• ‌Buraya nereden geldim? En son Arif'in Manchester'a attığı golü arıyordum. Şimdi ise elimde telefona duygu ve düşüncesel durumumu aktarmaya çalışıyorum. Parmaklarım kesinlikle çalışıyor. Çünkü eylemlerinin sonuçları gözle görülebiliyor. Lakin aynısını beynim için söyleyebilir miyim? Teknik olarak, evet. Sonuçta parmaklarımı çalıştıran da o. Fakat düşüncelerim nasıl ortaya çıkıyor? Beynim bunları neye göre doğuruyor? Ayrıca hepsini geçtim bu düşüncelerimin anlamı nedir? Gerçekler mi acaba? Ya da doğrular mı? Ya da doğru sebeplerle mi ortaya çıktılar? Yoksa sadece zamanlama mı doğru? Veya tüm bu düşüncelerim ve düşüncelerim ile düşünme şeklim hakkındaki her şey birbirini takip eden yanlışlar zinciri mi? İnsanın kendi bilincine karşı şüpheyle yaklaşması, doğanın en büyük intikamıdır. Başka hiçbir varoluş içinden gelenlere şüpheyle yaklaşmaz. Yani onlar için içeride bir şey vardır ya da yoktur. Yemek düşünmüşlerse eğer, açtırlar. Dilleri dışarı çıkmaya ve/veya yavaşlamaya başlamışlarsa eğer, susamıştırlar. İçeriden gelen istek ve değişim gerçektir. Gerçek olmasa bile doğrudur ve vardır. Bir de kendime bakıyorum. Aç olmadan yemek düşünebiliyorum. Litrelerce su içiyorum, ama hâlâ serinlemek için buzdolabına koşuyorum. Karşımdaki insan acı ve stress yüzünden boğulmak üzere, ancak bence gayet NORMAL görünüyor. Şimdi, bunlar sadece temel konulardan ibaret. Derinlemesine kendimi irdelemeye kalktığım zaman hiçbir düşünceme güvenmeyi veya inanmayı bıraktım, düşmanı olmama ve nefretle yaklaşmama ihtimalim bile yok. Böyle bir duruma kendimi sürüklemek istemem. Ama gidiyorum. İşin ilginç yanı, kafası yerden metrelerce yüksekte olan zürafanın doğanın göbeğinde durarak etraftaki her şeyi kayıtsız, kaçınılmaz, çaresiz ve kesintisiz bir sinir bozucukla izlemesi gibi kendimi gözlemliyorum. Aynı zamanda kendimi gözlemleyen beni, gözetlenen bende fark edebiliyorum. Sonu olmayan bir psikolojik savaş gibi değil mi? Ne yapabilirim? Bu hâle nasıl geldim? Ben niye böyleyim? Hop tekrardan başa döndük. Ancak bu sefer kendi düşüncelerimden şüphe duyarak gideceğim. Belki de şüphelenmemeliyim. Sonuçta bunların hepsi benim kuruntum olma ihtimali de var. Diğerleri böyle düşünüyor mu? Hayır. O zaman sıkıntı bendedir. Neden bende olsun ki? Belki sıkıntılı olanlar onlardır. Belki de ortada hiçbir sıkıntı yoktur. Belki bizler insan bile değiliz. Ya da hiç varolmamış olamaz mıyız? Yani, ya tüm bunlar bir düşümse veya daha kötüsü başka birinin düşüyse? Hiç hayatta olmadığını düşün veya marjinal ol ve ölü olarak yaşadığı düşün. Düşünemiyorsun dimi? Neden peki? Çünkü beyninin yapamayacağı bir şey varsa eğer, o da kendini yadsımak olsa gerek. Daha önce "Ben yokum! Ben, sizin uydurmanızım! Beni yok edin! Pardon, var edin!", diye bağıran birini hiç duyumsadın mı? Zorluk seviyesini biraz indirgeyeyim mi? Böyle çok sessiz kaldın. Ağzını dahi açamıyorsun. Kendini