• 429 syf.
    ·6/10
    Kitap Uğultulu Tepeler malikanesinde yaşayan iki çocuklu (Catherine , Hindley) bir aileye evsiz, kimsesiz bir çocuğun ( Heatchliff) katılmasını ve zamanla bu çocuğun her şeye sahip olmasını konu alıyor. Kitabın ilk başlarında Heatchliff'e acıyorsunuz fakat sonra müthiş bir öfke hissediyorsunuz. O zavallı çocuk zamanla çok kötü bir insan hâline gelip herkesin hayatını mahvediyor. Belki aşkından dolayı belki de önceden gördüğü aşağılanma duygusundan kaynaklı. Her ne kaynaklı olursa olsun hiçbir bahanesi olmayacak kötülükler yapıyor. Kitapta ağır bir intikam duygusu var. Hiçbir aşk böyle bir intikama neden olmamalı dedirtti bana. Hicbir mahsumun hayatını karartmamalı. Kitabın sonunda Cathy gibi ben de özgürlüğüme kavuşmuş gibiyim. Sadece kitapta en üzüldüğüm ve haksızlığa uğradığını düşündüğüm Edgar Linton'ın üzüntüsü var hâlâ içimde.
  • 408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Bay Lockwood Bay Heathclif’in evini kiralamak isteyen uğultulu tepelerde yaşamaya karar veren anlatıcımızdır. Bay Lockwood Heathclif ile tanıştıktan sonra evlerinde kahyalık yapmış kadınla sohbete başlar ve uğultulu tepelerin hikayesini okumaya başlarız biz de böylelikle. İki farklı ailenin birbirleriyle ilişkileri, kin, nefret, aşk, intikam duygularını anlatıyor.

    Hindley Earnshaw ve Catherine Earnshaw İngiltere'de aileleriyle yaşayan iki kardeş. Babalarının bir iş gezisinden döndüğünde Heatcliff adında bir çocuğu evlerine getirmesiyle hayatları değişir. Babaları sokakta gördüğü bu çocuğa acımış ve çocuklarıyla birlikte büyütmek için eve getirmiştir. Hindley Heatcliff'i hiçbir zaman sevmemiş olsa da, Catherine onu çok sevmiştir.

    Eve evlatlık olarak gelen Heathclif ile Catherine birbirlerine âşık olurlar. Fakat Catherine bu aşktan vazgeçerek zengin komşuları Edgar Linton ile evlenir. Evden ayrılan Heathcliff zengin bir adam olarak geri döner. Ve  hem Catherine’den hem de Edgar Linton’dan intikamını almaya başlar. Heathcliff karakterinin sevdiği kız olan Cathy’den intikam almasını sağlarken aşkın nefrete dönüşümünü ve nefretin bazen aşktan da güçlü olabildiğini görüyoruz romanda.

    Catherine ile Heathclif'in aşk ve nefreti iç içe geçmiş ilişkilerini anlatan mükemmel bir edebi eser. Emily Bronten betimlemeleriyle uğultulu tepelerin güzelliğini ve hemen ardındaki malikanenin ürkütücülüğünü hissettiriyor bize.
  • İngiliz edebiyatının klasikleri arasında yer alan Emily Brontë’nin bu romanı, yazarın tek romanı olup hem romantizm akımının hem gotik unsurların hem de Victorya döneminin edebi özelliklerini yansıtmaktadır. Bu romanda yazarın hayatına yönelik ipuçlarına da rastlamaktayız. Yazarın yaşamında gerçekleşen peş peşe ölümler, kilise mezarlığına bitişik taş evi, yaşadığı çevrenin ona vermiş olduğu yalnızlık duygusu, genç yaşta kendisine bir fantezi dünyası geliştirip böylesine dönem dışı ve yenilikçi bir eser doğurmasına sebep olmuş.

    Kitabın yorumunu yaparken sadece kitabı aktarmak, özetlemek ve bununla yetinmek istemiyorum. Kitap ile birlikte aynı zamanda kitabın birçok eleştirisini, yorumunu, kadın temasının işlenişi üzerine çalışmaları ve incelemeleri de okudum. Kitaptan naçizane çıkarımlarımı ve okuduğum eleştirilerden sonra beni en çok etkileyenleri biraz toparlamaya çalıştım.

