• Uluslararası Diyarbakır Sempozyomu
    Doç. Dr. F. Aslı Erim Özdoğan
    Diyarbakır Şairleri ve Azerbaycan Şairlerinin Benzer Özellikleri
    Diyarbakır şairleri ve Azerbaycan şairlerinin yaradıcılığlarında benzer özellikler. Diyarbakır denince ilk yada düşen onun tarih boyunca önemli bir ticaret, kültür merkezi, özellikle akılda kalan edebiyat bilicilərinin, sanat fedailerinin nüfuslu bir şehir, muhteşem tapınak yada düşür. Oxudu-ğumuz eserlerde de bu diyarı kültür beşiği olarak vurgular, onun klasik sanat adamları, şair ve yazarları hakkında değerli kaynaklara rast gəlirik. Bəzi verilerde belden sanat, kültür, edebiyat adamlarının gücünü bu kentin coğrafyası ile de kapatmaya çalışılıyor. Diyarbakır Anadolu’da ilk merkezlerden biridir.Poullet vurgulamıştı ki, İran, Mısır, Kafkas, Polonya ve Rusya’dan tüccarlar buraya gelerek ipek, pamuk, liflik ve deri alarak kendi ülkelerine apararlarmış. Tüm bu değerli ifadeler, değerlendirmeler boş değil, Diyarbakır’ın bu günkü durumuna, bir kültür, edebiyat beşiği gibi nüfuz kazanmasına etkileyen amillərdəndir.Diyarbəkirin yetiştirdiği şairler başka merkezlerle müqaisədə ne kadar edebiyatçıların yetiştiğini görmüş olarıq.Bu gün Diyarbakır şairlerinin en ünlü temsilcileri deyince ilk xatırlananlardan Ahmed Arif, Ozan Deniz Sarıtop, Yılmaz Odabaşı, A.Hicr iİzgörən, Cahit Sıtkı Tarancı vs. olur.Bu şairler kendilerinin de ğerli şiir örneklerini içerirken aynı zamanda ülkede yaşanan olaylara da tutum bildirmiş, her zaman halkla bir olmuş, yanlış olaylara her zaman yazılarında ilişki bildirmişlerdir. Şairler her zaman halkı savunuyorlar. Vatan sevgisi konusu, zulme şiddete karşı mücadele hem Diyarbakır hem de Azerbaycan şairlerinin yaradığılığında kırmızı hatla geçmiştir. Ahmed Arifin, Cahit Sıtkı Tarançının, Ozan Deniz Sarıtop'un yaratıcılığı dikkat şəkir.Ahmed Arifin “Anadolu”, “Merhaba”, “Karanfil sokak”, “Şiddet” adlı şiirlerinde Özgür fikirleri. Dünyaya bakışı Azerbaycan şailəri ile paralellik edir.Zülm - şairleri her zaman düşündürmüş, onların içerisinde isyana çevrilmişdir.Türk şiirinde zulüm konusu çok işlenen konudur. Bu konu Azerbaycan şiirinde klasik dönemde işlenmiş olsada 20 inci yüzyılın de baş konusu olarak değerlendirilebilir Genelde şairin hangi halkın temsilcisi olursa olsun şairler serbest doğuiur, onlar zulmün kıskacında duramayan varliqlardi .Cahitin “Can yoldaşı”, “Kar ve anılar”, “Gün Köhnəlməsin Penceremden” şeirləridə makaled tahlil olacaktır. “Can Yoldaşı” şiirindeki “sirini ağaca de ki, ağaç yaprak verir, sır vermez” fikri Azerbaycan şiirinde da hangi vesilelerle çalıştırılması nümunələrd yansıyacak.
  • Ünlü 💧Cahit Sıtkı Tarancı 💧 kendini hiç beğenmezmiş. Tarancı'nın kendini çirkin bulma özelliği onu yalnızlığa ve karamsarlığa itmiş. Bu da elbette satırlarına fazlasıyla yansımış.Galatasaray Lisesinde okuduğu dönemlerde fazlasıyla yalnız bir gençlik geçirmiş. Öyle ki tüm arkadaşlarına mektup gelir , bir tek ona gelmezmiş. Cahit Sıtkı da kendi kendine meptup yazar, sonra da postadan alınca , birinden gelmiş gibi sevinirmiş.
  • Kitabı okuduktan sonra benim gibi düşünen var mı diye incelemelere bir göz attım, yokmuş. O yüzden bunu yazma gereği duydum. Şairin en sevdiğim şiiri Haydi Abbas, özellikle Çetin Tekindor'un sesinden dinlemeyi çok severim. Geçenlerde yolculuğa çıkmam gerekti ben de boş durmamak için okuyayım dedim. Ve ne yazık ki onlarca şiirden yalnızca iki tanesini beğendim. Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerine, ön yargısı olduğu için düşük beklentiyle okuyup çok beğendiğini yazmış biri vardı. Ben de sanırım ön yargım yüzünden hayal kırıklığı yaşadım. Kendisini Otuz Beş Yaş şiiri ile tanıyorum. Beklentimi yüksek tutmama neden olan bu iki şiirdi. Ve şunu anladım; şairin ismi, şiirlerinden daha ağır basıyormuş bende. Cahit Sıtkı Tarancı'nın "şiirlerini", onları "okumadan önce" daha çok seviyormuşum meğer. Kendisi hakkında ölüm temalı şiirler yazdığını ve ölüm korkusunu çok kez işlediğini biliyordum. Böyle bir konuda yazılan şiirlerin daha yoğun, kasvetli ve etkileyici olmasını beklerdim. Şiirlerindeki duygular bana geçmedi. Umarım düşüncelerimi yazarken kendisine ve sevenlerine saygısızlık etmemişimdir. Sadece başka birinin hayal kırıklığına uğramaması için yazdım bunları. Okuyacaklara iyi okumalar diliyorum.
  • Uluslararası Diyarbakır Sempozyomu
    Doç. Dr. F. Aslı Erim Özdoğan