ve beyninin içindekileri bir gözden geçir. En derinlere ve karanlık noktalarına kadar git. Duyumsadığın herhangi bir şey olmuş mu? Aaa! Dudakların açılır gibi oldu. Evet mi diyecektin? Peki. Duyumsadığın şeyin gerçek olduğuna emin misin? Yani, dışsal bir olgudan dolayı beyninden bir şeyler geçmiş. Tamam. Fakat bu dışarıdakinin gerçek olduğuna nasıl kanaat getirdin? Yine beynin sayesinde oldu dimi? Aynen öyle. Dışarıdakinin de içeridekinin de gerçekliğinin belirlendiği tek yer var. Beynin. Peki beynin, senin için ne ifade ediyor? Sen beyninin dışarıya yansıyan bir yansıması mısın, bir uzantısı mı, yoksa her ikiside mi? Ne olduğunu şimdilik pas geçelim. Önceden de cevap verememiştin zaten. Beynini sen mi kontrol ediyorsun, yoksa o mu seni kontrol ediyor? Ya da belli bir düzeniniz var ve sırayla git-gel yapıyorsunuz? Bu sorulardaki inceyi gördün mü? Beynin ile seni ayrı bir kefeye koyuyorum. Fakat sen, beni takip ederken bile beynini kullanıyorsun. Acizliğini algılayabiliyor musun? Daha doğrusu, beynin, acizliğini sana aktarıyor mu? Kötü bir espri yapayım mı? Beynin mi yandı? Yanar. Varoluş bir alev gibi hareket ediyor. Ufak bir kıvılcımla başlayıp kendine her şeyi katarak parlak ve korkutucu bir hâl alıyor. Yani, ilk varolan canlı veya bilinç sayesinde hepimiz yanıyoruz. Onun kıvılcımına katıldık ve sürekli katılanlar artıyor. Seni, seninle alt edip ortalığı birbirine karıştırdığıma göre bir keyif sigarası yakabilirim. Evet, haklısın. Kendimi, kendimle allak bullak ettim. Kendimden şüphe duyuyorum. Kendime duyduğum şüpheye de şüpheyle yaklaşıyorum. Tıpkı kimyasal tepkimelerin ardı ardına ilerleyerek oluşturduğu bedenim gibi düşüncelerimi takip eden düşüncelerim sayesinde ben oluşuyorum. Dışarıya şimdilik bulaşmayalım. Çünkü kendi içimizde bile bunca tehlike varken, dışarıda ne işimiz var? Bir dahaki kayboluşta görüşmemek dileğiyle dostum...
  • Uykudan uyanıp gerçekliği sorguluyor insan.. Öyle garip öyle çaresiz..
  • İnsanın zayıf olduğu yeni bir alanın bilincine varmasıydı. Ve bu bilinç ilk zamanlar oladar acı verici,bu çaresiz varlığın canı yanmasın diye duyulan korku o kadar güçlüydü ki,bebek hapşırdığında Levin'in hissettiği anlamsız sevinç ve hatta gurur duygusu bu korkunun arkasında fark edilmeden kalmıştı.
  • Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.

    Mustafa Kemal Atatürk
  • Onu, dört yıl çektikten sonra, içimizdeki bir vicdan azabı gibi çaresiz kabullenmiştik sonunda.
  • İncitilmiş, susturulmuş, bastırılmış, onur ve haysiyeti ayaklar altına alınmış, çocuk yaşta evlendirilmiş, tacize uğramış, okutulmamış, çaresiz bırakılmış, kalpleri kırılmış, aşağılanmış, hayatları, hayalleri ellerinden alınmış bütün kadınlar! Ruhunuzda açılan yaralar bende kanıyor. Dünyanın hangi köşesinde olursanız olun, içimdesiniz. Güzel günler sizinle olsun, hepimizle olsun! İçinizde bahar çiçekleri açsın inşallah!