• Bir imam hatip mezunu biri olarak kendimle gurur duyuyordum, müdürümüz ‘’herkes imam hatipli olamaz imam hatip okumak herkese nasip olmayan bir ayrıcalıktır.’’ Derdi.
    İmam hatip okumayı ayrıcalık bildim hal ve tavırlarıma sokaktaki yürüyüşüme özen gösterdim, eğer bir hata yaparsam bir olumsuz davranış sergilersem fatura bana değil imam hatip okuluna kesilirdi. Bak işte imam hatiplerde böyle serseri dediklerinde suçlu ben değil okul oluverirdi. Bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar, bir kibrit bir milyon ağacı yakar misali. Bir kişinin yüzünden tüm imam hatip zarar görür. Bunu şahsa bağlamak yerine topyekûn okulu kötülerler.
    İmam hatipliler eskisi gibi değil artık gözlemlerim o yönde bildiklerim gördüklerim okuyucularımızın bizlere attığı mailler, İmam hatip Liseleri de modernizm ve batının etkisi altında kalmış durumda. Kızlar ve erkekler flörtsüz gezemez haldedir. kıyafetler değişmiş etekler yukarıya çekilmiş pardüse giymek unutulmuş, erkeklerin ellerinde bira şişesi ve sigara, kızlar sahil kenarları ve ormanlıkta flörtüyle, yani dememoki İmam hatiplerden ilahiyatçı çıkıyor ama kıyafetine bakınca modadan fırlamış gibi geçenlerde bir mail geldi maili olduğu gibi yazıyorum.

    ‘’Hocam ikamet ettiğim sokakta İMAM HATİP LİSESİ var, önemsenecek sayıda özellikle kız öğrenciler hiç İMAM HATİP LİSESİ öğrencisi gibi davranmıyorlar İMAM HATİP LİSESİ şuuru ve iradeleri eksik. Giyimleri eksik davranışları eksik erkekler sokaktaki tüm apartman girişlerinde sigara içer kızları bekler oldu bu konulara da değinin’’

    Bu gördüğünüz bir feryattır aslında bilinçli ablaların abilerin bizlere sesimiz olun çığlıklarıdır. Bu maili okuduğumda keşke yerin dibine girseydim de çıkmasaydım dedim. Utandım okurken utandım çünkü bunu imam hatipten birisi değil çevreden birisi yazıyor.
    İmam hatipli kızları sahilde parklarda sevgilisiyle gördüğümde ele ele gördüğümde daha daha ileri bir seviyeye gittiklerini gördüğümde sinirden öfkeden dillerimi ısırıp duvarları yumrukladım. Nasıl dedim o sırlar 19 yaşlarında falandım günümüzde artık alalen yapılıyor mezarlıkların üstleri ormanlık alanlar ve parklar ‘’sevgiliyiz’’ adı atında bozulmalar. İmam hatipli kızlarda erkeklerde kendine çeki düzen vermesi gerekir. Geçen sokakta yürüyorum ağzına sakız almış bir imam hatip öğrencisi yolda çiğniyor, başındaki topuzu da uzaylı atalarından miras kalmış san ki. Makyaj kaş almak imam hatipli kızların artık vaz geçilmezi. Hele o parfüm kokusu iğrenç derecede tiksinti veriyor insana,
    Erkekleri de ağzından küfür eksik olmayan pisliğin önde gideni, içlerinde iyileri bilinçlileri de var onlar olmasa zaten imam hatip lisesinden adam veya kız çıkmaz, Kuran kursu hocası olan biri pantolon giyip makyaj topuz yaparsa ve buna Müftü bir şey demezse Müftüde de diyanette de sorun var demektir.🔼🔼

