Batu Han, bir alıntı ekledi.
20 May 17:22 · Kitabı okuyor

Sen ne dersin Barlas?Sizleri burada bırakıp,bir korkak gibi kaçmamı mı istersin?

Börü, Çağlayan Yılmaz (Sayfa 58 - Panama)Börü, Çağlayan Yılmaz (Sayfa 58 - Panama)
Bade ϜϓſϞ, bir alıntı ekledi.
20 May 16:28

Beklemenin Türküsü
"Dağ dağa sarılır, ovasında atlar koşar dörtnala bu diyarın.
Kuzular meleşir, çiçekler gülüşür bir gün.
Yamaçlardan kar bekleyen çağlayan gibi bekliyorum."

Mahbube'ye Hal Beyanı, Bleda Yaman (Sayfa 83 - Tün)Mahbube'ye Hal Beyanı, Bleda Yaman (Sayfa 83 - Tün)
Ebru, bir alıntı ekledi.
 18 May 05:39 · Kitabı okuyor

Antik Yunan'da şair -daha doğrusu rhetor, "dikerek birleştiren" kişi- şiirini bestelemesine yardımcı olması için bir ritüelle Esin Perilerinin annesi olan Mnemosyne'yi çağırırdı. Mnemosyne köpük köpük akan yaşam kaynağıydı. Mitolojide, şarkısını duymak isteyen herkes için çağlayan berrak bir ırmak olarak karşımıza çıkar. Mnemosyne'nin sularında geçmiş yaşamların kalıntıları vardı: Öbür Kıyı'ya saydam birer gölge olarak çıkabilmek için, ölülerin Lethe'ye bıraktıkları anılar. Kıyısında duranlar Mnemosyne'nin hem geçmişi hem bugünü hem de geleceği anlattığını duyabilirlerdi. Onun suyundan içen "rhetor" geçmişten unutuluşa doğru yol alan insanların anılarını toplayabilirdi. Mnemosyne'nin sularından alınan her avuç sudaki sayısız damlacık gibi her anı da ortaktı. Şair bu anıları birer şarkı, her biri sanki "ilkel bir çağrı"ymış gibi birbiri ardına sıralayarak türküsünü söylerdi. Lirin ya da arpın tellerine dokundukça çıkan ses, şairin kendi sesinin yükselip alçalması, anlatının ritmik düzeni, şairin soluk alıp verişi; tüm bunlar şaire anlatı yolculuğunda hız verirdi. Şair, yaşamanın ritmini söylerdi şarkısıyla.

Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 26 - Ayrıntı Yayınları)Öküzün A'sı, Barry Sanders (Sayfa 26 - Ayrıntı Yayınları)
Gülcan Bülbül, bir alıntı ekledi.
17 May 16:08 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Kurt sürüsü ava çıktığında köpekler bozkırı sahipsiz sanar da, sağa sola saldırırlarmış. Sahte beyliklerini, akbabaların kahkahaları altında sürerlermiş. Akbabalar neden gülermiş, bilir misin komutan?" dedi.
.
"Donghu komutanı, sert bir ses tonuyla " neden?" dedi.
.
Ay Hatun gülümsedi. "Çünkü akbabalar, onlar gibi kısacık bir hükümdarlık için kurtların toprağına ayak basma cesareti gösteren aptal köpeklerden çok görmüşler. Sonunda hepsinin, itaat etseler bile bunun bedelini boğularak ve parçalanarak ödeyeceklerini çok iyi bilirlermiş"

Yafes'in Kılıcı, Çağlayan Yılmaz (Panama Yayınları)Yafes'in Kılıcı, Çağlayan Yılmaz (Panama Yayınları)
Gülcan Bülbül, Börü'ü inceledi.
17 May 15:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Türk mitolojisi ve tarihi sevenler için harika bir kitap. Aslında fantastiğe fazlasıyla yatkın bir geçmişimiz var. Bazen kurtadam efsanelerinin bizim tarihimizden yola çıkılarak yazıldığını bile düşünüyorum. Haksız da sayılmam.
Tabi siz de benim gibi az çok efsaneleri biliyorsanız, aynı kanıya varırsınız.
.
BÖRÜ'ye sıra gelince; Türkler Asena ve Börü kollarına ayrılıyor. Eğer yanılmıyorsam Börü, Börteçine'den geliyor. Umarım yanılmıyorumdur. Bu hikaye efsane krallık, hatta kıtaydı sanırım. Atlantiste geçiyor.

Hikaye, Atlantis Krallığında sakince yaşamaya çalışan iki savaşçı Uyguri'nin, zorba Atlantis askeri tarafından zorla alıkoyulma yani boyun eğdirme girişimiyle başlıyor. Uygurilerden birinin oğlu da bizim Börü oluyor. Babası hain bir Uyguri tarafından ihanete uğrayıp, annesi de Atlantis askerleri tarafından öldürülünce, Börü küçük kardeşini alıp tüm geçmişini öğrenmek için babasının gitmesini istediği tapınağa yola çıkıyor...