    Diyarbakır Şairleri ve Azerbaycan Şairlerinin Benzer Özellikleri

    Diyarbakır şairleri ve Azerbaycan şairlerinin yaradıcılığlarında benzer özellikler. Diyarbakır denince ilk yada düşen onun tarih boyunca önemli bir ticaret, kültür merkezi, özellikle akılda kalan edebiyat bilicilərinin, sanat fedailerinin nüfuslu bir şehir, muhteşem tapınak yada düşür. Oxudu-ğumuz eserlerde de bu diyarı kültür beşiği olarak vurgular, onun klasik sanat adamları, şair ve yazarları hakkında değerli kaynaklara rast gəlirik. Bəzi verilerde belden sanat, kültür, edebiyat adamlarının gücünü bu kentin coğrafyası ile de kapatmaya çalışılıyor. Diyarbakır Anadolu’da ilk merkezlerden biridir.Poullet vurgulamıştı ki, İran, Mısır, Kafkas, Polonya ve Rusya’dan tüccarlar buraya gelerek ipek, pamuk, liflik ve deri alarak kendi ülkelerine apararlarmış. Tüm bu değerli ifadeler, değerlendirmeler boş değil, Diyarbakır’ın bu günkü durumuna, bir kültür, edebiyat beşiği gibi nüfuz kazanmasına etkileyen amillərdəndir.Diyarbəkirin yetiştirdiği şairler başka merkezlerle müqaisədə ne kadar edebiyatçıların yetiştiğini görmüş olarıq.Bu gün Diyarbakır şairlerinin en ünlü temsilcileri deyince ilk xatırlananlardan Ahmed Arif, Ozan Deniz Sarıtop, Yılmaz Odabaşı, A.Hicr iİzgörən, Cahit Sıtkı Tarancı vs. olur.Bu şairler kendilerinin de ğerli şiir örneklerini içerirken aynı zamanda ülkede yaşanan olaylara da tutum bildirmiş, her zaman halkla bir olmuş, yanlış olaylara her zaman yazılarında ilişki bildirmişlerdir. Şairler her zaman halkı savunuyorlar. Vatan sevgisi konusu, zulme şiddete karşı mücadele hem Diyarbakır hem de Azerbaycan şairlerinin yaradığılığında kırmızı hatla geçmiştir. Ahmed Arifin, Cahit Sıtkı Tarançının, Ozan Deniz Sarıtopun yaratıcılığı dikkat şəkir.Ahmed Arifin “Anadolu”, “Merhaba”, “Karanfil sokak”, “Şiddet” adlı şiirlerinde Özgür fikirleri. Dünyaya bakışı Azerbaycan şailəri ile paralellik edir.Zülm - şairleri her zaman düşündürmüş, onların içerisinde isyana çevrilmişdir.Türk şiirinde zulüm konusu çok işlenen konudur. Bu konu Azerbaycan şiirinde klasik dönemde işlenmiş olsada 20 inci yüzyılın de baş konusu olarak değerlendirilebilir Genelde şairin hangi halkın temsilcisi olursa olsun şairler serbest doğuiur, onlar zulmün kıskacında duramayan varliqlardi .Cahitin “Can yoldaşı”, “Kar ve anılar”, “Gün Köhnəlməsin Penceremden” şeirləridə makaled tahlil olacaktır. “Can Yoldaşı” şiirindeki “sirini ağaca de ki, ağaç yaprak verir, sır vermez” fikri Azerbaycan şiirinde da hangi vesilelerle çalıştırılması nümunələrd yansıyacak.

