Can Işıklı

Can Işıklı
@canisikli
Mitoloji, antropoloji ve felsefe okur; gezer, genelde anlatır. Notlarımı burada paylaşıyorum.
Uçak Bakım
İstanbul
6 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
Asklepios
Asklepios, yunan mitolojisinde apollon’un oğlu olarak geçer. bir rivayete göre; teselya kralının kızı koronis’e aşık olur ve ilişkiye girerler. ardından koronis hamile kalır. koronis, apollon ile ilişkiye girmesine rağmen aynı gece başka bir genç ile daha birlikte olur. apollon’un kralın kızını gözetlemesi amacıyla bıraktığı kutsal kuşu olan karga, durumu hemen apollon’a iletir. bunu üzerinde apollon bu ayıbı temizlemesi için kardeşi artemis’i görevlendirir ve artemis’in gönderdiği oklar ile cezalandırılır. apollon, koronis’in karnındaki çocuğa acır ve ölmesini istemez. bunu üzerine onu karnından çıkartır ve at-adam kheiron’ a teslim eder. Kheiron onu büyütürken hekimlik sanatını ona aşılar. usta bir hekim olarak yetişir ve hekimlik konusunda çok ileri seviyeye gelir. hatta ölüleri bile diriltmeye çalışır. medusa’nın kanı ile insanları dirilttiriği bilinir. efsaneye göre medusa’nın sağ tarafındaki damarlardan akan kan zehirli, sol damarından akan kan ise şifalıdır. zeus doğal düzeni bozan bu hekim tanrısını cezalandırmak amacıyla üzerine bir yıldırım gönderir ve yok eder. hekimlik sanatına ardından kızı hygeia ve oğlu asklepiades devam eder. bugün kullanılan hijyen kelimesi ayrıca asklepios'un kızı hygeia'dan gelmektedir.
Mitoloji
horoz ötüşüyle uyanmak
Yunan mitolojisinde her şeyin bir sebebi olduğu gibi, sabahları gün doğumunda öten horozunda aslında bir hikayesi vardır. güzellik tanrıçası olduğunu bildiğimiz afrodit, çirkinliği ile nam salmış, tanrılar arasında da en çirkin olarak bilinen ve topal olan ama işinde ise çok çok iyi olan hephaistos ile evlidir. hephaistos demircilik,ateş ve sanayi tanrısı olarak bilinir. işinde çok iyidir. topal olmasının nedeni ise bir rivayete göre; zeus ve hera kavga ederlerken, hephaistos hera'nın tarafında olduğu için kızmış ve onu lemnos adasına fırlatmıştır. bu yüzden de topal olduğu bilinir. savaş tanrısı olarak bildiğimiz ares, hephaistos'un etna dağına çalışmaya gittiği zaman afrodit ile aşk yaşamaya başlar. artık bu sürekli hale geldikten, anlatıya göre kalenin * aşağısına bir askerini bırakır ve sabah gün ağırmadan askerin onu uyandırmasını emreder. fakat bir gün asker uyuyakalır ve hephaistos eve geldiğinde ares ve afroditi yakalar. işinde çok iyi olduğu için göz ile görülemeyecek kadar incelikte bir ağ ile bunları yakalar ve oraya bağlar. ardından tüm olimpos tanrılarını çağırarak rencide eder. bu durumda olay tabiki uyuyakalan askere patlar. ares uyuyakalan askeri bir horoza çevirir ve her zaman gün ağırmadan horoz ötmeye başlar. yunan mitolojisine göre her gün doğumunda horoz ötmesinin sebebi budur.
Edebiyat
İnsan
Yunan mitolojisine göre eskiden insanlar 4 kol, 4 bacak, 2 kafalı ve iki yüzlü olarak yaratılmıştır. ayrıca çok daha güçlü oldukları söylenir. Bu güçlerinden aldıkları cesaret ile tanrıları tanımazlar. bu duruma sinirlenen zeus insan bedenini ortadan ikiye böler ve birbirlerini çok zor bulabilmeleri için bu iki ayrı parçayı çok uzaklara bırakır. Bu yüzden insanoğlu yaşadığı her saniye diğer yarısını arar dururmuş. Diğer yarınızı gerçekten bulduğunuzda aşk sizi birlikte tutar ve tam bir parça olurmuşsunuz. Aralarında bir bağlantı var mı bilmiyorum ama vitruvius adamını görünce aklıma hep bu hikaye gelir.
Duygu ve Düşünce
Kültürlerin bastardize olması hakkında
Akademide “bastardize olmak” diye bir kavram var. Büyük İskender Makedonya’dan Hindistan’a kadar fethedince görkemli Yunan Kültürü ele ayağa düşer, değerini kaybeder ve “bastardize” olur. Bugün bu olguyu, alıntıladığım gönderide ki gibi birçok yere uyarlamak mümkün.
Duygu ve Düşünce
Gönderi kullanım dışı
Düşünürlerin altın tezahürü
Altın; antik dünyada tanrıların tapınaklarını, Mısır’da firavunların, Küçük Asya’da soyluların mezarlarını süslerdi. Toplumların simgesel sermayesi haline geldi. Bir metal olmaktan çıkıp, iktidarın meşruiyet belgesi oldu. Freud için altın, bilinçaltında ölümsüzlük arzusunun nesnesiydi. Jung ise kolektif bilinçteki arketiplerden biri olarak gördü. Nietzsche için altın puttu, insanın zincirlerinden biriydi. Ona göre üstinsan, altını da petrolü de aşmalıydı. Çünkü değerler insana değil, insanın ürettiği simgelere bağlandığında, kölelik yalnızca yeni zincirlerle devam ederdi. Weber’e göre altın toplumsal hiyerarşinin simgesel sermayesiydi. Kim altını biriktirirse, iktidarı da biriktirirdi. Bu konuda ben en çok Dostoyevski’yi seviyorum çünkü ona göre insan kendi putlarını yaratır, sonra önünde diz çöker. İnsan onları çıkarır, işler, saklar, sonra da kendi yarattığı nesnelere köle olur, özgürlüğünü yitirir. Bu düşünceyi sadece altınla bağdaştırmak eksik kalır, nicelerini her gün deneyimliyoruz.
Felsefe-Düşünce