    Romanın hikâyesi evin hizmetçisi Nelly’nin, Heathcliff ve Catherine'in hikâyelerini bir kış gecesi masalı tadında Bay Lockwood’a anlatmasıyla başlıyor. Romanda olayları ve durumları okura ileten, yazarın anlatımı teslim ettiği “bu gözlemci anlatıcı ve bakış açısı” benim çocuksu bir zevk ile daha heyecanlı ve keyifli şekilde kitaba takibimi sağladı.

    Sosyal geleneklerin, baskıların, katı kuralların, değer yargılarının ve muhafazakârlığın ön planda olduğu Victoria döneminde kadının yeri ve toplum içinde üstlendiği görevler dönemin romanlarında yansıtılmış ve iki zıt kadın tipi oluşturulmuştur. Erkek yazarların romanlarında yansıttıkları ‘melek’ kadın tipi, Victorya döneminde arzu edilen ve olması beklenen kadın rolünü yansıtırken – kendi isteklerinden ziyade kocasının ve çocuklarının mutluluğunu düşünen, sessiz ve her şeye boyun eğen – ‘şeytan’ tipi ise Victorya sosyal normlarının dışına çıkarak sosyal ve ahlaki erdemlerden uzak, kendi başına toplumda var olmaya çalışan ve aile değerlerinden yoksun kadın tipidir. Erkeğin egemen olduğu böyle bir toplumda, kadının özgürleşme, kendi seçimini uygulayabilme ve gerçek aşkı bulma girişimleri toplum tarafından isyankârlık ve başkaldırı olarak nitelendirilmiştir.

    Romanın baş kadın karakterlerinden olan Catherine de o dönemin kız çocuklarına nazaran çocukluğundan itibaren kendi başına buyruk, söz dinlemeyen, kendi isteğine göre tavır sergileyen bir çocuk olarak anlatılır. Ancak Catherine kendi öz benliğini özgürce yaşayamamaktadır. Bu baskıcı ortam dolayısıyla topluma kendini kabul ettirebilmek ve farklı görünmemek için bir persona yaratmaya mecbur bırakılmıştır. Victorya kadını üst mevkiye sahip bir erkekle evlenerek yaşam koşullarını iyileştirme fırsatına kavuşmak ister. Sosyal kısıtlamalar, yaptırımlar ve belirlenmiş olan cinsiyet politikaları yüzünden, yaşamı boyunca kendinden daha alt seviyede olan Heathcliff’i eş olarak seçemeyen Catherine de yaşadığı toplumun kadını gibi davranır ve komşu malikânede yaşayan zengin ve genç Edgar Linton ile bir evlilik yapar. Edgar ile evlendiğinde varlıklı yaşama, güce ve aşka kavuşacağı gibi yanlış hislere kapılan Catherine asla Heathcliff’i sevmekten vazgeçmez.

    Bay Earnshaw’un Liverpool gezisinden dönüşü sırasında kimsesiz bir çocuk olarak eve getirilen Heathcliff, çevrenin gözünde yabancı, buluntu bir çocuktur Başından itibaren ev halkı tarafından benimsenmez ve dışlanır. Romanda Heatcliff’in davranışları oldukça asi, acımasız ve Catherine dışındakilere karşı öfkelidir. Ancak Heatcliff’in böyle biri olmaktan başka şansı var mıydı ki? En başından beri dışlanan, kimsesizliği vurgulanan, değer görmeyen, şiddet uygulanan, çocuk işçi olarak kullanılan sömürülen bir çocuktu. Ruhsal ve bedensel olarak çocuğu çaresiz hissettiren bu travmalar ruhsal yapıyı derinden sarsar. Çocukta bu yöntemi modelleyerek sosyal hayatında şiddet kullanır ve onu böyle istismar etmiş kişilere karşı öfke duyar. Bence ezberletilmiş biçimde bu adam bir iblis ya da bu kadın günahkârdır demek yerine psikolojik alt metinleri ve toplumsal dönemin şartları içerisinde değerlendirildiğinde roman kahramanları bu açıdan oldukça tutarlı ve güçlü karakterize edilmiş.

    Getirildiği bu evde ona sahip çıkan ve kalbini açan tek kişi Catherine olur. Böylesine dışlanmış, nereden geldiği, ailesinin kim olduğu bilinmeyen Heathcliff’e âşık olan Catherine toplumun koyduğu ahlaki ve etik kurallara uymadığı için o da toplum tarafından günahkâr ve kötü olarak addedilir.