    Doç. Dr. F. Aslı Erim Özdoğan
  • Biçimci eleştiri Yeni Eleştiri kuramıyla başlamıştır. T.S Eliot, I. Armstrong Richards gibi araştırmacılar ilebaşlar. Yeni eleştiri sanat eserinin tam anlamıyla kendisine yönelerek ona odaklanır. Dilsel bütünlüğe, eserin içerisindeki öğelerin birbiriyle olan bütünlüğüne dikkat çekeler. Rus Biçimciliği de böyle bir temel üzerinden gelerek sanatçıya, okura ya da döneme yönelmek yerine edebiyat eserinin kendisine bakar.
    Sovyetlerin toplumcu sanat anlayışına ters düşerek susmak zorunda kalmışlardır fakat 15 yıllık yazın hayatıyla edebiyat bilimine katkı sağladılar. İki grup üniversite öğrencilerin tartışmaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Kuram’ın doğuşunda OPAJAZ ‘’Şiir Dilinin Araştırılması Derneği’’ etkili olmuş, devamında ise Moskova Dilbilim Çevresinden Roman Jakopson tarafından Prag’da Prag Dilbilim Topluluğuyla bir bakıma devamılılığı sağlanmıştır. En önemli temsilcileri: Osip Brik, Boris Tomaşevski, Yuri Tinyanov, Boris Eichenbaum, Viktor Şklovski. Vladimir Propp’tur. Berna Moran, Osip Brik ve Vladimir Propp’u Rus Biçimciliğini anlattığı kısımda kuramcılara dahil etmemiştir.
    İlyas Kayaokay’ın Boris Eichenbaum’dan aktardığına göre “Edebiyat tarihçileri şimdiye kadar ekseriya belirli bir şahsı tutuklamak amacıyla her halükarda dairede oturan bütün insanları tutuklayan zabıta gibi davranıyorlardı, üstelik orada caddeden geçen bir kaç kişiyi de onların arasına katıyorlardı. Buna benzer tarzda onlar ellerine ne geçerse tümünü okuyup tüketiyorlardı; çevre bilgisi, psikoloji, politika, felsefe gibi. Edebiyatın bir bilimi yerine evde
    Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisi.

    kendilerinin imal ettikleri bir abur cubur ortaya çıkmıştır.’’(2015,163) Biçimciler, ‘biçimin kabuk olarak işe yaradığı yorumuna sırt çevirdiler. İçine sıvının döküldüğü bir kap (içerik ve biçim ilişkisi) diye bu ilişkiyi belirten görüşe karşı çıktılar.(Eichenbaum,1994:17)

