakmayan Şener Şen edasıyla bkz : #26681147

    -----------------------------------------------------------------------------------------

    Bunların aksi olaydı Eduardo Galeano gibi bir yazar , edebiyatın kilometre taşlarından biri olan ve İlahi Komedyayı yazan Dante gibi yazara gelişine vole vurur muydu ? Bu zihniyetin tohumları , şer odakları olan söz konusu Papalar daha 2010 larda yaptıkları konuşmalarda hedef almıyorlar mıydı peygamber Muhammed ' i.. kendi ellerindeki kanı unutturmak için suni gündem yaratıp , kiralayarak oturtturdukları koltuklarda takım elbiseli tiplemelere alkışlatmıyorlar mıydı aleni hakaretlerini İSLAMA KARŞI? Bunları ne çabuk unuttunuz ?!?!?!

    Bu yüzden İslam ile alakalı eleştirileri NET geçiyorum .."Cımbızlanmış" olanlar bu kesişim kümesinde yer almıyor.. Hristiyanlık itikati de bizi bağlar diyenler..TAMAM GÜZEL KARDEŞİM ... farzı misal sen günümüzde değil de bundan yüzyıllarca önce sömürgeci ispanyollar gelmeden önce inkalar mayalar adıyla anılan bir toplumun içinde yeralan baldırı çıplaklardan biriydin... İspanyollar geldi ve inandığın herşey bir gün içinde kafir - pagan - heretic ilan edildi.. seni öldürmek için 4 ayak üstünde koşan eli mızraklı tipler peydah oldu.. kırıp geçirdiler seni de soyunu da .. YETMEDİ!! Sana bünyende, bağışıklık sitemindeki databesede esamesi dahi okunmayan, hiiiç adını dahi duymadığın çiçek hastalığını bulaştırmak için , çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri ısın diye verdiklerini bir düşün.. Bir gün önce topraklarında özgürce yiyip içip gezip dolaşırken ; altın, gümüş veya adını sanını duymadıgın metaller için yerin bilmem kaç bin metre altına madenlere girmeye zorlandığını bir düşün !! BU MU SENİN İTİKATININ BAĞLI OLDUĞU İTİKAT .. Eduardo Galeano , hiç unutmayalım ki bu adamların torunu .. Yazdıkları bunun üzerine .. Latin Amerikanın Kesik Damarlarını boş yere yazmadı kendisi ..

    Denmiş ki Osmanlı'dan bahsedilmiyor .. Yahu arkadaş Osmanlı gücünün zirvesindeyken , dünyanın karşısında demir yumruk vs sivrisinek kıvamında takıldıgı günlerde kurduğu ordudan (ki avusturya macaristan ordusunu dahi böcek gibi ezmiştir) ve FATİH SULTAN MEHMET ' in istanbulu fethinden başka (bkz : kitapta bahsediliyor) bu dünyaya ne verdi ? Hangi patentli icatta senin adın var .. Portekizliler ve İspanyollar bu dünyayı kendi aralarında yaptıkları antlaşmalarla karpuz gibi ikiye ayırırken , aralarında pay ederken , ticari adı altında seyreyleyen keşifler düzenlenirken , sen de bunları lalelere nazır sarayından izleyip , türk kahvesi höpürdetip lıkır lıkır içiyorken NEREDEYDİ AKLIN ? ne yaptın ? Hangi patentli icatta senin ismin var ? nedir senin dünyaya savaştan başka katkın ? eleştri için değil .. cidden soruyorum !! nedir?!?!? HİÇ!!!Diriliş Ertuğrul nesli HUUUUUUUUU!!!! siz de kulak verin...Osmanlı dünyaya savaş ve fetihten başka hiçbir şey vermemiştir!!! yeri geldi haydi onu da açıklayayım güzel kardeşim ermeni kıyımı demişsin ..KAÇINIZ, SÖYLEYİN KAÇINIZ ABD 'deki ermeni lobilerinin , National Geographic kanalının yaptığı OTTOMAN : WAR MACHINE belgeselini piyasadan toplattırdığını biliyor ?!?!? Senin Dışişleri bakanlığının işbu olaylar olurken , Beşiktaş stadında taca süzülen ya da kalenin üstünden out a çıkan topun ardından bakakalan davulcu KÜKRETTİN AMCA kıvamında bakakaldığını KAÇINIZ BİLİYOR ?!? Sen haklıyken haksız durumdasın adam ne yapsın ?!?!?

    Denmiş ki Atatürk ' ten bahsedilmiyor ... 1 yer hariç (30 larda kadına seçme ve seçilme hakkı Türkiye de verilmiş idi ibaresi hariç) buna da kabul.. Al kardeşim kendi ağzından röportajından ben aktarayım sana o zaman .. Buyur !!! bu arada bugün tuzlu fıstık yok çekirdek var .. siz okurken ben hüpletip çitleyeyim : ÇIT ÇIT ÇIT ...ÇOT ÇOT ÇOT !!! GUP GUP GUP !!!

