• Bana: "Güzel bir çay içmek mi istersin, yoksa dünyanın batmasını mı?" diye sorsalar, hemen "Çay içmek!" diye bağırırım.
  • Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

    - Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

    - Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.

    - Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.

    Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

    - Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

    - İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe`yle üç dil oluyor.

    - Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.

    Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya çıkıyor.

    - Kadınların ayrı bir dili mi var?

    - Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe`yi öğrenmeli.

    - İyi de niye Bükçe?

    - Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler, onun için dilin adını "Bükçe" koydum.

    - "Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.

    - Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

    - Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar?

    - Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

    - Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?

    - Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.

    - Biz de bazen Canan`la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.

    - Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

    - Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

    - Var dedik ya oğlum, Bükçe`yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

    - Hazırım baba.

    - Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe`de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığından başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

    - Hikaye dili yani?

    - Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.

    - Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?

    - Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

    - Bu önemli. Bükçe`de dinlemek sevmektir diyorsun.

    - Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

    - Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. "Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?

    - "Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."

    - Peki ne demem gerekiyordu?

    - Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı.

    - Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

    - Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

    - Ve asla unutmazlar, değil mi?

    - Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

    - Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

    - Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.

    - Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

    - Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.

    - Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

    - Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

    - Bu Bükçe`de kısa konuşma yok mu baba?

    - Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

    - Bükçe`de "Hiçbir şey yok." demek "Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor o zaman.

    - Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

    - Bir arkadaşım da "Kadınların `Peki.` demesi tehlikelidir" demişti.

    - Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir `peki`, `olur`, `tamam` her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe`de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

    - Zor bir dil baba.

    - Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

    - Anlamak da pek kolay değil ama.

    - Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

    - Nasıl yani?

    - Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

    - Küçük ama önemli detaylar.

    - Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

    - Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe`yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

    - Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

    - Not mu alsaydım. Epeyce detayı varmış dilin.

    - Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.

    - En değerli sözcük nedir?

    - Sen bil bakalım.

    - "Seni seviyorum." herhalde.

    - Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler "Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

    - Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

    - Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

    - Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

    - Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

    - Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

    Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

    - Baba çok teşekkür ederim. Bükçe`yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

    - O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

    - Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe`yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

    - Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

    Sema Maraşlı`nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından...
  • Yazar: Osman Y.
    Hikaye Adı : Kaybetmek. Rıhtım,Piyano ve Çay
    Link: #29393680

    Rıhtımda oturmuş muhabbet ediyordu iki kafadar. Genç olan ara sıra piyanonun başına geçiyordu, sohbete mola verdikleri zaman. İhtiyar semaverden doldurduğu çayı uzattı , yeter artık evlat dedi, bu hüzünlü parça bizi iflah etmez öldürür. Birer sigara daha yaktılar, ihtiyar gözündeki nemi sildi ipek mendiliyle. Genç adam mendile dikkat kesildi, köşesinde büyük harfle yazılmış bir tek harf, B.

    Amca be dedi genç, çok merak ettim hatam varsa bağışla ama kim bu B. ? Kimse kim ulan anasının bilmem neyi dedi. Birkaç damla daha süzüldü yanağına, “ çok eski hikaye evlat” dedi, afedersin biraz sert çıktım sana bağışla. Sene 1979, onu bu rıhtımdan ben uğurlamıştım, gemiyle gitti hem de kaçak. Siyasi işler evlat 80 öncesi işte duymuşsundur o zamanlar ülke perişan. Öğrenciydik ikimiz de, lise sondaydık , her gün meydanlardaydık. Bu canına yandığımın memleketini kurtarmak derdindeyiz hesapta, sanki kendimizi kurtardık da sıra ona geldi. Derin bir nefes çekti cigarasından.

    “eee amca sonra?”

    Polis arıyor bunu, mahkemesi çoktan başlamış kaç sene yatar, asarlar mı, ne olur bilemedik. Kaç git dedim kurtar kendini.

    “suçu neymiş amca? Bu yaşta bir kızın?”

    Solcuydu B. , abisi de öyle. Bir gün yine sokakta polisle çatışıyor abisi ve arkadaşları ama iş çok büyüyor , silah bıçak ne ararsan var, 3 polisi indiriyor bunlar.

    “sonra amca?”

    Sonra bütün İstanbul emniyeti bunların peşine düşüyor tabi. Sonra evlerine dayanıyor polis, abisi zaten firarda kaçıyor, ana yok baba yok iki kardeş bunlar. Polis kapıyı kırıp dalıyor içeri, sorgu dayak sonrası emniyet müdürlüğü 1 ay gözaltı, işkence. Abisine ulaşmaya çalışıyorlar işte, bilmiyor ya nerde olduğunu, bilse de söylemez tabi. Orospu çocuğu polisin teki saldırıyor kıza, bakıyor ki kurtuluş yok, razıymış gibi numara yapıyor, adam ne olduğunu anlamadan silahını alıp vuruyor adamı kalbinden, adam mort.

