Bir replik...
Öğretmenimiz dedi ki: ‘'Allah görünmezdir. O her yerdedir. O’nu hissedebilirsin."

Majid Majidi-Cennetin Rengi-1999

nihan kibar, Cennetin Rengi'yi inceledi.
03 Nis 20:30 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kısa sürede zevkle okuduğum kitaplardan biri oldu, sayfalar aktı gitti okuyucuyu sıkmayan sade bir anlatım ...
Aşk, hayat ve gerçek kayıpları anlatan başarılı bir kitap.
Yazarın kalemine sağlık.

Hasret Yalçın, Cennetin Rengi'yi inceledi.
30 Mar 13:15 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Cennetin Rengi gerçekten harika bir kitaptı. Sürükleyici ve akıcı bir dili vardı. Kitabın başları pek hoşuma gitmesede ilerleyen kısımlarında resmen kitaba aşık oldum. Kitabın dış tasarımıda gerçekten güzeldi. Yani kitabın içi dışı harikaydı. Kitabın ilk kısımlarını ana karakter ağzından anlatırken ilerleyen kısımlarda ise ana karakterin annesinin ağzından anlatılıyor.
Cennetin rengi her zaman bir umut vardır dedirten bir kitaptı. Ne olursa olsun umut her zaman vardır ve umudumuzu hiçbir zaman kaybetmememiz gerektiğini anlatıyor. Merak ederek okuduğum ve gerçekten çabucak biten, harika bir kitaptı..

İrfan Yılmaz - On Sekiz Mart Çanakkale Destanı
Firuze iki derya kuşanır Gelibolu,
Yarımada kıbleden yaslanıyor şimale.
Toprağı Rumelidir, havası Anadolu...
Yadigâr bu vatana rengi kanayan lâle!
Cennet’i anımsatan büyülü yarımada
Sükûtuma da sebep, tüten efkârıma da...
Seddülbahir’le başlar nihayeti Bolayır,
Safir kesilmiş suya zümrüt yansıyan bayır.
Kudret kalemi ancak çizerek dört kesmini
Yeryüzüne düşürür derya fonlu resmini.
Çevir yüzünü gitsin, kibri ahkâm kesenden;
Bu El-Kaviyy mührünü sökemez beşer senden.
Efsunkâr Şimal Tacı yedi yıldızlı hale
Yalnız senin başına yakışır Çanakkale.

İlahî bir lütuftur Çanakkale Boğazı,
Mavi senin tülünde ne efsunkâr mavidir.
Sanki ipek gergefte sülüs ve celî yazı
Akışı şiir gibi... Kalemi semavîdir!
Ege’yle Marmara’nın gökyâkutlu visali
Hayallere sığmaz ki; düşte düşün misali!
Amber buğulu Asya koparken Avrupa’dan,
Suyuna misk damlatıp dökmüş altın kupadan.
Mağribi güneşlerde tüllenen Marmara’yı
Süzerken yanan gözler nasıl seçsin karayı!
İbrişim sırmalanıp atlas kuşanan beden
Göze nasıl görünür acaba gök kubbeden?
İki derya coşkusu sığmaz hiçbir risale
Cebelitarık seni kıskanır Çanakkale! ...

Beş bin yıllık tarihî antik kent Çanakkale
Savaş ve afetlerle yıkılsa da doğrulmuş.
Asırlarca ışığı sönmeyen bu meşale
İlim irfan yuvası kültür ile yoğrulmuş.
Karasi Beyliği’nden sancaksın Osmanlı’ya,
Senin yazdığın tarih bu kadar mı şanlı ya! ...
Kilitbahir karşında şeklen yoncaya benzer,
Suya aksi düşmesin gülden goncaya benzer.
Var mı Kumkale gibi düşlerin en ırağı?
Egeden meltem alan Asyanın son toprağı.
Tarihî mirasından gönüllere kayan sır
Eceabat ufkunda denize başka yansır.
Cennetin bu köşesi nasıl uğrar işgale?
Ablukaya alınmış gülistan Çanakkale!

Sömürgeci ve zalim itilaf devletleri,
Dört kıtanın ifriti yamyamıyla beraber;
İstanbul hayaline kesmişler biletleri,
Mücadeleden yılmaz aslanlardan bîhaber!
And içmişler birlikte Fransız İngiliz’i
Nâmert elle, Cennet’ten koparmaya filizi!
Avustralya, Senegal, Cezayir ve Kanada
Gözlerini karartmış güç yetilmez inada.
İngiliz’i anladık... istiladır emeli,
Peki ya şu Zenci’ye, Hindu’ya ne demeli?
Sökülmek isteniyor ki evlad-ı fatihan;
Avuç içi karaya yüklenmiş cümle cihan! .
Meleklerin yurduna yakışmayan ahvale,
Sükût ikrar dilidir kükresin Çanakkale!

