• 360 syf.
    ·5 günde·Beğendi·9/10
    Kitap Yurdundan Pegasus Yayınları 5 al 30 tl öde kampanyasından aldığım bir kitaptı ve açıkçası pek incelemeden almıştım. Ancak okuduktan sonra iyiki almışım dediğim bir kitaptı.


    Tom Sherbourne, Çanakkale Savaşı'nda acı dolu dört yıl geçirdikten sonra Avustralya'ya döner ve kıyıdan yarım gün uzaklıkta yer alan Janus Kayası'ndaki deniz fenerinde bakıcı olarak çalışmaya başlar. Genç, cesur ve sevgi dolu karısı Isabel'le evlilikleri ikisinin de kafasındaki gürültüyü susturup yıldızlar, dalgalar ve rüzgârın sesinden başka hiçbir şeyin olmadığı iki kişilik dünyalarında huzur bulmalarını sağlar.

    Bir gün, üç yılın ve üç düşüğün ardından, karısı bir bebeğin ağlamalarını duyar. Dalgalar, içinde genç bir adamın cesedi ile birkaç aylık bir bebeğin olduğu bir tekne getirmiştir. Çocuk özlemiyle dolu Isabel dualarının Tanrı tarafından kabul edildiğini düşünür. Yüreklerinin sesini dinleyip bebeği sahiplenmeye ve bundan kimseye bahsetmemeye karar verirler. Yıllar sonra gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca aldıkları kararın hiç beklemedikleri sonuçları olduğunu anlarlar.

    Sevgi ile kayba, doğru ile yanlışa ve en sevdiklerimizin mutluluğu için neler yapabileceğimize dair harika bir hikâye.

    Tom, Isabel, Hannah ve Lucy-Grace'in dokunaklı hayat hikayesi.
  • Savaşın acılarını en çok yaşayan çocuklarken, savaş esnasında Çanakkale'deki çocukların tanıklıklarıyla yaşanılanları anlatmayı hiç düşünmedik, çünkü biz, çocukları seven ama çocukluğu sevmeyen bir toplumuz..
    Sunay Akın
    Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Tv de ilk kanalda gözüme bir film takıldı adı Keşif. Oldukça ilgimi çekti ve oturup izlemeye başladım. Filmin başında çocuk internetten 2017 Ösym başvurularına bakıyordu tabi bunu görünce içimden filmi izlemek için epey geç kalmışım dedim. Neyse bu sefer aynı çocuk savaş oyunu oynamaya başladı sonra ekranda bu oyunu neden oynuyorsun, geçmiş mi gelecek mi gibi ürpertici sorular göründü. Ve sonra bu sorular bu çocuk dışında bu oyunu oynayan iki kişinin de bilgisayarında göründü. Zamanda yolculuğa çıktılar ve bu üç kişi ortak bir yerde buluşup keşif yaparlarken ben sanıyorum ki heralde bu macera filmi falan. Neyse sonunda Çanakkale Savaşı' nda buldular kendilerini. Buradan sonra izlerken tüylerim diken diken oldu tabi. Ben de sonunda anladım ki bu filmi koymalarının nedeni günün anlam ve önemini belirtmek içinmiş. Tüm şehitlerimizin ruhu şâd olsun.
  • .

    Dün bir abla ile sohbet ettim. Konuşması, duruşu, tavrı değişik gibi geldi. "Abla sen buralı mısın?" dedim "evet" dedi, anlattı.

    Dedesi Kerkük'lü imiş, zabitmiş. Çanakkale Savaşı için gelmiş. Sonra Kerkük'e dönememiş, Eskişehir'in bir köyüne yerleşmiş. Orada evlenmiş, ikisi kız, ikisi oğlan dört çocuğu olmuş. 35-40 yaşlarında da vefat etmiş.
    Konuştuğum ablanın kız kardeşini Kerkük'ten evlendirmişler akrabalık bitmesin, orası ile irtibat devam etsin diye.
    Bacısının beş çocuğu olmuş. Kocasını genç yaşta kaybetmiş.İkindi namazını kılarken "namazın üstüne" vefat etmiş.
    O beş çocuktan birisi yanındaydı ablanın. Yumruğunu havaya kaldırarak bu Kerkük'te yaşıyor, çok milliyetçi, çok sağlam, senede bir defa yanıma geliyor" dedi.
    O çocuk bana Kerkük Türküleri getirecek bir daha ki gelişinde.

