Amerika'da kaç kez seyahat ettiğini, Amerika'dan başka ülkelere ne sıklıkta gittiğini kestiremiyorsun, o yüzden de ömrünün kaç bin saatini iki yer arasında, bir yerden bir yere gidip dönerken harcadığını, uçaklarda, otobüslerde, trenlerde ve arabalarda geçirdiğin dağlar kadar büyük zaman dilimlerini, jet lag etkisini atlatmak için boğuştuğun, havalimanlarında uçuş anonsunu sıkıntıdan patlayarak beklediğin, valizini almak için sabırsızlıkla bagaj bandının başında dikildiğin süreleri kesin ya da yaklaşık olarak bir türlü hesaplayamıyorsun; bütün bu sinir bozucu olayların en beteri de uçakta yolculuk yapmak, kabine her girişinde seni kuşatan o tuhaf hiçbir yerde değilmişsin duygusu, saatte beş yüz mil hızla uzayda yol almanın gerçekdışılığı, öylesine gerçekdışı ki kendinin gerçekliği duygusunu kaybediyorsun, kendi varlığın yavaş yavaş içinden süzülüp gidiyormuş gibi geliyor; ama evden çıkıp bir yerlere gitmenin bedeli de işte bu ve sen seyahat etmeyi sürdürdükçe evinin burasi ile başka bir yerin orası arasında yer alan o hiçbir yer, yaşadığın yerlerden biri olmaya devam edecek.
Kim olduğunu bilmek istiyorsun. Sana yol gösterecek çok az şey olduğu ya da hiçbir şey olmadığı için, kendinin tarihöncesindeki büyük göçlerin, fetihlerin, ırza geçmelerin, kız kaçırmalarının ürünü olduğunu kabul ediyorsun; yolculuk yapan tek insan sen olmadığına ve insan toplulukları on binlerce yıldır yeryüzünde dolaştıklarına göre, ata soyunun uzun ve dolambaçlı kesişmelerle sürmüş olan yolculuğunun çok çeşitli topraklara ve krallıklara yayıldığını düşünüyorsun.