Özgecan YILDIRAN, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu inceledi.
 19 May 16:26 · Kitabı okudu · 1 günde

Hikayelerimin başka hikayelere benzemesi zoruma gidiyordu. Ne zaman bir şeye el atsam, Müzeyyen , Meksikalı ya da bilmem nereli bir yazarın ya da bir kitabın adını veriyor ve oralarda da benzer şeyler olduğunu söylüyordu . Her şey benden önce olmuşsa bana kalacak bir yer ,durum kalmıyor muydu ? Bana ait tek kişilik bir iskemle, oda yok muydu bu dünyada ? diyen daha doğrusu karaktere bunu dedirtten İlhami Algör ile tanıştık bugün. Oturup karşılıklı iki çay içip karakterle ortak yönümü konuştuk . Ya da ben konuştum sadece . Çünkü ortada ne çay ne de yazar vardı. Kitabınızın film halini orda, burda, Instagram kesfette gözüme o kadar soktular ki tanışmak farz oldu dedim. Anlamadı. Olsun yine de ben cok Memnun oldum efenim.

Bu hep böyledir dedi. Dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele , her filminde aglardı. O ağladıkça bende ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadriye gıcık olurdum. Üçüncü şahıs kalışına, hep gidici kadınları sevişine , bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri'nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp , ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine...diye devam ediyordu satırlar.
-Biz ikinci çayı söyledik tabi o sırada. Konuşmaktan icemedigimiz için ilki soğumustu -
Halbuki Hiç bir gidiş mecburiyet değildir bana göre dedim. Gitme Kal cümlesini duymak için blöf yaparsın belki , gitsem ardımdan gelir mi diye kafanı arkaya çevire çevire yürürsün gözden kaybolana kadar belki. Belkiler uzar gider belki. Sonra bu da mı gol değil be diye bağırır kafandaki Sadri dedim. Öyledir napsan gol olmaz bazen dedi.
Ve son olarak ekledi:
" Her şeyin iyi gittigini nerden çıkarıyorsun ?" dedi ." Herif rüzgarı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarısı"
"Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku" dedim. Tırsmaya başlamıştım haklı olabilirdi.
Kitap 58 sayfa, film 1 saat 40 dakikaydı fakat nasıl oldu niye oldu bilmiyorum bu zamansızlığa hapsoldum. Her hikayenin bir kum saati vardır da bunun yokmuş gibi. Okuyunuz ve izleyiniz efenim.

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 28
Yazar: Berkay Özcan
Hikaye Adı : Gökyüzü
Link: #29501627

Öğretmen: "Berkay kitap okuyor musun?" diye sordu.
"Hayır öğretmenim, zamanım olmuyor" dedim.
Öğretmen: "İnşaatta mı çalışıyorsun?" dedi iğneleyici bir ses tonuyla... Beraberinde tüm sınıfın kahkahaları. Sustum. Çünkü gerçekten inşaatta çalışıyordum. Arkadaşlarımın alaycı gülüşleri karşısında bir utanç daha hissetmemek için, tek kelime söyleyemedim.

Tüm hikaye tam olarak o an başladı. Buna karşın öfkeyle onlara karşı hayat boyu savaşabilirdim. Hayır, hayır böyle yapamazdım. Hem ben kimim ki... Çok güçlü olmak istedim. -Ne kadar mesela?- Birisi benimle alay edemeyecek kadar güçlü olsaydım... İçimde bir sönük lamba yanıyordu ve bana okumamı işaret eden hisler geliyordu. Çılgınlar gibi okumaya başladım! Günlük 3 saat uyku ile yetindim; 24 saati parçaladım.
Öğrendim... Uyandım... Kendi doğuşunu izledim!

İnşaatın en kuytu köşelerinde, bir çay molasında yoldaşım oldu Dostoyevski!

VE... Hayat artık güzelleşiyor dedim hukuk fakültesini kazandığım gün. Mutluluğumun içine limon sıktı ailem. Üniversiteye gitmenin gereksiz olduğunu; hayatıma çalışarak devam etmem gerektiğini söylediler. Hayır! Olamaz! Bunu kabul edemezdim. Kocaman bir Sıfır olarak yola çıktım... Farklı bir şehirde hayatta kalmam gerekiyordu. Tam olarak 16 gün sokaklarda yattım. Bazen rıhtıma yakın bir kaya parçasında kurdum en güzel düşleri... Bazen sokak köpekleri ile kardeşçe uyuduk bir parkta. Ve bir gün gökyüzünü seyredaldım.

