• Şunları bir araya toplayayım.
    Bir güzel muhabbet edelim” diye düşündüm.

    Mutfak işinden de anlarım.
    Donattım sofrayı.
    Bayağı uğraştım.
    Hepsinin, ayrı ayrı ne
    yemekten, ne içmekten
    hoşlandığını iyi bilirim.
    Bayağı da para gitti.

    Birinin yediğini öbürü yemez.
    Ötekinin içtiğini beriki içmez.
    Dört kişilik sofra kurdum.

    Mumları da yaktım.
    Bak hepsi, Erick Satie severdi.
    Hatırladım.
    Müziği de ayarladım.
    Geldiler.

    20 yaşında ben,
    35 yaşımda ben,
    40 yaşımda ben ve
    bugünkü ben dördümüz.

    Birden yirmi yaşımı, otuz beş yaşımın karşısına oturttum.
    Kırk yaşımın karşısına da, ben geçtim.
    Yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
    Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.

    Yatıştırayım dedim.
    “Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı.
    Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
    Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.

    Evin de içine ettiler.
    Bende kabahat.
    Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine …

    Can Yücel
  • Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım!

    Kişisel gelişim seminerlerine ve kariyere inanmıyorum mesela; medyaya, borsaya ve banka kredilerine inanmadığım gibi. Zenginlikten ve yoksulluktan anladığımız bir değil sizinle. Zenginlik çok farklı bir değer benim için; gezdiğim mağaraların o tarifsiz serinliğini solumak en güzel zenginliktir bana. Islık çalamamak, bir taşı suda en fazla üç kez kaydırabilmekse, yoksulluğuma verebileceğim örnekler arasında.



    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım! Sonu ist`le biten bir kişi olmadığım gibi, sonu izm`le biten bir düşünceye de ait değilim. Kutsadığım herhangi bir özel isim, ırk ve din yok benim için. Can`dan gelip can`a erebilmek, can`ın enginliği içinde yolculuk edebilmek özgürlüğümdür benim. Can`dan kastım, tabiat ananın ta kendisi; bir yağmur damlasıyla, börtü böcekle ya da bir tutam yeşillikle, eğer ki aynı sır`daysam, huzur böyle bir şey işte.

    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım! Evim, arabam ve bir banka hesabında param yok mesela; siyasete, devlete ve patronlara saygımın olmadığı gibi. Gelmişimden, geçmişimden devraldığım bir maddiyat, statü, mal varlığı bulunmamakta; benden sonraya kalacak olansa, bir mandolin, kitaplar ve bölüştüğüm hatıralar belki. Sevapların ve günahların ötesinde bir yerde olduğumu duyumsuyorum. Bir sokak köpeğinin kendiliğinden gelip başını dizime koyuşundaki can haliyle, benim bir evsiz barksız çocuğa kol kanat gerişimdeki can hali birdir. Ben içtenlikten, duruluktan, hesapsız kitapsız olmaktan bahsediyorum bayım; ödülden, cezadan, cennet ve cehennemden değil…

    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım! Size yolculuk hikâyeleri anlatabilirim ancak; umut, barış ve özgürlük hikâyeleri… Diyarbakır`da, On Gözlü Köprü`nün üzerinde, Türk olan ben ve Kürt olan kardeşlerimin birbirimizi nasıl içimize bastırdığımızı anlatabilirim size. Ya da, Bartın`ın Kurucaşile ilçesinde bir deliyle olan dostluğumu…Ya da, Zonguldak`ta, deniz kıyısındaki bir lunaparkta, bir ihtiyar adamla dönme dolaba binişimi ve uçsuz bucaksız uzanan Karadeniz`e serpiliverirken gülüşümüz, el sallayışımızı yanı başımızda uçan kuşlara.Ya da, Tunceli`de, üzerimden helikopterler, uçaklar geçerken, Tunceli`nin en yüksek mahallesi olan Ali Baba Mahallesi`nden, kartpostal güzelliğindeki şehre, insanlara, halka bakarken, kederimi fark edip benimle bir kederlenen Tuncelili canlarla olan sohbetlerimi… Ya da, Yozgat`tan bana misafirliğe gelip, Ankara`daki kiracısı olduğum kutu gibi evimde ağırladığım gencecik üniversite öğrencileriyle olan dayanışmamı…Siz seçin,ben anlatayım; ama anlatacaklarımın hiç biri bir başarı hikâyesi değil bayım!