    İmam hatipli kız ve erkekler televizyondaki bir avuç serseriye benzemeye çalışıyor. Pis yedili hayat bilgisi dizilerini izleye izleye sevgilisi olmayan imam hatipli kızlar ve erkekler yok gibi hatta ve hatta sevgilisi olmayanı yadırgıyorlar artık. Solcu bir komşum imam imam bak işte imam hatipliler böyle dediğinde bir şey diyemediğimde boğazıma tükrük tıkandığında Azrail gelipte canımı alsaydı diyecek dereceye geliyor insan, ölsem de görmesem bunu diyorsun. Bir kişinin pislikliğini tüm okul çekiyor. Hatta bir arkadaşımdan şunu duymuştum İmam Hatip Lisesinde tuvalet tıkanıyor. Açmak için belediyeden ekip çağırıyorlar açtıklarında görüyorlar ki birisi bebeğini düşürüp tuvalet deliğine tıkamış, Böyle iğrençlikler sadece imam hatiplerde değil tüm liselerde hatta üniversitelerde oluyor ama İlim yuvası imam hatip okullarının bu şekilde anılması insanın midesini bulandırıyor.

    İmam hatipli kardeşlerim sizler geleceğin alimlerisiniz. Peygamberlik mesleğini gelecek nesillere aktarmak için Efendimiz’in (sallalallahu aleyhi ve sellem) bıraktığı İslam’ı yayma ve anlatma görevini siz üstleneceksiniz. İmam hatipli olmanın hakkını vereceksiniz, gerek camilerde gerek kurslarda edebinizi ahlakınızı muhafaza ederek topluma örnek şahsiyetler olacaksınız. Toplumlar televizyondakini değil sizleri örnek alacak toplumda önder konumunda olacaksınız. Sizin ilminize saygı gösterenler olacak, sizden büyük amcalar bile ilim öğrenmek için önünüzde diz kuracak ve Kuran fıkıh siyer öğrenecek, şahsınızı değil makamınızı Üstün tutacaksınız makamınız İslamiyet olacak bu makamı en iyi şekilde temsil edeceksiniz. Yalan konuşmayacaksınız, makale yazı internet kitaplarlarla kişileri bilinçlendirmek için var gücünüzle çalışacaksınız. İmam hatip liseleri sevgili için flört için kurulmadı ilim ve edepli nesiller yetiştirmek için kuruldu. Üzerinizdeki üniforma Çanakkale savaşında şehit olan şehitlerin üniformasıdır. O üniforma üzerinde olduğu sürece İslam için savaşacaksın yazıyla konferansla ve tüm yayın organlarını kullanacaksın. Kalemin silah Üniforman Zırh hareketlerin Kuran olacak. Çanakkale’deki kahraman şehitler gibi olacaksın onlar sana İslam’ı anlatasın diye canlarını feda ettiler. Bayrak inmesin ezan sesi dinmesin, Kuran eksik olmasın bu alemden diyerek gözlerini bile kırpmadılar şahadete giderken. Siz o neferlerin torunlarısınız siz İmanı anlatan İslam’ın askerlerisiniz, siz gelecek nesilin umudusunuz. Siz kalbi kuran aşkıyla yanan hafızlar, medreseliler, ilahiyatçılarsınız…
    Gözlerinizi açıp etrafınıza ve imam hatip üniformanıza bakın, çevreniz çok değişmiş kim kime dum duma değil mi? O halde o üniformayı üzerinde taşıyorsan ağırlığını hissetmelisin omuzlarımda büyük bir yük bu üniforma demeli ve İslam için elinden gelen her şeyi yapmalısın…
    Aşk ve sevgi flörtte değildir. Kuran’ı azimüşşandadır. Aşk ve sevgiyi aradığın tüm hakikatleri Kur’an’da bulmanı ümit ederim. Unutmaki sen geleceği kurtaracak iman şuuruna sahipsin. Bu görev peygamberlik mesleğidir bu mesleğe sahip çık… Çünkü ilim hadisi şeriflerde şöyle anlatılır..