    Catherine istediği aşka kavuşmasına izin vermeyen Victorya gelenekleri, değer yargıları ve sosyal baskıdan kurtulmak için ölümü seçer. Yaşadığı toplumun kuralları gereği, toplumun gözünde ne kadın ne anne nede eş olabilen Catherine öldükten sonra gerçek aşkı olan Heathcliff’e ancak romanın sonunda kavuşabilir. Ölüm her iki karakter için aşklarını sonsuzlukta yaşayabilecekleri bir kurtuluş yolu olarak sunulmuştur. Romanda iki başkahraman da ölür ancak köy halkı hem Heathcliff’in hem de Catherine’in hortladıklarına inanırlar.
    Bu eseri ikinciye okuyorum ve aldığım tat hiç değişmedi.Yine çok güzel.Kitabı henüz okumayan okurlara tavsiyemdir.
  • 500 syf.
    ·Beğendi·10/10·
    Kitap Bay Lookwoodun Bay Heatclifin kiracısı olarak Uğultulu tepelerdeli büyük evini ziyaretle başlar.Dul gelini ile tanışır .Heatclif gelinine sert davranmaktadır. Kütüphanede Catherine kitaplarını ve yazdıklarını gören Lookwood bu malikanenin hikayesini öğrenmek ister. Hikaye başlar. Heatclif Bay Earnsawın ailesine evlatlık gider. Evin bir kızı ve 1 oğlu vardır. Evin oğlu Hindley ona hep kötü davranır. Evin kızı Catherine ise büyüyünce aşık olur. Evin beyi ölünce evi Hindley yönetir. Catherine zengin bir adam olan Edgar Linton ile evlenir. Heatclif de 3 yıl sonra zengin bir adam olarsk döner.Intikam almak için Edgarın kız kardeşi İsabella ile evlenir. Kendi oğlunu da Catherine kin kızı Caty ile evlendirir .İki aileninde servetine konmuştur. Aşkı tamamen nefrete dönüşmüş olarak yaşar.Hindleye de çok kötü davranır oğluna da. Oğlu öşdükten sonra o da ölür
  • 429 syf.
    ·3 günde·8/10
    Ben bir kitabı beğendiğsem eğer hemen yazarın diğer kitaplarını alıp onları okumak isterim ne yazık ki Emily Brontë da böyle bir şansım olmadığını gördüm yazarın ilk ve son kitabı yazar kitabını yayınladıkdan kısa süre sonra hayata veda etmiş.Çok güzel bir eser tutkulu bir aşk hikayesini anlatıyor verilen dersler oldukça iyi serpiştirilmiş.Kısaca konusuna değinecek olursam eğer;Earnshaw çiftliğine getirilen yoksul sahipsiz Heathcliff ile çiftliğin güzel kızı Catherine arasındaki tutku, uğultulu tepelerde başlar ve Heathcliff sevgilisinin soylu ve zengin Edgar Linton ile evlenmesi üzerine,her iki aileden intikam almaya ant içer ve roman bu çercevede şekillenir.Akıcı bir eserdi tavsiye ederim.
  • *En Sevdiğim Kitaplar
    -Savaş ve Barış (Tolstoy)
    -Sefiller (Victor Hugo)

    *En fazla etkisi altına alan kitaplar
    -Anna Karanina (Tolstoy)
    -Karamazov Kardeşler (Dostoyevski)
    -Suç ve Ceza (Dostoyevski)
    -Muhteşem Gatsby (F. Scott Fitzgerald)
    -Moby Dick (Herman Melville)

    *Kendimce en özel kitap
    -Monte Kristo Kontu (Aleksandre Dumas)

    *Hayatıma en etkin rolü olan kitap
    -Boşlukta Sallanan Adam (Saul Bellow)

    *En keyifli kitaplar
    -Kayıp Zamanın izinde Serisi (Marcel Proust)
    -Milena'ya Mektuplar (Franz Kafka)
    -Dönüşümler (Ovidius)
    -Don Quijote (Miguel de Cervantes )

    *En fazla uğraş isteyen kitaplar
    -Ulysses (James Joyce)
    -Tutunamayanlar ( Oğuz Atay)
    -Kendine Ait Bir Oda ( Virginia Woolf)
    -Ses ve Öfke (William Faulkner)
    -İlyada ve Odysseia Destanları (Homeros)

    *Okuduğum en sofistike kitaplar
    -Niteliksiz Adam 1 ve 2 (Robert Musil)
    -Körleşme (Elias Canetti)

