• 80 syf.
    Bir psikiyatrist incelemesi...
    Bir sanatçının ölümsüzlüğü, kullandığı sembol dilinin gücü ile orantılıdır. Çünkü sembol dili evrenseldir ve her çağda geçerlidir. Kafka’nın bir sabah uyandığında kendisini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa’sı ise buna en iyi örneklerdendir.
    Neredeyse 100 yıl önce Kafka, kapitalist toplumun ulaşacağı noktayı ‘böcekleşmiş insan’ metaforu ile anlatmaya çalışmıştı. Psikolojik açıdan bakıldığında ise böcekleşme, psikotik bir öğedir ve parçalanmayı ve kaybolmayı sembolize ediyordu.

    Aslında Kafka, modern hayata ve kapitalist sisteme ağır bir eleştiri getiriyordu. Değişen toplumsal ilişkileri, kendilerine ve dünyaya yabancılaşan ve yalnızlaşan insanları anlatıyordu. Bireyler önce parçalanıyor, sonra değerlerini yitirerek kaybolup gidiyordu.
    Hatta Gregor Samsa’nın hissettiği baba otoritesinin baskısı bile, sistemin vasat insan üzerindeki baskısına; ailesinin ekonomik sömürüsü ise tepedeki büyük kapital sahibi ailelerin toplumları sömürmesine benziyordu. Çünkü sistemin sahibi olan bu ailelerde ataerkil kafa devam ediyordu. Liberalizmdeki özgürlük ve demokrasi masalları ise, sistem sahiplerinin medya ve sosyal medyası ile seni uyutmasından başka bir şey değildi.
    İNSANIN DEĞERİ, YAPTIĞI İŞ İLE EŞDEĞERDİ

    Modern dünyaya dikkatle bakıldığında, insanların statü göstergesi nesneleri yanlarında istedikleri, ama onları aşağı çekecek şeyleri (aile, arkadaş vb.) istemedikleri görülüyordu (1). Tıpkı böceğe dönüşen Gregor’un istenmemesi gibi…

    Kapital sisteminde insan, fonksiyonu ile özdeşleştiriliyordu. İnsanın değeri, yaptığı iş ile eş değerdi .İnsani özellikler değil, unvan ve maddiyatlar ön plandaydı. Dış görünüşleri ile değerlendirilip, gerçekte ne olduklarına bakılmıyordu .Eğitimli insanlar bile doktor, avukat, mühendis vb. unvanların arkasına saklandıklarını göremiyorlardı.
    Komşusunun külüne muhtaç olan, iyi ve kötü günlerinde sosyal çevresi ile duygusal bağını devam ettirmek zorunda kalan insan ise yok olmaya mahkumdu. Maddiyat ve çıkarlar, duygusal ihtiyaçların yerini alıyor ve bireyin statüsü ne kadar tükettiği ya da ne kadar harcadığı ile belirleniyordu. Tükettiği ürünler ise, bir nesne olmanın çok ötesinde birer anlam kazanıyordu
    İşte bu aşamada Marx’ın bahsettiği ‘meta fetişizmi’ ortaya çıkıyordu. İnsanlar cansız nesnelere, insanların sahip olabileceği nitelikleri atfetmeye başlıyordu .Emeğin karşılığı para idi, insan bir süre sonra emeğine yabancılaşıyordu. Teknolojik ürünlere ve eşyalara, insanlara gösterilmesi gereken saygı gösteriliyordu. Antikalar, arabalar, cep telefonları gibi cihazlar ise ayrı bir önem kazanıyor, hatta seviliyordu. İnsan ise sömürülüyordu. Böyle olunca insanlar birbirinden uzaklaşıyor ve yabancılaşıyordu. Weber’in dediği gibi, önce insanlıktan çıkan birey, sonra Kafka’nın böceğine dönüşüyordu.
    Peki bu gün ki gelinen aşamanın anlamı… Yani sosyal medya neydi?

    Aslında bir böcek network’u idi. Yani, sisteminin böcekleştirdiği insanların bir internet ağı ile birbirlerine bağlanmasından başka bir şey değildi
    bu gün yüz yüze iletişimi bırakarak internet mecralarına kapılan ve paylaşım çılgınlığı ile sosyalleştiğini zanneden bireyler, tıpkı böcekleşmiş Gregor Samsa gibi kendilerine ve çevrelerine yabancılaşıyor, ailesel ilişkileri zayıflayarak yalnızlaşıyorlardu
    böcekleşen Gregor’un büyümesi ve odada hareket edemez hale gelmesi bile benzerdi. Hatta sosyal medyada sahte kimlik yaratma durumu vardır ki; gerçek kimliği ile sahte kimliği iç içe geçen birey, sonuçta kendi özüne yabancılaşıyordu .