Elinde sadece kaybetmemesi gereken bir tarafı aslan diğer tarafı kurt olan bir yüzük var. Ve söylediklerine göre yüzüğün gücüyle tüm Uyguri boylarını tek bir çatı altında toplayabilir.

Soru şu: efsane olarak hatırlanan yok olmuş kabileler ortaya çıkacak mı? Börü tapınakta nelerle karşılaşacak? Atlantis'in kralının sağladığı ne? Kara rahipler sınırları ne kadar zorlayacak? Kafamda deli sorular :))

Keyif alarak vr anlayarak okudum. Yani bilmeyeceğiniz veya anlamayacağınız hiçbir kelime, kitapta yok.

Ruh Adam, bir alıntı ekledi.
16 May 16:50 · Kitabı okuyor

Şairim
ŞAİRİM
Şairim, kaf dağı sırtında yüküm,
Sırların tahtına kurulan benim.
Böylesi verilmiş ezelden hüküm,
Kurşunsuz, silahsız vurulan benim.

İçimde tufana döner gözyaşı,
Söndürür yanardağ olsa ataşı,
Yaya benzetirken incecik kaşı,
Gizli bir el gibi gerilen benim.
Gökyüzünde burçtan burca gezerken.
Yıldızları yar boynuna dizerken,
Beynimi mantığın örsü ezerken,
Fikrin yokuşunda yorulan benim.

Mevlana’da fikir, Yunus’ta sevi,
Bir sözün indirir tahtında dev’i,
Sevgiyle dolarken gönlümün evi,
Çağlayan, köpüren, durulan benim.

Sebepler mülküne sermişim postu,
Sezerim en gizli hileyi, kastı,
Zalimin hasmıyım, mazlumun dostu,
Adalet tığıyla örülen benim.

Kalemim kılıçtır, şiirim kalkan,
Köleyle köleyim, hakanla hakan,
İçimde kaynarken binlerce volkan
Tasasız, kedersiz görülen benim.
İbrahim SAĞIR

Edebice Dergisi - Sayı 11, Kolektif (Sayfa 28)Edebice Dergisi - Sayı 11, Kolektif (Sayfa 28)
Zeynep Buse Eydemir, Yafes'in Kılıcı'ı inceledi.
16 May 11:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Serinin ikinci kitabı.Mitoloji ve tarih harmanlanarak harika bir kurgu ortaya çıkmış.Ancak kitap sanki yarım kaldı gibi bu da serinin 3. Kitabına bir an önce başlamanız için sanırım.Oğuz Kağan destanının islamiyetten sonraki versiyonuna bağlı kalınarak yazılmış.Ancak rahatsız olduğum şey şu,Türklerin gök tanrı inancını yaymak,putperestlere ya da başka dinlere inananları yok etmek gibi bir amacı olmamıştır.Bundan sıkça bahsediliyor kitapta.Bir de piramit efsanesi ki ben buna inanmadığım için o da yavan geldi bana.Ama filmi çekilse bir yüzüklerin efendisi tadında olur.Kurgu muhteşem.Tavsiye ederim.

Bir Yudum Kitap
Gökyüzü hâlâ mavi, bulutlar alabildiğine beyaz. Yaşamak her şeye rağmen güzel ve daha görülecek nice günler, ayak basılacak nice ülkeler, okunacak nice kitaplar var. McCullers,"Yapacak onca şey var ve sen bilmiyorsun nereden başlayacağını. İnsanı deli eder bu." der. Elbet bir yerden başlarız sevgili okur ve elbet bir gün güzelleşir dünyamız. Siz yeter ki başlayın, şimdi, Var olun. 

Carson McCullers - Küskün Kahvenin Türküsü

Çevirmen: İpek Babacan, Türkiye İş Bankası Yayınları, s.28-29

 

