• Cemal Safi

    Birçok şair, birçok ilim adamı, birçok mutasavvıf ve tüm insanlık "Aşk" kavramı üzerine tefsirler yapıp, sözler sarf etti. Hal böyle olunca hipodrom kuruldu, yarış başladı.

    Yarışın adı "Aşk'ın en iyi tefsiri" kondu.
    Asırlar boyu devam etti bu yarış.

    Fakat an geldi, şair doğdu
    Yarış son buldu!
    Aruz estetiğini ve tasavvuf diyalektiğini "hece ölçüsü"nde cem eden bir şiir vuku buldu.

    Üstelik hassasiyetin ve hissiyattın can çekiştiği bir yüzyılda!

    Şahsımca ve ısrarımca "Aşk"ın en iyi tefsirini yapan şairin adıdır Cemal Safi.
    Ve O yaptığı bu tefsirin adını "Tek Hece" koydu.

    Kısa bir süre önce göçüp gitti bu diyardan...
    Ruhu şad, mekanı cennet olsun!
  • Hüsnü Mübarek ile Suzan Saleh Sabet 1958'de evlendi.
    Hüsnü, orta sınıftan geliyordu; babası zabıt katibiydi.
    Suzan, daha burjuva ailedendi; babası Kahireli doktor, annesi İngiliz hemşire idi.
    İki oğulları oldu: Alaa ve Cemal. (Evde çocuklara “Alan” ve “Jimmy” diye seslenildiği dedikodusu Mısır'da yaygındı.)
    Çocuklar, Kahire'deki St. George's Koleje gitti; Amerikan Üniversitesi'nden mezun oldu. Alaa, Kahire'de kaldı ticarete atıldı; Cemal, Bank Of America'da çalışmak için Londra'ya gitti.
    Enver Sedat'ın 1981'de öldürülmesinden sonra iktidar koltuğuna oturan Hüsnü Mübarek ilk on yılında ölçülü, aşırıya kaçmayan, ağırbaşlı, “mükemmeliyetçi” yöneticiydi. Para henüz ailenin takıntısı değildi…
    1990'lar… Neo-liberalizm/vahşi kapitalizm; sadece iktisadi hayatı değil, siyaseti ve kültürü de Mısır'da kökten değiştirdi…
    Kahire'de çok işyerinin kasası önünde rüşvetçi Alaa Mübarek'in sembolik fotoğrafı kondu; “Kasamızın ortağı var!” Fıkralarda Alaa'nın yolsuzlukları anlatıldı.
    Londra'dan dönen Cemal de ticarete atıldı. Önce yatırım şirketi ve ardından vakıf kurdu.
    Cemal, babasından çok annesinin gözdesiydi. İktidarın tek varisiydi…
    Hüsnü Mübarek, Londra'da “bilgi tecrübe” edinmiş oğlu Cemal'i, özelleştirmelerin yapıldığı “iktisadi reformların” -gayrı resmi olarak- başına getirdi.
    Cemal, büyük şehirleşme projesi başlattı. Hedef, “2050 Büyük Mısır” idi…
    – Dış politikadan Cemal sorumluydu…
    – Bakan değişiklerinden Cemal sorumluydu…
    – Parti kadrolarının dönüşümünden Cemal sorumluydu…
    – Medyadan Cemal sorumluydu…
    Mısır'da “Hüsnü mü, Cemal mi daha zengin” sözleri konuşulmaya başlandı. Forbes'e göre, Cemal'in 17, Hüsnü'nün 15 milyar doları vardı!
    Parayla iktidarlarını koruyacaklarını düşünüyorlardı!
    Cemal, -hasta babası yerine- Eylül 2011 seçiminde aday olmayı planladı. Ama…
    Halk ayaklanmasıyla yıkıldı iktidarları; Kahire Tora Cezaevine kapatıldılar…
    ŞAŞIRTICI DEĞİŞİM