Yıl, bin dokuz yüz on beş: On sekiz mart zaferi!
Çanakkale Boğazı Sırat Köprüsü’nden dar,
Aslan kesildi o gün her Osmanlı neferi,
Kumkale tarafından Seddülbahir’e kadar!
Kilitbahir neresi, Yeni Zelanda nere? ...
Düşman boğaz sanıyor... Çelik kollu cendere!
Zırhlı gemiler gelmiş dünyanın bir ucundan.
Kartal pençeyle kaptı deryanın avucundan!
Hangi tarih yâd etmez O vefakâr Nusrat’ı
Döşediği mayınlar aratmadı Sıratı!
Yarım Dünya geçiyor, Seyit Onbaşı davran
Kaldır top mermisini tarihe yazsın Havran:
Elindeki son gülle... İmkânın yok ikmale;
Besmeleyle ateşle, gürlesin Çanakkale!

Takdir-i İlahidir meleklerin yardımı,
Komutanı Cebrail, bütün ordusu melek...
Gemiler zırhlı diye payitahta vardı mı?
Burası Çanakkale, tufan koparan felek!
Vurulan Kara Belâ yan yattı tabak gibi
Üç dakika içinde mekanı deniz dibi...
Yarım Dünya diyorsan kaderi ondan farksız,
Zırhından yara almış; dümeni kırık, çarksız.
Dokuz savaş gemisi su içinde kavruldu,
Mayın ve obüslerle kaderine savruldu.
İfritlere acımaz yol vermiyor Cebrail,
Yerden fışkıran derya göklere oldu nail.
Düşmanları boğazda kahreden bu şelale,
Nuh Nebiden sonraki tufandır Çanakkale!

Seddülbahir benzeri sarsıldı Anzak Koyu
Sanki Kıyamet sesi, Sûr üflüyor İsrafil!
Conkbayırı ve Kirte yazılmaz ömür boyu,
Yer ve gökle beraber denizi sarmış gafil.
Mermi mermiyi vurdu, süngü süngüyü yardı;
Toprak yamyam kaynıyor kesilmez oldu ardı.
Adım atacak yer yok Hindu ve Berberiden,
Anzakla Kanadalı koşturuyor geriden.
İngiliz başı çekmiş Fransızla yarışta
Toprak kızıla dönmüş gördüğün her karışta!
İnsanlığın utancı bitmez görünen bu şer
Kıyameti kopmadan sanki kurulmuş Mahşer!
Dabbetül Arz çağrısı gibi gelir Deccâle;
Mehdi ve îman sende, vur gitsin Çanakkale!

Gül kokulu diyardır şehitlerin mekânı
Şehidim, meleklerden müjdelendi hediyen.
Ecrini sunmak ister var mı bunun imkânı
Vatan, şehitlerine minnettar ebediyen!
Gök kuşağı nakşolsa makberin kemerine,
Bahreynî inci mercan işlense mermerine,
Sandukası arusek örtüsü sim işinden,
Zemini yâkut olsa kubbesi fil dişinden:
Şehadeti Tevhidle tattığı andan beri
Firdevs müjdesi alan ne yapsın ki makberi?
Şehide, Medinenin münevver bucağından
İki Cihan Güneşi yer vermiş kucağından!
Rahat uyusun diye uğramasın ihmale,
Gül-i Rana kokusu başkadır Çanakkale

Şükranla okunsa da şehitlerin destanı
Kan sızan hecelere kalem nasıl dokunsun?
Fatiha’yla duayla ruhların serbest anı
Sana ithaf edilip kaç bin kere okunsun?
Şehadete ererken duyduğun kutlu sesi
Alnına nurla yazdı meleklerin busesi!
Ey şehit, bilinir ki: Ölümsüzsün, dirisin,
Hakkın, Cennet müjdeli kullarından birisin!
Kanınla suladığın yere toprak denir mi?
Mirasın korunmadan hakkın hiç ödenir mi?
Vatanın şükranıyken utancı oldu harbin
Şehit sayısına bak: İki yüz elli üç bin!
İçli dualar ile kayıt düştü icmale
Her sayfası yakıcı bir ağıt Çanakkale!

Tarihe ebediyen vurulan altın mühür,
Sökülmeyen perçindir şüheda tılsımından.
Ey şehit, yerin Firdevs meleklerden tezahür
Tescil edilmiştir ki Cennet’in üst kısmından!
Öyle kutlu zafer ki düşündükçe vecd eden,
Melekler secde eder alnı kalkmaz secdeden!
Rengi kanayan lâlem şühedanla bakîdir,
Yazdığın eşsiz destan... Gerisi afakîdir!
İhtirasın esiri yedi düvelden düşman,
Gelibolu’ya ayak bastığına bin pişman!
Mücevheri bilmeden çakıl sanmıştır zahir;
Bastığı toprak değil, cevahirdir cevahir!
Hilâl gökte tutkuyla gülümserken Zühal’e,
Kıyamet kopana dek varılan son merhale:
Böyle destan bir daha yazılmaz Çanakkale! ...

