• Öncelikle herkese merhaba.

    Bir Douglas aşığı olaraktan böyle bir etkinliğe katılmayı çok istemiştim ama gelin görün ki kimse oluşturmadı ve iş başa düştü. :)

    Pek kişi olmasakta okur arkadaşlarımla gerçekleştirme kararı aldık. Şimdiden -daha çok- katılanlara ve katılmayan herkese teşekkür ederim.

    Yabana atılmayı hak edecek en son yazarlardan biri olan Douglas Adams'ın okuru kurgunun tam içinde hissettirebilen, paragraflarını tekrar tekrar yutarcasına okutabilen, yazdığı olayı okuyucunun gözünün önünde gerçekleştiriyormuş gibi düşündüren süper betimlemeleri, dahiyane fikirleri, serpiştirilmiş felsefik göndermeleri, mega mizahı ve daha bir sürü şeyi ile dopdolu eserlerini daha fazla kitleler tarafından tanınması, sevilmesi için oluşturulmuş bir etkinlik bu doğrusu.

    Lafı uzatmadan başka bir okurun tanımladığı gibi ,bilim kurgu severleri büyüleyen, mizah severleri hayran bırakan, her ikisini sevenleri ise delirten o eserlere geçelim.


    1- Otostopçunun Galaksi Rehberi

    2- Evrenin Sonundaki Restoran

    3- Hayat, Evren ve Her Şey

    4-Elveda ve Bütün O Balıklar İçin Teşekkürler

    5- Çoğunlukla Zararsız

    6-Kutsal Dedektiflik Bürosu

    7-Kuşkucu Somon

    8-Ruhun Uzun Karanlık Çay Saati

    9-Doctor Who: Ölüm Şehri

    10-Yıldız Gemisi Titanic

    11-Müstesna Sözlük


    Etkinliğe başlama tarihini Adam Douglas ve onunla bütünleşmiş -Hayat, Evren ve Her Şeyin nihai cevabı- 42 sayısına ithafen, 04.02.2019 olarak düşündüm ama okuyacağınız eseri elde etmek için yeterli bir süre değilse bu uzatabiliriz sıkıntı olmaz :)))



    KATILAN OKURLAR LİSTESi

    -Thomas Magnus
    -Hatice Koçak
    -Can Arısan
    -Sema Koçak Akdoğan
    -Dahlia
    -olric
    -Ömer Faruk
    -Ali Tarhan
    -Sena
    -6x9=42, The Creator
    -Kaan Güzelyurt
    -
    -
    -


    Çok heyecanlıyım inşallah amacımıza ulaşırız, herkese teşekkürler 😊

    #39095609
  • 106 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Alice Harikalar Diyarında... bunu duyduğumuzda büyülü, eğlenceli, olağanüstü olaylarla karşılaşacağımızı bekliyoruz haliyle ama benim bu dünyada bulduğum şey tek kelime ile tuhaflıktı. Okumadan önce kitapla ilgili araştırma yaptığımda Alice Harikalar Diyarı'nın çocuk kitabı olmasından çok da ötede, bir matematiğin, felsefenin, mantığın, aklın ürünü olduğu gerçeğiydi. Okuduğum da bunu çok iyi anladım. Her ayrıntı, her cümle içinde bir gizi barındırıyor, bir şeyler anlatıyor bize bu olağanüstü dünya.

    "Keşke bu kadar ağlamasaydım. Sanırım kendi gözyaşlarımın içinde boğularak bunun cezasını çekeceğim! Tuhaf bir şey olacak, bundan eminim! Zaten bugün her şey tuhaf." sözleri ile Alice'in içinde bulunduğu dünyayı anlayamadığını görüyoruz. Alice, konuşan hayvanlarla, önüne çıkan içecekleri içip yiyecekleri yedikten sonra bir dev gibi büyüyüp ardından minicik küçülmelerine alışmış bir tavır sergiliyor. Ancak Alice karşısına çıkan herkese ve en çok da kendisine sürekli sorular sorarak anlamaya çalışıyor olan biteni, hayvanların "sen kimsin?" sorularına bile bilmiyorum cevabını veriyor. "Öyleyse ben kimim? Ah bu çok büyük bir bilmece." diyerek kendini dahi sorgulamaya başlıyor Alice.

