• Burada kesin uyulması gereken bir dizi onur kuralı vardı. Erkek olma iddiasıyla ortaya çıkanın, ister samuray ya da kahraman kovboy, ister cani ya da asi, olabildiğince güçlü ve tehlikeli bir rakiple, en azından kendisine denk bir rakiple boy ölçüşmesi temel kuraldı. Günümüzün saldırganları bu tür kavramlara yabancı. Burada ortaya yeni bir erkeklik anlayışı çıkıyor. Bu erkekliğin onurunun korkaklık olduğu söylenebilir; fakat bunu söylemekle onları yüceltmiş olurduk. Cesaret ve korkaklık arasındaki yalın ayırımı dahi anlayamıyorlar.
  • Hadi itiraf edin :) Sitedeki en güzel kızın isminin baş harfini yazın :)
  • Evet, var olmak yorulmaktır; ama bunun için güzeldir. Varolmak ve var kalmak, cesaret ister.
  • Sevmek yürek ister değil, her yürek sevmek ister. Sadece sevdiğine sonuna kadar sahip çıkabilmek cesaret ister.

    Sunay AKIN
  • Aşk masumiyet,
    Seks yaramazlık ister...
    2si 1 arada yaşanacaksa eğer, buna cesaret ister.!!!
  • İyi akşamlar tekrar, #36889321 hikaye yazma etkinliği kapsamında, ismini vermek istemeyen başka bir okurun hikayesini paylaşıyorum şimdi de. Umarım buna da cesaret verici yorumlar gelir.

    ÖZGÜR BİR TUTUKLU

    Zihnime baskı yapan düşünceler haddini fazlasıyla aşıyor.
    Ne hakkı var onların, bu denli sorgulamalar içinde bana can çektirmeye?
    Düşüncem ayrı, duygum ayrı, ruhum ve bedenim ayrı odalarda oturuyor.
    Uzlaşmaları adına, onlara bir teklifte bulundum. Düşünce sundu, duygu ölçtü, ruh hissetti, karar alınınca beden harekete geçti. Her biri büyük bir sessizliğe gömülmüş gibi gözükse de umutsuz çehrem aracılığıyla konuştu.
    Düşünceye kulak, ruha duygu düştü, ben de sırt çantamı alıp yürümeye başladım. Sokağa çıktığımda şaşırtıcı bir sessizlik kendini gösterdi, ne bir araç var, ne bir insan. Gel gelelim içimdekiler bu sessizliğin huzurunu yaşamama engel.
    İki adım atmama rağmen bir arşın gitmiş gibi hissediyorum, zihnimin odaları oldukça kalabalık ve sesler belli belirsiz yükselmekte. Kendi düşüncesine muhalefet, kendi duygusuna aciz, kendi ruhuna yabancı bir insan, insanlığından da şüphe ediyor bir süre sonra.
    Anlıyorum ki yolculuk için çıktığım bu sokaklarda kendimi arıyorum, elimde bir resmim var, onu gösterip tanıyor musunuz diyeceğim bir kişi bile yok. Resme göz gezdiriyorum, bakıyorum, alnında çizgiler, gözlerinde anlamsızlık ve yüzünde anlaşılması güç bir keder. Fakat şaşırtıcı olan bunlara rağmen yüzünün genel hatlarında, dikkatli bakıldığında görülmesi mümkün bir umursamazlık var.
    Bu adamı tanımıyorum.
    Düşünce öne çıkıyor, duygu hemen onu bastırmaya çalışıp aidiyet duygusunu ortaya atıyor. Sevdiklerim aklıma gelir gibi oluyor, sevdiklerim, onların yalnızca yüzlerini hatırlıyorum. Sevgilerine dair hatırladığım tek olay yok. Sonra ansızın bir siren sesi, düşünce, ruh hepsi bir yana saklanıyor. Karşımda iki polis memuru, namlusunu bana uzatmış yavaş yavaş yaklaşıyorlar. Kulağım ‘’ellerini başının üstüne koy’’ diyor. Onu dinleyip söylediğini yapıyorum, ellerimdeki kelepçeyi gören gözlerim şaşkınlıkla etrafa bakmakla meşgul. Zihnim tüm bunlara bir anlam bulmaya çalışıyor;
    Sevdiklerimde beni mi arıyor acaba diyorum kendi kendime.
    Belki bir karakola kayıp ilanı verilmiştir…
    O zaman bu kelepçe niye?
    Bilmiyorum. Sonra çok garip bir şey oluyor;
    Kelepçe de sevdiklerimi görüyorum, en önde ailem var, sonra sevgilim…
    Sonra şaşırtıcı bir şey oluyor, inanılması güç bir kalabalık beliriyor kelepçede. Koskoca ülke nasıl sığar bu ufacık metal parçasına? Komşular, esnaf, arkadaşlar, tanıdıklar, tanımadıklar herkes burada.
    ‘’Yardım edin’’ diyorum. Ne aptallık ama…
    Polis bana dönüyor, ‘’Onların dediklerini yaparsan özgürsün’’ diyor.
    Ne tezatlık bu! Başkasının istediğini yaparak özgür olmak…
    ‘’Başka yolu yok mu?’’
    ‘’Yok!’’
    Başımı öne eğiyorum.
    Düşünüyorum…
    Sonra bir ses;
    Önce anlaşılmıyor.
    Anlıyorum ki onu anlamak için önce çaba sarf etmem gerek. Var gücümle daha fazla eğiliyorum, söylediklerini duymak için daha fazla çabalıyorum. Nitekim duyuyorum;
    ‘’Özgür olduğunu düşünen köle mutludur’’ diyor ve ekliyor ‘’Onursuz, bilinçsiz, aptal bir mutluluk bu. İster misin bunu?’’
    ‘’Hayır’’ diyorum, ‘’Düşünceye ihanet edemem.’’
    ‘’O zaman bu kelepçelerden kurtulman mümkün değil, hem bak düşünce bile terk etti seni.’’ Diyor ve
    ortadan kayboluyor.
    Ellerimi başımın arasına alıp başımı eğmiş halde öylece dururken düşünce birden zihnime giriyor.
    Onu görmenin mutluluğu paha biçilemez. Ardından yine konuşmaya başlıyor;
    ‘’ Ya beni dinleyeceksin, ya da kelepçe de gördüklerini’’ diyor.
    Onu dinleyeceğimi söylüyorum ve o an içime garip bir huzur doğuyor.
    Ansızın sözcükler tek tek kulağıma ulaşıyor;
    ‘’Onların’’ diyor, ‘’Her birinin üzerinde uygulamaya koydukları kendi doğruları vardır. Seni sevdiğini iddia eden bu kesime karşı çıkmaya gör! Bu durum egoları üzerinde öyle etkiler bırakır ki, kızgın bir boğa gibi saldırıya geçerler. Mutlak değerleri, geleneksel nutukları, hiç mi hiç bitmez. ‘’
    Susuyor.
    Düşünüyorum…
    Başım hala eğik, bu haldeyken bağırmaya başlıyorum;
    ‘’Kendi varlık sebebini, başkalarına müdahale etme hakkı olarak gören bu insancıklardan nefret ediyorum!’’ diyorum.
    Sonra buna dahi layık olmadıklarını anlıyorum. Nefret özel bir duygudur, gerçekliği tartışıldığı an ortadan kalkar.
    Başımı kaldırıyorum.
    Başkaldırıyorum.
    Gözlerim bileklerime gidiyor, kelepçelerin artık orada olmadığını görüyorum…