• Ben Hrant'ı düşündüğümde,hep onun "Su çatlağını buldu" hikayesini hatırlarım. Benim icin o, Mevlâna, Yunus Emre ve Haci Bektaş-i Veli'nin temsil ettigi Anadolu Hümanizması'nin devamıdır. Bu topraklara birdaha onun gibisi gelir mi bilmem.
    Tuba Çandar
    Sayfa 429 - Everest
  • Selamaleyküm, dostlar. Necip Tosun’dan Okurlara Emanet Hikâyeler var. Türk öykülerinden 13 hikayenin farklı bir yorumu ve hikayesini yazmış.

    Emanet Hikâyeler, öykücü, eleştirmen; Necip Tosun’un kaleminden çıkan on üç hikâyeden oluşan bir kitaptır. Aslında on üç durak desek, yeridir. Tosun; güneşin ışığından, yağmurun ıslaklığından, rüzgârın serinliğinden, kışın soğuğundan aldığı havasıyla Anadolu’ya farklı zamanlarda rotasını çizer. Bu rotada Tosun’un on üç hikâyeciden aldığı, on üç hikâyeyi emanet alır. Kendisinden emanet hikâyelere; biçim, kuram tane tane işledi. Bilinmişin ötesine gitmeye çalışıldı. Böylece farklılığı yakaladı, desek yerinde olacak bir cümle olur. Güçlü bir niyetle yola çıkan Tosun, okurlarını bu yolculukta yoldaş olmalarını istemektedir. Keza okur bu yolculukta on üç durağı gezecekler.

    On Üç Durak

    Birinci durak, iki yüreğin bir ses olup muhabbetle cay içtikleri bir tablodur. “Dağların Çağrısı” başlığıyla selamlar. Tosun, okura Tanpınar’dan; zaman, müzik ve rüya ile bütünleşen udi karakterinin hikâyesini hatırlatır. İki kişinin konuşmasıyla başlayan, ikisinin iç âlemlerinde hemhal oldukları şöyle: “İnsanın kendinden kaçarken öteki kendine çarpması ve kendine çarpınca uyanması.” Diye açıklar. İki kişinin bir birine nasıl gönül aynası olduğunu, eminim bunu okur da fark edecektir. Gönüldaşlığın, dostluğun hikâyesidir.

    İkinci durak, “Yorgun Irmak” Mustafa Kutlu’yu bize hatırlatır. Dahası ailesini yıllardır ihmal eden, bütün dünyasını evindeki bir bahçeden, ağaçlardan ibaret gören yaşlı bir adamla ve babasına sitem eden bir oğlun hikâyesidir. Bahçede ırmak olan ve tamamlanmış bir ömrün yorgunluğunun resmedilmiş halidir, Kutlu’nun kaleminden doğa aşığı olan, o yaşlı adam.

    Üçüncü durak, “Boşluğun Sesi” ile Oğuz Atay’ın araftaki derin sesidir. Atay, hep Albayım, diye seslendi. Yani bize seslendi. Kaleme aldığı sesini, herkese ulaşacak, kalplere değecek zannetti. Sesini okullarda, evlerde, otobüslerde Doğu’da ve Batı’da yankılanacağını zannetti. Acılara, haksızlıklara, kaoslara çare olacak, yaraları saracak, âşıklara dil, yoksullara ekmek, zenginlere merhamet olacak, zalimleri utandıracak, ezilenlere güç vereceğini zannetti. Atay bu beklentilerle yıllarca yazdı yazdı. Ama olmadı. Atay’ın sesini kimse duymadı. Tosun, bu hikâyesiyle bir dirhem Atay’ın sesi olmaya çalıştığını, okurlar bu kitapta görecekler.

    Dördüncü durak, Tosun “Körebe” hikâyesiyle Adalet Ağaoğlu’nun hikâyesini farklı bir boyuta taşır. Dayı ile yeğenin konuşmaları vardır. Yeğen yani genç bir kız taşrada yalnız, hayatın kıyısında dayısının onun duygularına tercüman olduğunu göreceğiz.

    Beşinci durak, Hulki Aktunç’un “Hayata Düşmek” hikâyesidir. İntiharın eşiğine gelmiş, bir işçinin hikâyesi anlatılır.

    Altıncı durak, sokaklarda alışık olduğunuz yoksul, kimsesiz iki gözyaşı damlası akıtan bir çocuğun hikâyesidir. Orhan Kemal’in “İki Damla” hikâyesinin farklı bir üslubudur.

    Yedinci durak, Bilge Karasu’nun “Teneffüs” hikâyesidir. “Bir, iki, üç, dört...” diye başlayan ve devam eden kelimelerle Karasu’nun kendi hayat hikâyesini anlattığı bir hikâyedir.