    Kupa kraliçesinin konserinde şarkı söyleyen Fındıkfaresi şarkıyı tekrarlayınca "Zamanı öldürüyor! Kafasını uçurun!" dedi kraliçe. İşte o günden sonra saat durdu, hep altıyı gösterir oldu Şapkacı, Mart Tavşanı ve Fındıkfaresi için. Çay saati olması nedeniyle çay takımlarıyla dolu bir masada oturup duruyorlar. Bu çılgın çay partisi beni en çok etkileyen bölüm oldu okuduklarım içerisinde ve paylaşmak istedim, kraliçenin sözleri ise gerçekten düşünmeye değer.

    Lewis Carroll mahlaslı matematikçi, fotoğrafçı ve mantıkçı Charles Lutwidge Dodgson çalıştığı okulun dekanının küçük kızı Alice Liddell için yazdığı Alice Harikalar Diyarında kitabıyla bize çok şey anlatıyor. Çalışma alanlarının da izlerini gördüğümüz, her durumun içinden Carroll'ın gizlerini, bize anlatmaya çalıştığı felsefesini bulmaya çalıştığımız, kendimize Alice'in de sürekli tekrarladığı 'neden' sorusunu sorarak bu dünyayı anlamaya çalıştığımız bir kitap Alice Harikalar Diyarında. Alice ile birlikte tavşanın girdiği delikten siz de gidip Harikalar Diyarı’na inerek aklın, mantığın, matematiğin ve felsefenin derinliklerinde dolaşabilirsiniz. Keyifli okumalar.
  • Şimdi çay saati dedi spiker. (Hafif melodiler.) Aman kaçmasın çay saati dedim kendi kendime. (Başka kime diyebilirdim?) Kutudaki son çayın yansıyla güzel bir çay pişirdim kendime. (Pek güzel olmadı tabii.) Çay saatinin bitmesine on dakika kala, radyo ile birlikte içtik çayı.
  • çayın sağı solu olmaz DEMİ olur ......
    bunu akaDEMİsyenler de söylüyor.....
    --------------
    "ay lav yu" diyenler evlendiler
    "çay lav yu" diyenler demlendiler :)
    --------------
    Çay ; Meşrubât-ı umumi içerisinde, bir iksir-î âzamdır....
    --------------
    Usta..!! Üç çay getir,
    Ardı ardına..
    Bir'i sağlığıma.
    Biri varlığıma.
    Biriiidee..!! Yandığıma olsun..
    --------------
    “Sigortalı bir işe girmeden aşık olunamayan bir ülkede,
    Çay içilmeden de efkâr dağıtılamıyor…”
    Güven Adıgüzel
    --------------
    Bana çay pişir. Bırakalım her şey kendi kendine düzene girsin. Bir şey kaybetmek korkusuyla yaşamayalım. Ne olacak endişesine kapılmayalım. Bırakalım zaman her şeyi halletsin. Bu söz bize korkunç gelmesin. Aynı ırmağa bir kere daha girelim. Acele etme, çay kendi kendine demlenir... Günlük yaşantıların küçük koşuşmaları içinde bunalmayalım, nefes nefese kalmayalım. İnsan kendini kaybediyor sonra.
    Oğuz Atay
    --------------
    “Göz göze gelsek, kör olacaktık. Konuşsak, sözler bitecekti. Ve söylenecek bir çift söz kalsın diye konuşmuyorduk. Gözlerimizi birbirine değdirmeden öylece oturalım. Ve bir bardak demli çayın, insanın yüreğini ısıtan şefkatine sığınıp susalım. Masada çay bardakları ve senin elin olsun.”
    -Tarık Tufan
    --------------
    Şevket: Hiç ilgilenmedi benimle, çay içmeye davet ettim, oraya da gelmedi.

