• Çağdaş İslâm Düşüncesi adı verilen, kökleriyle alâkası kalmamış
    bir asırlık modern mecmuanın şu veya bu düzeyde ciddiye alınması gereken, gıpta edilecek bir tek orijinal yönü veya özgünlüğü var mıdır?
  • 288 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    Üstün Dökmen'in öğrencilik yıllarında yazdığı olağanüstü şiirle başlayan,yine Aziz Nesin'in insanımızı adeta betimleyen eşsiz alıntılarıyla devam eden ve sürekli bu tempoda devam edeceğini arzu ettiğim ama edemeyen bir eser olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. Kitabı; Eğitim Bilimleri için okuyacak bir üniversite öğrencisi için oldukça da faydalı buluyorum dersem haksızlık etmiş olmam sanıyorum çünkü savunma mekanizmalarından iletişim türlerine eğitim/psikoloji bandında birçok tanımlamaya oldukça fazla bir şekilde rastlıyoruz . Gerekli miydi bence hayır . Yine batılı birçok araştırmacıdan alıntı yapılan çalışmalar keyifli bir okuma için olması gereken kadardı diyebilirim . Birkaç cümleye indirgeyecek olursam genel anlamda kitap iletişim üzerine çok güzel tahliller sunmuş ve kişinin gerek bilişsel gerek fikirsel anlamda kendini geliştirmesine olanak sağlamış . Dili gayet anlaşılabilir her kademeden insanımıza hitap eden türden . Ancak eser son 30 sayfaya girdiği anda bir anda evrim geçirerek okuyucuyu şaşkına çevirecek şekilde konu ve bağlamdan uzaklaşıyor, bu tamamen, kendi görüşümdür içerisinde her türlü subjektifliği bulabilirsiniz ve ön kabulümdür. Yazar ; Temel kültür varsayımları başlığı altında özgürlükçü çağdaş anlayış ile geleneksel otoriter kültürü 15 maddede karşılaştırmış . Ve üzülerek söylüyorum bırakın sadece "objektif olmaktan uzak" denilerek eleştirmeyi . Tarafgir,ötekileştirici,gerçeklik ve sınanabilir bilgiler içermeyen, hayal ürünü bir geleneksel otoriter kültür tanımlaması yapmış . Bunu yaparken bilimsel bir yöntem ile tahlil yapmasını beklediğimiz psikoloji bilimi ile ilgilenen bilimadamı/yazarımız bu metodu terk ederek "geleneksel otoriter kültür" tanımlamasını genelden çok çok özele indirgeyerek İslam bağlamında bazı tahlillerde bulunmuş . Yine maalesef ki çözümlemeler bir bilgi yoksunluğunu bilinçli ve bilgili okuyucuya bağırır cinsten . Geleneksel otoriter kültürü İslam bağlamında değerlendirerek aslında İslam'dan olmayan davranış şekillerini İslam'a mal etmek gibi garip bir anlayışla karşılaşıyoruz . Bu eleştirim kesinlikle bir radikal İslamcı anlayışı ile değil aksine bilimselliğin ışığında yapılmış bir eleştiridir. Aynı şekilde Hristiyanlık veyahut herhangi başka bir din üzerinden yapılacak yanlış metodlu ve yanlış bilgiler içeren bir tahlil de aynı eleştirilere maruz kalırdı. Örneğin ; Geleneksel otoriter kültürün zaman algısı şu şekilde izah edilmiş: "Geçmiş, şimdi ve gelecekten daha önemlidir.Gelecekte ne olacağını biz bilemeyiz, kaderimizde ne yazılıysa o olacaktır. Geleceği planlama, zamanını verimli biçimde kullanma insanoğlunun elinde değildir; geleceği planladığını düşünenler, aslında kendilerini avuturlar." Yazarın geleneksel otoriter kültür adı altında kitabın ilgili bölümlerinde pek çok kez İslam'ı işaret ettiği ancak bahsettiği algılama şekillerinin İslam ile alakalı dahi olmadığını söylemek su götürmez bir gerçektir. Örnekte de görüldüğü gibi bu ve benzeri ayrıca daha şiddetli olmak üzere sağlıklı bir zemini bulunmayan tahliller hayret verici cinsten. İlerleyen sayfalarda "Türkiye Cumhuriyeti'nin özgürlükçü çağdaş anlayış temelleri üzerine kurulması için Cumhuriyet reformlarına girişilmiştir." gibi bir cümle ile karşılaşıyoruz ve hayretimiz yerini yavaş yavaş anlamlandırmaya bırakıyor . Bu anlamlandırmayla birlikte konusu ve ihtivası belli olan böyle bir kitaba politik/siyasi söylemlerin neden eklendiği merağımızı celb etmeye devam ediyor. Şunu ilave etmek istiyoruz bir rejimi/kişiyi/toplumu vs. över iken neden bir diğerini yermek ve de yanlış ve hayal ürünü izahlar üzerinden yermeye gider bilimsel bir çalışma ? Okurlar yine ilerleyen sayfalarda " Bilal Alkan " örneği ile karşılaşacak örnek yerli yerinde güzel yorumlanabilirse toplumumuzdaki birçok çarpıklığı özetler cinsten lakin yorumlama da yine değişik ve beklemediğimiz bir mal etme ile karşı karşıya kalıyoruz.Bilal Alkan adlı kahramanımızın yasal yollardaki açıklıklar nedeni ile yaşamış olduğu mağduriyet komik bir şekilde izah edilmiş;" Bilal Alkan'ın düşünüş ve davranışı haklıdır; çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kağıt üstünde yazılı yasalarına ve Cumhuriyet reformlarının amaçlarına uygundur.
    Ne var ki, icra memuru, savcı ve adalet bakanlığı görevlisi, geleneksel otoriter kültürün, tarihsel kökenli,devlet vermez, alır! anlayışı içinde yetiştikleri için, görünüşteki soyut demokratik değerlerle,gerçekte içimizde yaşayan otoriter değerler arasında bir çatışma söz konusudur." Yazar belli bir ideoloji yönetim şekli veya herhangi başka bir ütopyaya eserinin son bölümünde eserle bağımsız bir şekilde (politik/siyasi) yer verecek diye maalesef ki bocalamış. İlerleyen sayfalarda yazar "laik bir cumhuriyetin resmi görevlileri olan imamlar" tanımlaması yaparak öne sürdüğü yanlı ve yanlış bilgilerle davranışının perde arkasını açık etmekte zaten . İslamiyetin kaideleri beğenirsiniz veya beğenmezsiniz uyar veya uymazsınız herkesin kendisinin bileceği iştir elbette ama harfiyen İslamiyetin gerektirmiş olduğu kuralları "yobaz bir imamın" fikirleri imiş gibi eserinde zikreden yazar okurun gözünde kendi alanından uzaklaşmış objektif olmayan anlam verilemeyen bir hal almış ve okuru adeta bir manifesto ile karşı karşıya bırakmıştır . Üzerinde durulması gereken birçok anlamsız husus mevcut kitapta lakin teker teker üstünde durmak sabır gerektirir cinsten . Sonuç itibariyle ; okuyacağım kitaplar/yazarlar listesinden çok okumayacağım kitaplar/yazarlar listesi yapmayı yeğleyen şahsım için Doğan Cüceloğlu en azından uzun bir süre okumayacağım yazarlar arasında yerini aldı.