    Sekizinci durak, Rasim Özdenören’in “Sur Nefesi” hikâyesidir. Kaybolmuş, bastırılmış, her şeyi çözecek kurtuluş sesi bekleyen bir kahramanı anlatır. Bu ses, kıyametin sesidir yani sur nefesidir. Hikâyede kıyamet korkusuyla yaşayan ve bu korkuyla ölen bir kahraman anlatılır.

    Dokuzuncu durak, “Şehrin Sesleri” hikâyesinde İstanbul’un sesi anlatılır. İstanbul’un bir gezginin bakış acısıyla anlatılır. Sait Faik’in bu hikâyesi ile İstanbul’u okura resmeder. İstanbul gezilir, görülür ve yazılır.

    Onuncu durak, bir tatil kasabasında Küçük Berivan adında, altı yaşında yüzünün yarısı yanık bir kız çocuğunun varlığından haberdar eder, bu hikâyesinde Ferit Edgü. Koca bir adam ile küçük bir kızın yarım günlük bir vakitte yaşadıklarını anlatır. Yoksul ama yüreği zengin, babasız ama onurlu, yüzünde tatlı bir gülümseme ile Küçük Berivan’ın hikâyesi anlatılır.

    On birinci durak, Kemal Tahir durağıdır. Hikâyenin sayfalarında Cem Sultan’ın hikâyesi vardır. Cem Sultan’a zehir verilmiş, bu kâfir ilinde... Bana hekim değil, dua lazım diyen inancın ülkesinde bir sultan. Osmanlı ülkesinde sultan olmayacak ama kalbin/inancın ülkesinde bir sultan olacaktır. “Cem Zehiri” hikâyesini bir zamanlar yazan Kemal Tahir, Necip Tosun’un kaleminden tekrardan farklı bir rota ile yazıldı. Bir inançlı sultana vefa olacak.

    On ikinci durak, “Bahar ve Kelebekler” hikâyesidir. Balkan Savaşları’nın akabinde yaşanan büyük göç ve seferberliğin hikâyesidir. Ömer Seyfettin; Balkan Savaşları’nda savaşan, Yunan’lara esir olan, bir Balkan gazisidir. İlk hikâyelerini Selanik’te sürgün hayatında yazmaya başladı. “Bahar ve Kelebekler” hikâyesin de Balkanları kaybetme acısını yaşayan, bir seyyahın gözüyle yaşadıklarını anlatır.

    Son durak, on üçüncü duraktır. “Bir Hikâye Kalır Geriye Her Şeyden” sonların, ayrılıkların, biten dostlukların hikâyesini anlatır, Selim İleri. Geriye kalan; biriktirerek değil, silerek yol alıyordu insan, diye yazar kitapta. Okurun merakına bir veciz çiziyor, Selim İleri. Sonra her şey kendi mazeretini üreterek bitiyor, bir hayat bir kadere düşüyor ve kendi acısıyla kardeş oluyordu. Sonra bir hikâye kalıyordu geriye her şeyden. Diye biter, “Emanet Hikâyeler”.

    Uzun bir yolculuktan sonra tamamlanan on üç duraktan sonra emanet alınan hikâyeler, emanetçilere verilir. Yani heybesinden okura; gönül zenginliklerine güzellik, ağız tatlarına dil tatlılığı vererek, emanet edilmiş hikâyeler verir, Necip Tosun.

    Necip TOSUN, Emanet Hikayeler, Dedalus Yay., İstanbul, Mart.

    Yunus ÖZDEMİR. Saygılar...
  • Nilgün Bodur'un kitabının 7.0 derecesinde puan aldığı bu sitede bu muazzam kitabın 7.7 almasın çok normal.
    Bilişim sektörüne veri madenciliği, veri analizi, Blockchain gibi
    alanlara ilgisi merakı olanların okuması gereken yegane kitaplardan.

