• '' Mutluluk; kendini unuttuğun zamanlardır.''
  • 6. İnsanlardan öyleleri var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra onunla alay etmek için boş lâfı satın alır. İşte onlar için küçük düşürücü bir azap vardır.
    7. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş, sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver.
    8-9. Kuşkusuz iman edip de iyi amel yapanlar için, içinde ebedî kalacakları nimet cennetleri vardır. Bu, Allah'ın bir vaadidir ve gerçektir. O, azizdir, hikmet sahibidir.

    (6. AYET) «insanlardan öyleleri var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan» insanları «Allah yolundan» yani, O na ulaştıran hak dininden «saptırmak» ve alıkoymak, ya da sahte kitaplar sayesinde Hak'a erdiren Kitab'ını okumalarına mani olmak ki, başkasını saptıran aynı zamanda kendisi de sapmış olur.- «Ve sonra onunla alay etmek için boş lâfı satın alır.» Onu tercih eder. O, satın aldığı ve tercih ettiği şeyi, ya da ticareti bilmemektedir. Çünkü boş sözü, Kur'ân okumaya tercih etmiştir.
    "LEHVU'L-HADÎS": Aslı olmayan sözler, boş efsaneler, komik lâflar ve anlamsız konuşmalar gibi insanı oyalayan ve işinden alıkoyan şeylerdir. "Hadîs" ise, az ya da çok söz için kullanılır. Çünkü söz, azar azar oluşur. Ebû Osman (r.a.) şöyle demiştir: "Allah'ın kitabından, Rasûlüllah'ın sözünden veya sâlih kulların davranışından başka her söz "LEHV" dir. Yani boş ve anlamsızdır."

    Çoğu müfessirlere göre bu âyet, Nadr ibnü'l-Hâris hakkında inmiştir. Bu müşrik Bedir savaşının nihayetinde Müslümanlar tarafından öldürülmüştür.

    Rivayet edilmiştir ki Nadr İbnü'l-Hâris, ticaret için İran'a gitmiş, KELİLE VE DİMNE hikâyelerini, RÜSTEM ve İSFENDİYAR'la ilgili haberlerle İran hükümdarlarına ait sözleri alıp getirerek Kureyş halkına toplantılarda anlatmaya başlamış ve şöyle demiştir: "Muhammed size Âd ve Semûd'la ilgili haberleri anlatıyor; ben de size Rüstem ve İsfendiyar'ın haberlerini anlatıyorum," Kureyş halkı da onun bu sözünden hoşlanarak Kur'ân dinlemeyi terk ediyordu. Bu yüzden âyetteki "SATIN ALMA" gerçek anlamda meydana gelmiş olmaktadır. Çünkü Nadr, malı karşılığında, içinde boş söz ve bâtıl ifadeler bulunan kitapları satın almıştır.

    «İşte onlar için» yani boş sözü satın alıp insanları saptıranlar için, bâtılı hakka tercih etmekle hakkı küçümsediklerinden dolayı «küçük düşürücü bir azap vardır.»

    (7.AYET) «Ona,» yani, sözü edilen satın alma işi ile uğraşana -ki bu ifade, âyetin Nadr Ibnü'l-Haris hakkında indiğini göstermektedir.- «Ayetlerimiz», yani Kitabımız'ın âyetleri «okunduğu zaman, sanki bunları işitmemiş,» ki bunun durumu, işittiği halde o âyetleri işitmeyen kimsenin durumuna benzer.

    Bu mesajda, âyetleri işiten kimsenin yüz çevirmesinin ve büyüklük taslamasının tasavvur edilmediğine işaret edilmektedir. Çünkü bu âyetlerde, onlara yönelmeyi ve boyun eğmeyi gerektiren durumlar söz konusudur.

    «Sanki kulaklarında ağırlık varmış gibi» yani durumu, kulaklarında işitmeye engel bir ağırlık bulunan bir kimsenin durumuna benzer halde «büyüklük taslayarak» ve gönlünü itaat etmekten, kulak vermekten alıkoyarak o âyetlere Önem vermeksizin «yüz çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın müjdesini ver.» Ona, aşırı derecede elem veren azabm mutlaka kendisine geleceğini bildir.