    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım! Gösterme gereği duymuyorum yaralarımı ve acılarımızın yarıştırılmaması gerektiğine inanıyorum. Metropollerin varoşlarında çocuklarla bir söylediğim şarkılar geliyor hatırıma.

    Çiçek olduk rengarenk açtık dallarda
    Özendik ceylanlara, koştuk kırlarda
    Kocaman bir güneşiz dağlar ardında
    Ayrılık yoktur bize, dargınlık yoktur bize
    Kardeşiz biz bir ömür, ötesi yoktur bize…

    Sizin umurunuzda olmayabilir çocuklara şarkılar yapmam ve bu şarkıları bağıra çağıra söylememiz. Yaralı olduğumuzun farkındayız; ben, çocuklar ve cümle ayrı duranlar. Olsun, eksik etmiyoruz şarkılarımızı, masallarımızı ve yüreciğimize dolup taşan düşlerimizi…

    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım! Sıfırdan başlayıp, tırnağımla kazıya kazıya yapabildiğim pek fazla bir şey yok açıkçası; uzak diyarlarda doğan bebelere içimden kopup gelen ninniler mırıldanmak, doğayı ve evreni yüreğimce duyumsayıp gülümseyebilmek ve can`a kıymet vermek dışında. Size bunları anlatabilirim yalnız`ca…

    Benim size anlatacak bir başarı hikâyem yok bayım…

    Ergür Altan

    ( Abim döktürmüş yine :) )
  • ""… Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için / Açıldı nefesim, fikrim, canevim / Hayatta ben en çok babamı sevdim." demiş Can Yücel.

    Nazım yine döktürmüş: "Baba! / her yılbaşında / sana söyleyecek / bir tek /sözüm var: / 'Seni ne kadar çok seversem / o kadar / çok olsun ömründen geçen yıllar...' / Baba! / Babam, ağabeyim, kardeşim, arkadaşım! / Ne zulüm, ne ölüm, ne korku / başımı eğemez! / Yalnız senin elini öpmek için /eğilir başım."

    Necip Fazıl geri kalır mı?! O da döktürmüş: "Eve dönmez bir akşam; / Ve gün yüzlü çocuğu, / Sorar: Nerede babam? / Bakarlar, oldu, bitti; / Gelir, derler çocuğa, / Baban attaya gitti…"

    Ve sormuş Cemal Süreya: "Sizin hiç babanız öldü mü?" Ardından tarifsiz acısını anlatmış: "Benim bir kere öldü kör oldum / Yıkadılar aldılar götürdüler / Babamdan ummazdım bunu kör oldum."

    Sabahattin Ali de mustarip aynı acıdan: "Allahım!.. İşte bugün / Şu zavallı ömrümün / En matemli bir günü. / Elim böğrümde kaldım, / Ben bugün haber aldım: / Babamın öldüğünü…"

    Belki farklı ideolojik görüşlerdeler, belki hiç anlaşamamışlar, belki birbirlerini çok sevmişler yahut hiç tanışmamışlar. Onları bu yazıda bir araya getiren ise, ortak bir sevgi, ortak bir acı ve ortak bir konu: Baba sevgisi.

    Geçtiğimiz haftalarda, hafta sonu yayınlanan bir çocuk programında yer alan çocuklardan birine, "Babalar ağlar mı?" diye soruldu. Çocuğun verdiği cevap gülümsetti beni: "Babalar ağlar ama ağlamadım derler, gözüme toz kaçtı derler. Bu babalar bi garip!"

    Evet, gariptir babalar; herkesten farklıdır, çocuğunun gözünde. Güç demektir baba. Sırtını dayadığın koca bir dağ, önündeki siper demektir.

    O yüzden babaları ölünce büyür çocuklar. Baba ile birlikte çocukluk da defnedilir.

    Ve sonrasında bizi biz yapan, babadan kazandığımız değerlerdir."
    Fatma Çelik (YeniçağGazetesi)