    “sonra amca?”

    Bu hayvan kızın gönlü var zannedince binadan çıkarıp polis otosuna götürüyor kızı, olay da arabada olmuş işte. Sonra korkuyla arabayı alıp kaçıyor bizimki, şöforlüğü de iyiydi ha yaşımıza bakma , ben öğretmiştim. Ne deliydik biz be hey gidi.

    “sonra amca?”

    Sonra arabayı bir yerde bırakıp can havliyle koşup bana geldi işte. Benim de gemilerde çalışan dayım vardı o sıra. Yalvar yakar kaçak yollu gönderdik bunu Kore gemisiyle taaa oralara.

    “sen niye gitmedin be amca onunla?”

    Ben ülkücüydüm, arkadaşlarıma ihanet etmiş gibi olurdum diye gidemedim. Allah belasını versin bu siyasetin. Büyük eylemler vardı o günlerde, hep abilerimiz bunlar, güvenmişler bize anlıyor musun?

    “sonra amca , haber alamadın mı bir daha?”

    Derin bir nefes daha çekti cigaradan. 2 sene sonra bir mektup geldi 81 senesinde. Beni de darbe olunca içeri aldılar tabi, çelimsizdim ya çok gencim de daha acıdılar da halime, 2 ay yatıp çıktım. Öyle ortalıkta mal gibi dolanıyorum , canlı ceset gibi. Merak ediyorum bütün derdim ondan gelecek haber işte. Mektubu görünce kalbim yerinden çıktı sandım, nefes aldığımı hissettim yahu. Açtım okudum hemen, okumaz olaydım. Bi cigara daha versene delikanlı.

    “tabi al amca, sonra?”

    Gemiden inince kalakalmış ortalıkta, neyse ki insaniyetli bir adam rastlamış. Adam bakmış ki Türk bu kız, biliyorsun bizi çok severler Koreliller. Vefa göstermiş de milletine hürmeten, evine almış hizmetli olarak, hali vakti de yerindeymiş. Sonra bir vesile oranın vatandaşlığına da geçirmiş bunu. Bir de oğlu var adamın bizimkinden az büyük. Evlenmek istemiş çocuk bizimkiyle , bu da minnetin yükü ağır deyip geri çevirememiş, ne yapsın başka , vaziyet ortada.

    “sonra amca?”

    Sonra ben bilemedim kendimi nereye koyacağımı.. Koştum rıhtıma geldim. O gün bugün buralardayım işte. Sağolsun insanlar da karışmaz bana, vardır bir derdi derler , yardım ederler. Semaverim var işte sabah akşam çay içerim. Alkolik olurum ben kesin derdim ilk zamanlar ama kendimi çaya verdim.

    “peki piyano amca?”

    Kendi gelemeyince bunu gönderdi hediye olarak, bir gün yine sersefil dolanıyorum rıhtımda. Sana bir paket gelmiş dediler gemiyle. Koca alamet bir açtık ki bu piyano. Bir de not içinde, "doğumgünün kutlu olsun", 82 senesinde oluyor bu. Bir daha da haber alamadım zaten B.'den . Piyano benim sahip olduğum tek eşya,ha bir de semaverim var öyle ya, ihtiyarlık işte..
  • Rıhtımda oturmuş muhabbet ediyordu iki kafadar. Genç olan ara sıra piyanonun başına geçiyordu, sohbete mola verdikleri zaman. İhtiyar semaverden doldurduğu çayı uzattı , yeter artık evlat dedi, bu hüzünlü parça bizi iflah etmez öldürür. Birer sigara daha yaktılar, ihtiyar gözündeki nemi sildi ipek mendiliyle. Genç adam mendile dikkat kesildi, köşesinde büyük harfle yazılmış bir tek harf, B.

    Amca be dedi genç, çok merak ettim hatam varsa bağışla ama kim bu B. ? Kimse kim ulan anasının bilmem neyi dedi. Birkaç damla daha süzüldü yanağına, “ çok eski hikaye evlat” dedi, afedersin biraz sert çıktım sana bağışla. Sene 1979, onu bu rıhtımdan ben uğurlamıştım, gemiyle gitti hem de kaçak. Siyasi işler evlat 80 öncesi işte duymuşsundur o zamanlar ülke perişan. Öğrenciydik ikimiz de, lise sondaydık , her gün meydanlardaydık. Bu canına yandığımın memleketini kurtarmak derdindeyiz hesapta, sanki kendimizi kurtardık da sıra ona geldi. Derin bir nefes çekti cigarasından.