    Verinin altından değerli olduğu bu zaman da bilinç oluşturabilecek bir kitap

    Söz konusu veriyse kimseye güvenemezsiniz
  • 632 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Kitap günümüz teknolojisi özellikle dijital dünyanın hayatımızı nasıl ele geçirdiği, verilerimize sürekli nasıl eriştiği, bizlerin birer müşteri değil ürün olarak dünyaya nasıl sunulduğumuzu ve bu ilerleyişin daha ne gibi kötü sonuçlar doğurabileceği gibi konular üzerinde duruyor.
    Kitap başlarda oldukça akıcı ve güzel ilerledi. Karmaşık bir anlatım biçimi ve dili yok. Hatta ilgi çekici noktalar ve yeni öğrendiğim bilgiler de oldu. Fakat kitap bir yerden sonra sürekli kendini tekrara düşüyor ve bu durumda sıkıyor.
    Dijital dünya hakkında detaylı bilgi, dijital dünyanın nereye gittiği hakkında merakınız varsa okumanızı tavsiye ederim.
  • en iyi yayınevlerini sıralarken çeviri, fiyat, editörlük, dizgi, baskı, ulaşılabilirlik, kitap seçimi gibi faktörlerden sadece birini alıp "en iyi" sıfatını bunun üzerine kurgulamak haksızlık olur.

    benim naçizane değerlendirmelerim şu şekilde: (sayılar sıralama amacıyla değil okurken kolaylık olsun diye. yanlış anlaşılmasın)


    1- iletişim yayınları

    edebiyat çevirisi konusunda en önemli iki dilde türkiye'nin en iyi çeviri kadrosuna sahip olduklarını düşünüyorum. bunların ilki rusça. ergin altay ağırlıklı olmak üzere mehmet özgül, mazlum beyhan, leyla soykut gibi tümü başarılı çevirmenlerle çalışıyorlar. diğer dil ingilizce'den yaptıkları çevirilerde de murat belge, fatih özgüven, tomris uyar gibi yine hepsi önemli çevirmen/edebiyatçıların imzaları var. çeviri dışında editör/redaktör ekibi de oldukça başarılı, mesela dünya klasikleri serisinin editörlüğünü uzunca bir süre orhan pamuk götürmüştü. zaten yayınevinin başında murat belge gibi türkiye'nin en birikimli edebiyat tarihçilerinden (siyasi görüşünü cartını curtunu bir kenara bırakıyorum) biri var. ayrıca birçok kitabında önemli edebiyat kuramcılarının ve yazarların önsözlerini/sonsözlerini bulmak da mümkün. türk edebiyatında ise oğuz atay, ihsan oktay anar, sevgi soysal, hasan ali toptaş, yakup kadri karaosmanoğlu şeklinde muazzam bir kadroları var, şimdiki gençliğin meraklısı olduğu filinta takımı (afili filintalar) da cabası. siyasi tarih konusunda da çok başarılılılar. zaten bu iki konuda rakipleri can'ı çok geride bırakmış durumdalar.

    kitapların ulaşılabilirlik açısından da pek bir problemi yok. sadece yüksek fiyat politikaları iletişim'in kitaplarının ufak kitapçılara düşmesini biraz engelliyor. gerçekten de fiyatları oldukça yüksek olmasına karşın kitapların sayfa sayısı arttıkça rakipleriyle arasındaki fark kapanıyor, hatta 1000 sayfalık bir kitabı (mesela karamazov kardeşler) can yayınları'ndan daha ucuza sattıklarını görmek mümkün. dizgi kalitesi de son derece başarılı olan bu yayınevinin kapak kalitesi (yazı boyunca kapak kalitesi kriterinden kastım kitabın ciltleme kalitesi olacak, 'ciltli kapak' çağrışımı yapmasın diye ayırıyorum) ise en büyük eksiyi alıyor bana göre. muhteşem çeviriler tamam, muhteşem editörlük tamam ancak 2 okumada haşatı çıkacak bir kapak kalitesi kabul edilebilir gibi değil. "kitap dediğin şey evladiyelik olmalı, torunum bile aynı kitabı okumalı" diye düşünüyorsanız onca artısına rağmen iletişim yayınları size uymayacaktır. baştan söylemiş olayım. bir de stanislaw lem'i lehçe'den filan değil, ingilizce'den çeviriyorlar, gözümden kaçtığını sanmasınlar.


    2- can yayınları

    iletişim ile aşağı yukarı aynı siklette olan bu yayınevi modern dönem (1910 sonrası) ve çağdaş dönem (1960 sonrası) için iletişim'den bence bir tık önde. franz kafka, albert camus, thomas mann, george orwell, gabriel garcia marquez, jose saramago gibi yazarlarıyla yakın tarih için daha çeşitli bir seçki sunuyor gibi. bunun yanında krem renkli ve nispeten daha kalın kapaklı klasikler serisiyle dostoyevski, tolstoy, balzac, hugo, dickens, austen gibi dev isimleri de atlamamış oluyorlar. çeviri konusunda ise rusça ve ingilizce dışında yeterince zengin bir çeşitlilik sunmayan iletişim'i geçmiş durumdalar. rusça çevirilerde iletişim'in çevirmenleri dışında nihal yalaza taluy çevirileri de mevcut. ingilizce'de nihal yeğinobalı, celal üster; fransızca'da tahsin yücel, selahattin hilav; almanca çevirilerde ahmet cemal, kamuran şipal gibi dev isimlerle çalışmışlar vaktiyle. tahsin yücel'i eski türkçe kullandığı için sevmeyenler tabii var ama sen ülkece onun kadar aktif bir fransızca çevirmen çıkartamadıysan, bugün hala onun çevirilerine mahkumsan bunun sorumlusu tahsin yücel değil. bunun yanında ispanyolca, italyanca gibi dillerden de birçok önemli yapıtı başarıyla türkçe'ye çevirmişler.

