• 160 syf.
    Merhaba:D

    Dostoyevski romanlarında işlediği konuları öyle ince ve özenle anlatıyor ki şahsına münhasır bir dil oluşturmuş bir yazar. romanını herşeyden habersiz okusam bunu dostoyevski yazmıştır diyebilirim. her neyse.. romana gelelim; Dotoyevski' nin ilk romanidir.çok yalin, sade bir anlatimla, iki kisinin birbirine duydugu dostane sevgiyi, mektuplasmalari ile anlatmaya calisir.
    yazarin burda en buyuk basarisi, iki farkli karaktere de bürünebilmiş olmasindan kaynaklanmaktadir bence. kitabin türkçe isminin neden insanciklar oldugunu da, onu bitirdikten sonra cok net anliyoruz. küçücük insanciklar gercekten de anlatilanlar, evleri yok, hastaliktan ölen komşuların haberleri ile başlıyorlar günlerine, paralari zaten yok ve kaldiklari paylasimli evlerin sahipleri tarafindan hep azar isitiyolar garibanlar.
    dönemin rusyasi hakkinda biraz da bilgi sahibi oluyoruz boylece.
    Aslında dışarı çıkıp insanları dostoyevski'nin tabiriyle insancikları tahlil etmemiz yeter bu romanı anlamaya. dostoyevski'nin realist anlatımı aslında anlatilanin bize hiçte yabancı olmayan, kendi yasantilarimiz olduğunu gösteriyor.Eminim ki toplumumuzda köşe de kuytuda kalmış makar devuşkin'ler, varvara alekseyevna'lar vardır.
    Romani bu kadar mukemmel yapan ise makar efendinin bu yolda yasadigi zorluklar, sıklıkla değişen ruh halleri ve daha dramatik sekilde degisen karakter yapilaridir. örneğin, dostoyevski once yoksulluğu karakter tahlili yapmak icin bir araç olarak kullaniyor. 
    genel olarak roman, 19 yuzyil rusyasinin karanlik, umutsuz bir portresini çizmiş resmen,bahsedilen insan iliskileri, yoksul, pis, soguk, acimasiz ve dostoyevskiye gore en onemlisi insan sevgisinin bulunmadigi tüm bunlar biraraya gelince kisilerin hicbirinin gercek anlamda kendine saygilari olmadigi gorulur. kendilerinin karsilanamayan ihtiyaclari ve toplumun vurdumduymaz çarkları altinda ezilmis, sevgisiz ve insan onurundan yoksun hayvanlardir onun insancıklar yani,insanin gercek karakteri yoksulken, bircok sey yolunda gitmezken ortaya cikar, kimin ne oldugu burada belli olur diyor.iyi günde herkes dost ya kötü gün de?
     O kadar hoşuma gitti ki mektuplar da  yazılmış tüm hitaplar ve tüm kelimeler o kadar içten ki mesela,bir kaç örnek vereyim;"canımın içi" gibi, "ruhum" gibi, "anacığım", "baş tacım", "yavrucuğum", "meleğim", "biricik dostum", "cancağızım", "benim küçük gelinciğim", "insanları mutlu kılmak, doğayı süslemek için yaratılmış bir kuşa benzettim sizi", "size bakarken yüreğim daraldı mutluluktan", "sizin için çektiğim acıyı acıdan saymıyorum", "üşütürsünüz küçük meleğim. yüreğiniz üşür!", "bana yaşama gücü veren biricik meleğim" gelde bu adama hayranlık duyma.

    Kitabı bitirdikten sonra keşke benim de bir mektup arkadaşım olsa diye iç geçirdim. sahi olsa kötümü olurdu? insanların birbirine tahammül etmediği şu günlerde uzaklarda birinin sizin iyiliğinizi düşündüğünü bilmek güzel hissettirirdi bence! bu arada bu okudugum 8.dostoyevski kitabidir ve hicbirini okumaktan pisman degilim. Oguz atay' in kendisine olan hayranligini da daha net anlamaktayim artik.

    İyi okumalar
  • “ Ama cancağızım, elde para olmayınca onur neye yarar; para, cancağızım, en önemlisi para. “