Bazen bir şarkı, bazen bir şiir, bazen bir kitap, bazen de bir film, çok izler bırakır hayatımızda. Küçücük de olsa bir farkındalık yaratır, bazen güldürür bazen ağlatır. Son zamanlarda kitaplarımın yanı sıra filmlere verdim kendimi. Pek anlamam aslında filmden, hele ki hollywood yapımı filmleri seyredemem kolay kolay. Belki hoş olmaz ama kendi yapımız filmleri bile öyle çok izleyemem. Ama son zamanlarda beni oldukça etkileyen ve eminim ki uzunca bir süre de devam edeceğim bir sinama buldum :) İran Sinaması... Geçen yıllarda da bir kaç filmini seyredip biraz gözyaşı döküp, üstünde çokça düşünmüştüm. Şu son günlerdeyse izlemeden uyumuyorum diyebilirim. :) O filmlerin doğallığı, içtenliği beni o kadar bağlıyor ki. Özellikle çocuk karakterler, - tabi ki- her biri bir rol üstlenen çöller ve dağlar... Bunların yanı sıra kullanılan film müzikleri de oldukça etkileyici. Ghazal Shakeri bu isimlerden sadece biri fakat beni en çok etkileyeni. Bana göre dünyanın en güzel kadını :) ve sesi en güzeli... Enstrüman kullanmadan dupduru sesiyle söylediği şarkılar bir yerden alıp başka yerlere götürür beni her dinlediğimde. https://youtu.be/9VpVP0YF4RI
Şarkıları sevdim :) şimdi filmlere geçeyim, en beğendiklerim ve benim gibi düşünen canlar için bir kaç tane yazayım.
-Kaplumbağalar Da Uçar
-‎Bab'Aziz
-Cennetin Rengi
-‎Baran
-Cennetin Çocukları
-‎Kararsız Gönül
-‎Yağmur Köşelerinden
-‎Melekler Hep Birlikte İner
-‎ Cenaze İçin Bir Kilo Hurma
-‎ Kalbi Kırık
-‎ Herkes Uyurken
Film replikleri de aynı zamanda çok güzel ve özel anlamlar taşırlar her filmde ayrı ayrı. "Eğer aşk olmazsa, kalp ne işe yarar." gibi...
İşte canlar uzun lafın kısası :) bende ayrı ve de özel bir yeri olan İran Sinaması'nı denemenizi öneririm, pişman olmazsınız. :) Şimdiden iyi seyirler... ;)

esra uysal, bir alıntı ekledi.
07 Mar 16:24

Olmuş elmalardan öğrendim umursamamayı. Ya ağaç bırakacaktı beni, ya da ben ağacı.

Cennetin Rengi, E. V. MitchellCennetin Rengi, E. V. Mitchell
Betül Yıldız, bir alıntı ekledi.
03 Mar 11:05 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Birlikte geçireceğimiz bir hayatın başında mı yoksa sonunda mı olduğumuzu bilmiyorduk. Ancak hayat diye buna deniyor zaten değil mi? Yeni doğan günün son günümüz olmadığını hangimiz bilebiliriz ki?

Cennetin Rengi, E. V. MitchellCennetin Rengi, E. V. Mitchell
Nilüfer Yolcu, bir alıntı ekledi.
01 Mar 22:08 · Kitabı okudu · 2/10 puan

Cennetin rengi nedir? Sonsuz Mavi... Sağlığın temsili Beyaz... Huzurun diğer adı Yeşil.. Peki sizin renginiz nedir ?

Cennetin Rengi, E. V. MitchellCennetin Rengi, E. V. Mitchell

İçinde akmış olan o kan güçsüzleşiyordu giderek:
Ve karanlığın içinde yalnızca iki zayıflayan ışık
Noktası parıldadığında,birbirlerini izleyen belli belirsiz
Solukları yetmedi durgun gecede kıpırtılar
Yaratmaya:-en küçük ışın söndüğünde bile
Oyalanmayı sürdürdü nabzı yüreğinde.
Duraksadı-titredi.Ancak gökyüzü bütünüyle
Karanlık kalmayı sürdürdüğünde,sisli gölgeler
Kapsadılar kendi dilsiz toprakları ve bomboş gökleri
Gibi sessiz,soğuk ve devinimsiz bir imgeyi.
Batı güneşin ışığını kesmeden önce ona hizmet
Eden altın rengi ışınların beslediği
Bir buğu gibiydi o olağanüstü gövde-
Ne duyum,ne devinim,ne de tanrısallık-
Ahenkli tellerinde cennetin nefesinin gezindiği
Narin bir ut-bir zamanlar çok sesli dalgalarla
Beslenmiş olan parıltılı bir akarsu-gecenin ve zamanın
Sonsuza dek alevini söndürdüğü bir gençlik düşü,
Hareketsiz,karanlık ve kuru,ve kimse tarafından anımsanmayan şimdi.

Percy Shelley