    Ablaya "dedeniz bir daha hiç gitmemiş mi Kerkük'e?" dedim. Gitmiş. O zaman imkanlar azmış. Dedesi trene binmiş, günlerce yolculuktan sonra Kerkük'e varmış, annesini sormuş.
    "Annen bir haftadır Türkiye tarafına bakıyor, 'oğlumun kokusu geliyor' diyordu, eve girmiyor öyle bekliyordu. Havaya bakıyor, rüzgarı dinliyor, derin derin nefes alıyordu, bunlar bana oğlumun kokusunu getiriyor diyordu. Biz de iyice yaşlandı, oğlum diye diye kafasının bozulduğuna hükmettik. Anneniz vefat etti, dün defnettik, başınız sağ olsun."

    Vatan hatıralardı.
    Kerkük vatandı.

    Akşam eve vardım, TRT Müzik'te Radyo Sanatçıları programı vardı. Ahmet Tuzlu Kerkük Divanı söylüyordu.

    Vatan

    Sanma ki buralardır,...
    Dokuz yön bizim oğul.
    Vatan hatıralardır,
    Hep dizim dizim oğul.

    Gah güldür, gah dikendir,
    Gah boynumu bükendir,
    Estergon, Ötüken dir,
    Baharım, yazım oğul.

    Bazen bendirdir, neydir,
    Bazen Mirali Bey dir,
    Köroğlu nda hey hey dir,
    Çalınan sazım oğul.

    Gökçek çam kokusudur,
    Bir yayla uykusudur,
    Bazen bir avuç sudur,
    Gözesi gözüm oğul.

    Türküdür dağ başında,
    Hasrettir göz yaşında,
    Yarin hilal kaşında ,
    Çekilir nazım oğul.

    Hazar dır, Akdeniz dir,
    Gözyaşınca temizdir,
    Her damla benden izdir,
    Yazılmış yazım oğul.

    Sazdır, kopuzdur, tardır,
    Gün batmayan diyardır,
    Türk olan bahtiyardır,
    Göklerde izim oğul.

    Ha İstanbul ha Kaşgar,
    Gah sevdadır, gah efkar,
    Daha diyeceğim var,
    Bitmedi sözüm oğul.

    Yoldaki yolu bulur,
    Yol bilmezler kaybolur,
    Gökte gece mi olur?
    Ap aktır yüzüm oğul.

    Mete de biz, Mehmet te,
    Sıla da biz, gurbette,
    Bu seçilmiş millette,
    Dünyaya lazım oğul.

    Dünya dünya Kur’ân dır,
    Gökkubbede Turan dır,
    Vatan ben de durandır.
    Hepsi de özüm oğul...

    Hepsi de özüm oğul...

    30 Ağustos Zafer Bayramı kut'lu olsun.

    Şehitlerimize, bu toprakları vatan yapanlara, atalarımıza, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e, geçmişlerimize rahmetlerle.

    .

    Mehmet Ali Kalkan
  • 408 syf.
    ·13 günde·Beğendi·10/10
    Eveet on üç günlük Sabahattin Ali'yi tanıma serüvenimin sonuna geldim. Kitabı bir hayli övmeye başlayalım bakalım...
    Öncelikle bu kitabı bana tavsiye eden, oku diye bıktıran ve pdf olarak yollayan, "ben pdf okuyamam" desem de oku diye başımın etini yiyen arkadaşıma teşekkür ederim :)) (Dipnot: Pdf okumayı hiç sevmedim bir dahakine kitabı hediye et lütfen :) hahaha )

    Sabahattin Ali'nin hayatının, yaşayışının, evliliğinin, öğretmenlik hayatının, hapis yıllarının anlatıldığı bu kitabı okudugum için çok memnun, daha önce okumadığım için çok üzgünüm. Hakkında az çok bi şeyler bilsem de bu kitabı okuyup daha sonra Sabahattin Ali okumaya başlardım. Özellikle Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf ve İçimizdeki Şeytan gibi ölümsüz eserlerini bu kitaptan sonra okumak bana daha fazla şey katacaktı. Tüm kitaplarını hayatının hangi döneminde hangi evresinde yazmış bunu bilmek, bunu bilerek okumak kitaplarının arka planlarını görme de çok yardımcı olacaktır. Neyse ki diğer kitaplarını artık daha fazla bilinçli okuyacağım.