    (Bir saat ilim öğrenmek, gece sabaha kadar ibadet etmekten, bir gün ilim öğrenmek, üç ay oruç tutmaktan kıymetlidir.) [Deylemi](İlim öğrenene denizdeki balıklara kadar her şey istiğfar eder.) [İ. Abdilber](İlim öğrenmek için yolculuğa çıkanın, daha adımını atmadan günahları affolur.) [Şirazi](İlim öğrenmeye çalışan, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.) [Ebu Nuaym](Öğrenilen ilim, günahlara kefaret olur.) [Tirmizi](İlim öğrenmeye çalışanın rızkına, Allah kefildir.) [Hatib](En üstün sadaka, ilim öğrenip sonra da onu başkasına öğretmektir.) [İ. Mace](İlmi öğretenle öğrenenler hariç, herkes Allah’ın rahmetinden uzaktır.) [Tirmizi](İlim öğrenenle öğreten, sevabda ortaktır.) [Hatib](Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya dinleyen veya bunları seven ol! Sakın beşincisi olma, yoksa helâk olursun.) [Taberani]

    Sürçü lisanda bulunduysam affola..

    #Mustafa KUŞ
  • 688 syf.
    ·22 günde·Beğendi·10/10
    Çanakkale bir dirilişti,Türkün geri dönüşüydü,Milli Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in habercisi,taç kapısı,arifesiydi, “ yeni Türkiye’nin önsüzü”ydü. ( sf 7 ) Karşımızdakiler dünyanın dörtte üçüne egemendi.Çok güçlü,çok zengin,çok etkileyiciydiler.Atalarımız bu kudreti yendiler!(Sf 17). Çanakkale; hepimizin kutsalı ve malesef son zamanlarda sıklıkla kutsalımız olan kavramları birikeri sulandırmaya çalışıyor zarar veriyor.Çanakkalede asıl amacından uzaklaştırılmaya,dünyaya emperyalizmin de yenilebileceğini gösteren anlamından hızla uzaklaştırılıp yok edilmeye çalışılıyor! Çok destanlar yazmış bir milletiz ancak yazdığımız destanları nesilden nesile anlatmayı,tarihimize objektif bir şekilde sahip çıkmayı bir türlü becerememiş bir milletiz, bakınız Çanakkale Destanı nasıl sulandırılıyor ; 1-) Mustafa Kemalsiz Çanakkale ! ( Bu tür Çanakkale kitapları yazanlar acaba Arıburnu daki Conkbayırı muharebelerini ve akabinde Anafartalar muharebelerini nasıl anlatıyorlar ? Çok merak ediyorum.) 2-) Çanakkaleyi bir mucizeler,kerametler sergisi halinde anlatıyorlar. ( Bu hikayelere göre Çanakkalede Komutanların,askerlerin,bizler için kolunu bacağını feda edip sakat kalmış gazilerimizin , canını verip toprağa girmiş Mehmetçiklerin önemli bir rolleri yok.Bunlara göre savaşı ilahi,gizli güçler,veliler,erenler,dervişler kazanmış ! Bunlara sormak lazım Çanakkaleden önce 200 yıldır zafer kazanamayan devlet her cephese yenilirken bu dervişler,erenler neredeydi ? , Çanakkale savaşından 3 yıl sonra İstanbul işgal edilirken,Anadolu da neredeyse yakılıp çıkılmamış köy kalmamışken bu ilahi güçler neredeydi ? Allah sadece çok çalışana,işinin gereğini yapana,çok isteyip emek verene yardım eder! Bu müslüman olmasa bile yardım eder ! Allah bu güzel milleti ve ülkeyi cahilin,yalancının ve sahte tarihçinin şerrinden ve iktidarından korusun ! Çanakkaleyi anlamak neden önemlidir? Çünkü Çanakkale bir milletin bütün imkansızlıklara rağmen ülkesini işgale gelmiş emperyalistlere atılmış bir tokattır.Çünkü Çanakkale Türkiye Cumhuriyetini kuran İstiklal Savaşını yöneten kadronun piştiği yerdir ve en önemlisi Çanakkale,bir milletin özgürlük ruhunun doğduğu yerdir. Bu yüzden Çanakkaleyi çok iyi anlayıp,gelecek nesillere anlatmalıyız.Anlamaya çalışırken de işe bu kitapla başlamalıyız. Hepimiz bu kitabı okumalıyız ve okutmalıyız. Kitabın içerisinde her hangi bir bilginin nereye dayandığını,kafadan yazılmadığını görmeniz için yaklaşık 200 sayfalık bir dipnot ve kaynakça bölümü oluşturulmuş. Kitabın hacmine aldanıp gözünüzü korkutmayın çok akıcı bir dille belgesel roman tarzında yazılmış. Lütfen bu kitabı okuyun ve okutun ... Yazımı bitirirken , Çanakkalede bizler için gazi olmuş ya da şehit olmuş atalarımıza allah rahmet eylesin. Mustafa Kemal’in , Yarbay Şefik Aker’in, Yüzbaşı Nazım Bey’in,Yüzbaşı Hakkı Bey’in,Ali Rıza Kaptan’ın,Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey’in,Çivrilli Mehmet Çavuş’un,Binbaşı Nuri Conker’in,Yarbay Hüseyin Avni Bey’in, Albay Halil
    Sami Bey ‘ in ve adını şimdi sayamadığım sayısız kahramanlarımızın ruhları şad olsun...
  • 202 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Atatürk, bugüne kadar görüp görebileceğim -duyup duyabileceğim demek mi daha doğru olur bilmiyorum- en harika kahraman. O öyle bir insan ki, öyle bir kahraman ki Atatürk'ün sadece bedenen bizden ayrıldığı bu 80 yıldır hala konuşuluyor. Ama hatalarıyla veya kötülükleriyle değil. Kahramlıklarıyla, başarılarıyla, insanlığıyla ve daha bir sürü özellikleriyle. Ne mutludur ki tarihimizde Atatürk gibi bir kahramanımız var. Başka hangi milletin böyle tarihi vardır? O kadar güzel bir tarihe sahibiz ki Türk olduğumdan her daim gurur duyuyorum. Ne mutlu Türküm diyene! deyip incelememe başlamak istiyorum.