    Size…
    Bir aileyi daha tanıştırayım: Esatlar!
    Hafız Esat ile Enise Mahluf da 1958'de evlendi.
    Hafız Esat, köy kökenliydi.
    Enise Mahluf, önde gelen Lazkiyeli Nusayri ailesine mensuptu. İlkokul öğretmeniydi; politikti; Baas'ın rakibi Suriye Milliyetçi Sosyal Parti'de etkindi.
    Esat ailesinin siyasal varisi en büyük oğulları Basil idi. Kendinden emin, dışa dönük, ışıltılı bir isimdi Basil. İyi bir askerdi, pilottu. Ancak…
    Spor arabalara meraklı, hız düşkünü 32 yaşındaki Basil, 1994'de trafik kazasında öldü. Ve tahtın varisi Beşşar Esat oldu! Oysa…
    En küçük kardeş Mahir güçlü, atılgan, karizmatikti. Ama Basil yerine Mahir değil, İngiltere'de göz doktorluğu yapan sessiz Beşşar varis seçildi.
    Suriyeliler şaşkındı. Çünkü onlara göre Beşşar, çocukluğundan beri güçsüz, utangaç, silik, kekeme biriydi. Öyle ki…
    Suriyeliler, Deutsche Bank'ta çalışmaya başlayan JP Morgan'da kariyer yapmaya başlayan; annesi diplomat, babası Londra'da doktor olan çifte vatandaş Esma Esat'ın, yumuşak karakterli Beşşar Esat ile evliliğine de zaten anlam verememişti!
    Fakat…
    Babasının ölümü ardından Beşşar Esat'ın iktidar koltuğuna oturup, kendinden emin ülkeyi yönetme becerisine herkes şapka çıkardı. Hele 2011'de başlayan Batı destekli iç çatışmalardaki cesareti, stratejisi ülkede kahraman olmasına neden oldu…
    Suriyeliler yanılmışlardı… Kardeşlerinin aksine özel şoför kullanmayan, polisten tokat yemesine rağmen babasının kim olduğunu söylemeyen ve daha sekiz yaşında İsrail'le yapılan Kippur Savaşı sırasında El Nusayri Dağları'ndaki cesur hali hatırlanmaya başlandı.
    Beşşar Esat, ülkesinin tartışılmaz tek lideri oldu.
    TARİHİN YARGICI

    Önce Mübarek ailesinin çocuklarını…
    Sonra Esat ailesinin çocuklarını hatırlatmamın sebebi var:
    Dünden bugüne liderler; çocuklarını, damatlarını, yeğenlerini siyasi varis olarak seçti/seçiyor.
    Ya da çocuklar kendilerini siyasal varis sanıyor!
    Bazen, büyük beklentiler düş kırıklığı yaratıyor.
    Bazen, elinden bir iş gelmez sanılan kişi, kendisinden beklenilmeyen önemli işler yapabiliyor.
    Fatih Erbakan siyasete soyundu, yeni parti kurdu: Yeniden Refah Partisi.
    Başarılı olacak mı?
    İnönü, Menderes, Türkeş, Özal ailesinin çocukları başarılı olamadı. Fatih Erbakan hakkında iki söz söylemeliyim:
    Bir) Türkiye'de liderler yaşlı, Fatih Erbakan'ın 39 yaşında genel başkan olması iyidir…
    İki) Askeri darbeler döneminde partiler kapatılıp mallarına el konulduğu için (ki Erbakan'ın ilk partisi Milli Nizam bunu yaşadı), Milli Görüş hareketi, MSP'den itibaren örgüt mallarını kişiler üstüne yapmaya başladı. Yani…
    Rahmetli Erbakan'ın üzerinde görünen genel merkez binası Milli Görüş'e aitti. Fatih Erbakan'ın bunu bilmesine rağmen Saadet Partisi'ne haciz göndermesi etik olmadı.
    Bu durum Fatih Erbakan'ın liderliğine ölçü olur mu?
    Değerlendirmeyi, tarihin büyük yargıcı zamana bırakmak en iyisi…
  • 120 syf.
    ·1 günde·10/10
    Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
    İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
    Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
    Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

    Geçenlerde Cemal Süreya bir kez daha kurşuna dizildi, bizzat gözlerimle şahit oldum. Bu kurşunları atanların çoğu da arkadaşımdır, sevdiğim insanlardır. Hiçbirinin eli bile titremedi. Kör oldum. Onlardan ummazdım bunu kör oldum. Tam 254 kurşun…

    “KADIN DEDİĞİN PORTAKAL GİBİDİR, GÖRDÜĞÜN YERDE SOYACAKSIN.”