    Kedi: E, çaydan.

    Şevket: Ne çayı, ne alakası var ?

    Kedi: Çaydan, çaydan.. Bu durumlarda kahve her zaman daha çok işe yarar. Bak, çayda kadınları rahatsız eden bişey, böyle “yerel bir tını” var.

    Şevket: Yerel mi ? Ne alakası var ? Çay yerel, kahve değil mi ?

    Kedi: Bak, “Benimle kahve içer misin sorusu, bütün kadınlarda, hepsinde aynı rahatlatıcı çağrışımı yapar; beyaz fincan, porselen, şık, mayhoş aroma kokusu, hele latin ezgileri heheeeyy neler neler..Ama çay, çay böyle “başarısız erkek” gibi bişiy demek çay.

    Şevket: Bence artık Heidegger okuma, kafan iyice naziler gibi çalışmaya başladı.

    * Beş Şehir filmi
    --------------
    Çay İçmeyen Adama Neden Güvenilmez?
    Çay üç özelliğinden dolayı kutsal bir sıvıdır.
    Birincisi; sınıfsız bir içecektir, ayakkabı boyacıları ile ceo’ların ortak içeceğidir. Sınıfsal kaynaşma sağlar. Her statüden insanın tükettiği bir sıvı olup, içecekte eşitlenmenin sembolüdür aynı zamanda. İkinci olarak zamansızdır; sabah kahvaltısında, öğlen yemeği sonrasında, akşam üzeri, yatmadan önce yani günün her saati içilebilen tek içecektir. Üçüncüsü; Muhabbetin demini aldırır. Çay olmadan yapılan sohbetlerin hiçbir tadının olmadığı malumunuzdur.
    Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız. Yok ben çay sevmem, çayla aram iyi değildir gibi hezeyanlar delikanlı bireylere yakışmaz. Çay içmeyen adamı anlamak zordur. Eğer bir rahatsızlığı yoksa, ki çay sıhhat verir. O kişinin niye çay sevmediği bizim için ciddi bir sorun olarak masada duracak ve dostluğumuzu sorgulatacaktır. Zamansız-mekansız-sınıfsız bir içecek olarak çaya karşı yapılan bu haksızlık ve sevgisizlik bizi yaralar. Çay içmeyen adam şüphelidir. Ona güvenemeyiz. Çünkü ince belli bardakta tüten nefis dumanıyla, karanfil kokulu sıcak ve demli bir çayı yudumlamamış insan, Anadolu’yu, bozkırları ve kırılgan yağmurlarımızı tatmamış demektir, kırkikindilerle yıkanmamış, gökyüzünü tanımamış demektir. Çay içmemenin hiçbir mantıklı izahı olamaz. Çay içmeyen adama güvenemeyiz çünkü buralardan ve bu toprakların kadim içecek kültüründen fersah fersah uzaklaşmış bir adam bizi tedirgin eder.
    Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız.
    Güven Adıgüzel
    --------------
    + Bir ömür çay demleyenim olur musun..
    - Bu bir evlenme teklifi mi..
    + Yok çay ocağına işçilik teklifi..
  • Çünkü çay üç özelliğinden dolayı kutsal bir sıvıdır:
    Birincisi; sınıfsız bir içecektir, ayakkabı boyacıları ile ceo’ların ortak içeceğidir. Sınıfsal kaynaşma sağlar. Her statüden insanın tükettiği bir sıvı olup, içecekte eşitlenmenin sembolüdür aynı zamanda. İkinci olarak zamansızdır; sabah kahvaltısında, öğlen yemeği sonrasında, akşam üzeri, yatmadan önce yani günün her saati içilebilen tek içecektir. Üçüncüsü; Muhabbetin demini aldırır. Çay olmadan yapılan sohbetlerin hiçbir tadının olmadığı malumunuzdur.
  • İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben
    İşte şu begonya, işte yalnızlık
    İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda
    İşte yok oluşumdan doğan kent
    Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız
    Ben dediğim koskocaman bir oyuk
    Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda
    Bir oyuk! sofrada, mutfakta, yatağımda
    Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki
    Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi
    Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim
    İyi
    Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu
    Salıyı gösteriyor.