    Kitaba başlamadan evvel 'başlamadan önce' isimli bir kısım var. Yakup Kadri'nin bir tavsiyesi var burada. Paylaşmak istiyorum. "Zira, Türk milleti her vakitten ziyade bugün, o Büyük Rehberin ardısıra yürüyüp geçtiği yola dönüp bakmak ihtiyacındadır. Türk milleti, bu yolda ne kadar imkansızlıkların üstesinden geldiğini ve makus talihini ne çetin engellerle çarpışarak yendiğini bir kere daha hatırlayacaktır." diyor. Çok haklı. Kişi nereden geldiğini unutmamalıdır ki nereye gidebileceğini bilsin. Kitabı okurken Atatürk'ün bu vatan için ne kadar mücadele ettiğini gördüm. Nerede bir sorun var, onun üstesinden gelmeye çalışıyor. Nerede bir isyan var, onu bastırmaya çalışıyor. Ve bütün bunları başarıyor da. İnkılaplar yapıyor, yenilikler getiriyor. Yeri geliyor arkadaşları bile yanında değil karşısında duruyor ama yılmıyor Atatürk. Hiçbir şey onu durduramıyor. Bu millet için ne iyiyse hep onu yapıyor.

    Bu satırları okurken ister istemez insanın içinde bu vatan için bir şey yapma ihtiyacı doğuyor. Çünkü bugün baktığımda ülkemizde herhangi bir alanda eksiklikler görmek mümkün. En basitinden adalet sistemimiz ya da eğitim sistemimiz. Bugün bir yazıyla ya da herhangi bir konuşmayla sürüsüyle insanın hayatını, fikirlerini değiştimek çok zor. Ama en azından bir kişinin hayatını değiştirebiliyorsa insanın düşünceleri, bir kişinin fikirlerini olumlu yönde etkileyebiliyorsa bu bir gidişatın başı demektir. Her şey bir adımla başlar. Tek bir adım.

