Konakta geçirdiği yedi senelik hayat ona anlatmıştır ki, ne kadar koşsa kâfi görülmeyecek, daha fazla koşsun diye dövülmeye devam edilecektir. Eh, yenecek kızılcık dallarının yekûnu değişmeyecek olduktan sonra, boş gayretle neye kendini yormalı?..
Lalanın odasında kilitli bir yük, yükün içinde teneke kaplı bir yeşil sandık vardı.
Konak halkı onu Tahir Ağanın vaktiyle hacca gitmiş bir hemşehrisinin emaneti diye bilirlerdi. Aradan sekiz, on sene geçtiği halde bu hemşehri, Hicaz'dan dönmüyor, fakat nedense onun o mübarek topraklarda ölmüş olması ihtimalini kimse aklından geçirmiyordu.
Evin en sıkı zamanında bakarım, dizi dizi namaza durmuşlar... Sofra kurulacak, lambalar hazırlanacak, lâ havle ve lâ kuvvete... Söylesen bir türlü... Öyle ya, Allah divanına durmuş bir insanı nasıl ensesinden çekip işe sürersin?..