"Ben bu masmavi göklerin, muhteşem okyanusların, Ay'ın ve Güneş'in çocuğum" dedim... Asla yalnız değilim. Ve ben kahinat piyanosundan çıkan güzel bir melodi olmalıydım artık. Aylarca savaştım; yorgunluğun sözlük anlamını unutuna kadar... Ruhumu zindanlardan kurtarana dek; %100 Özgür olana dek.
Ben, ben oldum. Bana ait olmayan düşüncelerden sıyrıldım. Bir çöp yığınıydı hepsi... Bu Evrenin görkemli gösterisi içinde kalmak için bahanelerin bir manası yoktu.

Gökyüzü
Berkay Özcan kullanıcısına ait Gökyüzü adlı hikayeyi etkinlik kapsamında paylaşıyorum.

Öğretmen: "Berkay kitap okuyor musun?" diye sordu.
"Hayır öğretmenim, zamanım olmuyor" dedim.
Öğretmen: "İnşaatta mı çalışıyorsun?" dedi iğneleyici bir ses tonuyla... Beraberinde tüm sınıfın kahkahaları. Sustum. Çünkü gerçekten inşaatta çalışıyordum. Arkadaşlarımın alaycı gülüşleri karşısında bir utanç daha hissetmemek için, tek kelime söyleyemedim.

Tüm hikaye tam olarak o an başladı. Buna karşın öfkeyle onlara karşı hayat boyu savaşabilirdim. Hayır, hayır böyle yapamazdım. Hem ben kimim ki... Çok güçlü olmak istedim. -Ne kadar mesela?- Birisi benimle alay edemeyecek kadar güçlü olsaydım... İçimde bir sönük lamba yanıyordu ve bana okumamı işaret eden hisler geliyordu. Çılgınlar gibi okumaya başladım! Günlük 3 saat uyku ile yetindim; 24 saati parçaladım.
Öğrendim... Uyandım... Kendi doğuşunu izledim!

İnşaatın en kuytu köşelerinde, bir çay molasında yoldaşım oldu Dostoyevski!

VE... Hayat artık güzelleşiyor dedim hukuk fakültesini kazandığım gün. Mutluluğumun içine limon sıktı ailem. Üniversiteye gitmenin gereksiz olduğunu; hayatıma çalışarak devam etmem gerektiğini söylediler. Hayır! Olamaz! Bunu kabul edemezdim. Kocaman bir Sıfır olarak yola çıktım... Farklı bir şehirde hayatta kalmam gerekiyordu. Tam olarak 16 gün sokaklarda yattım. Bazen rıhtıma yakın bir kaya parçasında kurdum en güzel düşleri... Bazen sokak köpekleri ile kardeşçe uyuduk bir parkta. Ve bir gün gökyüzünü seyredaldım.

"Ben bu masmavi göklerin, muhteşem okyanusların, Ay'ın ve Güneş'in çocuğum" dedim... Asla yalnız değilim. Ve ben kahinat piyanosundan çıkan güzel bir melodi olmalıydım artık. Aylarca savaştım; yorgunluğun sözlük anlamını unutuna kadar... Ruhumu zindanlardan kurtarana dek; %100 Özgür olana dek.
Ben, ben oldum. Bana ait olmayan düşüncelerden sıyrıldım. Bir çöp yığınıydı hepsi... Bu Evrenin görkemli gösterisi içinde kalmak için bahanelerin bir manası yoktu.

Ağzınıza Ne Koyduğunuzun Farkına Varın

Çoğu insan ne yediğinin farkında bile değildir. Siz, hem besin değeri olarak, hem de miktarı olarak ne kadar kötü beslendiğinizin, kendi ellerinizle kendinzi nasıl zehirlediğinizin farkında mısınız ? Çoğunuz bunu anladığında eminimki dehşete düşecektir.

Hiç yedikleriniz neyden yapılıyor, içinde neler var diye incelediniz mi? Yoksa sadece görüntüsüne ve tadına göre mi yemeklerinizi seçiyorsunuz? Yediğiniz her türlü paketlenmiş gıda öldürülmüş, besin değeri düşürülmüş ve uzun süre dayanması adına içine pek çok kimyasal sokulmuş ürünlerdir. Besin değerleri olmadığı gibi uzun dönemde vücutta toksin birikimi oluşturarak pek çok hastalığa çağrı yapmaktadır. İlk yediğiniz anda hasta olmuyor, zehirlenmiyorsunuz diye belki ikna olmuyorsunuz ama ikna olmak için hasta olmayı ya da ölmeyi beklemeyin. Çünkü çok geç olacaktır. Bugün internet her türlü bilgiyi ayağınıza kadar getiririyor. Katkı maddeleri ve koruyucu maddelerini araştırabilirsiniz.