    editoryal açıdan da iletişim'in pek gerisinde olmayan can yayınları sayfa sayısı az olan kitaplarda iletişim'den daha ucuz bir fiyat skalasına sahipken, sayfa sayısı arttıkça fiyatlar iletişim'i geçmeye başlıyor. fakat benzer materyali kullansalar da iletişim'e nazaran daha iyi kapak kalitesine sahip olduğunu düşünüyorum, yıpranmaya daha dayanıklı kitapları var, dolayısıyla fiyat farkı çok can sıkmıyor. klasikler serisi ise daha kalın kapaklı, ciltli olmasa da ortalamanın biraz üstünde. bir de eski düz beyaz, minimalist tasarımları güzeldi, rafta bir can yayınları kitabı olduğunu uzaktan görüp anlamak kolaydı. oturup kitabı seyretmek için değil, kitapçı rafında fark edebilmek için önemli bu. muhtemelen yeni kapaklardan sonra satışlarında belli bir düşüş olmuştur. yeni tasarımları güzel olsa dahi renkli olduğundan insanlar fark edemeyebiliyor.


    3- yapı kredi yayınları

    benim en sevdiğim yayınevlerinden biri bu. belki de yaşadığım şehirde kendi kitabevi bulunduğu ve her kitabı %20 indirimle alabildiğim içindir. can yayınları'na göre daha seçici davranıyorlar. bu yönüyle insanlarda can ve iletişim'in artıklarını yayınladıkları düşüncesi hasıl olabilir ancak roza hakmen'in çevirdiği kayıp zamanın izinde ve don quijote, nevzat erkmen'in çevirdiği ulysses, ahmet cemal'in çevirdiği niteliksiz adam gibi dev eserlere girişmek herkesin harcı değil. bunlara cesaret edip başarılı olmak bence saygı duyulacak bir iş. kazım taşkent klasikleri dışında türk edebiyatında sait faik abasıyanık, sabahattin ali, yusuf atılgan gibi öykücü/romancıların yanında şiir derlemeleriyle de (başta ikinci yeni) yabana atılamayacak işler yapıyorlar. çeviri konusunda zaten yukarıdaki örnekleri verdim, onun dışında çavdar tarlasında çocuklar'ı can yayınları'nın kötü çevirisinden kurtarmış olmaları bile takdire şayan.

    yıllarca enis batur'un etkisi altındaydılar, eb'den sonra orhan pamuk'u transfer etmiş olmaları editoryal açıdan da bir gelişim sağlayacaktır diye düşünüyorum. iletişim pamuk'u bu yönde kullandıysa, yky de geri kalmayacaktır muhtemelen. kapak kaliteleri iletişim'den de, can'dan da daha iyi çünkü daha sert bir materyal kullanıyorlar, kolay kolay zarar görmüyor kitaplar. bunun yanında kendi ayraçları da var; herhangi bir şeyi ayraç olarak kullanamayan, illa ki hususi ayraç isteyenler için güzel bir çözüm. fiyat politikaları ise bana kalırsa önceki iki yayınevine göre daha anlaşılır seviyelerde. belki indirimin de etkisi vardır bunda, bilemiyorum. ayrıca delta ismiyle çıkardıkları, ciltli kitapları da var. gerçekten çok uçuk fiyatlara satıyor olsalar da tasarımları oldukça güzel. ancak sarı ve yırtılmaya çok müsait yaprakları nedeniyle pek tercih edilesi değiller.


