• Çal çoban çal...
    Keyif de senin, rahat da senin.
    Kaybettiğin neyin var ki.
    Sivas gibi kalen mi gitti,
    Ertuğrul gibi oğlun mu öldü?
    Çal çoban çal.! Acı acı çal.! 😢

    •Çal çoban çal’ın hikayesi şöyledir:
    Yıldırım Bayezid Han’ın en sevdiği oğlu Ertuğrul,Sivas’da vali olarak bulunuyordu. Timur Han bütün İran’ı ele geçirip bir kasırga gibi Doğu Anadolu’ya girdi. Osmanlı Devletinin o zamanki en uzak noktası Sivas idi. Timur, hızla Sivas’ı kuşattı ve teslim olmasını istedi.

    •Fakat şehrin kumandanı olan Ertuğrul bunu reddedince şiddetli bir kuşatma başladı. İçeriden elde ettiği adamları, şehrin kapılarını gizlice Timur askerine açınca, Sivas Timur’un eline geçti. Ertuğrul ise bir avuç askeriyle çarpışa çarpışa şehid oldu.

    •Bu haber Yıldırım’a ulaşınca acılar içinde kaldı. Bir yandan Ertuğrul gibi bir oğul, diğer yandan Sivas gibi bir kalenin kaybı onu çok sarstı.

    •Bu yüzden efkar dağıtmak için arasıra
    Uludağ sırtlarına doğru gezintiye çıkıyordu. Yine birgün yanında veziri olduğu halde dağ eteklerine çıkmıştı. Biraz sonra, koyunlarını otlağa salmış, sırtını bir ağaca yaslamış bir çobanın, kavalıyla içli havalar çaldığını duydular ve oraya yöneldiler.

