• "Şebnem, her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Şebnem, seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Şebnem, ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı."
  • Hic vakti yoktu aşkın,
    Bir cay icimlik,
    Bir bardak tutacak vakti...
    Oysa,bir hikayem vardı anlatılacak,
    Virgül nefesini biraz aşacak,
    Dize dize anlatacaktım halimi,
    Kıskandıracaktım beyitleri
    Hatrı kalacaktı siirlerin,
    Peyda olmayacaktı hic bir kelam,
    Cesaret alacaktım sessiz harflerden,
    Cümleler çıkacaktı ansızın
    Ne bir ses,ne bir seda kelimelerden...
    Ardısık sayılar misali tümcelerim,
    Ulu orta,yerli yersiz her biri
    Bir sen bilirdin bu dili,
    Bir sen duyardın isteseydin bu sesi,
    Gözlerim gözlerine ilisecekti,
    Bir sevda kalası
    Memnun ki yerinden...
    Cok gecmeyecekti,
    Amma ve lakinlere sığınacaktım,
    Nefret edeceklerdi baglaclar,
    Belki de ilk kez islerinden...
    Hani diyecekti dilim,hani
    Hani Fatımalar Alilerin nasibiydi,
    Hani nerde Fatımalar?
    Hangi yaban ellerin yari?
    Ali olmak kim?
    Ali olmak nece?
    Daha hangi dilde anlatmalı?
    Hangi sive,daha hangi lehce?
    Dermansız mı olmalı dertler?
    Derman mı yoksa,
    Dert sandıgımız haller?
    Hangi soru,kime cevap?
    Kime sorsam,
    Hani bir cevap?
    Bildigim,
    Bilebildigim,
    Hic vakti yoktu aşkın,
    Bir cay icimlik
    Bir bardak tutacak vakti...
    UMT_KCGL
  • Çay üzerine "Şairlerin Demleri"

    iki çay söylemiştik orda, biri açık,
    keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
    (Cemal Süreya)

    Çayın rengi ne güzel
    Sabah sabah,
    Açık havada!
    Hava ne kadar güzel!
    Oğlan çocuk ne kadar güzel!
    Çay ne kadar güzel!
    (Orhan Veli Kanık)

    “Günün aydın, akşamın iyi olsun” diyen biri olmalı.
    Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.
    Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
    Demli çayı bardakta karıştırıp,
    Bir başına yudumlamak doyasıya.
    Ama; “Çaya kaç şeker alırsın?”
    Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra…
    (Can Yücel)

    Basit yaşayacaksın basit
    Sanki bir gün yaşamın sona erecekmiş gibi basit,
    Çay, Simit ve Peynirle.
    (Nazım Hikmet Ran)

    Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
    Duruma uymak kısaltıyordu günlerini
    artamayan eksilmeyen bir hüzünle...
    (Turgut Uyar)

    Çay henüz her şey bitmedi demektir.
    (Cezmi Ersöz)

    Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman
    O müthiş öğle sıcağında
    Pencerenin önünde örgü ören birinin
    - Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-
    Görülmediği gibi
    Ama var mıydı sanki görülmek isteyen
    Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.
    (Edip Cansever)