    4- iş bankası yayınları

    birçoklarının en favori yayınevi. nasıl olmasın ki; hem müthiş bir klasikler koleksiyonu var, hem çeviriler güzel, hem ciltli kapak seçeneği var, hem de fiyatlar ucuz. üstelik kendi kitabevinden alırsanız daha da ucuz oluyor. hasan ali yücel klasikler serisinden çıkardıkları kitaplar gerçek anlamda klasik eserlerden oluşuyor; romanın yanında deneme, oyun, şiir klasiklerini de bünyesinde barındırıyor. fakat modern ve çağdaş edebiyat alanında rakiplerinin çok gerisinde kalmaları büyük bir dezavantaj. modern klasikler serisi henüz çok dar, pek fazla gelişecek gibi de durmuyor açıkçası. zaten gelişmesin de, iki üç yazar transfer edecekler diye fiyat politikalarının değişmesini istemeyiz, ben istemem en azından. editoryal anlamda diğer rakiplerinin "ünlüler kadrosu"na pek yanaşamamış olmaları dışında çeviri alanında da başarılı bir yayınevi olduğunu düşünüyorum.

    rusça çevirilerde iletişim ve can ile hemen hemen aynı kadro var (sadece çehov'u ataol behramoğlu'na çevirtmişler). fransızca, ingilizce çevirilerde sabahattin eyüboğlu ve vedat günyol gibi isimlerin egemenliği hakim. karton kapakları yky ile aşağı yukarı aynı, ancak ciltliler gerçekten iki-üç nesil kullanılabilecek kalitede. üstelik ciltliler internet alımlarında ya da kendi kitabevinden indirimli alımlarda can ve iletişim'in klasikleri ile aynı fiyata geliyor. yalnız kapak tasarımı/görselliği konusuna takıntılıysanız (neden olasınız, orasını bilmiyorum) iş bankası yayınları tümü aynı tasarımlarıyla sizleri tatmin etmeyecektir, söyleyeyim. kapağın görünüşüne bakarak kitap seçiyorsanız içimden "beter olun" demek geliyor ama gördüğünüz gibi demiyorum. ehe.


    5- ayrıntı yayınları

    onlarla ilgili tanımım ismiyle çağrışımlı olacak, "ayrıksı yayınevi" kendileri. gidip öyle herkesin sevebileceği kitapları basmazlar, nerede bir kült kitap var hep bunların çatısının altından çıkar. yeraltı edebiyatı, lacivert kitaplar, felsefe/sosyoloji seçkileriyle ve felsefi içerikli romanlarıyla kendine özgü, sadık okur kitlesi yaratabilen ender yayınevlerindendir. ancak, bütün bu hoşluklarına rağmen kendileriyle bir hayli sıkıntılarım da var. öncelikle en önemli işlerden birini, çeviriyi pek sallamıyorlar. orijinali ingilizce, fransızca olmayan bir kitabı kendi dilinden çevirdikleri pek görülmüş şey değil. gerçi en azından hangi çevirinin esas alındığını yazıyorlar, bunu bilip alıyorsunuz, zira onu yapmayan da var. (oda yayınları diyeyim ama benden duymuş olmayın) çevirinin bu kadar önemli bir iş olduğunu belirtmişken bu kabul edilebilir bir şey olmasa da, özgün editoryal çalışmaları, seçkileriyle türkiye yayıncılığında önemli bir boşluğu doldurduklarını düşünüyorum. kapak kalitesi nispeten iyi olan bu yayınevinin eski kitaplarında saman kağıt kullandığını görebilirsiniz. kapak görselliği, ayraç haricinde saman kağıdı kokusu fetişiniz de varsa bu yayınevi de tam size göre. yalnız fiyatları bana biraz tuzlu geliyor. bir de dizgisi bazı kitaplarda gerçekten kötü olabiliyor, bir istikrar yok o konuda.


    6- metis yayıncılık

    ayrıntı ile aşağı yukarı benzer bir yayın politikasına sahip yayınevi. felsefe/sosyoloji yayınlarında önemli eserler çıkarmış durumdalar. bunun yanında ursula k le guin'in kitaplarını, tolkien'den yüzüklerin efendisi'ni filan basıyorlar. elif şafak zamanlarında fiyatları biraz yukarı çekmişlerdi diye hatırlıyorum, şimdilerde tekrar mantıklı sulardalar. editoryal açıdan ve kitap seçimi konularında sol görüşe biraz yatkın olduklarını düşünüyorum, sel yayıncılık kadar olmasalar da. kapakları kaliteli, tasarımları da güzel.


    7- sel yayıncılık

    hazır adı geçti, öne çekelim bu yayınevini de. sol görüşe yatkın dedim, belki alakası bile yoktur ama genel itibariyle kitap seçkileri ve fiyat politikaları bana öyle oldukları izlenimini veriyor. küçük iskender, ah muhsin ünlü gibi şairleriyle, john steinbeck, truman capote gibi romancılarıyla, alain de botton serisiyle, ayrıntı'dan arta kalan yeraltı edebiyatı kitaplarıyla farklı dallardan ortaya karışık bir şey yapıyorlar gibi ama fiyatları gerçekten uygun olabiliyor. tek tük, arada kalmış kitapları da basarak onların da bir eksiği doldurduklarını düşünüyorum, "bunu biz daha iyi yaparız" diyerek anlamsızca boylarından büyük işlere (bkz, bir sonraki yayınevi) soyunmuyorlar.