    *En uzun sürede bitirebilmeyi başardığım kitap (dile kolay 10 yılda 10 kez yarıda bırakıp 10. yılda ise bir çırpıda okuyabildim:)
    -Çanlar Kimin İçin Çalıyor( Ernest Hemingway)

    *En başından en sonuna dek hiç sıkmayan kitap
    -Aylak Adam (Yusuf Atılgan)

    *En sevdiğim yazarlar
    -Lev Tolstoy (Bir çok yazarda parça parça olan özellikleri bir bütün halinde toplandığını düşündüğüm yazar (sanatsal özellik, müzik zevki, tarihsel içerik, kusursuz üslup, felsefi-psikolojik-sosyolojik harman, konu çeşitliliği, toplumun her sınıfına özel gözlem yeteneği, bilgelik vs vs )
    -William Shakespeare

    *Okuduğum kitaplar arasında hiç begenmediklerim -kötü kitap tecrübem büyüktür "kötü kitaplari okumadan iyi kitapları seçmek olanaksız"-
    -Bir genç kızın gizli defteri (İpek Ongun)
    - Anne kafamda bit var (Tarık Akan ) ( ''Gülünün Solduğu Akşam'' gibi bir kitaptan sonra okyunca çok yavan gelmişti.)
    -Tara Sokağı (Maeve Binchy)
    -Aşk Mutfakta Pişer (Maeve Binchy)
    -İskender (Elif Şafak)
    -Bin Muhteşem Güneş (Khaled Hosseini)

    *Okuduğum en boş kitap
    Ayrı yol (Andre Gide)

    *Okuduğum en basit kitap
    -Olağanüstü bir gece (Stefan Zweig)

    *Okuduğum kitap karakterleri arasında en sevdiklerim
    - Ştolts (Oblomov ''İvan Gonçarov'')
    -Charles Darnay (İki Şehrin Hikayesi ''Charles Dickens'')

    *Okuduğum kitaplar arasında en komplike karakterler
    -Elizabeth Bennet (Aşk ve Gurur ''Jane Austen'')
    -Fitzwilliam Darcy (Aşk ve Gurur ''Jane Austen'')

    *Okuduğum kitaplar arasında en sevmediğim karakterler
    (bu kitabı bitirebilen herkesin çelik gibi sinirleri olduğunu düşünüyorum. iki ruh hastası aşık, ezik bir koca ve şımarık kızlarının saplantılı hikayesi )
    -Heathcliff (Uğultulu Tepeler'' Emily Brontë'')
    -Catherine Earnshaw (Uğultulu Tepeler)
    -Hareton Linton (Uğultulu Tepeler)
  • 432 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights)/Deli ve Tutkulu bir aşk öyküsü bu; Bildiğiniz gibi değil, bilmediğiniz gibi..

    İlk olarak 1847'de Ellis Bell takma adıyla(o döneme ait baskılar sebebiyle Emily ve kardeşleri eserlerini takma isimle yayınlatmışlardır) yayınlanmış Emily Bronte'ye ait ilk ve tek romandır Uğultulu Tepeler. Yayınlandığı sene pek olumlu eleştiri almamıştır: Eleştirmenler romanı çok yabanıl,aşırı kaba ve kurgu açısından da hantal bulmuşlardır. Ancak roman hakettiği değeri 1850'li yıllarda kazanmış ve İngiliz dilinde yazılmış en iyi roman olarak nitelendirilmiştir.Fakat Emily'nin bu başarıyı görmeye ömrü yetmemiş; 1848 yılında(30 yaşındayken) veremden ölmüştür. Ablası Charlotte ölümünden sonra gerçek ismiyle romanı yeniden yayınlatmıştır.
    Ölümünden önce(1846) ablası Charlotte ve kız kardeşi Anne Bronte ile birlikte çıkarmış oldukları "Poems by currer, ellis and acton bell" adlı şiir kitabında Emily'nin şiirleri eleştirmenler tarafından tam not almıştır.


