• Soren Kierkegaard'a göre “Sessizliklerin en kesini susmak değil, konuşmaktır.”
  • 111 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi·
    Yaşamak...
    Yaşamak bir anı ve hayatı... Kendi hayatımız gerçekten kendimizin mi? Ne kadar sahibyiz ve ne kadar yargıcı?

    Çoğu zaman olaylara ikinci şahıslarla bakarız. Hikayemiz bir süre sonra bizim olmaktan çıkar, başkalarının sorgu, yargı ve sonuçlarına teslim olur. Öyle ki artık kendi hikayemize yabancıyızdır. Kendi yaşadığımız şeyleri başkası yaşamış gibi kayıtsız bir şekilde dinler, anlamaya çalışırız. Olayları biz yaşamamış, yaşananlar bizim hiç parçamız olmamış gibi dilsiz maktül oluruz. İnsan aslında sustuklarıdır.

    Bende bıraktığı etkilere kısaca değindikten sonra "elalem" kavramının sistemde ve yargıda etkilerinin açık örneklerinden birini veren Camus hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Birini diyorum çünkü, yazarın etkilendiği Kafka'dan oldukça fazla ayrıntı ile yollarının kesiştiğini görüyorum.

    Camus özellikle Fransızlar tarafından çok sevilen ve okunan bir yazar. Hemen hemen aynı etki ülkemizde de geçerlidir. En çok okunanlar listesinde sıklıkla üst sıralarda yer alır. Adıyla bütünleşmiş "Yabancı" eserinin yanı sıra "Veba" adlı romanıda aynı övgü ve değerlere sahip bir eserdir. Edebiyat, felsefe, futbol. Bir insan farklı kulvarlar...Nobel Edebiyat ödülü almış güçlü bir kalem, yeşil sahalarda adından söz ettirecek bir yetenek ve hayata bakışının felsefesini insanlığa sunması ile farklı biridir. Marksist, nihilist, varoluşçu bir düşüncesi vardır. Hayata ve yaşamaya bakışı farklıdır. Kitaptan bir alıntıyla:

    "Fakat herkes bilir ki hayat, yaşamak zahmetine değmeyen bir şeydir."

    Camus'a göre hayat kadın ve erkekten ibarettir. Bir şeyin yaşanılması tabulara bağlanmaz. İstenildiği için yaşanılır. Nitekim sevgilisi evlenmek istediğini söyleyince, sen istersen evleniriz istemezsen olmaz der. Kayıtsız bir tavrı vardır. Ölümde önemli değildir. Bir insan 70'inde de 20'sinde de ölse fark etmez. Bir başkası hemen yerini doldurur. Hayat döngüsü hep böyledir. Ve bu güçlü kalemin erken susması bir trafik kazası ile olur. Yeri doldu mu diye sorulmaz bile. Realde bir erkek olarak yeni bir canlı dünyaya gelsede bir Camus yok.

    ---Spoiler---

    Yabancı konusu itibari ile basittir. Kısa bir zaman diliminin, uzun metrajda ruh tahlilinin yansımalarıyla dolu bir anlatım mevcuttur. Hemen hemen tüm karakterlerin isimleriyle bir fiziksel ve ruhsal tanıtımı yapılabilir, fakat başkahramanın adı geçmez. Kafka'nın "Dava"da kahramandan K. diye bahsetmesi gibi.

    Kitap, annesinin ölüm haberini alan (Mersault) yabancının cenaze işleri için huzurevine gitmesi ile başlar. Ölüm bilinçaltında insanlara derin izler bırakan olayların başında gelir. Hele ki bu anneyse... Cenazesini almaya giderken ölüm haberi Mersault'un hayatında iz bırakan anıları anımsamasına neden olur.

    Büyük bir acı karşısında insanda ne gibi değişiklikler olur?
    Duygu karmaşası? Ne? Neden? Niçin? Acaba? Keşke....

    Önemini yitirmiş bir yığın soru ve cevaplar. Annesinin naaşı başında Mersault Şöyle bir an yaşar:

    "...canım sigara içmek istedi ama çekindim. Çünkü annemin başucunda böyle bir şeyi yapmak ne kadar doğru olabilirdi. Sonra düşündüm hiçbirinin önemi artık yok."

