• --------- Filmle ilgili bolca ipucu içerir -----------



    kapitalizmin suyumuzu çıkardığı günümüzde ekonomik sıkıntılar hepimizi yaşamdan soğutur hale geldi. tüketim çılgınlığı, doğanın değerinin bilinmemesi (enerji kaynaklarının sömürülmesi, yaşam alanlarının peşkeş çekilmesi vs vs) bizi her geçen gün darlaşan bir boğaza sürüklüyor. film de bizi yaşamın gerçek hikayelerinden biriyle karşılıyor. borçlarından dolayı intihar etmeyi düşünen bir adamın yaşamına konuk oluyoruz.

    filmde dikkat çeken noktalardan birisi, başroldeki erkek karakterin yalnızlığı. kapitalizm, ortaya getirdiği koşullarla bizi yalnızlığa hapsediyor. paylaşmanın değerini unutuyoruz. bununla birlikte, karakterin ne geçmişine ne de şuanki yaşamına dair bilgi edinemiyoruz. ailesi var mı yok mu bilmiyoruz. ailesi olsa da, böyle bir borcun etkilerinden kaçamaması söz konusu olurdu. bir başka filmde şöyle bir diyalog geçiyordu: "kredi kartı borcunu ödemeden eve dönemez." bunu anne, ortadan kaybolan kızı için söylüyordu. arada kan bağı olması, insanı çıkar ilişkilerinden uzaklaştıramıyor çoğu zaman maalesef.

    filme dönersek; karakterimizin kendini bir adada bulması, hepimizin içinde bulunduğu durumu ortaya koyuyordu. kendi adalarımızda yaşıyoruz. kendi iç dünyalarımızda neler olduğunu sadece biz biliyoruz. çevremizde bir yaşam akıp gitse de, biz her zaman yalnızız. karakterin adaya ilk düştüğü zaman, gemiden geçenlerden yardım istemesi ama gemideki kişinin onun fotoğrafını çekmekle yetinmesi de filmin dikkat çekici anlarından birisiydi. yardım çığlıklarımız dahi yanıtsız kalıyor. öylesine yabancılaştık ki birbirimizden...bugün gencecik bir kadın hayatını kaybetti. sosyal medyada dış görünüşüyle ilgili yorumlar yapılıyor. birbirimize güzel gözlerle bakmıyoruz. sonu intihar olmayan, öyle çok kalp kırıklığına sebep oluyoruz ki...geldiğimiz nokta maalesef bu...

    film, bir merhabaya duyduğumuz ihtiyacı gözler önüne seriyor. her gün gemiden geçenlere rağmen, yine kendisi gibi, küçük bir dünyaya hapsolmuş genç bir kadın onun çağrısına karşılık veriyor. bu çağrı öyle motive edici oluyor ki, bir adada tek başına kalmış, intiharı düşünen birine bile güç veriyor. bazen küçük bir iletişim girişimi bile beklenmedik etkilere yol açabiliyor. çoğumuz kendimizi seçici geçirgen duvarların arkasına saklıyoruz. bu seçicilik, maalesef bizi bir toplum olarak birleştirmenin önünde devasa bir engel olarak duruyor. işin ilginç yanı, bu durum, türkiye'de de geçerli, güney kore'de de...

    bunların dışında, film hayatın inişler ve çıkışlarla dolu bir döngü olduğunu anlatıyor. başta ada yaşamına uyum sağlamakta zorlansa da, zamanla kendi ekinini oluşturabilen birisine dönüşüyor. ancak, güçlü bir yağmur, hem ekinlerini hem de evini alıp götürüyor. tüm bunlardan sonra, hayat devam ediyor. buradan çıkarılacak sonuç, pes etmemek gerektiği. hiçbir iyilik veyahut kötülük sonsuza dek sürmüyor.