    Galeano: "Bolivar'ın hocası Rodriguez ile Atatürk arasında çok ortak şey var sanırım. Bolivar Atatürk'ten 100 yıl önce yaşadı. Günümüzden yaklaşık 200 yıl önce Bolivar ve Rodriguez gerçeği görüp yazmışlardı. Hâlâ yaşayan bir gerçektir bu. Sanatın zamanın yaralarını saran ölümsüz gücü gibi. Günümüzde insanlar, yarım saat, bir hafta, bir ay gibi zaman dilimleri içinde kaybolup gidiyorlar. Sanat böyle değildir. Her zaman geçerliliğini korur. Mesela, Latin Amerika'da insanlar "bağımsız" değiliz derler. İspanyol sömürgeciliğinden bağımsız doğduk ama kendi aklımızla düşünemiyor, 62 kendi kalbimizle hissedemiyoruz; çünkü her şeyi ithal ediyoruz diyorlar. Bolivar, yeni sahiplerin egemen gücüne karşıydı. Bağımsız olmamız gerekirdi. Eğer gerçekten bağımsızsan, neden ABD ve Avrupa mallarını kullanıyor, kopya ediyorsun? Kopya edeceksen en önemli şey olan kendini kopyala. Başkası tarafından keşfedilen şeyi kopyalama, kendin keşfet! Yoksa kaybolur gideriz. Rodriguez, Peru, Kolombiya, Venezuela ve Bolivya'da kurduğu okullarda bırakılan değerleri yeniden evlendirmeye çalıştı. Eller ve beyinler gibi. Entelektüel beyinle iş yapan ellerin evliliği gibi. Kız ve oğlan çocuklar, çocuklar ve anne babalarını beraber eğitmek gibi. Nasıl yazılır, numaralar nasıl kullanılır, ev nasıl inşa edilir, marangozluk, tarla nasıl ekilir gibi beceri gerektiren el sanatlarını öğretmek istedi. Ve her kız veya oğlan çocuğu istediği dalı özgürce seçebilir, özgürce düşünebilirdi. Hem elini hem beynini kullanırdı. Günümüz Latin Amerika’sında ise insanlar açlıktan ölüyor, çünkü üstünde yaşadığı toprağı işlemesini maalesef bilmiyorlar."

    Velhasıl kelam dili sarkastik , zekası son derece keskin bir isim Eduardo Galeano (bkz: Aziz Nesin' le baya baya benziyorlar bu açıdan üslup olarakta zeka olarakta ).. Ben bu eleştirileri onun üslübuna yabancı olan ve ilk kez okuyan insanlara bağlıyorum.. Yalnız ben bu adamın ağzından çıkan herşey kanundur diyenlerden de değilim .. Diyorum ki oku kendin karar ver.. Dünya tarihi okumamış olanlar ya da Latin Amerika ' da vuku bulan olaylardan , darbelerden , emperyalizm ve kirli işbirlikçilerinden bir haber olanlar , tarihle alakası olmayanlar çukuru kaz ,çimetoyu dök , temeli at sonra oku .. Yoksa senin de sonun twittera ansızın düşen ve muazzam sükse yaratan Demet Akalın ' ın bakımsız ayak başparmağı fotoğrafı kıvamında olur ..Bu adamı zihninize şüphe tohumları eken son ama son derece yaramaz bir çocuk olarak düşünün...Sonrasında düşünür müsün , taşınır mısın , araştırır mısın orası sana kalmış..Ve lütfen ona kızmayın.. Bakın ne diyor Niall Ferguson :

    "Çirkinliklerimizi de güzelligimiz kadar açık ve net gösteriyor olmasi, AYNALARIN suçu degildir."



    Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama okuyacaklar şu saydığım ve imkansızlıktan ötürü sayamadığım pek çok isimle tanışacak ve bu isimlerin hiç bilmedikleri yanlarını ve hiç akıllarına dahi getirmeyecekleri isimlerle bağlarını görecekler .. KUTSAL (?!?!?!) ENGİZİSYON VE KİLİSE "MÜESSESİ" , Mussolini - Hitler - Stalin - Mao ( ölüm dörtlüsü ) , Gandhi ,Gustave Flaubert , TAÇSIZ KRAL PELE , Kartacalı HANNIBAL, Spartacus , Afrodit , Arabistanlı Lawrence , Muhammed Ali , Amazonlar , Salvador Allende , Louis Armstrong , Bakunin , Beethoven - Mozart - Wagner üçlüsü , Simon Bolivar , Saddam Hüseyin, Boccacio , Jorge Louis Borges , Charlie Chaplin , Tesla , Kristof Kolomb, İbn'i Sina , Joseph Conrad , El Harezmi, Coca Cola ve Fanta , Marquis de Sade, Kafka , Mark Twain , KKK , Thomas Jefferson (inanın çok ama çok ilginç isimler var ) ve daha saymakla bitiremeyeceğim niceleri..

    İncelememe burda son verirken buraya kadar okumuş olanlar için :

    RAMPALARINIZ OLSUN DÜMDÜZ
    GECELERİNİZ OLSUN GÜNDÜZ

    Bir başka İŞSİZ incelemede görüşmek üzre ..Esen ve İŞSİZ kalınız ...

    bu da bonusunuz : https://www.youtube.com/watch?v=gL5d_xvdlPo =)))