    Rus Biçimcileri edebiyatı başlı başına bir bilim haline getirmek istiyorlar. Her şeyden önce edebiyat eserini diğer eserlerden ayıran özelliğin yazınsallığın ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar ve bunu ‘’alışkanlığı kırma’’ kavramı ile ele alıyorlar. Berna Moran şu şekilde açıklar. ‘’İddia şu: biz dış dünyaya, nesnelere, davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksarız. Şiir ise kendine özgü dili sayesinde bu kanıksamayı sarsarak, nesneleri, davranışları, düşünceleri ve duyguları taze bir bakışla yeniden görmemizi, yeniden algılamamızı sağlar. Çünkü bu dil alıştığımız kullanılmış dilden farklıdır.’’(1991,162)
    Kayaokay’ın Todorov’dan aktardığı şekilde “Alışkanlık, nesneleri görmemizi hissetmemizi engeller; gözümüzün buralara takılması için biçimlerinin bozulmuş olması gerekir. Sanat alanında ortaya çıkan biçem değişiklikleri de aynı süreçle açıklanır.” (2015,164) Yabancılaştırma “algılamanın gucluğunu ve suresini artırma tekniğidir. Sanatta algılama edinimi,kendi başına bir erektir ve uzatılması gerekir; sanat nesnenin oluşunu hissettirme aracıdır, daha önce olmuş olanın sanat için bir önemi yoktur.’’(Kayaokay,2015.164)

    Biçimciliğin bir başka sorunu biçim-içerik kaygısıdır. Berna Moran’a göre kısaca belirtecek olursak ‘’Söylenen şey (içerik), söyleyişten ayrı olarak vardır: söyleyiş(biçim) buna adeta sonradan eklenmiş, daha doğrusu giydirilmiş bir değerdir.’’ Şimdi anlatılan şey konu aynı olabilir. Hz. Süleyman ile ilgili bir hikaye, Mem u Zin ya da ezilenler; bunlar birer konu olmakla birlikte her yazar/şair tarafından farklı biçimde ele alınabilir. Konu eserden önce var olan bir durumdur. Tek başına işe yaramaz ve ançak bir biçim, içerik kazanırsa değeri olur. Mesela ölüm konusu sanatçının elinde işlenirse bir içerik kazanmış olur. Şair kendi ölğm algısını dile getirir. Biçim ise şairin elindeki ölüm konusunun kalıba girmiş, hayat bulmuş halidir.