    İç monologların olduğu kısa dolu dolu bir kitaptır. Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sında ki gibi vicdanı ile hesaplaşma, nedenlere nedenler bulma.

    Kafka'nın Dava'sında K. gibi cinayetten yargılanma, suçun şeklinden çok farklı ayrıntılara değinen yargı ve kendine yabancılaşan bir maktul. Mersault'un K. gibi olan sonu.

    Yine Kafka'nın Dönüşüm'ünde Samsa'nın böcek oluşundan çok farklı ayrıntılara takılması...

    Anımsayacak birden fazla eser ile bir hafıza tazelemenin yanında eserin dili anlatımı bir o kadar çekicidir. Basit konular işlenmiş olsada amaç konu değil konunun ana temasına değinmeyen ve durmadan real değil farklı ayrıntılara yer vermiş olmasıdır. Saçmalıklar üzerine kurulmuştur.
    Ortada cinayet, maktul, tanık, olay vardır. Fakat ayrıntıda konudan uzaklaşılır, ayrıntıda derin bir felsefe yapılır. Toplum ve toplumu oluşturan bireylerin anlayışını sezdirme amacı vardır. Camus'un şu sözlerini anımsatır bu hal;

    "Bir ülkeyi tanımanın bir yolu o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakmaktır."

    Yabancı, Cezayir'de bir Arap'ın ölümüne sebep olur, fakat yargı onun ölümü nasıl gerçekleştirdiği ile değil farklı ayrıntılarla ilgilenir. Yabancı bu süreçte yabancı olan kendine yabancılaşır. Olayların hiç parçası olmamış gibi.

    Güçlü bir dimağ ve büyük yazarları anımsatan ayrıntılar... Kısa bir zaman dilimi büyük etki okunmaya kesinlikle değer.

    Keyifli okumlar!
  • 303 syf.
    ·Puan vermedi
    Okuduğum en özel romanlardan birisidir. Albert Camus'nun en başarılı anlatım tekniği ve imgeleme kullandığı yapıtıdır belki de. Bu romanı okuduktan sonra hayata bakışımda ciddi degişiklikler olmuştu. Yapıtta anlatılanlar aslında çok basit. Camus'a göre, önümüz ne kadar karanlık olursa olsun, başarı ne kadar uzakta olursa olsun, çalışmak, gayret etmek ve inanmak yapabileceğimiz tek şeydir. Hayatın anlamı da buradadır. Hayatının anlamını aramak, bulmak ve peşinden gitmek. Ayrıca orada vebayla ilgili olarak yapılan imge de gözlerden kaçmaz. Tabi 2.Dünya Savaşı’nın arkasından yazılması da manidardır. Burada yayılan veba hiç şüphesiz faşizmdi, hatta nazizimdi. Bu yönüyle aslında benim için Ionesco'nun "gergedanlar" oyunuyla ayrılmaz bir bütündür. Birbirlerini çok iyi tamamlarlar.
  • Konfüçyus'a göre; "İnsan öğrenen hayvandır."
    Thales'e göre ise; "İnsan araştıran hayvandır."
    Sokrates, "İnsan sorgulayan hayvandır." der.
    Platon'a göre; "İnsan toplumsal bir hayvandır."
    Aristo için "İnsan düşünen hayvandır."
    Heraklitos; "İnsan, tartışan hayvandır." der.
    John Locke'a göre; "İnsan deneyen hayvandır."
    J. Dewey için; "İnsan çıkarını düşünen bir hayvandır."
    Kant; "İnsan eleştiren hayvandır." der.
    Descartes olaya başka bir pencereden bakar ve "İnsan konuşan hayvandır." der.
    Hegel için; "İnsan sistematik bir hayvandır."
    Gazali için; "İnsan tutarsız bir hayvandır."
    Ünlü yazar Albert Camus için "İnsan, itiraz etmesini bilen hayvandır."
    Popper'e göre; "İnsan yalanlayan bir hayvandır."
    Erich Fromm der ki; "İnsan, seven bir hayvandır."
    Ve insanla alakalı belki de en doğru şeyi Nietzche söyler ve der ki "İnsan düpedüz hayvandır."
  • Her daim ciddi ve kasvetli Sartre'a göre saçmalık trajikti. Hatta intiharı meşru kılıyordu ve mutluluğu kesinlikle devre dışı bırakıyordu. Ama Camus mutluluğun mümkün olmakla kalmayıp simgesel anlamda saçmalıkla ilintilendiğini görmüştü. Biri diğerini güçlendirebilirdi: "Mutluluk ve saçmalık aynı toprağın iki oğludur. Ayrılamazlar birbirlerinden. Mutluluğun illa saçmanın keşfinden doğduğunu söylemek hatadır. Saçmalık duygusunun mutluluktan doğduğu da vakidir."[72] Camus bu görüşünü yokuş yukarı ebediyen kaya itmeye mahkûm Sisifos'a, geçinmek için çalışmak zorunda olan herkes için derin anlam içeren mite uygulamıştı: "Sisifos'un öğrettiği, Tanrıları olumsuzlayıp taşları yükselten yüksek sadakattir. Kendisi de her şeyin iyi olduğu sonucuna varır. Efendisiz evren gözüne ne steril ne de beyhude görünür. O taşın her atomu, o kapkaranlık dağın her mineral yaprağı kendi içinde bir dünyadır. Taşı tepeye itme mücadelesi insanın yüreğini doldurmaya yeterlidir. Sisifos, mutludur."[73]
  • 111 syf.
    Fransız yazar Albert Camus'nün 1942'de yazdığı bu müthiş eser bir nevi Varoluşçuluk'un mihenk taşıdır. Her ne kadar Camus kendisinin hiçbir felsefik akıma dahil olmadığını iddia etse de hikayemizdeki ana karakterin başına gelen olaylar karşısında sergilediği umursamaz tavır okuyucuyu rahatsız eder. Çünkü; ana karakterimiz Bay Meursault'a göre her şey saçmadır. Yaşam dahil. Peki saçma nedir? İşte buna verilecek net bir cevap yoktur.