    Çay; yoksulların,şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir.
  • "Şimdi diyorum.
    Şimdi.
    Bir deniz, denizde vapur
    gökyüzünde martı
    semaverde çay olmalı
    bir de çaya yaren..."
  • "Bir insanın kalbinin de tebessüm edebilmesi için masada en az iki çay bardağı olmalı."
  • Bazen çekip gidesim geliyor, öylesine içten…
    Neresi olursa olsun diyemem. Mutlaka bir deniz görmeli gözüm. Sol avucumda sıcak elleri olmalı yârimin. Yağmur yağarken ansızın, ne var ne yok toplayıp uzaklara…
    Bazen çekip gidesim geliyor, ansızın…
    Yaşama sebebimi sorguluyorum ard arda kendime sorduğum sorularla, fütursuzca… Neden burada olduğumu, ne yaptığımı, ne için çalıştığımı. Amacımı soruyorum kendime. Nereden nereye? Tanıklık ettiğim şeylere bakıyorum bir bir. Mucize mi kader yazgısı mı nedir diye…
    Bazen çekip gidesim geliyor, bir anda…
    Hep o görmediğim sahil kasabasını özlüyor kalbim. Hayalini kurduğum tek katlı evimde dolaşıyorum pijamalarımla. Yaktığım odun sobasının kül kokuları doluyor genzime. Sıcak bir çay var ellerimde. Bir de ucu yanık sigaram… dışardan gelen yağmur sesleri, penceremizi açınca odamıza dolan o toprak kokusu… Ve sevdiğim adamın hayali uzanıyor kanepenin üzerinde. Bahçemdeki dalları okşayıp geçen rüzgar fısıldıyor kulaklarıma huzurun anlamını. Bir sevdiğim bir ben…
    Bazen çekip gidesim geliyor, arkama bile bakmadan…
    Şu tozlu yollardan uzaklaşmak, gürültüsüz sakin sessiz yetişme telaşı olmayan bir sabaha uyanmak istiyor bedenim. Kulaklarım makine sesi duymadan kuşların sesiyle doymak istiyor. Burnumda egzoz kokusu olmadan rahat bir nefes almayı özlüyor ciğerlerim. Gözlerim yorulmuş yanı başımdan geçen araçların renklerini ayırt etmekten. Ellerim konserve kutularına uzanmaktan bıkmış. Ayaklarım… Her gün onları ısrarla sürüklediğim için benden şikayetçi.
    Oysa koşmalıydı onlar toprak kokan o kasabada. Ellerimiz taze ve sıcak ekmekle buluşmalıydı her sabah. Gözlerim sevdiğimden başka bir tek deniz görmeliydi. Kulaklarımda huzurun o eşsiz sesi ile nefes almalıydım dağlardan esen rüzgar eşliğinde.
    Bazen çekip gidesim geliyor, kimseye aldırış etmeden…
    Hadi demek istiyorum hayat arkadaşıma. Hadi kalk… Tut elimden ve gidelim bu kasvetli şehirden. Taşı sıksak çıkaramaz mıyız suyunu? Yeni bir yol çizemez miyiz gelecek neslimize? Bir günün sonunda “bugün ne çabuk geçti anlamadım” demeden doya doya yaşayamaz mıyız tadını? Küçük bir bahçeden çıkartamaz mıyız domatesimizi, biberimizi. Yani hiç mi doyuramayız karnımızı? Veda edemez miyiz İstanbul’a? Seni sevmiyoruz diyemez miyiz bağırarak? Hep gizlemeli miyiz? İçimizden mi haykırmalıyız “İstanbul, üzgünüz seni sevmiyoruz” diye. Bir köpeğimiz olamaz mı bizim de?... Kulübesini kendi ellerimizle yaptığımız. Bir pazarda satamaz mıyız beş liradan erişteleri?
    Bazen çekip gidesim geliyor, yaşayabilmek için…
    Yapamadığım ne varsa yapmak istiyorum. Saatlerce kitap okumak istiyorum mesela. Televizyonun gizli büyüsünden kurtulup hayatı sorgulamak istiyorum. Gözlerimi sahilde tek bir noktaya dikmek ve saatlerce orayı izlemek istiyorum. Sabahları telaşsız yürüyüşlerimi yapmak, akşamları denizin iyotlu kokusunu içime çekmek istiyorum. Yeşil rengine hasret kalan gözlerimi yeşille doyurmak istiyorum. Mavi ile yeşilin buluştuğu yerde uçan kuşlarla artık göremeyeceğim herkese mutlu olduğumu duyurmak istiyorum…
    Bazen çekip gidesim geliyor, ruhumu yarım bırakmamak için…
    Sevdiğim, eşim, canımdan can olan adamı daha fazla görmek için. Sol avucumda sıcak ellerini daha fazla hissetmek için. Ruhumu ruhuyla tamamlamak için. Gözlerine hasret ölmemek için. Onu sevdiğimi söylemeye daha fazla vaktimin kalması için… Onun için…Benim için… Bizim için…
    Bazen çekip gidesim geliyor, nedensiz!!... Ancak ne ben gidebiliyorum, ne de İstanbul beni terkediyor… Çaresiz, nefes alıp duruyoruz ömür girdabında… Yaşamak adı altında soruların cevapları olmadan ömür tüketiyoruz…
    Bazen değil aslında ya! Çoğu zaman çekip gidesim geliyor bu şehirden… Ve her defasında biraz daha sıkı sarıyor beni… Ne desek ne yapsak nafile..
    Biz İstanbul’u çekiyoruz, İstanbul bizi… Gerisi koca bir hikaye…

    D.Yandık
  • Şimdi, diyorum.
    Şimdi.
    Bir deniz, denizde vapur,
    Gökyüzünde martı,
    Semaverde çay olmalı.
    Bir de çaya yaren..


    Cemal Süreya