    Buradan bakınca ya da işlerle uğraşan kişi kendimiz olmadığında eleştiri yapmak çok kolay. Hemen hemen her gün bir şeyleri eleştiriyoruz. Eleştirirken işler gerçekten o kadar kolay ki ama bir şeyleri değiştirmeye kimse çabalamıyor. Evinde oturmuş çayını rahatlıkla yudumlarken şu şöyle olsaydı daha iyi olurdu, bu böyle olsaydı bu durumda olmazdık demek güzel geliyor insana ya da suçu bir başkasının üzerine atmak rahatlatıyor vicdanımızı. Lakin bugün bu haldeysek bu durumdaysak bu hepimizin suçu. Çabalayıp, bir şeyler yapmaya çalışanlara asla bir şey demiyorum ama diğerleri! Bu benim suçum, bu senin suçun. O yüzden şu dakika bir şeyleri değiştirmek yerine çabalayalım. Bir kişiden ne olur deme, lütfen. Bir kişi on kişi olur, on kişi yüz kişi. Bardağın taşmasını da sağlayan o bir tanecik su damlası değil midir?

    Kitabın başlangıç kısmında ise bir arayışı anlatıyor. Bir kahraman arıyorlar kendilerine. Gelip bu zor günlerde kendilerine umut verecek bir kahramanı. Her yeni gün birilerinin fikirlerine aldanıp işte bu kahramanımız dedikleri zaman o kişinin kendilerini hayal kırıklığını uğrattığını söylemekten de çekinmiyor Yakup Kadri. Günler böyle geçerken Mustafa Kemal ismini yazıyor gazeteler. Çanakkale cephesinde ne kadar başarılı olduğundan bahsediliyor. Sonra unutulup gidiyor. Bütün ümitlerin kesildiği sıra tekrar duyuluyor Mustafa Kemal'in ismi. İnsanlara umut aşılıyor her geçen gün bu isim. Savaşlara gidiyor, hep en önde. Korkusuzca. Arkasından ordumuz. Genci de var aralarında yaşlısı da. Hepsi bu vatan için uğraş veriyor. Hepsinin yürekleri vatan toprağının her bir metrekaresini kurtarmak için çarpıyor. Çanakkale, Kafkasya, Suriye cepheleri... Kiminde başarılı oluyoruz, kiminde başarısız. Ama eksilmiyor bu yüreklerden vatan sevdası hiçbir zaman.

    Düşman ise birlik olmuş bize karşı. Daha savaşa bile girmeden topraklarımız paylaşılmış, haberimiz yok. Erlerimiz cephelerde savaşırken kadınlarımız, çocuklarımız da durmuyor tabi. Onlarda ellerinden geldiğince yardım ediyorlar. Yürekleri dağlanıyor kadınlarımızın şehit haberleri geldikçe ama yine de yüzlerinde gülümseme, sırf düşmana istediği görüntüyü vermemek için. Nice Kara Fatmalar çıkıyor cephelerde savaşan, nice Halime Çavuşlar çıkıyor ben öleceğim ama yüz binlercesi kurtulacak diyen nice Şerife Bacılar çıkıyor gece gündüz cephane taşıyan ve daha nicesi var ismini bile bilmediğimiz kahramanlarımızdan. Bu harbi kazanışımızın sırrı budur.

    Bir gün "ismini hatırlayan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın" diye bir söz duymuştum. 80 yıl. Atatürk 80 yıldır konuşmuyor. Dile kolay, 80 yıl. Umut ediyorum ki Atatürk hep yaşayacak, hep konuşulacak. Ben kendi adıma bunun böyle olması için elimden geleni yapacağım.

