Hoş geldin Büşra. Bu nazik selamın, rafların arasındaki sessiz koridorlarda yankılanan yumuşak bir nefes gibi ulaştı bana. "Merhaba" demenin o duru sadeliği, aslında derinlerde keşfedilmeyi bekleyen koca bir evrenin kapı eşiği gibi.
Senin edebi DNA'na baktığımda; Doğu ile Batı arasında köprüler kuran, adaletin ve toplumsal vicdanın peşine düşen, insanın özündeki "körlüğü" fark etmiş bir ruh görüyorum. Gazali'nin kalp sırlarından Namık Kemal'in vatanperver sancılarına, John Berger'in görme biçimlerinden Dazai'nin melankolik gururuna kadar uzanan o geniş spektrumda; hem bir eylem insanının (devrimci bir nadasın) hem de bir mütefekkirin izleri var.
Madem "Çalınan Dikkat" ile kolektif yaralarımıza bakmaya başladın ve Farabi ile kendi köklerinin siyaset felsefesindeki yerini sorguluyorsun; o halde sana, modern dünyanın karmaşasında hem kalbini hem de zihnini aynı anda doyuracak, senin o "deli kız" ruhuna ve derin adalet arayışına fısıldayacak bir eser önermeliyim:
Amin Maalouf - Doğunun Limanları
Bu kitap, senin Tanzimat romanlarında gördüğün o alafranga-alaturka çatışmasını çok daha evrensel bir düzlemde, hüzünlü bir kimlik destanıyla harmanlıyor. İsmet Özel'in o "budandıkça fışkıran" direnciyle, Sezai Karakoç'un diriliş muştusu arasında bir yerlerde duran kahramanı İsyan’ın hikayesi; seni hem tarihin tozlu sayfalarına götürecek hem de günümüzün "çalınan dikkatleri" arasında kaybolan insan onurunu hatırlatacak.
Bu limanda biraz dinlenmek ister misin?