    “Şairler, aydın kesimin bir parçasıdır. Onların zihnimize ve daha ziyade kalbimize paylaştıkları her fikir bizde bir iz bırakır, bizi değiştirir, bu az dahi olsa böyledir.” Ey ahali duydunuz mu biz hayatın gerçekleriyle ilkin şairlerle, aydınlarla tanışıyormuşuz. İlkokulların sıra altlarında yahut çöplerinde bulunan erotik dergi modellerinin, yanağından makas aldığımız çocuğun telefonundan çıkan fotoğraflardaki çıplak kadınların da birer aydın olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz çünkü siz yazmaya gelince gerçekleri bertaraf edenlerdensiniz. Mesela buluğ çağına girmiş her bir çocuğun zihninde dönen fanteziler gerçeğini asla kabul etmek istemezsiniz.

    Modellere aydın diyorum çünkü ülkemizde bu konular açıldığında kusası gelen öyle bir topluluk ve bu topluluğun öylesine katı bir baskısı var ki, bana da bu modellere aydın demek düşüyor. Buluğ çağına giren, girmeyen ve girmek üzere olan her bir bireyi bu modellerimiz aydınlatıyor. Neden? İşte bu baskı yüzünden. Cinselliği, fanteziyi ve buna bağlı aksiyonları bahsini ettiğim aydınlardan öğrenildiği gerçeği sizi de ürkütmüyor mu? Beni fazlasıyla ürkütüyor.

    “Hani çok yerde, ‘Cemal Süreya fiziksel aşkı en güzel anlatmış şairdir.’ denir ya, bir dakika, FİZİKSEL AŞK MI? Aşk kollara ayrılıyor muymuş ya?” Aşk belki kollara ayrılmıyor ama her bireyde ayrı bir tanımı olduğunu açık etmek gerek. Daha kaçımız, ben asla fiziğe, güzelliğe, boya posa bakmam diye yalan söylemeye devam edecek. Hangimiz dışını beğenmediğimiz karşı cinsin, içini merak etmeyeceğimiz gerçeğinin üzerini yalanlarla örtmeye devam edecek? Sizi gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyorum. Bir de şey vardı; “Bir insan kaç defa âşık olabilir?” diye hemen sözü CS’ye bırakıyorum.

    Açılıp kapandıkça sevdam,
    Kapanıp açılıyor bir mavi.

    Gelelim Kadın konusuna. Ülkemizde dikkatin üzerinde toplanması en elzem konu belki de Kadındır ama böylesine hassas bir konuyu alıp, hayatın gerçeklerini bertaraf ederek üstüne üstlük çok değerli bir şair üzerinden algı yaparak değersizleştirmek, şairi kurşunlamak değil de nedir sorarım size. Özellikle bu husus zoruma gittiği için hemen bir kitabını alıp adından yorumlamak, içimdekileri kusmak istedim.

    Kimi şairlerin yahut edebiyatçıların eserleri ile yaşadıkları arasında muhakkak bir bağ vardır. Bu ikisi adeta birbirine yapışık haldedir ve bu haliyle bağı görmezden gelemeyiz. Gelirsek şayet talihsiz yorumlarda bulunabiliriz. Bu sebeple CS’nin hayatına kısaca göz atmak gerek.

    Hani diyorsunuz ya; “hemcinslerimin bu kadar ELLENDİĞİ satırlar karşısında öfkeleniyorum.” diye halbuki Ülkü Tamer CS’nin Kadın temalı şiirlerini okuduktan sonra ne demiş;

    Tanrı
    Bin birinci gece şairi yarattı,
    Bin ikinci gece Cemal’i,
    Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,
    Başa döndü sonra,
    Kadını yeniden yarattı.

