• Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.
  • Büyük bir çavdar tarlası getiriyorum gözümün önüne. binlerce çocuk, başka kimse yok. Çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum. Bütün gün bu işi yapıyorum. Ben çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum. ama ben yalnızca böyle biri olmak..
  • dbilge
    dbilge, Çavdar Tarlasında Çocuklar'ı inceledi.
    @dbilge·25 Haz 18:19·Kitabı okumadı·Beğendi·7/10
    Belki çevirisinden belki yazılış şeklinden belki ergenliğimle arama artık uzun bir zaman diliminin girmiş olmasından, ilk sayfaları çok da keyif alarak okumadım. Kahramanımız duygularını dile getirirken birden içinden tam tersini söyleyiveriyordu ikiyüzlülüğün tarihçesini yazar gibi.

    “Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur. ”
    “Evet, efendim. Öyledir, biliyorum.”
    Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun."
    syf:14

    Yaşamın anlamını ne zaman çözer, hayatın yaşamaya değer olup olmadığını hangi yaşlarda karar veririz. Hangi yaşta kendimiz olmayı terk edip, oyunun kuralını öğrenerek yaşamaya başlarız. Ya bunu beceremezsek. İyi bir okul iyi bir meslek iyi bir ev, araba, eş sahibi olamazsak. 'İyi bir' derken ölçü neydi. Ya ölçüyü tutturamayanlar, onlar nerede, nasıl yaşıyorlardı.
    Sayfalar arasında ilerledikçe keyif almaya başladım. Bir yandan beynim durmadan sorular soruyor, diğer yandan göğüs kafesimin ortasında ince bir yer sızlıyordu.

    ''Sahtekâr heriflerden geçilmiyor ortalık. Tek yapacağın, derslerine çalışmak, böylece, bir gün kendine lanet bir Cadillac alacak parayı kazanmasını öğreneceksin, okulun futbol takımı kaybederse çok üzüleceğine herkesi inandıracaksın, sabahtan akşama kadar kızlardan, içkiden ve seksten başka bir şey konuşmayacaksın. O küçük kliklerde herkes birbirini nasıl da tutuyor. Basketbol takımındakiler birbirlerini tutuyor, Katolikler birbirlerini tutuyor, lanet entelektüeller birbirlerini tutuyor. Ayın Kitabı Kulübüne üye olan herifler bile birbirlerini tutuyor...''

    Bunun ayrımına hayatının başındayken varan bir genç nasıl hayal kurabilirdi geleceğine dair ve nasıl yürüyecekti inanmadığı o yolda. Üstelik,
    "Ona kartopunu kimseye fırlatmayacağımı söyledim, ama bana inanmadı. İnsanlar size hiç inanmıyorlar zaten."
    tümcesini kuracak kadar tanımıştı insanları.
    Çavdar tarlasında yürüyen çocuklar otların arasında görünmeyip saklanabilseler de bazıları onlara benzemez, uzundur, farklıdır, dışarda kalır bedenleri görünür olup. Onlar yetersizlikleriyle ve acılarıyla kendini ve hayatı zamanından önce bilmekle cezalıdırlar. Ya da onlar öyle saftırlar ki; ancak şöyle ifade ederler kendilerini.

    ‘’... büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’

    Bir tek şey vardır onların ve bizim iç dünyamıza iyi gelen o da bulunmasının zor ama imkansız olmayan, beklentisiz sevgi.

    “Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir.”(syf:23)

    Ben de dedim ki; keşke yakın arkadaşım bu kitabın baş kahramanı olsaydı ve o yağmurun altında o atlıkarıncaya biz binseydik.

    Bölüm 24 de öğretmeni Bay Antolini ile ilgili bölüm bir kaç kez okunup değerlendirilecek kadar önemli. Ne acı değil mi bir gencin böylesine bir tümce kurmak zorunda kalması.

    ''Okulda filan , bir sürü sapık görmüştüm böyle. hiç kimse benim kadar çok görmemiştir herhalde,nedense ben hep ortalıktayken başlarlar sapıklaşmaya.''

    Bu arada şunu da söylemeden geçemiyeceğim. Kitapta sözü geçen bütün müzikleri dinledim.Ama hiçbirini ıslıkla çalmayı beceremedim.
    Ne diyordu en son tümcede...
    "Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra."...
    Okuyun, anlatın ve sonra özleyin. İnsanın en insanca duygusuyla özleyin...
    Not: Aslında 'roman kahramanı' söylemi eril dilden kaynaklanıyor fakat aceleyle yazarken bir ad bulamadım ben de öyle kullandım...
  • "...hep , büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum,uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim.Çılgın bir şey bu, biliyorum ama ben yalnızca bir böyle biri olmak isterdim.Biliyorum,bu çılgın bir şey."
  • ''Büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.’’
  • "Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani– benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey."
  • •”Hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk,başka kimse yok ortalıkta, benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum;nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.”