    Kitapta Gregor’un vücudu bir böceğe dönüşse de, zihni insan zihni olarak kalıyor ve bir süre sonra bedeni ile zihni arasında bir kopukluk ortaya çıkıyordu .Bu gün internet ve sosyal medyada uzun zaman geçiren kişilerde de neyin gerçek neyin sanal olduğu ayırımı ortadan kalkıyordu. Bu durum beden ile zihin arasındaki bir kopukluk değil miydi?

    GREGOR’UN PENCERESİ, MEDYA VE SOSYAL MEDYA EKRANI MI?

    Peki böcekleşen Gregor’a haz veren tek şey neydi?

    Pencereden dışarı bakmanın ona verdiği özgürlük hissi ...Bu hissi veren bu pencereyi ise, televizyon, bilgisayar ve telefon ekranlarına benzetmek yanlış olmaz. Çünkü sistemin sahipleri bu ekranları ‘dünyaya açılan pencere’ olarak sunmuşlardı. Ama sonra ne oldu? Tıpkı bu pencerenin Gregor’un alışılmış besini haline gelmesi gibi, sosyal medya da nettekilerin besini haline geliyordu.
    Ayrıca romanda çalar saatin durup dinlenmeyen tik takları dikkati çekiyordu. Aslında bu durum kapitalist sistemde değişen zaman kavramını anlatıyordu. Çünkü gün doğumu ve batımı ile tanımlanan gün, mesai saatlerine göre tanımlanmaya başlıyordu. Baharın gelişi ise, çiçeklerin açması ve cemrelerle değil, yaz saati uygulaması ile başlıyordu
    İşte Kafka’nın büyüklüğü de buradan geliyordu. Kullandığı böcekleşme metaforu ise, kapital sisteminde bir asır sonra gelinen aşamayı anlatıyordu.
  • Buenos Aires'liler ellerinde kulaklarına dayalı cep telefonları ile dolanıyor, arabalarını cep telefonlarını omuzlarıyla kulakları arasına sıkıştırmış bir şekilde kullanıyor, toplu taşıma araçlarında, süpermarketlerde yine cep telefonuyla konuşuyor ve sokakları bile, sanki
    sözel bir virus hayatlarının kontrolünü ele geçirmişçesine, bu şekilde süpürüyorlardı.
  • Dinler için yepyeni bir çağdayız. Dinler, bin yıl boyunca başkalarının dinleri veya kendi dinleri hakkında bilgi toplayan kitleleri görmezden geldi. Bu dinler, kültürel olarak cehaletin kolayca sürdürüldüğü bir dünyada evrildiler. Teknoloji, cep telefonları, internet ve benzerleri tarafından sağlanan yeni bilgi şeffaflığı, dinlerin binlerce yıldır yüzleşmek zorunda kaldığı bilgi felsefesi alanındaki ilk esaslı değişimdir...
  • 464 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Tan Yeri Merve Özcan'ın cümlelerinin yanı sıra çizimlerini de bulunduruyor.Aslında kitabı alma sebeplerimin başında içindeki çizimler dersem yalan olmaz.Benim çizime-sanata-olan merakımı bilen bilir.Bu sebeptendir ki kitap beni kendine daha çok çekti.Daha önce hiç Türk bir yazardan bu tarz bir eser okudunuz mu bilmem ama ben ilk defa okudum.İçinde (distopya diyebilir miyim hiç bilmiyorum) aksiyon,dram,aşk,macera ve bir çok türü barındırmasının yanında dini etmenler de söz konusu.Kur'an'ı Kerim'den ayetlerle birlikte bulunan anlamlı ve düşündürücü cümlelerin altını çizmeden geçemeyecek,hep aklınızın bir köşesinde bulunduracaksınız.Benim için hoş ve unutulamayacak bir kitaptı ki sanırım 2.kitabı kasım ayı gibi çıkacakmış.Heyecanla bekliyorum.Çünkü sonu kalp atışlarımı yavaşlatacak derece aynı zamanda "biliydim böyle olacanı"dedidten bir sondu.Henüz almadıysanız veya okumadıysanız bence ikinci kitabın çıkmasını bekleyin.Baş kahramanlarımızdan Helya,Ateşoyuk adında bir toprakta yaşar.Burada dış dünyaya nazaran cep telefonları ve modern hiçbir teknolojik alet bulunmamaktadır.Ve asıl olay ise Parslar ve Ateşoyuk ahalisinin arasındaki husumettir.Heyecanlı bir şekilde bu iki tarafın aşkla sarmalanmış geçmişe ve bunun getirisi olarak şimdiyi oluyacağımız kitabın bir diğer baş kahramanı Arsıl Alaz.Herkesin tahmin edeceği üzere Helya ve Arsıl'ın yolları birleşir...
    Helya ve ailesinin Amber adında bir kütüphanemsi mekanları vardır ve çoğu vakitlerini burada geçirirler.Biz kitap severlerin hayal ettiği o eşsiz mekan tam olarak orası.Okurken böyle iç çeke çeke bir hal oldum.Tabi ki "şimdi orada ben olacaktım varyaaaa" dedim.Yani hangimiz demeyiz ki?