Miss Amelia'nın bir zamanlar evlendiğinden söz etmiştik. Bu tuhaf olayı anlatmanın sırası geldi. Bunun uzunca bir zaman önce olup bittiğini, kambur gelinceye dek Miss Amelia'nın bu olguyla, yani sevgi olgusuyla, tek kişiseldeneyiminin evliliği olduğunu da unutmayın. 
Kasaba o zamanlar da şimdiki gibiydi; yalnız üç yerine iki dükkân vardı; yolun kenarındaki şeftali ağaçları da şimdikinden daha çarpık, daha ufaktı. Miss Amelia on dokuz yaşındaydı o zamanlar. Babası öleli aylar geçmişti. O günlerde kasabada, dokuma tezgâhlarını onaran Marvin Macy adında bir usta vardı. Henry Macy'nin kardeşiydi, oysa onları tanısanız, hısım bile olacakları aklınıza gelmezdi; çünkü Marvin Macy yörenin en yakışıklı erkeğiydi. Bir seksen iki boyunda, gürbüz, külrengi gözleri yumuşak bakışlı, kıvırcık saçlı bir adamdı. Hali vakti yerindeydi; iyi para kazanıyordu; kapağının altında çağlayan resmi olan altından bir saati vardı. Dünyalığını doğrultmuş görünüşüyle, Marvin Macy talihli bir adamdı. Kimseye yüzsuyu dökmek zorunda kalmadan istediğini elde ederdi hep. Ama daha ciddi düşünülecek olursa, Marvin Macy kıskanılacak birisi değildi; kötü ruhluydu. Yöredeki bütün delikanlılardan daha kötü bir ünü vardı. Çocukken bir ustura dövüşünde öldürdüğü adamın kurutulmuş, tuzlanmış kulağını yıllarca yanında taşımıştı. Arka sol cebinde taşıdığı kaçak marihuana ile bunalıma girip gün sayanları ayartırdı. Gel gelelim, bunca ününe karşın, yöredeki birçok kadının da sevgilisiydi. O günlerde de pırıl pırıl saçlı, tatlı bakışlı, diri kalçalı bir sürü alımlı genç kız vardı ortalıkta. Marvin Macy bu cici kızların namusunu iki paralık etti. Derken, yirmi iki yaşına basınca, gidip Miss Amelia'yı seçti sonunda. Bu yapayalnız, sırık gibi, tuhaf bakışlı kızı arzulamıştı. Üstelik parası için değil, sırf sevdiği için istiyordu onu.
Sevgi değiştirdi Marvin Macy'yi. Miss Amelia'yı sevmeden önce böyle bir insanın acaba bir yüreği var mı diye bile düşünülebilirdi. Yine de kötü karakterli olmasının bazı nedenleri vardı; yaşamının ilk zamanlarını çok zor koşullar altında geçirmişti. Pek ana baba denemeyecek bir karıkocanın istenmeyen yedi çocuğundan biriydi. Bu anayla baba bataklığın orada dolaşıp avlanmaktan hoşlanan deli dolu gençlerdi. Kendi çocuklarına baş belası gözüyle bakıyorlardı; hemen hemen her yıl da bir yenisi doğuyordu. Gecelerifabrikadan eve döndüklerinde, sanki onların nereden geldiklerini bilmiyorlarmış gibi bakarlardı çocuklarına. Çocuklar ağlayacak olsalar dayak yerlerdi. Dünyaya geldikten sonra ilk öğrendikleri şey de odanın en karanlık köşesini arayıp ellerinden geldiğincesaklanmaya çalışmaktı. Ufacık, beyaz saçlı hayaletler gibi zayıflardı; hiç konuşmazlardı, birbirleriyle bile. Sonunda anayla baba hepsini öylece ortada bırakıp gitti; onlar da kasabalıların insafına kaldılar. Kış sert geçti, fabrika hemen hemen üç ay kapandı, insanlar perişan oldu. 

Zafer, bir alıntı ekledi.
 10 May 21:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

SAYIKLAMA

Kedim, ayak ucumda büzülmüş, uyumakta;
İplik iplik sarıyor sükûtu bir yumakta,
Hırıl hırıl,
Hırıl hırıl...

Bir göz gibi süzüyor beni camlardan gece,
Dönüyor etrafımda bir sürü kambur cüce,
Fırıl fırıl,
Fırıl fırıl...

Söndürün lambaları, uzaklara gideyim;
Nurdan bir şehir gibi ruhumu seyredeyim,
Pırıl pırıl,
Pırıl pırıl...

Sussun, sussun, uzakta ölümüme ağlayan;
Gencim, ölmem, arzular kanımda bir çağlayan;
Şırıl şırıl,
Şırıl şırıl...

Ne olurdu, bir kadın, elleri avucumda,
Bahsetse yaşamanın tadından başucumda,
Mırıl mırıl,
Mırıl mırıl...

(1927)

Çile, Necip Fazıl KısakürekÇile, Necip Fazıl Kısakürek
Beyhude, bir alıntı ekledi.
 09 May 13:53

Yüreğini sporda mı yitirmiştin? gençlik hareketinin çağlayan ırmaklarında mı? Politikanın karmakarışık savaşımında mı?

Oralarda yitirmedim..
Yoksa hiçbir yerde mi yitirmedin?
Sen yüreğini hiç yitirmeyenlerden misin? Yüreğini kendine saklayan, tertemiz koruyan, mumya gibi?...

Berlin - Aleksander Meydanı, Alfred Döblin (Sayfa 118)Berlin - Aleksander Meydanı, Alfred Döblin (Sayfa 118)