    Ayet-i kerimedeki müjdenin amacı, inkarcıları küçümsemektir. Allah Teâlâ, ardından müminlerin durumlarım şu ifadeyle dile getirmiştir:

    (8-9.AYETLER) «Kuşkusuz» âyetlerimize «iman edip de iyi amel yapanlar», o âyetlerin gereğini yerine getirenler «için,» imanlarına ve amellerine karşılık, ki iman, kalben tasdik etmek olup sağlamlaşması ise iyi amelle mümkündür. Bu nedenle Allah Teâlâ, bu iki unsuru bir araya getirerek cenneti, iman ve amele karşılık kılmıştır. «İçinde ebedî kalacakları nimet cennetleri vardır.»

    Denilmiştir ki, "NAÎM (NİMET) CENNETİ," 8 cennetten biridir.
    Sözü edilen 8 cennetin isimleri şöyledir:
    Dâru'l-Celâl,
    Dâru's-Selâm,
    Dâru'l-Karâr,
    Adn Cenneti,
    Me'vâ Cenneti,
    Huld Cenneti,
    Firdevs Cenneti ve
    Naîm Cenneti'dir.
    Nitekim Vehb b. Münebbih İbn Abbas'tan bunu böyle rivayet etmiştir.

    «Bu, Allah'ın bir vaadidir ve gerçektir.» Yani Allah, nimet cennetlerini gerçek bir vaad olarak onlara vaadetmiştir. «O, azizdir,» hiç bir şey O'na galip gelemez ve dolayısıyla vaadini yerine getirmeye, ya da azabını tahakkuk ettirmeye kimse engel olamaz; «hikmet sahibidir.» Bu nedenle O, ancak hikmetin ve maslahatın gereğini yapar.

    MUSİKÎ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

    Bazı müfessirler, geçen âyetteki "Lehve'l-hadîs" den maksadın müzik olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu durumda âyetin anlamı, "şarkıcı kadını satın alan" demek olmaktadır. Bu nedenle İman Malik: "Bir kimse bir cariye satın alıp da şarkıcı olduğunu farkettiği zaman bu kusuru dolayısıyla onu geri verebilir," demiştir.

    Fıkıh kitaplarında şöyle denilmiştir: "Halka şarkı söyleyen bir erkek, günah işlemek üzere, insanların bir araya gelmesine sebep olduğundan şahitliği kabul edilmez. Çünkü bu gibi kimseler yalandan kaçınmaz. Fakat, yalnızlığı gidermek ve üzüntüyü yok etmek üzere kendi başına şarkı söyleyenin şahitliği kabul edilir. Bundan dolayı onun güvenilir olma özelliği yok olmaz."

    Öte yandan, halka olsun, olmasm şarkıcı bir kadının şahitliği kabul edilmez. Çünkü onun, sesini yükseltmesi haramdır. Hz. Peygamber, kadının sesli olarak şarkı söylemesini yasakladığı için böyle bir kadm adalet derecesinden düşer, şahitliği kabul edilmez. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Şarkıcı kadınlara şarkı öğretmek, onları satmak ve satın almak helâl değildir; onların bedeli de haramdır."(2) Yine Hz. Peygamber, köpeğin ücretini ve çalgı âleti yapmaktan elde edilen kazancı yasaklamıştır.

    (2) Hadisi Tabcranî, Beyhakî ve İbn Merdeveyh: "Şarkıcı kadınları satmayın, satın almayın ve onlara şarkı öğretmeyin. Onların ticaretinde hayır yoktur..." ifadesi ile tahric etmişlerdir. Bkz. ed-Dürrü'l-Mensûr, 5/159.


    Mekhûl ise şöyle demiştir: "Kim, şarkı söylemek ve dans yapmak üzere dansöz bir cariyeyi satın alarak yanında tutar ve ölünceye kadar bu işi sürdürürse o kişinin cenaze namazını kılmam. Nitekim Allah (c.c), "insanlardan öyleleri var ki..." (Lokman: 6) diye buyurmaktadır.

    Diğer taraftan bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kuşkusuz Allah, beni hidayet rehberi ve âlemlere rahmet olarak göndermiş ve bana, tanbur, ud ve ney gibi çalgı âletlerim, çengi ve cahiliye işlerini ortadan kaldırmayı emretmiştir. Rabbim, yüceliğine yemin ederek şöyle buyurmuştur: "Kullarımdan biri kasden içkiden bir yudum içerse kıyamet günü ona o kadar irin içiririm. Bu kul, ister bağışlanan, isterse azap gören olsun. Fakat Benden korkarak o yudumu terkederse kıyamet günü ona mukaddes havuzdan içiririm." Ve yine hadis-i şerifte Allah Rasûlü: "Çalgı âletlerini kırmak ve domuzları öldürmek (yani onları yasaklamak üzere gönderildim" buyurmuştur.

