• Cehalet,bütün alanlarda ortak olmak üzere evrenseldi.
  • Yılanların Öcü'nü bitirdiğimizde:

    -Irazca "Gece olsun!..." dedi. "Düşün yollara! Yollara!..."

    Irazca'yı dinledim: "Düştüm yollara! Yollara!..."

    Irazca'nın Dirliği; "Yılanların Öcü" ve "Kara Ahmet Destanı" ile oluşan üçlemenin ikinci kitabı. Bir geçiş kitabı algısı olsa da anlattıkları ile de başlı başına bir kitap.

    Kara Bayram'ın oğlu Ahmet tasviriyle başlayan Irazca'nın Dirliği'nde, Yılanların Öcü'nde tanık olduğumuz olayların bir yıl sonrasındayız. Bayram, Irazca'yı dinlememiş düşmanlarından davacı olmamıştır. Sözde, düşmanları ile aralarında anlaşmıştır. Sözde diyorum çünkü ev konusunda istediğine ulaşamayan Deli Haceli ve Cımbıldak Hüsnü (Muhtar) yerlerinde durmaya, Irazcaları rahat bırakmaya pek niyetli değiller.

    Deli Haceli intikam derdindedir ve ailesini Irazcalara karşı doldurmaktadır. Bir gün Deli Haceli'nin kardeşi Boz Ömer ile muhtarın oğlu Cemal, Bayram'ın oğlu Ahmet'e rastlarlar. Sekiz yaşındaki Ahmet'i teyze oğlu, hala oğlu diye kandırarak yanlarına çekerler ve Değirmen Deresi denen yerde Ahmet'e bir oyun oynarlar. Yılanların Öcü'nde ev üzerinden yaşanan olaylara tanık olurken Irazca'nın Dirliği'nde oynanan bu oyun ekseninde olaylara tanık oluyoruz. Acaba bu defa Bayram davacı olacak mı?

    Önceki kitaptaki kahramanlar arasında ölen ya da kaçan-göçen kimse yok. Hatta yeni kahramanlarla kadro biraz daha genişlemiş durumda.

    Irazca'nın Dirliği'nde Ahmet'e, Yılanların Öcü'ne göre daha geniş yer ayrılmıştır. Bu da Ahmet'in bir sonraki kitap olan "Kara Ahmet Destanı"na hazırlanması manasına geliyor.

    Muhtar daha partici bir hale gelmiştir. Baykurt, muhtarı parti ile sıkı sıkı birleştirmiştir. Parti muhtar, muhtar partidir. Dönemin siyasi otoritesinin eleştirisi sanırım muhtar üzerinden işleniyor:

    "Şimdi nüfus defterini götürüp vermekten gayem, bütün aykırı dürzüleri liste dışı yapacaklar. Başta Kara Bayram! Sonra Irazca! Sonra gelini Haçça! Geldim geçiverdim, Ağali dürzüsü! Hem de hanesi halkı. Geldim geçiverdim, Kosa gâvuru! Hem de hanesi halkı!... Bunların oy hakkı elinden alınacak!... Hökümetin kolundan olmayan dürzülerin ne işi var seçimde sandıkta? Bizim Reis akıllı. Şimdiden yel gelecek delikleri tıkamak istiyor. Hem canım, bunların verdiği oydan ne anlaşılır? Cahil hepsi! Diyeceksin ki sen de cahilsin. Evet, cahilim ama aklım var. Hökümeti destekliyorum. Amerikanlardan yana demokratçılık ediyorum. Bunlar öyle mi? Aykırı pezevenkler hepsi de!" (s.62)

    Eserde dönemin bujuvazi ve siyasi otoritesinin ortaklığı; liberalleşme, halka, fakire cephe de yergi noktalarındandır:

    "Dünyanın tadı tuzu kalmadı. Köy bozuldu. Bildiğimiz dirlik düzenlik uçup gitti. İnsanlar kıcığa kardı. Yoksulun, düşkünün elinden tutan yok artık! Kadılat, kaymakamlar, bildiğim padişahlar, valiler, banka müdürleri, onbaşılar, büyük paşalar hep varsıllara arka çıkıyor. Malı, parası, gözel avradı olan yıkılmıyor. Hep varsılın dediği oluyor!... Sen istersen inleye inleye öl şurda; dönüp de, 'Ne oldun? Neyin var?' diyen bulunmuyor yoksul isen!..." (s.181)

    Olaylara tanıklığımız bir önceki kitaptaki gibi gayet gerçekçi. Biçem açısından da aynı başarı söz konusu. Kısaca keyifli bir kitap daha sizi bekliyor.

    Yılanların Öcü'nde Irazca bizi devam etmeye çağırmıştı; Irazca'nın Dirliği'nde ise Kara Bayram bizi devam etmeye çağırıyor:

    "Cümlemizi, cümlemizi kurtar Kara Ahmet!..." dedi.