    “eee amca sonra?”

    Polis arıyor bunu, mahkemesi çoktan başlamış kaç sene yatar, asarlar mı, ne olur bilemedik. Kaç git dedim kurtar kendini.

    “suçu neymiş amca? Bu yaşta bir kızın?”

    Solcuydu B. , abisi de öyle. Bir gün yine sokakta polisle çatışıyor abisi ve arkadaşları ama iş çok büyüyor , silah bıçak ne ararsan var, 3 polisi indiriyor bunlar.

    “sonra amca?”

    Sonra bütün İstanbul emniyeti bunların peşine düşüyor tabi. Sonra evlerine dayanıyor polis, abisi zaten firarda kaçıyor, ana yok baba yok iki kardeş bunlar. Polis kapıyı kırıp dalıyor içeri, sorgu dayak sonrası emniyet müdürlüğü 1 ay gözaltı, işkence. Abisine ulaşmaya çalışıyorlar işte, bilmiyor ya nerde olduğunu, bilse de söylemez tabi. Orospu çocuğu polisin teki saldırıyor kıza, bakıyor ki kurtuluş yok, razıymış gibi numara yapıyor, adam ne olduğunu anlamadan silahını alıp vuruyor adamı kalbinden, adam mort.

    “sonra amca?”

    Bu hayvan kızın gönlü var zannedince binadan çıkarıp polis otosuna götürüyor kızı, olay da arabada olmuş işte. Sonra korkuyla arabayı alıp kaçıyor bizimki, şöforlüğü de iyiydi ha yaşımıza bakma , ben öğretmiştim. Ne deliydik biz be hey gidi.

    “sonra amca?”

    Sonra arabayı bir yerde bırakıp can havliyle koşup bana geldi işte. Benim de gemilerde çalışan dayım vardı o sıra. Yalvar yakar kaçak yollu gönderdik bunu Kore gemisiyle taaa oralara.

    “sen niye gitmedin be amca onunla?”

    Ben ülkücüydüm, arkadaşlarıma ihanet etmiş gibi olurdum diye gidemedim. Allah belasını versin bu siyasetin. Büyük eylemler vardı o günlerde, hep abilerimiz bunlar, güvenmişler bize anlıyor musun?

    “sonra amca , haber alamadın mı bir daha?”

    Derin bir nefes daha çekti cigaradan. 2 sene sonra bir mektup geldi 81 senesinde. Beni de darbe olunca içeri aldılar tabi, çelimsizdim ya çok gencim de daha acıdılar da halime, 2 ay yatıp çıktım. Öyle ortalıkta mal gibi dolanıyorum , canlı ceset gibi. Merak ediyorum bütün derdim ondan gelecek haber işte. Mektubu görünce kalbim yerinden çıktı sandım, nefes aldığımı hissettim yahu. Açtım okudum hemen, okumaz olaydım. Bi cigara daha versene delikanlı.

    “tabi al amca, sonra?”

    Gemiden inince kalakalmış ortalıkta, neyse ki insaniyetli bir adam rastlamış. Adam bakmış ki Türk bu kız, biliyorsun bizi çok severler Koreliller. Vefa göstermiş de milletine hürmeten, evine almış hizmetli olarak, hali vakti de yerindeymiş. Sonra bir vesile oranın vatandaşlığına da geçirmiş bunu. Bir de oğlu var adamın bizimkinden az büyük. Evlenmek istemiş çocuk bizimkiyle , bu da minnetin yükü ağır deyip geri çevirememiş, ne yapsın başka , vaziyet ortada.

    “sonra amca?”

    Sonra ben bilemedim kendimi nereye koyacağımı.. Koştum rıhtıma geldim. O gün bugün buralardayım işte. Sağolsun insanlar da karışmaz bana, vardır bir derdi derler , yardım ederler. Semaverim var işte sabah akşam çay içerim. Alkolik olurum ben kesin derdim ilk zamanlar ama kendimi çaya verdim.

    “peki piyano amca?”

    Kendi gelemeyince bunu gönderdi hediye olarak, bir gün yine sersefil dolanıyorum rıhtımda. Sana bir paket gelmiş dediler gemiyle. Koca alamet bir açtık ki bu piyano. Bir de not içinde, "doğumgünün kutlu olsun", 82 senesinde oluyor bu. Bir daha da haber alamadım zaten B.'den . Piyano benim sahip olduğum tek eşya,ha bir de semaverim var öyle ya, ihtiyarlık işte..