    8- ithaki yayınları

    ben bunları yayıncılığın pegasus'u (pegasus airlines) olarak görüyorum. kitapları tek tek, içerik olarak ele aldığınızda oldukça başarısız, özensiz çalıştıklarını söylemek uygun olur. fakat o kadar hızla büyümeye çalışıyorlar, o kadar çok konuya el atıyorlar ki kayıtsız kalmak mümkün değil. bolca fantastik/bilimkurgu, distopya, edgar allan poe, biraz boris vian, biraz althusser, biraz jules verne klasikleri, biraz da kemal tahir derken abandone oluyorsunuz. arada garnitür niyetine kafka, varlık ve hiçlik, komünist manifesto da çıkartıyorlar. yani ne yapmaya çalıştıklarını anlamak mümkün değil. fakat özellikle edgar allan poe öykülerinin çevirisinden aldıkları eleştiriler, boris vian kitaplarında her yönden yarattıkları fiyasko, fantastik/bilimkurgu başta olmak üzere dizgi konusundaki rezillikler bu yayınevini benim nazarımda çöp statüsüne sokuyor. fantazi/bilimkurgu meraklılarını memnun etmeleri de benim için hiçbir şeyi değiştirmiyor. gerekirse 2 tane kitap basarsın ama yaptığın işin başarısına/özenine herkes saygı duyar. bin tane kitabı özensizce ortaya dökünce başarılı olunmuyor.


    9- cem yayınevi

    en köklü yayınevlerinden biri. zamanında klasikler denince akla ilk gelen yayınevi buymuş. hatta klasikleri ciltlere bölerek yayınlamışlar. fakat birçoğu orijinal dilinden çevrilmemiş, anlaşılır bir türkçe de pek kullanılmamış, haliyle cem'in eski basım klasikleri bugün sahaflarda oldukça düşük fiyatlara gidiyor. çok fazla haşır neşir olduğum bir yayınevi olduğunu söyleyemeyeceğim ancak kafka okunacaksa, kafka'yı türkçe'ye en iyi çevirenlerden (ahmet cemal'den daha iyi olmamakla birlikte) birinin, kamuran şipal'ın kafka çevirileri buradan çıkar. aynı zamanda rainer maria rilke'yi de çevirmiştir şipal, onun da külliyatı cem'dedir. bu ikisinin (kafka ve rilke) de bütün öykülerini güzelce ciltleyip tek birer kitapta satma şıklığını da gösterirler ayrıca. bir de siyasi ve felsefi klasikleri de hala basıyorlar, yanılmıyorsam saman kağıdına üstelik. fetişlerine duyurulur.


    10- remzi kitabevi

    kendi yayınlarını satan (bildiğim kadarıyla indirim filan yapmıyorlar) kitabevi zinciri olan bu yayınevi ecnebilerin "non-fiction" dedikleri kurgusal olmayan her tür yayında önemli bir ekole sahiptir; siyasi-felsefi-sosyolojik-deneme yayınları çevirisinden ve özellikle de editörlüğünden şüphe duymadan alınılabilir. kurgusal konularda artık fazla öne çıkan bir kitabevi olmamasından mütevellit okuyucu kitlesi de diğer yayınevlerine göre biraz farklıdır. bir tek john steinbeck'i görebildim ben romancı olarak. bir de yerlilerden ayşe kulin, zülfü livaneli filan var sanırım.


    11- altıkırkbeş

    tümüyle ayrıksı, hatta çoğunluğa marjinal gelen metinlere ağırlık vermeleri çok hoş olsa da bunları düzgün bir çeviriyle birleştiremedikten sonra bir kıymeti kalmıyor. elimde sadece uçan spagetti canavarı'nın kutsal kitabı çevirileri var, dürüst olayım onda bir problem göremedim. fakat bunun dışında tasarımlarıyla dikkatimi çekip açıp incelememe vesile olan kitaplarında redaksiyon hatalarından, düşük cümlelerden göz gözü görmüyordu. bazı kitaplarında gerçekten ucuz fiyatlar oluyor ama bunun açıklamasının çeviriyi üç kuruşa ona buna yaptırmaları olduğunu düşününce yine bir anlamı yok. incecik bazı kitapları ise anlamsızca kırmızı ciltlere basıyorlar, parayı oradan kırmaya çalışıyorlar. bu yönüyle özgünlüğü başarıyla birleştirmekten çok uzaklar.


