1000Kitap Logosu
Cem BERKLEY
TAKİP ET
Cem BERKLEY
@cemberkley
Yönetici
Radyo Televizyon ve Sinema
İstanbul
Malatya
7 okur puanı
03 Nis 2016 tarihinde katıldı
ŞU ANDA OKUDUĞU KİTAP
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
"Geçmişin küllerini eşelemekten ne zaman vazgeçe-ceksin? Vazgeç artık, nafile, o küller arasında bir kıvılcım ateş bulamayacaksın. Belki bir zamanlar, bütün resmi tarihi tutuşturacak kadar büyük birer ateştiler. Yana yana kor közlere döndüler ve en so-nunda söndüler. Şimdi ise, geriye kalan külleri de rüzgârların önünde savrulup dağılıyor. Işığı, boşuna batıda arama, güneş doğudadır. Sığın-dığın tapınaklar çoktan yerle bir edildi. Kalelerin yıkıldı. Yıkıntılar üzerinde gelecek kurulmaz. Geleceğini, geçmişinin köklerinde ara. Işığın kaynağını, köklerinin beslendiği kaynakta ara, suyunu içtiğin pınara eğil ve onun tanıklığını gör, ama suya tükürme."
“Düşündüğün gibi iyi biri değilim. Masumiyetimi nerede ve ne zaman yitirdim artık hatırlamıyorum. İçimdeki çocuk susalı yıllar oldu. Ağlamayı çoktan unuttum. Gülmek uzun zamandır yüzüme uğramıyor." diye sürdürdün. “Hangimiz masumuz ki” dedim. “Kirlendim.” dedin. “Herkes kadar.” dedim. “Bu şehir kadar kirliyim, sokaklarında gizlidir günahlarım.” dedin. “Arınabilirsin, her zaman için bir şans vardır. Senin şansın sevgimdir. Geri dönebilirsin, yeniden başlamak mümkün. Masumiyet ırmağımda temizlenebilirsin.” dedim. “Bir çöplüğü andıran yüreğimde hiç umudum kalmadı, açıkçası çoktan yenilgiyi kabul ettim. Teslim oldum, esiriyim hırslarımın.” dedin. “Kalbimin temiz olduğuna inanıyorum, sen de inancını koruyorsan, cesaretimi bağışla, ikimize yeten yüreğimde seni bekleyen bir adam her zaman var. Unutma, insan insanın sığınağıdır, umududur. Sığınağını bırakma, tut umudun elerinden.” dedim.
"Düşlerinin peşinden git, kurduğun hayaller senin olsun, başkalarının hayatını yaşama, anı yakala ve yaşa. İliklerine kadar duy aşkı, hisset tutkuyu. İhaneti gör, vefasızlık etme. Yalanı bil ama söyleme. Şimdi temiz olduğun kadar kirleneceksin, mümkündür. Hayat bu, çoğu zaman adil değildir. Sen pes etme yine de, sevgi adına bir farklılık yaratabilirim inancını koruduğun sürece düşmeyeceksin. Unutma, o farklılığı yaratığın gün kurtulacaksın.”
GÜNIŞIĞINI BEKLE
"Seçme şansım yoktu, yalnızca bir düşüm vardı okyanusla ilintili. Seni çölden uzak denize yakın bu düşün parçası yaptım. Bir kıyı keşfettik, henüz dokunulmamış. Sonra bir sahil; kumdan kaleler yaptık güneşli mavi göğün altında. Ilık bir rüzgâr esti, denizde kıpırtılar gördük. Peşinden küçük bir dalga, kalelerimizi aldı götürdü. Sahil bomboş şimdi, geriye kalan avuçlarımıza sinmiş bir kaç kum tanesi."
Döndüğümde bir kahraman gibi karşılandım. Davetler, saygı ile karşılanmalar, güzel yemekler. Bu birkaç ay sürdü. Savaştan bir yıl sonra bir hiçtim, hem de kocaman bir hiç! Hayatım boyunca bu kadar aşağılandığımı hatırlamıyorum, resmen aptal yerine konmuştum. Beni savaşa gönderen devletim, bana sahip çıkmadığı gibi bütün kapılarını kapattı. Kahramanlığım çabuk unutuldu. İçimde iyi ve güzel olan ne varsa talan ettiler, kalbimi öldürdüler; beni insan kılan ne varsa yok ettiler. Peki neyin uğruna? Barış mı, yalan! Haritalarda bile yerini bilmediğim, vatanımdan binlerce kilometre ötede bir ülkeye gönderdiler. Daha önce hiç tanımadığım ve görmediğim insanları bana öldürttüler, barış için! Anadolu benim yurdum, büyükbabam bu topraklarda yatıyor. Türkiye’mi seviyorum yine de. Her şehrini, her sokağını, sabahın alacasında duman çökmüş dağlarını ve her bir ağacı göğün ucundan tutmuş ormanlarını. Nereye gidersem gideyim sonunda döneceğim ve kendimi ait hissettiğim vatanımı. Benim sevmediğim ve karşı olduğum savaşı başlatan idareciler, riyakâr yöneticiler. Çoğu kez birbirine diş geçiremeyen iki farklı ülke liderinin anlaşmazlığı değil midir savaş? Yoksa kim tanımadığı bir insanı öldürmek ister ki? Toprak için mi, sanmıyorum. Hem hangi savaş savaşı bitirebilmiş ki. Hal böyle olunca, barış doğmamış bir çocuk olmaktan öteye geçemiyor. Bana sorarsan, değerli olan her şeye rağmen yaşamaktır. Ben Kore’deyken babam ölmüştü. Sevgimi bekleyen bir Senem yoktu. Güvercinlerim uçup gitmişlerdi. Yalnızca hasta ve yaşlı bir annem vardı. Onu da kısa bir süre sonra kaybettim. Artık katil bir yüreğe sahiptim. Ellerim kirliydi, parmaklarıma sinmiş barut kokusu hiç eksilmedi. Göğsüme takılmış bir düzine madalya da yoktu. O teneke parçalarını senin hırsını görmek için uydurdum. Hikâyenin gerçek tarafı şu, çekik gözlü çocuğa rastladığımız köyde teftiş yaptığımız sırada bir evde bulduğumuz bir miktar ziynet eşyasıydı. Başlangıçta savaş ganimeti diyerek sahiplendik, karargâha varınca da bölüşecektik. Daha sonra fikrimizi değiştirdik, onları gerçek sahibine, köyündeki katliamdan kurtulan tek insan olan o çocuğa verdik. İşte sana bir kahramanın itirafı. Şimdi beni anlıyor musun Antikacı Fenası? Beyliğin, zenginliğin açıkçası umurumda değil. Bu dünyada sahip olduğum tek iyi şey, yaşadığım sürece peşimi bırakmayan o çocuğun çekik gözleri. Onları da almaya ne senin, ne de başkasının gücü yeter. En iyisi sen şu halının parasını ver, yoluma gideyim. Eşeğim Garip aç, handa dört gözle beni bekler.” “Bir Hayata Dokunursan” kitabından (s.30-32). Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul blog.radikal.com.tr/Blog/umuda-daha-yak...
Abbas Karakuş
Bir Hayata Dokunursan, Roman, Son Kitap, Nisan 2015, İstanbul