    Biraz Sabahattin Ali'nin yaşadığı yıllardan bahsetmek istiyorum. Bu kitabı okursanız -ki okuyun- Ali'nin özellikle savaş yıllarının ağrılı sancılarını çektiği, özellikle bunlardan oldukça fazla etkilendiği çok belli. Daha okula gitmeden 1. Dünya Savaşı'nı görmüş, babası o savaşta subay olarak Çanakkale'de bulunmuş bir çocuk Sabahattin. Annesinin hastalığı, babasının ölümü derken bi şekilde içine kapanık büyüyor; büyüdükçe bakış açısı, eleştirel gücü, kalemi de genişliyor ve yazdıkça yazıyor. Özellikle yazdıklarından dolayı hapishane köşelerinde daha bir sarılıyor kalemine. Demiyor mu ki "Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma!". Başına ne gelirse gelsin asla öne eğmiyor. Aliye'sini, Filiz'ini iş sebebiyle çok az görüyor, onlara mektup yazarak hasretini gideriyor. İkinci Dünya Savaşı'nda ABD'yi kınıyor, kominist olarak görülüyor. Daha kızı küçükken okulda "senin baban kominist" diyerek ağlatılıyor. Ama yazmaktan asla vazgeçmiyor, öğretmenlik yapamasa bile gazete de yazıyor, kitapları çok seviliyor. Ama bu siyasal iktidarlar tarafından asla doğru bulunmuyor ve Sabahattin Ali yurt dışına giderken malesef öldürülüyor. Halbuki yaşasa "Ankara" adında siyasal iktidarın yanlışlarını ve eksikliklerini anlatacağı bir kitap yazacaktı, olmadı. Kısaca bahsettiğim bu hayatının çok daha güzel bir şekilde anlatıldığı bu kitabı okumanızı çok isterim. Kitapta yalnızca Sabahattin'i değil o yılları da bileceksiniz. 2. Dünya Savaşı ve bunun ekseninde ön plana çıkan olaylar, liderler kitaba aktarılmış. Halkın, özellikle Sabahattin Ali'nin çektiği sıkıntılar, maddi imkansızlıklar o dönemi gözler önüne seriyor. Aliye Hanım'a yazdığı mektupta "Sana para yolladım idare et bilirim tutumlusun" deyişindeki çaresizliği okurken ayrıca çok duygulandım diyebilirim. Yazdıklarından dolayı defalarca hapishaneye girmiş, yazmaktan asla vazgeçmemiş bir aydın kendisi. Kitaplarıyla, kalemiyle, edebiyatıyla çok güçlü ve ölümsüz bir insan. Önce onu tanıyıp sonra çok sevilen kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Bu Kitabı okuduktan sonra izlediğim bir belgeseli de buraya bırakıyorum: https://youtu.be/D2EQX4EvDZo Bu Sabahattin Ali belgeselini de izlemenizi ayrıca tavsiye ederim, okur arkadaşlarım. İyi okumalar, iyi seyirler :)
  • 184 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Biz Bulgar değiliz biz Türk'üz. Benim Çakmaklı dedem yirmi dört vilayetten Osmanlı için vergi toplanmış. Çetelerer pusu kurmuş on sekiz yaşında şehit olmuş. Çakmaklı dedemin adına köyümüz vardı onun adını bile değistirdiler. Ali dedem Çanakkale Savaşı'nda cephaneye mühimmat taşırken şehit olmuş.
    1984 Aralık ayına gelince o gece yer yerinden oynadı insanlar sokaklarda koşarken kadın , çocuk, yaşlı demediler asker ve polisler hiç acımadan ateş açiyorlardi. Aylarca köyümüzde olağan üstü hal vardi, sokağa çıkma yasağı. Bahçe kapısının önünde akşam saat altıdan sonra oynuyor diye iki yaşında kardeşimi vurmaya kalktılar. Annem babam işten atıldı, eve ekmek getirecek kimse yoktu çocuk yaşta konfeksiyonda çalışmaya başladım. Türkçe konuşuyorum diye çok ceza ödedim.
    1989 da biz isteyerek göç etmedik, bizi sınır dışı ettiler. Annem teyzeme gitmişti, abim çalışıyordu, ben işe gitmeye hazırlanıyordum, babam 20 yıllık matematik öğretmeni işten atılınca inşaatlarda çalışıyordu Sofyada, ayda bir eve gelirdi, daha bir gün önce gelmişti. Kapıya polis geldi iki saat sonra Cebel de olun dedi. İki saat içinde topladığımız valizlerle, annem üstünü değiştirmeden yola çıktık. Rahmetli dayıma sadece el sallayabildik arabalardan. Abim kalıyor diye feryat ediyordu annem onu da işyerinden almışlar Cebel yol ayrımına getirdiler. Bana bir isim için her şeyinizi bırakıp neden geldiniz diyenlere bana inanmiyorsunuz bu kitabı okuyun diyorum.
    Rahmetli dedem derdi "Türk'ün kendinden başka milletten dostu yoktur."
    Size kitap özeti yazmadim, çok kısa yaşadiklarımın özetini yaptım. Ben Bulgaristan Türk üyüm, 1989 goçmeniyim.
    Yazar Gülbahar Kurtuluş'u bu kitabı yazdığı için kutlarım emeğine kalemine sağlık.