    Diğer taraftan İbn Kemal şöyle demiştir: "MEZÂMÎR" kelimesinden maksat, aslında boru vs. gibi kendisine üflenen âletlerin isimleri ise de genel olarak bütün müzik âletleridir. Hadis-i Şerifteki "kırma" ifadesi, gerçek anlamda değil, nehyi pekiştirmek içindir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Kulaklarım şarkı-türkü ile dolduran kişiye kıyamet günü ruhanîlerin sesini dinlemek için müsaade verilmez." Bunun üzerine kendisine şöyle sorulmuştur: "Ey Allah'ın elçisi! Ruhanîler kimdir?" Allah Rasûlü şöyle cevap vermiştir: "Cennetliklerin okuyucularıdır." (3) Yani melekler, iri gözlü huriler ve diğerleri.
    (3) Hadisi Hakim, Ebû Musa'dan merfu olarak tahric etmiştir. Bkz. el-Fethu'l-Kebîr, 3/159.

    Müfessirler şöyle demişlerdir: "'El-VESÎT' isimli tefsirde geçtiği gibi âyetteki 'satın alma' sözcüğü genel olarak değiştirme ve tercih etme olarak yorumlanıyorsa da eğlence, oyun ve çalgı âletlerini Kur'ân'a tercih eden herkes, bu âyetin kapsamı içine girmektedir."

    "En-NİSÂB" isimli eserde müellif şöyle demiştir: "İslâm idaresi altında bulunan gayrı müslimlerin çalgı âletlerini alenen satmaları ve açıkça müzik çalmaları yasaklanır."

    Bil ki Kur an, sözlerin en doğrusu ve en tatlısı; onu dinlemek ve ona kulak vermek de Allah'tan rahmeti cezbeden unsurlardan olduğuna göre onu gü¬zel sesle okumak müstehabtır. Çünkü bu tarz okuyuş, kalbin yumuşamasına ve korkunun harekete geçmesine vesiledir.

    "FEÎHU'L-KARÎB" isimli eserde olduğu gibi, İmam-ı Azam da aynı görüştedir. Ancak gelişi güzel uzatma ile kıraat sınırını aşmamak lâzımdır. Şayet okuyucu yanlış okur; bir harf ilâve eder, ya da bir harf eksiltirse bu okuyuş haram olur.

    Bunun yanında tanbur, ud ve diğer çalgı âletlerini dinlemenin haram olması konusunda farklı bir görüş yoktur. Fakat bazı âlimler şöyle demişlerdir: "Oyun için olan çalgı âletlerinin haram oluşu, tıpkı içki ve zinanın haram oluşu gibi bizzat bu âletlerin kendisi değil, kullananlar için haramdır. Bu nedenle âlimler, gerek cihad için ve gerekse hac yolunda davulun çalınmasını bundan istisna etmişlerdir. Şayet davul, eğlence ve oyun için kullanılırsa haram olur. Eğlenceden uzak olunca haram olmaktan çıkar.

    AVÂRİFÜ'L-MEÂRİF isimli eserde müellif şöyle demiştir: "Def ve saza gelince, -her ne kadar Şâfiî mezhebinde bu ikisi hakkında bir tolerans var ise de- onları terketmek, ihtiyatla hareket etmek ve ihtilaflı şeylerden uzak durmak daha uygundur.

    Özellikle defin etrafında zil vs. olduğu zaman, "El-BÜSTÂN" isimli eserde geçtiği gibi ittifakla mekruh olur. İhtilâf ise sadece makam ve nağmelerle okunan şiiri dinleme konusundadır. Şayet şiir, kadınları dile getirme, insanın vücut hatları ve belli uvuzlarının özellikleri konusunda olursa, nefsi ve şehveti harekete geçirdiğinden dolayı dindar kesimin bu amaçla bir araya gelmesi doğru değildir. Hele bu şiir, eğlence ve müzikle uğraşanlarla fesatçıların cemiyetlerinin alışageldikleri şekilde şarkı söyleme metoduyla söylenirse hiç yakışmaz.