    Toparlıyorum artık. Yakup Kadri Atatürk'ün çoğu özelliğinden ve o günün şartlarından bahsetmiş kitabında. Bana bu satırları yazdıran birçok hissi yaşattıran bu kitabı yazdığı için minnettarım. Bugüne kadar yazdığım en uzun inceleme oldu. Buraya kadar okuyan olur mu hiçbir fikrim yok lakin bir kişi dahi okursa ve aklına tarihimiz gelir de gururlanırsa eğer bu benim için büyük mutluluk olacaktır. Kitabı kesinlikle tavsiye ederim. İncelememi zahmet edip okuyanlara çok teşekkür ediyor, iyi okumalar diliyorum. :)
  • Silahlar susunca, dinlenme anlarında, kara koç yiğitlerimiz, alp erenlerimiz kâh gecenin karanlığında, kâh gündüzün aydınlığında, görüp işittiklerini, Türk'ün özelliklerini açığa çıkaran örneklerini, unutulmasın, kızılca kıyamete kadar bilinsin diye, birbirlerine anlattılar.
    Ah bilseniz, o efsaneler arasında ne güzellikler yatıyor!
    Ne güzellikler yatıyor, ulu Tanrı'm!
    "Kocadere Köyü'nde büyük bir sargı yeri kurulmuştu. Ben diyeyim dakika, siz deyin saat başında bu sargı yerine çok sayıda yaralı getiriliyor."
    - "Ben kendim, orada yaşananların şahidiyim." dedi koçaklardan yaşlıca olanı.
    - "Bu yaralı askerlerden biri Lapseki'nin Beybaş köyündendir ve öldürücü bir yara almıştır. Zor nefes alıp veriyor. Kuşça canını teslim etti, edecek halde. Besbelli kendisini özen bir düğümün çözümünü arıyor. Durmadı, komutanının eteğine yapıştı. Son nefesini topladı, oldukça zor anlaşılır bir sesle, yüreğindeki düğümün sırrını açıkladı."
    - "Bu yaradan kurtuluş yok, biliyorum öleceğim. Fakat bir pusula yazmıştım, çantamda duruyor. Onu, arkadaşıma ulaştırın, olur mu?"
    - "Sen hiç tasalanma yiğidim, o mektup adresine ulaştırılacak. Ölmek mölmek gibi laflar ediyorsun. Aklından sil onları. İyileşeceksin."
    - "Hayır, hayır. Ben öleceğim, rüyasını daha önce gördüm. Şehit olacağım!"
    Durmadı, yeniden söyledi:
    - "Ben... Köylüm Lâpsekili İbrahim Onbaşı'dan bir mecit borç aldıydım... Daha sonra birbirimizden ayrı cephelere düştük. Bir daha kendisini göremedim. Rüyasını daha önceden gördüm dediydim ya, öleceğim. Ölmez sağ kalırsam, ne iyi. Fakat ölürsem, söyleyin hakkını helal etsin bana."
    - "Sen merak etme yiğidim", dedi komutanı.
    Kan kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşadı. Kara koç yiğit Halil, çok geçmedi komutanın kollarında şehit oldu. Şehidimizin son sözleri; - "Söyleyin ona, hakkını helal etsin!" oldu.
    Dinleyenler;
    - 'Analar ne doğururmuş be?"dediler.
    - "Sonrası?" diye sordular.
    - "Aradan az zaman geçti, geçmedi. Beybaşlı Halil'e beklediği haber yine aynı yerde ulaştı. Bu, yüzde yüz görklü Tanrı'mın bir hikmeti olsa gerek."
    Dinleyenler,
    - "Hikmet-i Hüda!" diye doğruladılar.
    - "Oraya sürekli yaralılar getiriliyor, çoğu daha sargı yerine ulaşamadan şehit düşüyordu. Üzerlerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyordu. Bulunan bir künye ve bir pusulayı komutana verdik. Komutanın gözyaşlarını bir görmeliydiniz. Sanki yağmur, ama ne yağmur?"
    - "Bakalım, görelim komutan ne yapmış koç yiğitler, koçaklar, alp erenler, komutan ne yapmış?"
    - "Susun dendi size, susun! Komutan ne yapmış, görelim."
    Komutan pusulayı açmış, hıçkıra hıçkıra okumuş. Dayanamamış, olduğu yerde yığılıp kalmış. Ellerini yüzüne kapatmış, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamamış.
    Sordular:
    - "Peki, peki. Ne yazıyormuş o pusulada?"
    - "Pusuladaki yazı şu."
    - "Susun da dinleyin sabırsızlar, dinleyin. Sırasında size söylenecek ya..."
    - "Ben, İbrahim Onbaşı. Beybaş köyünden arkadaşım Halil'e bir mecit borç vermiştim. Kendisi beni göremedi. Onu arayıp diyecek vaktim de yok. Biraz sonra biz de taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin hakkımı helal ettim."
    Oyhan Hasan Bıldırki
    Sayfa 149 - Ötüken Yayıncılık
  • Nusaybin'den Mektup Var .
    "33'NCÜ ŞEHİT... BİLİYORUM ÇOĞUNUZUN UMURUNDA DEĞİL..."