    12- kırmızı kedi yayınları

    aynı remzi gibi birkaç yerde kendi kitaplarını da sattıkları mağazaları var. remzi'nin aksine kendi kitapları indirimli, %20 gibi bir şey olması lazım. virginia woolf, sylvia plath, inci aral gibi feminist yazarlar ve jose saramago dışında dikkatimi çeken bir yayınları olmadı. kapaklarda kullandıkları materyal kendilerine özgü, tırtıklı karton gibi bir şey kullanıyorlar. woolf'ta iletişim gibi bir rakipleri var ancak fiyatların daha ucuz olması avantajları. yalnız iletişim'de woolf'u tomris uyar çevirirken, kırmızı kedi'de genellikle ilknur özdemir çeviriyor. cv'si güçlü ancak tartışmalı bir çevirmen. ulusalcı kanattan gazetecilerin kitaplarını da basan bir yayınevi aynı zamanda.


    bundan sonrakileri ancak birkaç kelimeyle özetleyebilirim, yoksa bitmez bu entry
    agora kitaplığı: özellikle sinema kitaplığı ve emile ajar (romain gary) kitaplarıyla saygın bir iş yapıyorlar.

    say yayınları: felsefe/sosyoloji yayınlarında öne çıkan bir yayınevi. fakat bastıkları hemen her kitabı daha iyi basan (çeviren, edite/redakte eden) başka yayınevleri var. nietzsche külliyatı düşünce itibariyle parmak ısırtsa da aynı şey onun çevirileri için de geçerli.

    oğlak yayınları: aklıma direkt rekin teksoy'u getiren yayınevi. orijinalinden ve kesip/biçilmeden çevirilen decameron, ilahi komedya gibi klasiklerin yanında marquis de sade ve birkaç fransız klasiğini de başarıyla türkçe'ye kazandırmaları takdire şayan.

    payel yayınevi: sadece elias canetti çevirileri bile yeter ama yetmemiş sigmund freud'u da çevirmiş adamlar. eli öpülecek insanlar.

    kırmızı yayınları: özellikle şiir seçkilerinde belki de en başarılı yayınevi. sadece kitaplarının ele, çantaya, rafa uymayan tasarımlarından, manasızca beyaz kağıda basmalarından ve uçuk fiyatlarından şikayetçiyim. yoksa bilirler, severiz.

    mitos boyut: tragedya diyorum, komedya diyorum, tiyatro diyorum, olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu diyorum. başka da bir şey demiyorum zaten.

    dost kitabevi yayınları: dost kitabevi'ni severim, sayarım ama hemen hiçbir kitabının baskısının bulunamamasına ne gibi bir açıklama getiriyorlar onu bilmiyorum. mesela kurt vonnegut kitaplarının telifini alıp basmamak gibi bir stratejileri var. gerçi cep boyutundaki tematik kitapları güzel, hemen şeyetmeyelim. (kurt vonnegut şu sıralar can ve april yayınları tarafından basılmakta)

    kabalcı yayınevi: en sevdiğim yayınevlerinden biri ama daha fazla çevirisini görmek istiyor insan. felsefe ve siyaset tarihi kitaplarını çok iyi çevirilerle ancak pahalı satıyorlar (çünkü yanında orijinal metni de tutuyorlar genellikle). bir de otostopçunun galaksi rehberi var tabii. kitaplarının kenarındaki k sembolünü yidiğim.

    tübitak yayınları: kurum olarak tübitak eleştirilse de halen bilim tarihine dair önemli kitapları basıyorlar, buna evrim kitapları da dahil. devlet destekli olmasının da etkisiyle fiyatları uygun, ciltli üretimleri bile son derece makul.

    everest yayınları: bu yayınevinde benim dikkatimi çeken üstat ile margarita çevirisi olmuştu. yeni nesil rus dili çevirmenlerinden sabri gürses'e yanılmıyorsam ödül kazandırmış bu çeviri. ayrıca muhteşem gatsby çevirileri de beklediğimden çok daha iyi çıkmıştı. görünen o ki türk edebiyatında da bayağı iddialılar, en azından işin satış boyutunda.

    doğan kitap: hala türkçe'ye çevrilememiş şeytan ayetleri'ni bile çevirip bassalar benim gözümde kıymetleri yok. o fiyatlarla olmaz çünkü.

    e yayınları: iki çevirisini okudum bu yayınevinin. ilki günlerin köpüğü'ydü, keyif aldım. diğeri boyalı kuş'tu, pek sevemedim. (çevirileri kastediyorum) kitaplarının dizgileri genel olarak kötü, bence biraz düzeltmeliler.

    altın kitaplar: eskiden klasikleri güzelce üstelik ciltli basan bir yayıneviyken bugünlerde stephen king, agatha christie, dan brown ile işi götürüyorlar gördüğüm kadarıyla. mangırların tadı tatlı geldi herhalde.