    Emily 19.Y.Y Victoria döneminde yoğun bir kilise baskısı altında kadının hor görüldüğü bununla birlikte bastırılmış bir cinselliğin olduğu bu dönemde şehvet, aşk, acı, tutku, intikam ruhâni hazların dorukta yaşandığı bir kitap yazmıştır. Ölene kadar kilise ve mezarlığa yakın bir taşra kasabasında yaşamış ve o vakte kadar hiç evlenmemiş(Ama sevmiş bana göre hem de tutkulu bir aşkla sevmiş. Belki kavuşamamanın ya da tam olarak hislerini yaşayamamanın verdiği bir nefret ve intikam duygusuyla da ölmüş) olan Emily'nin o dönem kadınının tutkusunu ve dışavurumunu başarıyla yansıtması dikkat çekicidir doğrusu...Bu tarzıylada erdem, iyilik,romantizm, kadının ev hali gibi mülâyim konuları işleyen çağdaşlarından ayrılır.
    Emily çağdaşlarına göre daha erkeksi bir karakterdir ve bunu romanına da yansıtmıştır. Bu özelliğiyle de 19.Y.Y İngiliz kadın tipinin oldukça dışındadır.

    Romanın en önemli özelliği tutku ve intikamı dönemin diğer aşk romanlarından farklı olarak daha derin ve ürkütücü işlemesidir.Ayrıca romanda yüklü romantik benzetmelere ve retoriğe gerek duyulmamıştır. Konu için gerekli olmadığı sürece parlak diyaloglara yer verilmemiştir.Kitabın kasvetli havası ile katı ve acımasız karakterleri türüne uygun(Gotik Kurgu,Psikolojik Kurgu) bir özellik kazandırır.

    Bu kısım yüzde onbeş kadar spoi içerebilir.Spoileri çok sevmiyorum ama bu kadarından bahsetmek zorundayım:)
    Genel hatlarıyla konuya biraz değinmek isterim.Kitabın en başında ilk bakışta anlaşılması zor bir ilişkiler krokisi dikkat çekiyor.Sonrasında okudukça krokideki herşey yerli yerine oturuyor.İki çiftlik Linton'ların yaşadığı görkemli 'Thrushrross' çiftliği ve Earnshaw'ların yaşadığı 'Uğultulu Tepeler'...Uğultulu Tepeler'de evin en büyük efendisi Bay Earnshaw bir gün iş için gittiği yerden sokakta donmak üzere olan bir çocuğu(adına Heathcliff denecek) alıp eve getirir.Kimse istemez aslında bu çocuğu o evde. Evdeki hizmetçilerde dahil hemen herkes(Bay Earnshaw hariç) hâkir ve hor görürler onu..Bir tek aynı yaşlarda olan Catherine ona yakınlık gösterir.İkisi de bencil ve nefret dolu çocuklardır ve bu sebeple de iyi anlaşırlar.Zamanlarının çoğunu birlikte geçirirler.Emily evlenme çağı geldiğinde çok zor bir durumda hisseder kendini; aşık olduğu ama asaletten yoksun beş parasız Heatchcliff'i mi seçmelidir yoksa asil,zengin ve görgülü Edgar Linton'ı mı? Catherine Edgar'ı seçer ve hikaye asıl bundan sonra başlar.Bu kadar yeter arkadaşlar sonrasını siz okuyup keyfini çıkartın bence..:)

    Tabiri caizse okuru kapıp koyuveren bir kitap.Bu kitap gerçekte aşklarını yaşayamayan (Toplumsal baskı ve sınıf farklılığı sebebiyle) bencil ve nefret dolu iki aşığın birbirlerine karşı gurur, hırs ve intikam(Heatchcliff'te bu duygu ölene kadar etrafına zarar vermiştir) dolu öyküsüdür.Uğultulu Tepeler Gotik bir kurgu gerçekten; Hikaye boyunca o kasvetli havayı net bir şekilde hissediyorsunuz.Bu türü çok sevdim.Sonraki okumalarıma bu türün topiklerinden Edgar Allen Poe'yu da katmak istiyorum:)

    Viktoria dönemini araştırırken şunu fark ettim; İngiltere'nin pek çok önemli ismi bu dönemde doğmuştur.Sigmund Freud, Oscar Wilde, Charles Dickens, Edwar Elgar, Charles Darwins, Bronte kardeşler vs.gibi...Baskı ve sınırlama bazen görkemli bir dışavurum ya da patlama(ortaya çıkış) sağlayabiliyor. Hani tohumu toprağa gömersiniz ve üzerine taş koyarsınız ama o, taşın dışında filizlenecek bir yer mutlaka bulur ve çıkar, işte onun gibi bir şey..
    Gotik edebiyat, bu tarzı bir deneyin derim..Keyifle..