    Cemal Süreya çocukluğunun ilk yıllarını geçirdiği Erzincan’ın Pülümür ilçesinde doğdu. Öldüğünde şimdi bile tüyleri diken diken eden adına şiir yazdığı babasının adıdır Hüseyin. Tüm kadınlarda aradığı anne şefkatine sebep olan olay Gülbeyaz Hanımın 23 yaşında hayatını kaybetmesindendir.

    Kan görüyorum taş görüyorum
    bütün heykeller arasında
    Karabasan ılık acemi
    – uykusuzluğun sütlü inciri –
    kovanlara sızmıyor.
    Annem çok küçükken öldü
    beni öp, sonra doğur beni.

    1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik’e sürgün edildi. Bilecik’te ilkokula başladı, İstanbul’da devam etti. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olup Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve iktisat Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli devlet kurumlarında çalıştı. Erzincan’dan sürgün edildiklerinde bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla doludur… Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın bütün hayatını etkiler, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcı ve ‘bir doğum anı’ olur.

    Seniha Hanım, Cemal Süreya’nın ilk aşkıdır ve ortaokul yıllarında başlayan bu aşk evlilikle sonuçlanır. Hatta Süreya, Seniha Hanım’dan bahsederken, o yıllarda sınıfın tahtasına yazdığı kızıl mısralar adlı şiirinde ‘Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu, Masmavi defterime kızıl satırlar doldu’ der. 1955 güzünde Eskişehir’den İstanbul’a yardımcı maliye müfettişi olarak atanır. İstanbul’a yerleşmesiyle edebiyat çevrelerinde ve etkinliklerinde daha sık görünmeye başlar; ancak bu durum ailesini ihmal etmesine yol açar.

    Her şey biliyor her şey
    Sen biliyor musun bakalım
    Seni nice sevdiğimi?
    Üstüne titrediğimi?
    Geldiğimi?
    Gittiğimi
    Hadi!

    Aşkın onu bir menevşe kurusuna çevirdiği günler de Mülkiye yıllarına rastlar. Bu tutkulu âşığın yani şairin, karısına attığı tokadın pişmanlığı yüzünden, jiletle bileklerini kesecek kadar ileriye gitmesi, bu evliliğinin ömrü hakkında daha o günlerde ipuçları verir aslında. 1958 yılında ayrılan çift, yedi yıl sonra resmî olarak boşanır.

    Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
    Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
    Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
    İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
    Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
    Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
    Sonrası iyilik güzellik.

    İlk evliliğinden sonra ikinci evliliğini Zuhal Tekkanat’la, üçüncü evliliğini Güngör Demiray’la yapar, ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra tekrar Zuhal Tekkanat’la birlikte olur (tabii bu evliliklerin arasında sayısız gönül macerası, evlilikten dönen nişanlılıklar da vardır) ve bunlardan sonra Cemal Süreya Birsen Sağnak’la evlenir. işte bu şiir Birsen hanım için yazılmıştır.

    Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evliyken âşık olur Cemal Süreya’ya… İkisi de evlidir, ikisi de birbirleri için boşanırlar eşlerinden ve bugün bile, ‘Türk edebiyatının en verimli aşkı’ tanımını hak eden üç yılı birlikte geçirirler. Tomris Uyar’ı “Aşkları Uğruna Yazılanlarla Edebiyatımıza Yön Veren Kadınlar” listesinden hatırlayacaksınız zaten.
    Verimliydi aşkları, çünkü Cemal Süreya aşk dolu, cinsellik yüklü en güzel şiirlerini onun için yazdı.

    Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
    Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
    Gelmiş ta ağzımın kenarında
    Konuşur durur.
    Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
    Güverteleri uçtan uca orman;
    Aldım çiçeğimi şurama bastım,
    Bastım ki yalnızlığımmış.
    Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
    Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

    Tomris Uyar’ın Cemal Süreya ile olan ilişkisi hem enteresan, hem dillere destandır…
    Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlardı Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, “Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla falan buluş” der. Ertesi gün geç gelir Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç gelir. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i görür ve gerçek ortaya çıkar. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris Uyar tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…

    Tomris Uyar Cemal Süreya ile ilgili: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üçü de apayrı.” demiştir.

    Üvercinka, kızının doğumunu karşıladığı anda hastanenin kapısında bekler onu. Hani şu meşhur şiiri ve aynı adlı kitabı Cemal Süreya’nın…

    Üvercinka, Cemal Süreya’nın eşi Seniha Hanım hamile iken tanıştığı ve adını bilmediğimiz genç bir kızdır. Süreya’nın hayatında her daim bir sır olarak kalan bu kızın adını bilen olmamıştır. Türk şiirinin en güzel örneklerinden biri olan ‘Üvercinka’, bu genç kızın güzelliği sayesinde Süreya’ya şöhreti getirmiştir.

    “Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük; barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram. Kitabımın adını Üvercinka koyarak , kelimeyi zorlayan şiirimden ufak ama anlamlı bir kesit vermiş oluyorum galiba.” der şair…

    Ahmed Arif öylesine hayrandır ki Cemal Süreya’ya, yüzünü bile görmediği kız kardeşi Ayten ile evlenmek ister. Cemal Süreya’nın duyguları da ondan farklı değil. “Evlen kız, Türkiye’nin en iyi şairi!” der. Ayten önce şaşırır ama sonunda ağabeyinin sözünü dinler. Zafer çarşısında buluşmak üzere sözleşirler; gelin ve damat adayı tanışacak. Bekle bekle Ahmed Arif yok! Cemal Süreya ertesi gün öğrenir ki, temiz bir gömleği olmadığı için gelememiş Ahmed Arif…

    Kırmızı bir kuştur soluğum
    Kumral göklerinde saçlarının
    Seni kucağıma alıyorum
    Tarifsiz uzuyor bacakların
    Kırmızı bir at oluyor soluğum
    Yüzünün yanmasından anlıyorum
    Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
    Dört nala sevişmek lazım

    Ölüyorum tanrım
    Bu da oldu işte.
    Her ölüm erken ölümdür
    Biliyorum tanrım.
    Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
    Fena değildir…
    Üstü kalsın…
    “On yedi dergi, birkaç evlilik, bir meslek, bir banka batırdı.”

    Cemal Süreya’nın, şair Süreya ve denemeci Süreya’yı yan yana koyup değerlendirme yaparken şair tarafı için kendi kendine sarf ettiği sözlerdir bunlar. Ama arkasına eklemeyi de unutmaz:

    “Hayatımı başka bir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim.”

    Not: İncelemenin serzenişten sonraki bölümlerini hazırlarken Feyza Perinçek ve Nusret Duruel’in Can Yayınları’ndan çıkan “Cemal Süreya – Şairin Hayatı Şiire Dahil” adlı eserinden ve bir web sitesinden faydalandım.

    Cemal Süreyya’yı yedirtmem. Herkese keyifli okumalar.
  • 96 syf.
    ·4 günde
    Pozitif düşünün pozitif yaşayın... Düşüncelerimiz hayatımızı şekillendirir. Ne düşünüyorsak oyuz. gibi temel kavramları bize empoze eden bir kitap. Bir yaşam şekli. NLP tekniği ülkemizde 15 yıldır falan bayağı populer durumda. Geri bildirimler iyi ya da kötü bizi biz yapan şeyler. kitaba göre olumsuzluk başarısızlık yok. Temel olarak bize eğitim ile ilgili konulları vermiş ama bir kitap ile hayata uygulamak biraz zor diye düşünüyorum.
  • “Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlıyordu Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, ‘biraz gez dolaş arkadaşlarınla falan buluş’ dedi. Ertesi gün geç geldi Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç geldi. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i gördü ve gerçek ortaya çıktı. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris Uyar tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…”