    Biçimcilik, Şklovski ve Eichenbaum aracılığıyla Fütürüstlere yaklaşmıştır. Şklovski, Biçimciliği Fütürizme bir köprü olarak kullanmıştır. Onlar mantıklı cümleler kurmayı reddederek ‘sözcüklere özgürlük’ parolasına yönelirler. Şiir ve Akılötesi Dil Hakkında adlı makalesiyle fütüristleri bütünüyle destekleyen Şklovski, "keyfi" ve "türetilmiş" sözcüklerin şiir dilinin gereği olduğunu kanıtlama çabasındadır. Şklovski sözcüklerin yalnızca düşünceyi ifade etmek, bir sözcüğün yerine diğerini kullanmak veya bir nesneyi adlandırmak için değil, "anlamının dışında" da gerekli olduğunu ve kullanıldığını yalnızca fütürist ozanlardan değil, Gorki, Gonçarov gibi klasik Rus yazarlardan ve Knut Hamsun'dan örnekler. (Parer,2002:59) Seçilen kelimelerin de alışılmışı kırması gerekir. Bunun için de akılötesi dile başvururlar.
    Brik, şiir dili üzerinde durmuş ve “sözcüklerin düzeni, şiir dilinin ritmik yapısının kesinlikle kabul etmediği belli bir tonlamayı gerektirir. Bu nedenle de dizelerin düzyazı biçimindeki okunuşu, onların ritmik yapılarını bozacaktır.” (Brik, 1995:129) Ritim dizenin asıl temelini oluşturur. “Ritmik hareket dizeden önce gelir. Ritmi dizelerden yola cıkarak anlamak olanaksızıdır; ama tersine dize, ritmik hareketten yola çıkılarak anlaşılacaktır.’’
    Kısaca anlatmaya çalıştığımız Rus Biçimciliği bu şekildedir. Şimdi bu çerçevede Cahit Sıtkı Tarancı’ya bakacak olursak, Asım Bezirci’nin hazırladığı Otuz Beş Yaş şiir kitabında Tarancı ile Şiir Üstüne başlıklı yazıda Cahit Sıtkının edebiyat ve şiir görüşünü yakalayabiliriz. Biçimciler gibi şiirin dış dünyaya araç olmasına karşı çıkmıştır. ‘’Şiirle hayat arasındaki bu sıkı ilişkiye inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir düşüncenin kanıtlanması, bir davanın savunulması, bir felsefe sisteminin sunulması olarak düşünmedim.Şiirin yapısının gerektirdiği bu bağımsızlık, şairlerin özgürlük aşkıyla da açıklanabilir.’’(Tarancı,2002,14)
    Tarancı’ya göre ‘’Şiir bir deyiştir, sözcüklerle güzel biçimleri kurmak sanatıdır... Bu sanatın anlatım aracı dil ve gereci de sözcükler olduğuna göre, şiir yazmak isteyen adamın kullandığı dilin bütün kurallarını iyi bellemesi, sözcüklerini sınıf arkadaşları gibi yakından tanıması, hangi sözcüğün nerede ve nasıl kullanıldığı zaman kendisinden beklenen ödevi yerine getireceğini bilmesi gerektir.’’(2002,17/2) Şaire göre şair, ister sevgilisinin selvi boyunu ,ster savaşı, ister mahallenin yoksullarını anlatsın bu kendi bileceği iştiri yeter ki şair olmadığını aklından çıkarmasın.
    Berna Moran kitabının Rus Biçimciliğini anlattığı kısmınde Cahit Sıtkı’dan örnek verir.

    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında.
    Cemaatin cenaze namazı kılması gibi sıradan bir alışılmış bir olay anlatılır. Tarancı bunu anlatırken musalla taşını tahta, ölüyü bir sultana benzeterek bildiğimiz bir sahneyi farklı şekilde sunarak bizi alışılmışın dışana çıkarıyor. Buna göre edebiyat eserinin yaptığı şey gerçekleri yansıtmak değil olanşeyi daha farklı durumlarda göstermektir. Şair kullanılan sıradan dili bozar, büker, altüst edip bizi bu dille silkeler uyandırır.
    Yukarıdakı mısrada ‘’Dil belli bir vezinle ritme sokulmuştur, ayrıca bazı seslerin tekrarı ve ikinci dizenin ilk yarısını oluşturan kısım ile ikinci yarıyı oluşturan sözcüklerin tersine kullanılmasıyla kurulan ses dengesi gibi özellikler, dilin günlük kullanılışında rastlamadığımız bir özel düzenlemeyi sergiliyor... dil bu alışılmamış düzenlenişinden ötürü kendi dikkati üzerine çeker... kendi düzenlenişini sergiler. Rus Biçimcileri için önemli olan, şairin gerçeklik karşısındaki tutumu değil, dil karşısındaki tutumudur.''


    Yine ödev maksatlı okuduğum bir kitaptı onun için yazmaya çalıştığım bolll alıntılı yazımdan bir kısım :) iyi okumalar
  • !!!!!!!İNCELEME DEĞİL, BODOSLAMA YORUMLAMA!!!!!!

    Eveeeet çocuklar. Samet, oku bakalım "otuz beş yaş" şiirini!
    Tabi örtmenim!!

    "Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider"
    ...

    Sanırım buna benzer sahneyi bir çoğumuz yaşamışızdır. Bir kısmını hala ezbere biliriz. Halk arasında bile "yolu yarıladık" demenin şiircesidir bu sözler. Dante gibi ortasındayız ömrün. Ne gocaman bir laf.

    Sabahın köründe hangi akla hizmet bilmiyorum bu şiir kitabını okumaya başladım ve birden yaşlandığımın farkına vardım. Yüzüme vurma Cahit abiğğ dedim sessizce.