    Salondaki büyük saati sattım
    Saatin ölçebileceği
    Herhangi bir zaman parçası yok
    Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim
    Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama
    Ne gereği var ki saatin
    Balkona çıkıyorum sürekli
    Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece
    Bir semtin ilk rengini alıyorum
    Örneğin Ümraniye’de bir çay bahçesindeyim
    Bazan
    Anılardan anılara bir yol

    Ve
    Anılardan anılara sallanan bahçe
    Hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor
    İyi.
    Yeniköy’de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah
    Bu sabah bu sabah
    Oralı olmadı kimse -pazartesi miydi-
    Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde
    Nasıl?
    Güllerse güller içinde yani
    Ve balkon demirinde bir martı. Dedim ki
    Deniz şuralarda bir yerde olmalı
    Çıt yok evin içinde
    Deniz şuralarda bir yerde olmalı
    Çıt yok
    Sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı
    Ve göklerden tepelere inen bir sokak
    Ya da bir akarsuyum ben
    Denizse
    Şuralarda..
    Yok önemi bir iki gün kaldı -martı-
    Balkonda
    Deniz de öldü sonra, martı da
    İyi iyi.
    Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
    Günler -seni anımsadığım zaman-
    Birden Kurtuluş’tan Taksim’e giden bir tramvay görüntüsü
    Mavi bir elektirik çakımı tellerde
    Sanki kar yağıyor da sürekli, Tepebaşı’ndayız
    Karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
    Besbelli Gümüşsuyu’ndayız, Rus lokantasındayız
    -Ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz-
    Şarap içmişiz, üşüyoruz
    Dışarda dünya silinmiş
    İkimiz ikimiz ikimiz
    Böyle birkaç defa ikimiz
    Sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
    Nasılsa
    Sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
    Sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
    Üşümüyorum da
    Bende herkes var, diyen bir kızın titrek
    Sesleri dökülüyor kucağıma
    Dudaklarım kan mavisi bugün.
    Biz burda iyiyiz, biz burda çok iyiyiz
    Biz burda kırk yaşındayız hepimiz
    Dördümüz bir kişiyiz de ondan
    İçimizden biri uyuyor olsa, falan filan
    Onu bekliyoruz bir kişi olmak için
    Evet evet, yanılmıyorum ben
    Bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim
    Doğrusu ya
    Yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor
    Duvardaki vitray, begonya
    Begonya, vitray
    Kurtuluşla Asmalımescit birbirine geçiyor 
    Bir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrım
    Karanfil kokuyorsa biraz
    Yeni koparılmış bir demet karanfilim ben
    Saçlarını soğuk ve uzun.
    Ne diyordum? yağmurlar, evet
    Üşümüyorum ürperiyorum sadece
    Biçimini zorlayan bir kedi gibi
    Dur biraz
    Kapı çalındı, hayır, telefon
    Telefon kapı telefon
    İkisi birden mi yoksa
    Yoksa
    Ne telefon ne kapı
    Bir şimşek sesi hiç olmazsa
    O da değil
    Ses filan duymadım ki ben
    Yuvarlandıkça büyüyen
    Bir kartopunun yumuşak sesi mi? belki
    İki sesi taşıyan bir ses
    Neden olmasın
    Biraz önceki gibi
    Üstümden biri kalkmıştı -yok canını-
    Öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsi
    Yer değiştiren gezgin bir gölge
    Bahçedeki ceviz ağacından
    İçeri sürüklenen.

    Bezik Oynayan Kadınlar / Edip Cansever
  • Aman kaçmasın çay saati dedim kendi kendime. ( Başka kime diyebilirdim?) .......... Çay saatinin bitmesine on dakika kala radyo ile birlikte çayı içtik.
    Oğuz Atay
    Sayfa 56 - İletişim Yayınları