    •Bir müddet gözyaşları içinde onu
    dinledikten sonra Yıldırım Bayezid Han:
    Çal çoban çal...
    Keyif de senin, rahat da senin.
    Kaybettiğin neyin var ki.
    Sivas gibi kalen mi gitti,
    Ertuğrul gibi oğlun mu öldü?
    Çal çoban çal..!
  • 656 syf.
    Usta yazar Steinbeck, Cennetin Doğusu’nda yarattığı karakterlerle yaratılış kitabındaki Habil ve Kabil öyküsüne göndermeler yapar. Karakterlerini bu öykü üzerine kurar ve kurguyu bu şekilde ilerletir. Aynı zamanda bir Habil ile kabil hikayesi olan hikaye iyinin ve kötünün ötesinde bir kapı açıyor bizlere .İncil’de Habil ve Kabil ‘in hikayesini anlatan ve kitapta bilge karakter Samuel’ in okuduğu bölüm tam olarak şöyledir:
    ‘’Adem, karısı Havva’yı tanıdı, kadın gebe kaldı ve Kabil’i doğurdu ve Tanrı’nın yardımıyla bir insan yarattım, dedi. Daha sonra kardeşi Habil’i doğurdu. Habil çoban oldu ve Kabil çiftçi oldu. Kabil dünya meyvelerinden oluşan bir armağan sundu Tanrı’ya ve Habil de öte yandan, sürüsünde ilk doğan yavrulardan ve yağlardan oluşan bir armağan sundu. Tanrı Habil’e ve armağanına beğenircesine baktı; ama Kabil’i ve armağanını beğenmedi. Kabil çok kızdı ve yüzü asıldı. Ve tanrı Kabil’e şöyle dedi: “Neden kızdın ve suratın asıldı? Kuşkusuz iyi davranırsan, yüzün dik olur ve kötü davranırsan, günah kapına dayanır ve istekleri sana yönelir, ama sen, sen ona egemen olursun. O sırada kabil, kardeşi Habil’le konuştu; ama ikisi de tarladaydılar. Kabil kardeşi Habil’in üstüne atıldı ve onu öldürdü. Tanrı Kabil’e şöyle dedi “Kardeşin Habil nerede?” o yanıt verdi: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miyim?” ve Tanrı şöyle dedi: “Ne yaptın? Kardeşinin kanının sesi topraktan bana haykırıyor. Şimdi senin elinden kardeşinin kanını almak için ağzını açan toprak tarafından lanetleneceksin. Toprağı ektiğin zaman, o sana artık zenginlik vermeyecek. Yeryüzünde serseri ve göçebe olacaksın.” Kabil Tanrı’ya şöyle dedi: “Cezam dayanılmayacak kadar büyük. İşte bugün beni topraktan kovuyorsun; senin yüzüne görünmeyeceğim, yeryüzünde serseri ve göçebe olacağım ve kim beni bulursa, öldürecek.” Tanrı ona şöyle dedi: “Eğer birisi Kabil’i öldürürse ondan yedi kere öç alınacaktır. Ve tanrı onu bulan kişinin öldürmemesi için Kabil’in üzerine bir işaret koydu. Sonra, Kabil, Tanrı’nın gözünden uzaklaştı ve cennetin doğusundaki Nod toprağında oturdu.”
    Roman Kaliforniya’daki Salinas vadisinin detaylı anlatımı ile başlıyor. Vadinin doğasını, toprağını, iklimini muhteşem bir tasvirle resmediliyor . İrlanda’dan gelerek yerleşen geniş Hamilton ailesi ile Trask’ların üzerinde ilerliyor hikaye. Bu iki farklı ailenin fertleri gün geliyor birbirinin hayatını etkiliyor. Bu süreç içerisinde Birinci Dünya Savaşı’nın izleri ve Amerikan Sivil Savaşı’na kadar geriye uzanan sahneler yer alıyor.
    Cyrus Trask askerlik mesleğine hayran biridir ve askeri birlikteyken çatışma esnasında  bir kurşun bacağını paramparça eder. Hayatı boyunca bunu bir gurur olarak taşır ve ordudan çıkarılıp eve gönderilmesine rağmen askerliği bir meslek gibi yaşamaya devam eder. Hem kendini hem de çevresindekileri kendisinin bir askeri deha olduğuna inandırır. İki oğlunu da bu disiplinle yetiştirmeye başlar. Oğulları, Habil ve Kabil’in hikayesindeki gibi babaları ve birbiriyle çekişen karakterler olurlar. Roman, Cyrus’un  iki oğlu Charles ve Adam’ın  ( yanı Adem’in ) yaşam hikayeleri ile devam eder  ve yine İncil’deki hikayenin paralelinde Adam’ın sahip olacağı iki erkek çoğunun Aaron ve Cal’in yaşam öykülerine odaklanır.
    İnanç, aidiyet, disiplin, dostluk, kıskançlık, aşk ve minnet, kabul edilme çabası, suçluluk, hırs ve ahlak duyguları romanda öne çıkan duygular. Her bir karakter bu duygularla ya da bu duygulara karşı savaşır. Samuel Hamilton ve çinli yardımcı Lee kitaptaki en aklı başında en bilge karakterlerdir. Zayıf bir adam olan Adam ile çocukları Aaron ve Cal üzerinde büyük etkileri olacaktır. Lee  ve Samel Hamilton’ın sohbetleri kitaptaki en güzel bölümlerdi.
    John Steinbeck ‘in bu eseri hakkında kendi hayatından bölümler yer aldığına dair bilgiler var. Geniş bir aile olan Hamilton’lar gerçekte John Steinbeck’in ailesi Olive Hamilton’un ailesiymiş. Kitaptaki en güzel karakter Samuel Hamilton ise yazarın dedesiymiş. Böyle bir dedenin John Steinbeck gibi bir torunu olması kitabı okuyanlar için hiç de sürpriz değil. Karekterlerin çeşitliliği okuyucuda sıkıntı yaratmıyor zira geçişler fazlasıyla ustaca yapılmış .

    Kitaptaki bir diğer söz yaratılış kitabında geçen timşel sözü bu sözü anlamayacaklar olanlar kitaptan da anlamayacaklar galiba . Adam (Adem’in ) ölürken ağzından çıkan son söz . Bu
    söz ve kitabında son cümlesi oluyor . Timşel : hükmedebilirsin .


    Adem’in karısı olan Cathy ( ilerleyen bölümlerde Kate olacak ) hiç bir zaman anlamayacağım ki , kitapta da bu sır kendini korumakta . Yapmış olduğu kötülüklerin nedenini hala anlamış değilim ne amaç uğruna ve niçin? Ve işin en kötü tarafı ise Adam’nın onun kötü olduğuna hiç inanmaması belkide yüreğinde öyle bir hayal kurmuştu ona inanmıştı öldüğünde bile hala o saf sevgi vardı .


    Cennetin Doğusu’ nun filmide var . Filmi de izledim lakin kesinlikle kitaptaki hazzı almadım . İzlemek isteyenler olursa mutlaka önce kitabı okusunlar zira , kitap gereken tüm hazzı veriyor . Bitirirken evet ağladım tutamadım kendimi . Hepimiz iyinin ve kötünün çemberinde yaşarken bir çok şeyden habersiz yaşarız . Eylemlerimiz ne ölçüde iyi ne ölçüde kötü bilemiyoruz . Tek bildiğimiz bize öğretilen iyinin ve kötünün örnekleri. Hayatımız bu seçimlerden ibaret yani , iyiye ve kötüye hükmedebilir doğru seçimleri yapabiliriz sağ duyumuyuzu koruyarak ....

    Keyifli okumalar ...