    Müzik, "El-EŞBÂH" isimler eserde felsefe, göz-boyacıhk, astroloji, falcılık vs. gibi haram kılınan ilimlere dahil edilmiştir.
    İsmail Hakkı Bursevi
    Sayfa 348 - Damla Yayınevi, 6.cilt
  • Kur’ân-ı Kerim’de Hıristiyanlık
    “Nasrânî” kelimesi, Kur’ân-ı Kerim’de bir yerde1 geçer. Bu kelimenin çoğulu olan “nasârâ” kelimesi, 14 yerde kullanılır. Hıristiyanların çoğunluğunu teşkil ettiği “ehl-i kitab” 32 yerde, yine aynı anlamda, “ûtü’l-kitab” (kendilerine Kitap verilenler) 21 yerde geçer. “İncîl” 12; “İsâ” 25 yerde, Hz. İsa’nın lakabı olan “Mesîh” de 11yerde kullanılır. Hz. İsa’nın annesi “Meryem” 34 yerde geçer.
    “Ben, benden önce gelen Tevrat’ı tasdik etmek, size haram kılınan bazı şeyleri de helâl kılmak üzere gönderildim. Size Rabbinizden bir âyet/mûcize getirdim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na ibâdet/kulluk edin. İşte bu, dosdoğru yoldur.” 2
    “De ki: ‘Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müsâvi/anlamı eşit (ve âdil) bir kelimeye gelin, (şöyle diyerek): ‘Allah’tan başkasına tapmayalım; O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz, kimimizi rabler edinip ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman deyin ki: ‘Şâhid olun, biz muhakkak müslümanlarız.” 3
    “Hiçbir beşerin, Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp da (gelin) bana kul olun’ demesi mümkün değildir. Bil’akis (şöyle der:) ‘Okumakta ve öğrenmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olun.’ Ve size ‘melekleri ve peygamberleri ilâhlar/tanrılar edinin’ diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, hiç size kâfirliği emreder mi?” 4
    “Ey ehl-i kitab! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında, hak/gerçek olandan başkasını söylemeyin. Mesih, ancak Meryem’in oğlu İsa’dır, (o) Allah’ın rasûlüdür; Meryem’e ulaştırdığı (‘kün=ol’) kelimesi (nin eseri)dir. Allah tarafından (gelen) bir ruhtur. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin de ‘(İlâh) üçtür’ demeyin. Kendiniz için hayırlı olmak üzere bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek ilâhtır. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter. Ne Mesih ve ne de Allah’a yakın melekler, Allah’ın kulu olmaktan çekinirler. O’na kulluktan çekinip büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında huzuruna toplayacaktır.” 5
    “Gerçekten ‘Allah, Meryem oğlu Mesih’in kendisidir’ diyenler, andolsun ki kâfir olmuşlardır. De ki: ‘O halde, Allah, Meryem oğlu Mesih’i, anası (Meryem’i) ve yeryüzünde bulunanların hepsini öldürmek isterse, Allah’a karşı kimin elinden bir şey gelir?” 6
    “Meryem oğlu Mesih (İsa) gerçekten Allah’tır’ diyenler, andolsun kâfir olmuşlardır. Hâlbuki Mesih (şöyle) demişti: ‘Ey İsrâiloğulları, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Bilin ki kim Allah’a şirk/ortak koşarsa, hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler için yardımcılar da yoktur.” 7
    “Andolsun ‘Allah üçün üçüncüsüdür (üç tanrının biridir)’ diyenler kâfir olmuştur. Hâlbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir ilâh/tanrı yoktur. Eğer diyegeldikleri (bu sözden) vazgeçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara çok acıklı bir azap vardır.” 8
    “Meryem oğlu Mesih (İsa), ancak bir rasûldür/peygamberdir (başka bir şey değildir). Ondan önce de (birçok) peygamberler gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl (haktan) yüz çeviriyorlar.” 9
    “De ki: ‘Ey ehl-i Kitap, dininizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan evvel gerçekten hem kendileri sapmış, hem de birçoğunu saptırmış ve (hâlâ da) dümdüz yoldan sapagelmiş bir kavmin hevâsına (ve hevesine) uymayın.” 10
    “Allah: ‘Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara: ‘beni ve anamı, Allah’tan başka iki ilâh/tanrı edinin’ diye sen mi dedin?’ diye buyurduğu zaman o, şöyle dedi: ‘Hâşâ! Seni tenzih ederim, Sen yücesin; Hakkım olmayan, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, şüphesiz Sen bunu bilirsin. Benim içimdekini Sen bilirsin; ben Senin zâtında olanı bilmem. Gaybları/gizlilikleri eksiksiz bilen yalnız Sensin, Sen! Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibâdet/kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine şâhid/kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin, şâhidsin.” 11
    “Yahudiler, ‘Uzeyir Allah’ın oğludur’ dediler! Hıristiyanlar da, ‘Mesih (İsa) Allah’ın oğludur’ dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!” 12
    “Onlar Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), râhiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki hepsine de tek ilâh’a ibâdet/kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı. Ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O, bunların şirk/ortak koştukları şeylerden uzaktır.” 13
    “İsa açık delillerle gelince, şöyle dedi: ‘Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibâdet edin. İşte bu, doğru yoldur.’ Ama aralarından çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azâbı karşısında vay o zulmedenlerin haline!” 14
    “Hani Meryem oğlu İsâ, ‘Ey İsrâil oğulları! Ben size Allah’ın peygamberiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamber’i de müjdeleyici olarak geldim’ demişti.” 15
    “De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na eş ya da denk değildir.”(Samed: Hiçbir şeye muhtaç olmayan, aksine her şey kendine muhtaç olan demektir.)” 16
    “Allah katında hak din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.” 17
    Ve bir hadis-i Şerif: “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdükleri gibi beni övmeyin. Yalnız, ‘Allah’ın kulu ve rasûlüdür’ deyin.” 18