    Bu kitaptaki şiirlerinde ana his şu bence;

    "Gençlik bir kuş idi tutamadık,
    Yaşlılık bir mal idi satamadık"

    Dizelerinde sürekli yakınma var. "Genç olsam şimdi" havası ile darlandım. Yahu gençken neler yaşadın be adam dedim ve hayatına baktım biraz.

    Şair Galatasaray Lisesi mezunu. Paris'te yaşamış. Haliyle Fransız şairlerden etkilenmiş olsa gerek ki, yazdığı şiirlerde bu sezilebiliyor. Şiirlerinde genelde ölüm ve yaşam sevinci temaları var. Ama ağırlıklı olarak ölüm havası hakim. Bohem bir hayatı olmuş şairin. Yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı hayatın
    buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine yer bulmuş.

    Cahit Sıtkı, geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirmiş, tedavi için götürüldüğü Viyana’da 12 Ekim 1956’da 46 yaşındayken yaşamını yitirmiş.

    Otuz Beş Yaş şiiriyle şiir yarışmasında birincilik kazanan şair, herkes tarafından ölüm şairi olarak nitelendiriliyormuş.

    Şiirlerinde romantizm ve sembolizm etkileri var. Yazı dili gayet açık, ahenkli, sade ve içten. Çok fazla derinlik yok şiirlerinde. Öküz altında buzağı aramıyoruz yani. Çünkü anlatmak istediklerini gayet açık bir şekilde anlatıyor. Şiirlerinde her ne kadar Garip akımının izleri olsa da vezin ve kafiyeden kopmamış Cahit Sıtkı. Güzel bir harman olmuş diye düşünüyorum. Ayrıca yer yer halk deyimlerine yer vermesi de, şiirlerinin halk tarafından daha sıcak karşılanmasında etkili olduğunu düşünüyorum.

    Genç cumhuriyet dönemimizin, erken demir alan karizmatik, ölümün ve özlemin kuşattığı şairini saygıyla anarken, işbu şiiri iliştiriyorum

    OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

    Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
    Dante gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher,
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.

    Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünürsünüz,
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim.
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim;
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.

    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız,
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

    Neylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak.
    Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak,
    Taht misali o musalla taşında.


    Okuyacak olan arkadaşlara keyifli okumalar şimdiden. :)

    NOT: İlk defa sanırım, bir şiir kitabı hakkında bir kaç söz söylüyorum. Kopuklukların farkındayım. Umarım çok sırıtmamıştır. Sırıtmış ise de çok bozuntuya vermeyiniz :)

    NOT 2: Şimdi aklıma geldi. İlk şiir kitabı yorumlamam değilmiş :/
  • Kıymetli Peyami Safa'ya adanmış bu şiir kitabının sonunda da Peyami Safa'nın Türk şiiri hakkında birkaç tahliline ve Peyami Safa'nın Tarancı şiirlerini mısra mısra analiz ettiği bir bölüme de yer verilmiş.
    .
    .
    .
    .
    Abdülhak Hâmit’den beri Türk şiirinin bu saf,mücerret
    ve maveraî tefekkür âleminden uzaklaştığını ve genç bir şairin
    o âleme doğru tekrar, yepyeni hamleler yaptığını evvelce yaz­
    mıştım. Sahiden, Cahit Sıtkı Beyde yükseklere doğru kendini
    fırlatm ak için hız alm anın gerginliği var. K anatlarının kuvvetini
    de bize hissettiriyor. Bu tarafından bakılınca zam anım ızın en
    büyük kabiliyeti olduğuna şüphem iz kalmaz. Çünkü hiç bir
    şairimizin gözlerinin alabildiği nokta, onunki kadar uzaklarda
    ve yükseklerde değildir. Fakat bugün bulunduğu nokta ile
    hedefi arasındaki mesafeye bakıyoruz ve kendimizi biraz daha
    beklemeye mahkûm görüyoruz. Çok bekletmemesini dilemekten
    başka bugün söyliyeceğimiz şey yoktur.
    Peyami Safa
    (Cumhuriyet* 10. II. 1932, sayı: 3058