Yediklerinizi daha yakından tanıyın, içinize neler sokuyorsunuz bilin.
İkinci olarakda miktarlarınızı bilin. Farkında olmadan,sırf alışkanlık halinde yapılan atıştırmaların ne kadar da çok ve gereksiz olduğunu fark edin. Televizyon açtınız diye yedikleriniz, yemek hazırlarken ağzınıza küçük küçük tıktıklarınız, atılmasın diye tabaklarda kalanları sıyırmanız, sıkılınca tatlanmak için ağzınıza koyduklarınız, çay boş gitmez deyip atıştırdıklarını........... yaz yaz bitmez bunlar :)
Farkına varsanız, inanın bana yediklerinizin yarısını yemezsiniz. Bu hafta ağzınıza koyduklarınız üzerinde farkındalık kazanma egzersizi yapmaya ne dersiniz? Çok kolay bir egzersiz, ne yiyorsanız yiyin, hiç bir kısıtlama yok. Sadece yanınızda taşıyabileceğiniz küçüklükte bir not defteri ve kalem alın. Bir hafta boyunca saati saatine bütün gün ne yiyorsanız yazın. Her şeyi, içtiğiniz suyu veya yediğiniz tek bir şekeri bile yazın. Bir de yanına yerken başka ne yapıyor olduğunuzu yazın. Ayakta duruyorum, dizi syrediyorum, sohbet ediyorum, yemek yapıyorum... gibi. Yazmayı hatırlamak için elinizin üstüne bir işaret koyun, tükenmez kalemle bir kalp olabilir. Her an çok rahat görebileceğiniz bir işaret olsun ki sık sık yazmayı hatırlayın. Haftanın sonunda, hatta gün sonunda bile kendinize şaşıracaksınız.

Yapabileceğiniz diğer bir egzerside bir hafta boyunca yediklerinizin neden yapıldığını, içine neler konduğunu, size ulaşana kadar hangi aşamalardan geçtiğini araştırmak. Böylelikle tam olarak ağzınıza neler koyduğunuzun farkına varabilirsiniz. Bunu farkettiğinizde de kendinizi bilinç seviyesinde kontrol etmeye başlarsınız. Sonuçta bile bile kendinize kötülük yapmak istemezsiniz, bedeninize bir çöp konteynırı gibi davranmaktan vazgeçersiniz.

Eğer bu egzersizleri zor ve sıkıcı bulduysanız size bir şey sormak isterim, hastalıkla ve fazla kilolarla uğraşmak daha mı kolay? Karar sizin.

#BirKaşıkKitap

Pol Gara, bir alıntı ekledi.
05 May 20:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Kısa Bir Dinlenme
Çay saati çoktan gelip geçmişti ve görünüşe bakılırsa yemek saati de öyle olacaktı.

Hobbit, J. R. R. Tolkien (Sayfa 59 - İthaki Yayınları, Çevirmen: Gamze Sarı Özgün Adı: The Hobbit İthaki Yayınları - 562 3. Baskı, Aralık 2009, İstanbul E-kitap: 1. Sürüm, Şubat 2015 Aralık 2009 tarihli 3. baskısı esas alınarak hazırlanmıştır.))Hobbit, J. R. R. Tolkien (Sayfa 59 - İthaki Yayınları, Çevirmen: Gamze Sarı Özgün Adı: The Hobbit İthaki Yayınları - 562 3. Baskı, Aralık 2009, İstanbul E-kitap: 1. Sürüm, Şubat 2015 Aralık 2009 tarihli 3. baskısı esas alınarak hazırlanmıştır.))
Pol Gara, bir alıntı ekledi.
05 May 19:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

“Yakında Haziran olacağını düşünüyorum da!” diye homurdandı Bilbo, çok çamurlu bir yolda diğerlerinin ardından suları sıçratarak yürürken. Çay saati geçmişti; yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu ve bütün gün devam etmişti; kukuletası gözlerinin üzerine düşüyordu, pelerini sırılsıklamdı; midilli yorgundu ve taşlara takılıp tökezliyordu; diğerleri de konuşamayacak kadar aksileşmişti. “Yağmurun kuru giysilerle yiyecek torbalarına sızdığına da eminim,” diye düşündü. “Lanet olsun hırsızlığa ve onunla ilgili her şeye! Keşke güzel kovuğumda ateşin yanında olsaydım, çaydanlık da şarkı söylemeye yeni başlamış olsaydı!” Bunu son dileyişi olmayacaktı!

