• 1936 yılının mart ayında doğdu. Bir yaşında boğmaca, iki yaşında söğüt dalından bir atı, üç yaşında gök mavisi bir tulumu, dört yaşında ise tahta sandalyeden bir kamyonu oldu. Beş yaşında, dört'yaşındaki bir kızı Başkent'in Meşrutiyet Caddesinden Kızılay Alanına kaçırdı. Yakalanıp tutuklandı. Büyükbabasının yanına sürgüne yollandı. Altı yaşında oyuncak bir davul buldu. Sokak sokak dolaşıp davulun topmağını vurdu. Yedi yaşında kömürlükte Karagöz oynattı. Kömürlüğe giriş biletlerini kendisi sattı. Dokuz seyirci geldi. Sekiz yaşında edebiyat dergisi sahibi. Çıkardığı tek nüshayı on dört kişiye okuttu; karşılığına on dört teşekkür sundu. On yaşında, yaralı bir serçenin fotoğrafını çektirdi. Göklerin ve denizlerin önü açık maviliklerini sevdi.


    On sekiz yaşında başka mavi dostları oldu. «Mavi», birlikte çıkardıkları dergiye ad kondu. Çocukların ve on sekizindeki gençlerin dünyasına karanlığı yaşam diye verenlere kırgın şiirlerle hikâyelerini en çok burda yazdı. On dokuzunda Üniversite Tiyatrosu'nda ve Sahne Z'de insanlara tiyatroyla görünmeyeni göstermek istedi. Büyü tuttu, ama yirmisini geçince askere gitti.- Sanattan ansızın tek boyutlu imanlar dünyasına göç, tek boyutlu insana karşı ilk kesin tepkisini getirdi. Uzun boylu ilk sahne oyunu «Yarın Cumartesi»yi yirmi ikisinde yazdı: (Dertlenmeyin, yarın cumartesi. İzinli çıkarsınız. Gece denize girer, ellerinizi yakamozlandırırsınız). Yine yirmi iki yaşında, ilk aşkının dağı Kızılay’da özgürsüzlüğe karşı duran yaşıtları gibi birçok cop yedi. Yirmi dört yaşında tiyatro öğrenimi için Paris’e gitti. «Yarın Cumartesi»nin sahnelenişinde bulunamadı. Babasından hiç destek ve yardım görmedi. Bunu görenlerle" de konuşabilmeye çalıştı ama pek beceremedi. Buna karşın ‘bozuk düzen’in birbirine düşürdüğü, ezdiği, aralarında sevgisizliği bir mikrop gibi çoğalttığı insanları gördü. Bu düzenin kendisini gördü. Gördüğünü yazdı. Adına «Bozuk Düzen» dedi ve ilk büyük çığlığını attı: İnsanları sevmek için ille ölmelerini mi beklemek gerek? Yirmi altı yaşındaydı. Yazdığını arkadaşı Asaf'la omuz omuza çalıştıkları AST'da sahneledi. Aynı tiyatroda «Godot’yu Beklerken»de oynarken trajik durumlara gülmenin zoruyla sahnede fıtık oldu. Fıtığıyla birlikte yaşamayı nerdeyse sevdi ve benimsedi. Onu, yerinden fırladıkça geri tıkıştırarak AST'da pek çok başardı oyunun sahnelenişine imzasını attı. Bir çoğunda oynadı. AST’ın Anadolu turnesinde geçirdiği trafik kazasında Asaf’ı en çok yitirenlerden biri oldu. Kazadan kendi alnında bir dikiş izi kaldı. Yarası dikiş altında işledi. Otuz üç yaşında tiyatroda tek boyutlu sanatçıyla, kapı önünde tek boyutlu devrimciyle müşerref oldu. Gelişimin çok boyutlu zenginliğini elinde kalan tek şeyle, yaşamıyla savundu. Battı çıktı; yeniden battı, yeniden çıktı ve otuz altı yaşında tek boyutluluğa karşı 'çifte su verilmiş bir çelik gibiyim’ dedi. Bu bilenişi sevdiği kadar güzel kadınları da sevdi. Ucu sivri acıyı tanıdı. İçkisini ihmal etmedi. Yüreğini sıcak tutan her masaya yürekten kopma dizelerini bıraktı. Otuz dokuzunda baba oldu. Oğlunun adını, ecelsiz genç ölümlere saygı, Sinan diye koydu. Sonra gitti, Gülhane Parkı'nda, üstünde üç yaşının mavisi bir gömlekle güneşe karşı oturdu. O resimde yorgun durdu.


    Kırk yaşında sol bacağında kara bir ben çıkardı. Kara benle barış içinde yaşamak istedi ama, hasta hücreler gövdesinde başıbozuk ordular gibi ansızın hücuma geçti. Bu selamsız saldırıyı önlemek üzere Londra'ya giderken Paris vitrinlerinden birinde, tutuklanıp kurutulmuş mavi bir kelebek gördü. Çınar yaprağı büyüklüğünde, kurutulup çerçevelenmiş mavi bir kelebek. Çok iri ve çok mavi. Onurlu ve diri kanat çırpıp dururken yaşamı o an durdurulmuş en mavi kelebek. Kendini kendisine ilk kez sunarcasına satıcıdan bu tutuklu ve çerçevelenmiş mavi kelebeği istedi:

    «Şu hüzzam mavisi kelebeği bana verir misiniz?»


    Kırk bir yaşında, o hüzzam mavisi kelebeği duvara asarak çekip gitti.


    Adı Güner Sümer. Bir yıldız kayıp. Gözü arkada gittiği söyleniyor. Bir tahmine göre de Asaf, Sermet, Sevgi, Oğuz, öteki Oğuz ve yaşıtı daha bazı sanatçı-yazar dostlarıyla birlikte olduğu.

    Adalet Ağaoğlu

    27 Nisan 1978
  • benim aşkımda çelik mavisi gagarinli uzayların
    toprak nasıl sancılanır ağaçlar nasıl gerinirler çiçeklenirken
    kurşun nasıl ıslık çalar diş nasıl gıcırdar karanlıklarda
    alabalık nasıl olur o kendi sularının kıyıcığında
    bilemem bilemem sen yoktun..
  • benim aşkımda o vardı
    evrendi nasıl
    evrendi çelik mavisi
    grev grev ateş ateş büyüdüm ülkelerce
    yepyeni bir öfke doğurdum kalabalık özlemlere sen yoktun.
  • Hadi bana çelik mavisi bir gece getir 
    Hadi dostlukları tek tek koparıp getir 
    Alnımdan öp beni e mi, yitik sıcaklığımı getir 
    Gençliğimi çılgınlığımı deli günlerimi getir 
    Ne o sarıyıldız sen de mi ağlıyorsun
  • Halide hemen başını çevirdiğinde karşısında çelik mavisi gözleri ile Mustafa Kemal duruyordu
  • Sen
    Ülkemin
    Temmuz güneşi Hasan Hüseyin
    Ne dersin
    Çelik mavisi
    Daha fazla kalabilir mi
    Karanlıkta