    Kitabımız konu olarak, annesinin vefat haberini alan orta gelirli bir Fransız vatandaşın her şeyle yüzleşmesini ele alır.

    Yabancı'yı kaleme alındığı dönemden onlarca yıl sonra birçok insanın hayatının kitabı yapıp üzerine yüzlerce makale yazılmasının belki de en büyük nedeni, İkinci Dünya Savaşı esnasında yazılıp ÖLÜM karşısında insanın takınması gereken tavrın, yaşın, zenginlik veya yoksulluğun hiçbir ehemmiyetinin olmayışıdır.

    Makineleşen insanların tüm olgu ve kavramlara karşı hissettiği duyguların, gerçekleştirdiği eylemlerin özeti niteliğindedir Yabancı. Okuyucunun kendi iç dünyasını bir başkasının gözünden bu denli yalın görmesi birçok yerde insanı huzursuz eder. Genel bütünlük açısından kusursuz bir kitap olduğundan yine de kolay kolay hiçbir okur kitabımızı elinden bırakamaz.

    Albert Camus'nün 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanmasında belki de en büyük pay bu şahane eserindir. Zira; sadece modern insanın iç dünyasına değil, birçok kavrama da kendi kayıtsızlık penceresinden sert eleştiriler sunar.

    Kitabımızdan akılda kalan birçok güzel tespit ve cümle bulunmasına karşın belki de en iyileri şunlardır: "Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umut kesmek gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan? Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluyoruz. Dünyanın hiçbir anlamı yoktur demek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak olur. Ama, yaşamak ve örneğin, yiyip içmek kendiliğinden bir değer yargısıdır. Ölmeye yanaşmadığı sürece, insan yaşamayı seçiyor demektir. O zaman da, görece de olsa, yaşamaya bir değer veriyoruz demektir. Umutsuz bir edebiyat ne demek olabilir? Umutsuzluk susar. Kaldı ki susmak bile, eğer gözler konuşuyorsa, bir anlam taşır. Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ya da uçurumdur.”