Hobbit, J. R. R. Tolkien (Sayfa 42 - İthaki Yayınları, Çevirmen: Gamze Sarı Özgün Adı: The Hobbit İthaki Yayınları - 562 3. Baskı, Aralık 2009, İstanbul E-kitap: 1. Sürüm, Şubat 2015 Aralık 2009 tarihli 3. baskısı esas alınarak hazırlanmıştır.))Hobbit, J. R. R. Tolkien (Sayfa 42 - İthaki Yayınları, Çevirmen: Gamze Sarı Özgün Adı: The Hobbit İthaki Yayınları - 562 3. Baskı, Aralık 2009, İstanbul E-kitap: 1. Sürüm, Şubat 2015 Aralık 2009 tarihli 3. baskısı esas alınarak hazırlanmıştır.))
Rabia Yağmur, bir alıntı ekledi.
02 May 23:12 · Kitabı okuyor · Beğendi

Ne mutlu bir kahvaltı! Çünkü Henry oradaydı, onun yanına oturmuş ve ona yardım etmişti.

Northanger Manastırı

Jane Austen'la Çay Saati, Kim Wilson (Sayfa 19)Jane Austen'la Çay Saati, Kim Wilson (Sayfa 19)
İklim, bir alıntı ekledi.
30 Nis 20:56 · 9/10 puan

“Kayıp Zamanın İzinde romanında Marcel Proust çay saati sırasında yediği kekin kokusunun onu çocukluk hatıralarına nasıl geri götürdüğünden bahseder. Ona göre hatırlama, akıl ile gerçekleşen bir süreç değildir, tersine duyular aracılığı ile harekete geçen, istemsiz ve şans eseri bir eylemdir. Proustcu bellek anlayışında, hatırlamak, geçmişi tamamen yok etmeye denk düşer.”

Varlık Dergisi - Nisan 2018, Kolektif (Sayfa 27 - Pelin Aytemiz)Varlık Dergisi - Nisan 2018, Kolektif (Sayfa 27 - Pelin Aytemiz)

Biz adina muhabbet saati diyelim siz çay saati, kitap okuma saati, aile saati, gönül saati. . Adına ne derseniz deyin. Uzun zamandır kız ve erkek kardeşlerimle birlikte akşam ile yatsı arası yaptığımız bu etkinlikle hem aileye kitap okuma alışkanlığı kazandırma hem de birlikte vakit geçirip aradaki bağı güçlendirme, günde bir saat dahi olsa dünyadan sıyrılıp Kendi içimize dondugumuz bu saat dilimi için yeni kitabımz olan Allaha koşan gence liseli kız kardeşimin ricasi üzerine başladık. . Daha baştan Mahmut Esad Coşan hocanın talebesi olduğunu buram buram hissettiren bu coşku dolu kitap umarım paslanmis yüreğimizi bir nebze olsun titretir. .

Çay İçmeyen Adama Neden Güvenilmez?

Çay üç özelliğinden dolayı kutsal bir sıvıdır. 
Birincisi; sınıfsız bir içecektir, ayakkabı boyacıları ile ceo’ların ortak içeceğidir. Sınıfsal kaynaşma sağlar. Her statüden insanın tükettiği bir sıvı olup, içecekte eşitlenmenin sembolüdür aynı zamanda. İkinci olarak zamansızdır; sabah kahvaltısında, öğlen yemeği sonrasında, akşam üzeri, yatmadan önce yani günün her saati içilebilen tek içecektir. Üçüncüsü; Muhabbetin demini aldırır. Çay olmadan yapılan sohbetlerin hiçbir tadının olmadığı malumunuzdur.

Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız. Yok ben çay sevmem, çayla aram iyi değildir gibi hezeyanlar delikanlı bireylere yakışmaz. Çay içmeyen adamı anlamak zordur. Eğer bir rahatsızlığı yoksa, ki çay sıhhat verir. O kişinin niye çay sevmediği bizim için ciddi bir sorun olarak masada duracak ve dostluğumuzu sorgulatacaktır. Zamansız-mekansız-sınıfsız bir içecek olarak çaya karşı yapılan bu haksızlık ve sevgisizlik bizi yaralar. Çay içmeyen adam şüphelidir. Ona güvenemeyiz. Çünkü ince belli bardakta tüten nefis dumanıyla, karanfil kokulu sıcak ve demli bir çayı yudumlamamış insan, Anadolu’yu, bozkırları ve kırılgan yağmurlarımızı tatmamış demektir, kırkikindilerle yıkanmamış, gökyüzünü tanımamış demektir. Çay içmemenin hiçbir mantıklı izahı olamaz. Çay içmeyen adama güvenemeyiz çünkü buralardan ve bu toprakların kadim içecek kültüründen fersah fersah uzaklaşmış bir adam bizi tedirgin eder. 
Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız.

Güven Adıgüzel