    Ekşi şeyler den alıntıdır.

    https://seyler.eksisozluk.com/...n-en-iyi-yayinevleri
  • İÇİNDEKİLER

    ÖNYAZI

    Rasim Özdenören/Bir Şiirin Aşılması / 5

    ŞİİRLER

    Faruk Uysal/Çil Müftü / 7

    Vural Kaya/Körsekmeler / 10

    Cem Mehmet Eren/Kef / 11

    Yunus Emre Altuntaş/Çevrimiçi / 12

    İrfan Çevik/Bahane / 13

    Hasan Özlen/Blue / 14

    Süleyman Geleri/Şennazar / 15

    Mehmet S. Fidancı/Terdesyen / 16

    Mehmet Solak/Irmak Tersine Tersine / 18

    Hüseyin Akın/Müzevir / 19

    Burak Ş. Çelik/Non Bis İn İdem Ellerimi Çöz Kardeşim / 20

    Ali C Yoksuz/Ge|n|ç Kalmak / 22

    Eray Sarıçam/Mugalata Değil / 23

    Orhan Göksel/Segâh / 25

    Aziz Kağan Güneş/Ev Sahibi / 26

    Kemalettin Bal/Agnes Richter Ceketi / 27

    Mert Özden/Müstakbel Evladın İlk Kelimesi / 29

    Ayşegül Sözen Dağ/Gök Çiçeklenir Seninle / 30

    Osman Gönül/Cumartesileri Cömerttir / 31

    Sümeyya Bağış/Tanık / 32

    Sümeyya Bağış/Kendime Teselli / 33

    ÖYKÜ

    Okan Alay/Yeksan / 34

    Yunus Nadir Eraslan/Tılsım / 38

    Arzu Özdemir/Sırılsıklam Aşk / Sabır / 39

    Semih Diri/Lady Meursault ile Kuyucaksız Yusuf’un Hikâyesi / 40

    GÜNLÜK

    Hasan Bozdaş/Tromsø Günlüğü / 43

    YAZI

    Abdülfettah El-Uveysi/“Beytülmakdis (Kudüs)

    Konusunda Entelektüel Nekbe (Felaket)” / 54

    AYIN SÖYLEŞİSİ

    Mehmet Sümer/A. Barış Ağır ile Kara Irmak Üzerine / 59



    AÇIK DOSYA: GÖSTERGE YAKANLAR

    Akif Kuruçay/Aydın Diasporasında Bir Kültür Emekçisi:

    Pertev Naili Boratav / 66

    ŞİİR BULUŞMALARI

    Serkan Işın ile Görsel Şiire Dair Hakan Şarkdemir • Alptuğ Topaktaş

    Hayriye Ünal • Ali C Yoksuz • Cengizhan Genç • Burak Ş. Çelik

    Berf Çakmakçı • Mert Özden • Hasan Bozdaş • Barış Çetinkol / 77

    OKURYAZARIN NOTLARI

    İbrahim Demirci/Dil Belirsiz, Davranış Belli / 117

    PORTRE

    Mehmet Aycı/Gölgeli Neşe / 118

    BENİM FİLMLERİM

    Zelkif Yıldırım/Cléo de 5 à 7 / 120

    TÜRK SİNEMASI

    Mücahit Gündoğdu/Halkta Karşılığını Bulmuş Bir Yönetmen:

    Osman F. Seden / 124

    ÇEŞİTKENAR

    Faruk Uysal’dan 10 Şair 10 Şiir Kitabı / 130

    Leyla Arsal/Differance ve Dil Ötesi / 131

    Mehmet Aycı/Ihlamur Çiçekleri ve Şairin Muhbir Cinleri / 132

    Tarık Ateş/Uluslararası Yahya Kemal Sempozyumu / 134

    Cem Mehmet Eren/Panik / 136

    Ahmet Melih Karauğuz/Hasan Bozdaş Mahalle Mektebi’nde / 136

    YENİ KİTAPLAR

    Serhat Demirel/Kavramlar ve Kuramlarla

    Modern Türk Şiiri İncelemeleri / 137

    Semih Diri/Kiralık Konak Romanında Batılılaşma ve Dil Sorunları / 140

    Çiğdem Ülker/Sırbende / 142