    "Az önce Nusaybin'de verilen 33'üncü şehidimizin otopsi işlemelerini tamamladık, kefenledik, dualarla tabutuna ve morga koyduk. Rengini, içine koyduğumuz şehidin kanı gibi şüheda kanından almış al bayrağa sardık. Yarın Allah nasip ederse uğurlama törenini yapıp memleketine uğurlayacağız.

    Bu operasyon nedeniyle her gün şehit haberlerini alıyorsunuz. Biliyorum, çoğunuzun umurunda değil ancak, ben gene de bilin istedim...

    "ÇANAKKALE'DEN DAHA ACIKLI..."

    Burada, Çanakkale'de yaşanan muharebelerin bir benzeri yaşanıyor. Hatta daha da acıklısı.
    Aynı evin bir odasında askerler, diğer odasında teröristler. Asker, "Teslim ol lan şerefsiz" derken, terörist de "Sen teslim ol TC'nin p..." diye cevap veriyor. Hani Gazi Mustafa Kemal, Çanakkale'nin nasıl kazanıldığını anlatırken "Mevziler arası 5 metre..." diye anlatmaya başlar ya, aynen yaşanıyor şu anda.

    "SUBAYLAR CEZALANDIRILABİLECEKLERİNİ BİLİYORLAR..."

    Daha da acıklısı; bu gün yaralananlar, yarın belki de siyasi bir manevranın gereği olarak, hayata dönüş operasyonu sonrası yargılanan jandarma subayları gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde cezalandırılabileceklerini biliyorlar.

    "KÖKÜNÜ KAZIYACAĞIZ"

    24 Temmuz 2015'ten bu güne terörle mücadele ediyoruz. Hem de kararlılıkla. Sonuna kadar gideceğiz. Tek bir barikat, tek bir terörist kalmayana kadar. Kökünü kazıyacağız.

    Her gün kararlılıkla eksilmeye devam ediyoruz.

    67 ŞEHİT...

    Mesela Sur... Harekât iki taburla başlamış, bir an önce bitirilsin talimatıyla 18 tabura kadar çıkmış ve 14 taburla bitirilmiştir. Nerede 4 tabur diye sorarsanız, 67 şehit, 500'ün üzerinde yaralı... Ki bu da 4 JÖH taburunun operasyon toplamı eder. Sizi şehitliklerde ve hastanelerde bekliyorlar. Sorabiliriniz inanmıyorsanız. Gerçi ziyarete gider misiniz oralara bilmiyorum ama...

    NE YAPTINIZ?

    Ey Necip Türk Milletini yönetenler... Ey Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kıymetli vekilleri... Terörle mücadeleyi kararlılıkla yürütmek adına kaç tane yasa, kaç tane yönetmelik çıkardınız?.. Teröre alenen destek verdiği bilinen kaç vekili cezalandırdınız?..

    Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak...

    Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak...

    Bence de korkmayın. Ama artık bir parça endişelenmeye başlayıp harekete geçerseniz iyi olur. Zira her geçen gün kimi ocaklar sönüyor. Size de ateş düşebilir.

    Elimden ne gelir demeyin. Bir mesaj atın mesela. Tanıdık tanımadık tüm yöneticilere...
  • ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

    Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi

    Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

    Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupa'lı"

    Dedirir, yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahpesi, yahut kafesi!

    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak
    Boşanır sırtlara vadilere sağnak sağnak.

    Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

    Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.

    Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler,
    Kahraman orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

    Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

    Hangi kuvvet onu, haşa edecek kahrına ram?
    Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam

    Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar taşlar...
    O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

    Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
    Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!

    Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker,
    Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi,
    Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.

    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    "Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın.

    Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o kitap
    Seni ancak ebediyetler eder istiab.

    "Bu taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına,
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına,

    Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle
    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle

    Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
    Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan.

    Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına
    Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına.

    Türbedarın diye ta fecre kadar bekletsem,
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem.

    Tüllenen magribi akşamları sarsam yarana,
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana...

    Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

    Mehmet Akif Ersoy