    1 3/Âl-i İmrân, 67
    2 3/Âl-i İmrân, 50-51

    3 3/Âl-i İmrân, 64

    4 3/Âl-i İmrân, 79-80

    5 4/Nisâ, 171-172

    6 5/Mâide, 17

    7 5/Mâide, 72

    8 5/Mâide, 73

    9 5/Mâide, 75

    10 5/Mâide, 77

    11 5/Mâide, 116-117

    12 9/Tevbe, 30

    13 9/Tevbe, 31

    14 43/Zuhruf, 63-65

    15 61/Saf, 6

    16 112/İhlâs, 1-4

    17 3/Âl-i İmrân, 19

    18 Buhârî, Enbiyâ 48; Ahmed bin Hanbel, Müsned, I/23, 24, 47, 55

    Ahmed KALKAN \ Hıristiyanlık ve Yahudilik İtikad Kavramları Serisi 16 ~
  • 464 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir devlet nasıl kendi vatandaşına karşı bu kadar cani olabilirki?! İşte kitap okurken ve bittiğinde kafamda kalan tek düşünce... Çinde ki hızlı nüfus artışı karşısında çin hükümetinin aldığı karar ve uygulama şekli tek çocuk politikası ikinci çocuk için beş yıl bekleme beklemeyip çocuk yapanlara zorla uygulanan kürtajlar doğum sırasında öldürülen bebekler... soy devamı için illa istenen erkek çocuklar doğmayan doğmadan ölen erkek çocuklar doğduğu halde öldürülen bebekler zorla takılan stendler kocaların soy devamı için erkek çocuk uğruna elleriyle sökmeye çalıştıkları standler bide üstüne alınan paralar yakılan yıkılan evler yok edilen hayatlar dahası yetmez her dilde her ırkta her millette olduğu gibi vahşi erkekler ve onların ihtirasları tutkuları... onların ihtiraslarına tutkularına kurban giden kadınlar tecavüzler genel evleri ... kaçış teknede iğrenç bir yaşam bide aralara zorla sıkıştırılmış aşk ve cinsellik üzerine bir kitap... bazen öyle anlar oluyor ki kitabı okumaya bazen yüreğiniz dayanmıyor...
  • 464 syf.
    ·2 günde·Beğendi·5/10
    Konfüçyüs soyundan gelen kongzi soyunu devam ettirmek için erkek bit evlat istemektedir ama Meili ile ilk çocukları bir kız olmuştur ve çinde ikinci çocuk yapmak yasaktır. Aile bu ikinci çocuğu yapmak için güvenli kalabilecekleri yerler ararken başlarına ilginç, üzücü olaylar gelmektedir. Bu oloylar en çok meiliyi etkilemektedir. Meili çocuk yapmak yerine kariyer yapmayı hayal etmekte ama peşini bırakmayan talihsiz olaylar hayatını çok zor hale getirmektedir.
    Kitap ortalara doğru ilginç bir hal almaktadır, sonlara yaklaştıkça biraz bendeki anlamını yitirdi, bunda meyilinin son çocuğunu 5 sene karnında taşıması etkili oldu ve kitap bir sonuca bağlanmadan anlamsız bitti.
  • "Kitap okumayan çocuklar, hangi hazinelere sahip olduklarını bilemezler. Bu hazinelerin ne kadar değerli olduğunu bilselerdi, tüm gece uyumayıp mum ışığında okurlardı."
  • "Hayat acılarla dolu bir denizdir. Yine de başını çevir... kıyıyı göreceksin."